şükela:  tümü | bugün
  • kaderin siilesini yiyip mapus damlarina dusen.
  • ayrım falan yapmadan, istisnasız her mahkum için kullanılan tanım. 10 kişiyi doğrayan da, naylon faturadan içeri giren de kader mahkumu caanım ülkemde.
    vah ki ne vah hakkaten, bir ben göremiyorum herhalde ortada bu denli etkileyici kader.
    (şarkıcı kaderi tenzih ederim, ondan etkileniyorum mütemadiyen)
  • genelde (bkz: tck 448) suçluları için kullanılan tanım. bir de rahşan'ın başımıza saldıkları var tabi.
    işlenen suçlara kader diyen kaderci toplumumuzun iç burkan tabiri. bir arpa boyu yol gidememe sebebi.
  • ihanete uğrayan biri doğal olarak intikam almak ister. aklı ve ahlâk yasası ise intikamdan vazgeçmesini ister. bu durumdaki birey bir seçim yapacak ve karar verecektir.bu karara göre de davranışta bulunacaktır. ancak bu kararı vermeden önce iyi ya da kötü davranışı seçmek için kendi kendini yargılayacak, ortaya çıkacak sonuçlara da katlanacaktır.
    sonuç olarak kader mahkumu diye birşey yoktur.
    insan her zaman kendi kararlarının sonucunu çeker. kendi kendini mahkum eder.
  • elia kazan'ın türkçe'ye bu adla çevrilmiş bir filmi.* kirk douglas bir mimarı oynuyordu. uzun bacaklı soğuk sarışın, faye dunaway da vardı galiba. konusuna dair en ufak bir kırıntı kalmamış aklımda ne yazık ki.
  • kaderi hiç utandıramayan kader utansın deme makinesi.
  • ayrım yapılmadan kullanıldığı için nefret ettiğim bir ifade. gerçekten de naylon fatura düzenleyen de, karısını satırla doğrayan da aynı potada "kader mahkumu" diye adlandırılır bu ülkede...
    misal şu an cnn türk'teki nası yani programında tuğba özay'ın tutuklu bulunduğu paşakapısı cezaevinden yayın yapılıyor ve ordaki insanlar "kader mahkumu" olarak adlandırılıyor. lakin tuğba özay paşakapı'ya konulduğunda çıkan haberlerden biliyoruz ki orda 10 günlük bebeğini önce boğup sonra yakan da var, annesini öldürmeye azmettiren de var, eşini sevgilisine öldürten de var! e nasıl kader mahkumluğu lan bu?
  • hapse giren herkesin kendine yakıştırdığı bir sıfattır. öyle ki her cezaevine giren kişiyi oraya kaderi sürüklemiştir.
    tecavüzcüsü de kader mahkumu, canisi de, dolandırıcısı da.
    kimse yediğimiz bokun mahkumuyuz demiyor.
  • çoğu zaman, suç ne olursa olsun bi insana idam, müebbet veyahut yıllarca hapis cezası verilmesini aklım almıyor. aslında anlıyorum, biliyorum. maksat toplumun intikam hissi dinsin. kibarcası, toplum nazarında adalet yerini bulsun. adi suçlardan, insanlık düşmanı suçlara, bireysel suçlardan en organizesine suçun infazında bi özgürlük ihlali seziyorum...

    tuzum kuru. üstüme gelenim, peşimden kovalayanım yok. kaşınıyorum ama başıma bela alamadım bi türlü. belki devletin gazabına uğrasam en derininden, fikrim farklı olurdu. o yüzden kimsenin nefretine mani olmak istemem. olabileceksem nefretin yeni nefretlere sebep olmasına mani olayım. sınıfsal yapım kahrolsun, küçük burjuvalığım nüksediyor böyle...

    dedim ya kaşınıyorum diye, şu an nezaretleri, mapushaneleri dolduranlarla aramda bir fark göremiyorum. yarın ben girerim, onlar çıkar. öyle bi cendere ki, insanı suça itiyor. resmen teşvik var. namlunun ucundakinin nefsi müdafaasını, ekmek almaya gücü yetmeyenin hırsızlık yapmasını empati yoluyla çözüyorum. bunlar olur. daha da olacaktır. ne bileyim zorla askere almaya kalkarlar; yakarım garnizonu. yakarım bilirsin.

    ama yok, bunlar nihai çözüm değil. yaktığımla kalırım. yandığımla kalırım.

    daldan dala yapiim, jorge luis borges'indi galiba hikaye; zamanın birinde çok diktatör bi adam varmış. sarı saçlı mavi gözlü. çatık kaşlı. her diyarda heykelleri, her odada resimleri... kimse yakasını kurtaramazmış bu adamdan. sonra gel zaman git zaman, hapisteki insan sayısı nüfusun çoğunluğu olmuş. hapisane duvarları ülkenin sınırlarına denk düşmüş. 15 yılda 15 milyon mahkum, koskocaman yarı açık bi cezaevi yaratmış diktatör. demir parmaklıklarla örmüş tüm yurdu. kendisi ve silah arkadaşları gardiyan. özgürlüğün maliki olmak kolay iş değil. bahşettiği özgürlüğün kudretine öyle kaptırmış ki sistemin efendisi, tüm mahkumlar insanaltı, eğitimsiz, cahil mahluklar oluvermiş onun gözünde. bu abartı cezaevinin dışında melaike tıynetli ufak tefek gruplar kalmış tabii, böyle cemaatleşmiş, içine kapanmış. izole olmuş dünyadan.

    aslında bu koskoca hapisanenin mahkumlarından farkımız yok. bi yere kadar özgürüz. borges'in hikayesi de yetersiz. nokta atışı yapamamış, ama iyi fikir veriyor.

    zannımca insanı suça iten her olgu, yaşadığımız sistemin bize yaptığı küçük sürprizler aslında.. insan haybeye hırsızlık yapmaz, öyle ekmek çalmaktan bahsetmiyorum, ona helal olsun. bahsettiğim kişi banka hortumcusu. ne yapcan bu kadar parayı? değer mi hiç beddua almaya? nedir bu sahip olma merakı? kimse bana bunun insanın fıtratından kaynaklanan bir hadise olduğunu söyleyemez. ben neyim o zaman? karısını fazla sahiplenmekten namus cinayeti işleyen adam da bu sistemin ürünü. halbuki, bırak gitsin. dönerse senindir. bir aborjin atasözüdür bu da.

    bu mülkiyet ilişkisinden bağımsız, bi insan başkasının canına kastediyorsa bunun ardında psikolojik bir şeyler olmalı. aklı gitmiştir bi an için başından. cinnete girmiştir. işin içinde sahiplik, aidiyet, mülkiyet yoksa, suç da marjinaldir. ibret-i alem olsun diye hapse tıkmaya, özgürlüğünü çalmaya gerek yoktur. toplumun böyle bir beklentisi olmaz bile. tedavisine yardımcı olursun, ruh sağlığına kavuşmasına sağlarsın. yine döner aramıza. bunu şimdi yapmaya kalksak, borges'in hikayesindeki cezaevini tımarhaneye dönüştürmek gerekir.

    in conclusion;

    o yüzden yolu mapusa düşen herkes kader mahkumudur. kaderini dört duvar arkasından değiştiremeye gücü yetemeyeceği için. azılı suçlusu da, tecavüzcüsü de, nitelikli dolandırıcısı da. o yüzden bizim hala şansımız var, kimseyi bu kadere mahkum etmemek için. patrona da dedim, ilk iş burayı kamulaştırıcam. yüreğine inmesin sonra. yeni sistemin ilk günahkarı olmak istemem...
  • kendi içinde çelişen başlı başına bir mantık hatası olan ifadedir.

    eğer sen devletin yetkili bir memuru olarak ; savcı , yargıç , hakim vs.. o adamın aslında melek gibi bir insan olduğuna inanıp istem dışı oluşan şartların ona suç işlettiğine inanıyorsan "mantıken "onu içeri attırıp özgürlüğünü kısıtlayamazsın ? tüm bunları bilmene rağmen adamı içeri atıyorsan yırt o hukuk fakültesi diplomanı git limon sat bari ekonomiye katkın olur.
    kararı verirken ya da yasaları düzenlerken "empati" denen şeyi göz ardı edersen daha çok adliye koridorlarında kan gövdeyi götürür daha çok dava dosyası yığınağı oluşur daha çok dünyanın en kalitesiz en zayıf hukuk sistemlerinden birine sahip olmaya devam edersin.

    kader mahkumu ne demek ? o an o durumda kim olsa aynı reaksiyonu verirdi demek. ,o halde sen de potansiyel bir suçlusun sayın hukuk yetkilisi.

    adamın biri kadının birine kocasının yanında " yavrummmmm elmaların kilosu kaça akşama gel de yatakta soyayım onları " diyecek ve o koca o adamı ölüdümeyecek öyle mi? öldürürse de türk ceza kanunun bilmem kaçıncı maddesinden cinayetten içeri tıkıp özgürlüğünü elinden alacaksın ve kader mahkumu diyceksin.

    baksana sen biz enayi miyiz , hani yapılan bu kamu hizmeti mantıkla bağdaşmamakla beraber toplumu düzenlemeye yönelik hizmet bile değil düpedüz toplumun düzenin bozmak vatandaşı mağdur etmektir. hoş deveye sormuşler boynun neden eğri diye bu da o hesap işte....