şükela:  tümü | bugün
  • bazen hıçkıra hıçkıra ağlayarak, bazen kasılarak, bazen titreyerek endişeyle uyanmaya sebep olan sonra müthiş mide ve karın ağrılarına neden olan berbat şey. mütemadiyen yaşıyorum, hafta içi çalışıyor mu,hafta sonu dinleniyor mu dinlemez, öyle canavarlar falan değil kabusa neden olan, hiç görmek istemediğim kişiler, duymak istemediğim şeyler bir şekilde rüya kılığında kabus olarak geliyor, zaten bi şekilde dünyadan kaçıp sığındığım uyku nimetimi de zehr'ediyor. arada gördüğüm kutsal rüyalarım olmasa uykudan da kaçardım herhalde.

    edit: siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar terleyip sıçrayacak!

    edit: duasız yatmam, kabusa dönüştüren şeylerle meşgul zihin üretiyor demek ki. yine suçu başkalarından almak oldu payemiz.

    edit: şiirle süslemeli.

    çiçeklerin eksilen suyuna su,
    yazın yanına hatırayı ekledik,
    çekirge sesleri ve
    öğle güneşi altında narın
    olgunlaşmasını bekledik.

    bekledik, başka başka odalarda
    çektiğimiz ağrı dinsin,
    bir çocukluk düşü gibi
    ince bir sızıya dönsün diye
    yaza sedeften bir anlam ekledik

    biliyorsun,
    bir başdönmesi gibi sürüyor hayat,
    yazların yanına yazlar ekleniyor,
    zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada,
    ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
    ve yazlar hatıraya...

    sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?
    ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,
    köklerinde sürecek mi aşk?
    ah benim hayal kardeşim,
    bizim bu aşktan alacağımız var,
    dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,
    yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.
  • hemen ayetel kürsi okunmalıdır. inanılmaz derecede rahatlatıyor adamı.
    ( bkz: kendimden biliyorum. )
  • bir gune baslamanin en kotu yolu.
  • kabustan dolayı tüm duaları okuyarak uyanmak.. hala titriyorum..
    kabustan sonra yalnız değilseniz sorun yoktur.
  • bu sabah gördüğüm bi kabusu sizlerle paylaşmak istedim bende

    her zamanki gibi bir sabah, yatağımdayım uyanmam gereken saat yaklaşıyor. birden telefonun sesine uyanıveriyorum, arayan putin ve ''v.putin'' diye kayıtlı. of diyorum kendi kendime ''sabah sabah ne isteyecek yine kim bilir''. telefonu açıyorum, putin gayet akıcı bir türkçeyle ''ekin toparlan, sizinki darbe yapacak eş dost konu komşu kim varsa topla gezi parkında buluşalım.'' ''sizde mi geleceksiniz'' diyorum. ''soru sormanın zamanı değil siz geçin ben daha sonra geleceğim, bu adamı devirip devrimi gerçekleştireceğiz'' diye yanıtlıyor. ‘’abi işe gitmem lazım benim yalnız’’ diyorum ‘’sktritme işini gücünü ben onlarla konuştum sen hemen kalk dediğimi yap’’. tamam diyorum abi ne kızıyorsun, şu adam bi gitsin de sonra devrimi mevrimi düşünürüz, ayrıca skli boklu konuşma!!! apar topar kalkıyorum üzerime bir şeyler giyip dışarı çıkıyorum.
    neyse, elimde telefon birilerini arıyorum, kısa süre içinde gezi parkında buluveriyorum kendimi, mahşeri bir kalabalık var sloganlar pankartlar, bildiğin gezi parkı. putine ulaşmaya çalışıyorum, arıyorum meşgule atıyor bir sefer daha deniyorum yine meşgule atıyor ''işi var her halde'' diyorum ve whatsapptan yazıyorum ''abi biz geldik sen ne taraflardasın''. bu esnada büyük bir gürültü kopuyor, kalabalık şaşkınlık içerisinde etrafına bakarken gümüşsuyu yokuşundan bir ''dev robot'' yukarıya doğru adım adım çıkıyor. bizimki de içine binmiş, kullanma bölmesini de akp binası balkonu gibi yaptırmış şiir okuyor... ''minareleri ezansız bırakma allahım'' bu bitiyor oradan sevgili, eeey sevgili, eeeen sevgiliye bağlıyor. kalabalık ne hikmetse çok etkileniyor, bir anda bu ateşli insanlar anneannelerinin mevlütündeymiş gibi ağlamaya başlıyorlar, robota ulaşmaya dokunmaya falan hallenenler var. dur diyorum putini tekrar arayayım bu böyle olmayacak, arıyorum açmıyor yine piç, ikinciye ararken şarjım bitiyor bu sefer. bari gideyim şunu şarj edeyim bide bir şeyler yerim diyorum ama tabi bu sırada bizimki konuşmaya devam ediyor; ‘’yerli robotumuzu yaptık'' falan diye, bi görseniz o gezi parkındaki kalabalık nasıl çıldırıyor, don atlet fırlatanlar falan var. bambide döner yiyorum telefonu şarja takıyorum, telefon açılır açılmaz tayyip arıyor; ve beni ‘’paralel’’ ilan ediyor, hiç düşünmeden satıyorum putin’i ‘’abi böyle böyle; bu adam beni sabah aradı ben de o uyku sersemliğiyle galyana gelmiş bulundum’’ . ‘’biz kimin ne yaptığını iyi biliriz’’‘’abi robottan mı arıyorsun’’ diye soruyorum ses gelmiyor, alo diye sesleniyorum abi bi yanlış anlaşılma var diyorum cevap yok, gizli numaradan aradığı için geri de dönemiyorum.
    robotun üzerinden çılgın kalabalığa sesleniyor bizimki, putin’den ses seda yok whatsappa bakıyorum görüldü bildirimi var. ‘’adam değilsin putin, bide işimden gücümden geri kaldım senin yüzünden’’ diye geçiriyorum içimden. hiç bozuntuya vermeden sanki robotun açılışına gelmiş gibi katılıyorum çılgın kalabalığa, askerlik var bide paralellikle uğraşmayalım şimdi, nasıl coşuyorum görseniz ‘’sayın cumhurbaşkanııım lehooye’’ ‘’eveeat biz hariç geri kalan herkes rrspu çocuğuu’’ öyle yükseliyorum ki reis beni farkediyor, atik bir hamleyle robotun elini bana doğru uzatıyor ve robotun eline biniyorum. ‘şimdi anladın mı evlat’’ diye soruyor, tam olarak neyi anlamam gerektiğini bilmiyorum ama iş açılmasın başıma diye ‘’evet abi sksinler ki bir daha böyle işlere girersem’’ diye cevap veriyorum, bana gülümsüyor. aman allahım ne coşku, kalabalık çıldırdıkça çıldırıyor ve birden the marmara otelinin balkonunda fetullah beliriyor elinde yellengeç mangal yelliyor, aha diyorum sayın cumhurbaşkanım tarayacak bizi ibne. fakat gayet babacan bir ses tonuyla ‘’ sucuk pişirdim gelin hep beraber yiyelim’’ diye sesleniyor kalabalığa, nasıl güzel kokuyor bir bilseniz. robottan bir zıplayışım var ki dillere destan, hop konuyorum balkona fetocum hemen bi yarım kıstırıp veriyor elime.
    reiste robotu kapatıp geliyor yanımıza, ulan diyorum neye niyet neye kısmet be, bide sucukta sucukmuş haa. reis ben feto marmara otelinin balkonunda sucuk yiyoruz, o esnada putin arıyor açmıyorum, bir daha arıyor meşgule atıyorum reis göz ucuyla telefonumu kesiyor, ‘’sktret şu pezevengi’’ der gibi bir mimik yapıyor ve bende başımla onaylıyorum, gülüşüyoruz.
    işin en garip tarafıysa içimde garip bir huzurla baya dinç bir şekilde uyanıyorum.
  • saçma rüyalar başlığına bir kaçını yazmıştım ama biraz da örnek haricinde biraz da işin iç yüzünü fularımı takıp anlatmak istediğim durum.

    kabus derken kasıt ne, o önemli.

    eğer kabustaki durum sizin korkunuzsa onunla yüzleşmemek için uyanıyorsunuz bilerek veya bilmeyerek.

    eğer kabusunuzun nedeni onun kötü olduğu değil gerçekleşemeyecek kadar iyi olduğunu düşündüğünüzden bilerek veya bilmeyerek buna son verip güvenli, yarak hayatınıza devam ediyorsunuz.

    bilinçaltı düşman değil, onun eylemleri belirsiz ama o belirsizliğin kaynağı da sizin fark edemediğiniz düşünceleriniz.

    freud ve onun yolundan giden öğrencilerinin yaptıkları rüya yorumları veya hipnozlar gerçek değil. sikimsonik dizilerdeki saat sallamadan çok daha fazlası.

    o rüyayı analiz edeceksiniz, altınıza yapmadan. ha tabi uyandıktan sonra baktınız gerçekten çarşafı bok götürüyor o zaman önce onu bir yıkayın sonra düşünün sizce neden böyle bir rüyayı böyle bir zamanda gördüm. bu rüya bana ne anlatmaya çalışıyor; daha doğrusu bilinçaltı nasıl bir mesaj yolluyor bana.

    ha bunu çözdükten sonra isterseniz o saat sallama olayını başkalarına yapıp para kazanabilirsiniz hem de bu işi artık bilerek. belli mi olur gerizekalı yönetmenleri ikna edip psikoterapi hakkında onlara danışmanlık yapıp bir de oradan da para kazanabilirsiniz.
  • günde iki üç kere yaşadığım, şu sıralar azaldı bikere falan görüyorum günde artık.

    bi süre sonra alışıyosunuz
  • az önce başıma gelen boktan durum. özellikle gece vakti, kabusun yarattığı ruh halinden öyle kolay kolay çıkılmıyor. zihnin normalleşmesi vakit alıyor.

    bense şu an balkonda üçüncü sigaramı yakıyor, uykumdan uyandıran kabusun hissettirdiği berbat yoğunluğun dinmesini bekliyorum.
  • geçenlerde rüya bile görmüyorum dedim. kabusla bu saatte uyandım, ve tekrar uyuyamıyorum. kötü bir şey vesselam.
  • bir süredir ortalıkta yoktu kabuslarım. uykularım kadife gibiydi.
    ama sabah 6'da uyanıp işe gidecek olmamın şerefine olsa gerek, müthiş bir kadro ve hayranlık uyandıran kurgusuyla az önce sezonu açtı bilinçaltım.

    üstünden de hayır yok ya, altı facia bilincimin.
    annemin kucağıma bıraktığı kapkara, minik kedi yavrusunu yanlışlıkla üstüne basarak öldürmem, post-apokaliptik bir evrende bir yandan dünyanın bozulan atmosferi yüzünden kitleler halinde cilt kanserine yakalanıp acılar içinde ölen insanlara üzülürken bir yandan çocukluğumun korku ikonası hacı teyze'nin seccadesini sermem, eski eşime makas gibi kullandıgı ayak parmaklarıyla bacaklarımı koparmasın diye yalvarmam neyle açıklanabilir?

    gündüz kabusları bir derece telafi edilebiliyor. sokağın sesleri, pencereden giren gün ışığı, her an çalabilme potansiyelindeki telefon derken korkunun dozu oldukça düşüyor.
    gece kabusları öyle değil.
    bilinçaltına, freud'a, sabah kalkıp gidilecek işe küfürler ederek gün ışıyana dek uyanık vaziyette oturmayı mecbur kılabiliyor.

    içimi döküp kabusun etkisini yazarak hafiflettiğime göre gidip uyumayı deneyeyim bari.