şükela:  tümü | bugün
  • kırıka'nın yeni albümü. (bkz: #13497142) albümde yer alan şarkılar;

    dokumacı örümcek
    kaba saz
    dert gemisi
    nargilem
    ispirtocu saim
    bir sır var gülüşünde
    rast zeybek
    dört mevsimli gözler
    acılı hayat
    yıllar geçti
    sonbaharda izmir'e özlem
    rüyamdaki şehirde
  • kırıka'nın ilk albümlerine ismini veren eser.
    güftesi ve bestesi salih nazım peker'e aittir.

    küçük yaşta aldım sazı elime
    yirmi beşte hala düzen veremedim of
    yirmi altıda hala düzen veremedim of
    kaba saz kaba saz çalamadım ince saz
    kaba saz kaba saz ne caz oldu ne hicaz

    küçük yaşta aldım sazı elime
    otuz üçte hala düzen veremedim of
    otuz beşte hala düzen veremedim of
    kaba saz kaba saz çalamadım ince saz
    kaba saz kaba saz ne caz oldu ne hicaz
  • kırıka’nın kaba saz’ı şu aralar müzik setimde dönüp duruyor.

    izmir’e bulaşmışlar bilir, izmirliler sıcaktan olsa gerek biraz rahvan takılırlar. keyiflerine düşkündürler. bu eskiden de böyleymiş. inanmayan halid ziya uşaklıgil’in izmir hikayeleri adlı gençlik anılarını okusun. kordon boyunda tavernalar, kahve sohbetleri, dana bayramları, balolar, karnavallar... çok uluslu geçmişinde eğlenmesini iyi bilen bir şehir olmuş izmir.

    salih nâzım peker kardeşimiz de bunu iyi bilir. kendileri kırıka topluluğunun esas adamı olurlar. onu aslında çok daha öncesinden, istanbul blues kumpanyası’ndan tanırım. o zamanlar bluesun en güney ucundan tanımadığımız sedaları bulur çıkarırdı ortaya. fransızca parçalar söylerdi amerikan usulü mesela... sonra izmir’li arkadaşlarıyla kırıka adlı bir topluluk kurup bizim memleketin bluesunu yaratma yolunda önemli adımlar attı. kendilerini üç dört yıl önce karaburun şenliğinde ağırlamıştık kırıka olaraktan...

    dünden bugüne uzanan bir şehir müziği

    salih nazım’a müziğinin kökenleri sorunca şöyle bir cevap aldım: “kırıka’nın müzikal esin kaynakları, 19. yüzyılda ortaya çıkan ve 20. yüzyılın ortalarına dek yaşayan osmanlı popüler şehir musikisidir. biz buna şehirli halk müziği de diyebiliriz. cumhuriyetle birlikte türk sanat müziği dendi, ama tam da karşılamıyor. meyhane şarkıları, eğlenceli fasıllar, karagöz müzikleri ve şehir türküleri… form olarak da çiftetelli, karşılama, sirto, kasap havası… hatta geç osmanlı döneminin kanto macerasını da düşünürsek tango ve vals de eklenebilir. ama kırıka’nın en çok üzerinde durduğu form, ege’nin, batı anadolu’muzun müzikal kimliğini en belirgin şekilde yansıtan zeybeklerdir. işte bu noktada osmanlı popüler şehir musikisinin bir devamı olarak başlayan, ama daha sonra kendi özgün yolunda oldukça derinleşmiş bir müzik tarzı olarak yunanistan’ın rebetiko-laiko şarkı geleneği bize yol gösterici olmuştur. komşumuz yunanistan’da ‘zeibekiko’ adıyla anılan zeybek, bizde olduğunun aksine sadece folklora hapsedilmemiş, popüler şarkıların da modern bir formu olarak kullanılmış ve modern hayatta tekrar tedavüle girmiştir. zeybek formunun popüler ve modern anlamda kullanımı açısından türk müziğinin yanı sıra yunan müziği de kırıka’nın esin kaynakları arasındadır.”

    bakmayın böyle kitabî konuştuğuna, işini ciddiye alır da ondan. yoksa müziği pek neşelidir. salih nazım müziğin batı usulünü de iyi bildiğinden, esin kaynakları arasında yabancı topluluklar da vardır. calexico, 16 horsepower, non smoking orchestra gibi toplulukların geleneksel müzikle, çağdaş popüler formları ustaca kaynaştırmalarını biz de denesek diye mutlaka düşünmüştür.

    sağlığa faydalı bir albüm

    kırıka, aslında 2000’den beri evrile evrile gelişen bir topluluk. elimizdeki albümde salih nazım dışında ( ki kendisi besteler yapıp söylemesinin yanısıra, bağlama, ur, saz, cümbüş, buzuki gibi bilumum sazları da çalmaktadır), hasan devrim kınlı ( bas gitar), orçun baştürk ( replikas’ın has davulcusu, projeler insanı) ve murat ferhat yegül (trombon, ney) yer almışlar. bir parçada da stelyo berber vokale geçmiş.

    şarkıların büyük bölümünde söz yazarı olarak mustafa kamil gök’ün adı görülüyor. salih nazım’a sorduk, babasının dayısı olduğunu öğrendik. on yıl kadar önce vefat etmiş. duygulu, iç dünyası zengin bir insanmış. defterler dolusu şiir yazmış, bir de şiir kitabı varmış. ayrıca ud çalar, şakı söylermiş. hatta seksenli yıllarda bir şiirini sezen aksu istemiş ama vermemiş diye de bir rivayet var. olabilir tabii, ne de olsa sezen hanım da izmirli…

    kırıka’nın kaba saz albümünü dinleyin. nargilem, kaba saz, sonbahar’da izmir’e özlem benim favorilerim. hatta yıllar geçti adlı bir tango bile var. oflar, amanlar, deniz kokusu ve bol bol izmir havası. sağlığa birebir...

    gökhan akçura
  • bantın seçtiği, 2008 yılının en iyi yerli albümüdür.
  • dinlenmesine salık veriyorum eğer dinlenirse sağlık da veriyoo.
  • ca'nım kırıka'nın ilk merhaba'sının adı. onların ağzından albümün türküsü şöyle:

    "yeniden deniz şarkıları, deniz kültürü ve dionysos ruhu... denizle karanın seviştıği, karanın erkek karalığına, denizin kadın maviliğine karıştığı, ufku açık mavi, gurubu yanık kızıl bir güzel coğrafya bizim evimiz.. ege kıyıları.. biz. gittikce kara kültürüne ve onun eğlence anlayışına teslim olmaya başlayan türkiye’nin unuttuğu deniz kokusunun peşindeyiz. kırıka’nın izmirli kurucuları gibi her izmirli bilir ki buralara denizle gelen açıklık, güneş ile yıkanmış bir esriklik, milliyeti muğlak bir melezlik ve dionysos coşkusu yakışır. yemek, içmek, şarkı söylemek, rakı ile esrimek, dans etmek, düğün, sünnet, açık hava, imbat, yosun ve deli lodos... bu cümbüşü fişekleyen de zeybekler, sirtolar, kasap havaları, çiftetelliler, karşılamalardır.

    kırıka, müziğinde nicedir unuttuğumuz bu deniz rüzgârını arıyor... gelenekten gelen şarkıları bir müzeci gibi yorumlamaktan çok gelenekten beslenip bugünün şarkılarını yaratmaya çalışıyor. ne ki gelenek öylesine cezbedici ki tamburi cemil bey’in rast zeybeğini çalmadan da edemiyor.

    kırıka’nın ana etkileşim kaynağını 1800’lerin sonlarına doğru istanbul, izmir, selanik gibi osmanlı imparatorluğu’nun kozmopolit şehirlerinde ortaya çıkan, 1960’lara kadar özellikle meyhanelerde yaşayan 'şehirli halk müziği' olarak nitelendirebiliriz. bektaşi nefeslerinin rindaneliğini, oyun havalarının hovardalığını, karagöz-hacivat müziklerinin çocuksu neşesini, yeniçeri kahvehanelerindeki kabadayı hallerini, rembetikoların külhaniliğini. kantoların hafif meşrepliğini, ve içli sevda şarkılarının hüznünü içinde barındıran bu kalender müzik o eski zamanlarda kah bir rum hatunun sesinden, kah urfalı bir gazelhanın nağmelerinden, kah istanbul’lu bir beyefendinin nidalarından yükseliyordu. kırıka, mayasını işte buralarda buluyor, ruhu kırıklık... yani şehirli olmanın ortaya koyduğu melez olma durumu."

    albüm müzisyenleri:
    salih nâzım peker: vokal, bağlama, cura, elektro saz, abdal sazı, cümbüş, lavta, buzuki, tzouras, baglamadaki
    erdoğan türksever: perdesiz elektrikli bas gitar
    orçun baştürk: davul, geri vokal
    murat ferhat yegül: trombon, ney
    tolga akşit: klarnet
  • osmanlı türk müziği geleneğinde, ince sazın aksine, açık alanlarda icra edilen, ses şiddeti daha yüksek (daha gürültülü) müzik tarzı. mehter müziği de buna girer, davullu zurnalı müzik icrası da (cem behar'ın anlatımından aktarılmıştır).
  • heavy metal müzik türü için türkçe bir isim kullanılacaksa en uygun düşeceğine inandığım müzikoloji terimi..