şükela:  tümü | bugün
  • adam phillips'in metis yayınlarından çıkan kitabı.
    tercih ettiklerimizin yanı sıra kaçırdığımız diğer kısmı sorguluyor.

    daha ilk sayfalarda şöyle bir cümleyle uçabiliyoruz:
    "yaşamınızı bulmak için önce onu kaybetmelisiniz."
  • "mazoşist, 'beni terk etmediğin sürece bana istediğini yapabilirsin (hatta bana yaptıkların ne kadar kötüyse beni terk etmeyeceğini o kadar iyi bilirim)' der;
    sadist de, 'sana ne istersem yapabilirim çünkü beni asla terk etmeyeceğini ikimiz de biliyoruz (hatta sana ne istersem yapmam asla terk edemeyeceğinin kanıtıdır)' der."
  • "yaşanmamış hayata övgü."
  • "cocuk ofkesini ifade ettigi icin surekli olarak cezalandirilirsa ofkelendigi zaman endise duymaya baslar ve ofkesini ifade etmekten kacinmanin yollarini ogrenir. diyelim ki cocugun ofke deneyiminden ve ifadesinden (ve bunlarin yol actigi korkutucu sonuclardan) kacinmak icin tercih ettigi strateji pasiflik ve geri cekilme olsun. bir sure sonra bu pozisyona o denli kendiliginden gelmeye baslar ki, artik icinde ofke hissettiginde kendi bile fark etmez. hissin kendisinin yerini savunma sekli alir ve bu da (pasif, agresif ve cekingen kisilik bozukluklari gibi) karakter patolojilerine sebep olup gelecekte kuracagi iliskileri tamamen etkileyebilir."
    sayfa 42, alintinin alintisi (david malan - lives transformed kitabindan alinti)
  • hep bizimle gelirler ki zira pişman etmek gibi huyları vardır.
  • mükemmel bir adam phillips kitabı.

    sanırım uzuun bir zaman benim mentorum olacak. yaşam koçuna ihtiyacımın olduğunu hissetmeye başladığım bir anda denk gelmem şans olmasa gerek. ve bu kitabın bana denk gelmesi bile başlı başına bir hikaye. eğer o hanımefendi bu kitabı almak istemediğini söylemeseydi ben bu kitabı okuyamayabilirdim.. olaylar olaylar..

    kitapla ilgili spoiler vermek istemem ama kitabın arka kapağında yazan cümlelerden bir iki alıntı yapmazsam olmaz. özellikle: "hepimiz bir şeyleri seçmekle başka şeyleri kaçırdığımız hissine kapılırız zaman zaman. bir hayatı seçmekle başka hayatlardan mahrum kaldığımızı düşünürüz." ...

    benim için bu kadarı yetmişti bu kitabı okumaya başlamak için. tabi okudukça daha fazla konuya odaklandığını ve sadece buzdağının görünen kısmının bana cazip geldiğini farkettim. tabi bu benim için kitabın tamamının mükemmel olduğu anlamına geliyordu.

    okuyun okutturun.

    edit: imla
  • aşağıdaki alıntılarla şahsıma beyin tutulması yaşatmış, okurken oldukça zorlanmama sebep olan adam phillips eseri.

    "yetişkinler olarak anlaşılmayı istememiz - pek çok şeyin yanı sıra - sahip olduğumuz en vahşi nostalji biçimidir."

    "çocuğun anne babasına söylediği ilk başarılı yalan - ebeveynlerinin onun zihnini okuyamadıklarını ve dolayısıyla da alimi mutlak varlıklar olmadıklarını kendine kanıtladığı an - bağımsızlığının ilk ânıysa, aynı zamanda terk edilmişliğiyle de yüzleştiği andır bu."

    "çıkıp gitmek, geride bıraktığınız şeye doğaüstü nitelikler atfedebilir."

    "freudcu çerçevede insan, bir şeylerin içine - ya da en azından en çok arzu duyduklarının içine - ancak onların dışına çıkmaya çalışarak girebilir. içeri giriş, çıkış kapısındadır."

    "acı çekmek, ben ve ben ideali, olduğumu düşündüğüm kişiyle olmak istediğim kişi arasındaki mesafenin sonucudur."

    (bkz: sigmund freud)
    (bkz: annette baier)
    (bkz: david malan)
    (bkz: stanley cavell)
    (bkz: slavoj zizek)
    (bkz: clara thompson)
    (bkz: jean-paul sartre)
  • bu aralar okuduğum , kafamda dönüp duran kitap. bir şeyi kaçırmamak mümkün değil, her seçim bir vazgeçiş ama seçimleri sağlıklı bir psikoloji ile yaparsan. sağlıksız psikolojimle yaptığım seçimler nelere mal oldu? daha farklı olabilir miydi düşüncesi hep aklımızın bir köşesinde olacak sanırım.

    az önce bir hasta ile sohbet ettik. 41 yaşında anne olmuş. 54 yaşında. yaşımın , görüntümün gençliğinden dem vurdu. “çok isterdim 35’li, 40’lı yaşlarımda olmak, çok güzel zamanlar” dedi. hala 35’ime dört sene varken takıldığım kaçırdıklarım, kaçıracaklarıma bahane olmasın diledim içimden. bana da böyle güzel bir çağrışım bıraktı hastam.
  • bir parça tadımlık verebileceğimiz kitaptır.

    "tragedyalar istediklerini elde edemeyen insanların hikâyeleridir, ama istediklerini elde edemeyen insanlarla ilgili her hikâye trajik bir görünüm taşımaz. komedyalarda insanlar istediklerinin bir kısmını elde eder ama tragedyalarda insanlar istemenin bir işe yaramadığını keşfeder ve olay örgüsü çözüldükçe istediklerini sandıkları şeyin giderek daha azına erişirler. işin aslı, hem istedikleri şey hem de isteklerine ulaşmaya çalışma yöntemleri bir tahribata yol açar; nihayetinde de trajik kahraman olarak adlandırılan karakterin ve tabii ki onun düşmanlarının ve yandaşlarının yıkımına sebep olur. adına ister hırs, ister aşk veya hakikat arayışı densin, en basit şekliyle belirtmek gerekirse tragedyalar, herhangi bir şeyi (bir kralı tahtından etmeyi, babanın intikamını almayı, gözde kız evladın sevgisini dile getirmesini) arzulamanın acı sonunu gözler önüne serer. trajik kahramanlar başarısızlığa uğramış pragmatistlerdir. hedefleri gerçekdışı, yöntemleri ipe sapa gelmezdir.

    daima gereksinim durumunda bulunduğumuzu, psikanalist john rickman’ın tabiriyle “içgüdülerin esiri” olduğumuzu ve mütemadiyen bir şeyler istediğimizi düşünürsek, arzuyu trajik, keyifli değil de netameli, hayat dolu değil de dehşet verici yapan nedir? ısaiah berlin “iki özgürlük kavramı” başlıklı yazısında yer alan meşhur beyanında liberal duruşu ortaya koyar: “inandığım üzere, insanların hedefleri çeşit çeşit ve prensipte birbiriyle uyumsuzsa, çatışma ve tragedya ihtimalini insanların ne şahsi ne de toplumsal hayatlarından bütünüyle ortadan kaldırmak asla mümkün değildir.” isteklerimiz her daim rekabet içindedir ve çoğunlukla da birbiriyle çelişir, dolayısıyla seçim yaparken temel unsurlar feda edilir. yaşam, insanlar öyle her istediklerini elde edemedi diye değil, arzuları kendilerine hasar vermeye başladığında, istedikleri şey katlanılmaz kayıplara gebe olduğunda trajik bir hal alır. bir tragedyadan yola çıkarak adlandırılmış olan oidipus kompleksinin trajik olarak tasvir edilebilecek yanı şudur: freudcu senaryoya göre, bir ebeveynini arzulayan çocuk ötekini rakip pozisyonuna sokar ve ileride samimi arzulara sahip bir yetişkin olabilmek için eninde sonunda ebeveynlerine duyduğu ihtiyacı aşmak zorunda kalır. cinselliği yaşayabilmek için çocukluğu geride bırakmanız gerekir ve tabii bu geride bırakmanız gereken tek şey de olmayabilir. arayış, buna değip değmeyeceğinin keşfedilme sürecidir de denilebilir (“yaşamınızı bulmak için önce onu kaybetmelisiniz” anlayışının bir türevidir bu). zira berlin’in de belirttiği üzere, hedefler çeşit çeşit ve çoğunlukla birbirine zıt olduğundan bazen sarsıcı kayıplar yaşanması kaçınılmazdır. shakespeare’in kral lear’ı ülkesini üçe ayırmayı ama cordelia’ya ait üçte birinin diğer ikisinden daha “zengin” olmasını, tacından feragat ettiği halde iktidarını bir nebze de olsa korumayı, kızlarının ve damatlarının kendisine arka çıkarak onunla işbirliği yapmalarını, başkalarının evinde dilediği gibi yaşamayı arzular. istediği ve ihtiyacı olan her şeyi yitirir."

    [www.metiskitap.com kaynak]