şükela:  tümü | bugün soru sor
114 entry daha
  • sabır diliyorum.
  • hayat ve anlamı başlıklı yazısı istifa mektubum olacaktır. kendisine baş sağlığı diliyorum.
  • düşünüyorum iki gündür... neden çok etkilendim nursel'in ölümünden, neden bu kadar mutsuz hissettim, hiç tanımadığım bir çiftin böyle ayrılmasından nasıl bu kadar etkilendim, etkilendik eşimle... cumartesi günkü yazısını okuyunca anladım ki daha doğrusu emin oldum ki, çok mutlulularmış, ve bir anda kaan ın da dediği gibi evrensel şans skalasında savrulmuş eksilere. ben mutlu insanları çok seviyorum. tanımasam da yolda, sokakta gördüğüm pozitif insanlara hayran kalıyorum, o neşenin dünyanın dengesini sağlayan bir güç oluşturduğunu düşünüyorum.
    hayat yeterince boktan bir şey ve etrafta o kadar çok mutsuz insan var ki.. ya iki mutlu insan, kendileri için mutlu küçük bir dünya yaratmış iki mutlu insan, çok güzel, dünyanın neşe dengesine acayip katkı sağlayan insanlar. şimdi bu haksızlık değil mi birinin diğerinden ayrılması.
    çok etkilendim çünkü biz de çok mutluyuz eşimle ve biz de dışardan bakanın gerizekalı diyebileceği kadar saçma salak şeylere sevinip, eğlenebiliyoruz. ve deli gibi korkuyorum ona bir şey olacak diye. o yüzden günlerdir daha da sıkı sarılıyoruz, kızmıyoruz birbirimize ufak tefek şeyler için... çünkü hayat "şimdi" yaşanacak bir şey.

    ve eminim kaan ın yazısından etkilenip, birçok çift daha da sıkı sarıldı birbirine ve herkes dua etti nursel için, kaan'a da sabırlar dilediler...

    edit: tanım lazım ya illa sözlüğe; insan gibi adamdır kaan.

    sağolsunlar yazısına link veren arkadaşlar olmuş, onların affına sığınarak bir de buraya kopyalamak istiyorum hani olur ya bir gün radikal in sitesine bir şey olur, o yazı gider kaybolur, burada da olsun lütfen.

    " hayat ve anlamı
    geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. yok yani. işin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. çat! şimdi evde iki kişi kaldık. kedimiz tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. kısa sürede çok üzüldüm.
    üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. insan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. çok yalnızım. ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. geceleri uyumak çok zor. içki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.
    gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapı tv’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. sabah kalkış kısmı daha fena. uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. neyi devam etsin? benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. hem de sıfırdan.
    sevindiğim şeyler de var. son bir yılı reklam acansındaki işimden ayrılıp evde nursel’le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, tortor’a bakıp gülüyorduk. çok mutluyduk, gerçekten. çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.
    sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. neyse ki şimdi kendisini heybeli’ye bıraktık. bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, heybeli’ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. şimdilik beklemekte yarar var. hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.
    hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. hâlâ da düşünüyorum galiba. hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.
    ‘küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım’ gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip “şimdi mükemmel olduk” diye salak salak sevinirdik. bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. insan burnuna çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. şans işi işte.
    bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. insan olmayı, çevremi sevmeyi nursel’den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. daha öğrenecek çok şeyim vardı.
    beni hayata bağlayan şeydi kendisi. o gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.
    durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş,
    bi kere daha ayılıyorsunuz. ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. çekiliş hep devam edecek.
    bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. zamanla çıt çıt açılıyorlar. şimdi onlara bakmak için çok erken.
    karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. bakalım ne olacak? hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.
    geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. yani var ama, yok. üzücü ama gerçek, ne yapalım?
    şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. yani var ama, yok."
  • eşini kaybettiğini öğrendiğimden beri yaşadığı acının başıma geldiğini düşünüyorum ve kendime hakim olamayıp boğazıma oturan yumruk eşliğinde bir kaç gözyaşı döküyorum.

    ama sen kaan kardeşim, büyük acını öylesine asil bir şekilde yaşıyorsun ki, bu elemli durum senin zaten olduğundan daha da güzel bir insan haline gelmene varıyor.

    hani demişsin ya, "yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz", çoğu kişi en yakınını kaybettikten sonra bile bu farkındalığa ulaşamıyor. sayende ben, büyük bir kayıp yaşamadan önce belki daha değer bilir bir insan haline geleceğim.

    penguen'deki yazında "zirvede bıraktı" ifadesini kullanmışsın; bence sen de zirvedesin artık kaan. giderken bile seni dibe itmeyen, çekip zirveye çıkaran bir eşin varmış. ne mutlu sana.
  • ulan geçen hafta bi arkadaşımın eşini kaybettiğini öğrendim, şimdi de kaan sezyum'un. evli ve bi kedi sahibi bi insan olarak beni ciddi kaygılara gark etmiştir kendisi. başı sağolsun, dostları yalnız bırakmasın.
  • radikaldeki yazısıyla felç etmiş yazar... sabırlar diliyorum...
  • sözlükte değil de, yeni harmandan tanıdığım, yıllarca zırt pırt kapanan ulaşılamayan sitesini mütemadiyen takip etmeye uğraştığım, bana kimi zamanlar algının kapılarını farklı maymuncuklarla açmayı öğreten kişinin adını son 3 gündür sol frame de görüyordum ama bakmıyordum, kesin sitesinde bir bomba patlatmıştır en iyisi siteye girip bakayım diye atlamadığım(ve mütemadiyen girmeyi ertelediğim) başlığa sonuçta bu gün girince ve son yazılanlara bakınca" hayatın anlamının amına koyiim" dedirtecek derecede isyan ettiren kişi olmuştur. başı sağolsundur. uygun gördüğü bir zamanda kendisininde bulunduğu bir mekanda mitra'ya bakire kurban ederek başındaki kötü şansın telef edilmesi elzemdir...
  • bugün radikal'deki yazısı feci iç burkan yazar.sabah kalktığımda şarkı listemin en altındaki zardanadam'a gözüm ilişmişti.yazısını okurken alttan tesadüfi bir şekilde zardanadam'ın gelmesen de olur şarkısı çalıyordu.diğer sözlerini pek hatırlayamadım ama şu diziler aklıma kazındı"beni ölesiye sev demiştin;sevdim".sanki aralarındaki bi anlık konuşmaya şahit olmuş gibi oldum.boğazım düğümlendi.

    ya bu adam mizah yazarı.işini de çok iyi yapıyordu.arada sırada penguen'i aldığım zaman ilk okuduğum yerlerden biri kaan sezyum'un köşesiydi.ayrıyetten sitesini de takip ediyordum.çok da eğleniyordum.böyle bir adam şimdi böyle bir acı yaşıyor.hayatındaki en sevdiği insanı yitirmiş durumda.inanılacak gibi değil.çok ama çok üzüldüm.allah yardımcısı olsun,kendisine sabır versin.
  • hayat ve anlamini cok guzel belirtmis yazar. herkesin aslinda bildigi, ama hergun israrla gözardi ettigi gercekleri yazmistir. hayatin guzelliginin aslinda basitliginde oldugunu hatirlayan, gunluk kosusturma icinde sevdiklerini, sevdigi seyleri, zevklerini unutan her okuyucunun bogazini dugumlemistir. basi sagolsun. bizim onun acisini paylasmamiz, onun acisini hafifletmez ama kendisinin aslinda tanidigindan cok daha fazla arkadasi vardir, tum okuyanlari kendisine destek vermek istemektedir.
  • eşinin ölümünden sonra yazdığı yazıyı okuyunca acının insan diline ifade şeklini gördüm,saçmasapan bir yerde garip bir durumda acısını hissettim,belki 2 ay sonra evlenecek olmam ve eşiyle olduğu zamanlarını anlattığı yerleri okuyunca tıpkı o anları yaşayarak ömrümü geçirmek istediğimden , onun acısını, yarıda kalmışlıklarına üzüldüm,anlamak zor,anlamak çözmekten daha zor.
    onun sözleriyle:
    hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha.
475 entry daha