şükela:  tümü | bugün
  • yöneticileri sürekli "biz kabile devleti değiliz" türü açıklamalar yapıyorsa o devlet çok büyük ihtimalle kabile devletidir.

    bir an için almanya, japonya ya da kanada gibi bir devletin böyle bir açıklama yaptığını varsayalım: almanya bir kabile devleti değildir! kulağa saçma geliyor değil mi? saçma, çünkü kabile devleti olmadığına dair yaygın bir kanı herkeste oluşmuş durumda.

    şimdi başa dönelim: türkiye bir kabile devleti değildir! saçma geliyor mu? hayır. demek ki türkiye'nin bir kabile devleti olması hâlâ ihtimal dahilinde ki olmadığını sürekli vurgulamak gerekiyor.
  • yönetici kadrolarındaki ahbap çavuş ilişkisi ve dış politikasındaki zikzaklar hemen açığa verir.
  • "çalıyor ama çalışıyor",
    "çalıyorsa benim paramı çalıyor" diyen;
    "çobanlığın felsefesini anlamayan insan yönetemez" zihniyetindeki hırsızları her dönem iktidara getiren halka sahip olması.

    koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    — demeğe de dilim varmıyor ama —
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    (bkz: nazım hikmet ran)
  • dışarıdan bakmak.
  • kabine ve devletin yetkin yerlerinde akraba, hemşeri doldurmak. vasıfsız insanları sadece liderin eşi/ çocuğu diye akil sanıp toplantılarda konuşmacı yapmak. her türlü denetleme yetkisi olan kuruma müdahale ederek denetleme dışı kalmak. paramiliter unsurlar yetiştirmek.
  • ilkel insanlardan oluşması. birey değil sürü olunması. fanatizmin yaygınlığı. eleştiriye kapalılık. rövanşizm, tapıcı gerizekalıların vitrinleri kaplaması, iyi yalayan salakların köşe yazarı olabilmesi, tasmalı beyinsizlerin kanaat önderi sayılması...

    "ilkel toplumlarda yoğun, giderek kurumlaşmış öç alma duyguları ve davranış biçimleri vardır: bütün topluluk, üyelerinden birinin gördüğü zararın öcünü alma zorunluluğunu duyar. burada iki etkenin belirleyici rol oynadığı düşünülebilir. bunlardan birincisi yukarıda sözü edilen şu etkenle az çok aynıdır.- ilkel topluluğu saran ve zararın onarılması için öç almayı zorunlu bir araç durumuna sokan ruhsal yoksunluk havası. ikinci etken olan narsisizm. burada şunu belirtmekle yetinelim: içinde bulunduğu yoğun narsisizm yüzünden ilkel topluluğun kendi imgesine yapılan hakaret öylesine yıkıcıdır ki bu, doğal olarak çok büyük bir düşmanlık duygusu yaratır.
    ilkel kabile ya da boylarda yalnızca birkaç yüz üye vardır; burada insan henüz «bireyliğini kazanmamıştır; kendi topluluğuna henüz koparılmamış olan «ilkel bağlar»la, kan bağlarıyla bağlıdır. bu nedenle boya olan narsisist bağlılık, üyelerin boy dışında duygusal bir varlık geliştirememelerinden dolayı çok güçlüdür."**

    (bkz: lidere tapınan toplumlar) (bkz: patrimonyalizm)
    (bkz: ilkel idealleştirme)(bkz: lider kültü)
    (bkz: kliyentalizm)
    ...