şükela:  tümü | bugün
  • tarihi eser bulabileceginiz bir yer...
  • sahaf bağımlılığının bir üst aşamasıydı. haftanın birkaç gününde salı pazarının oraya kurulur ama kitaplar asıl pazar günküne gelirdi sanırım. tezgahlarda miyadını doldurmuş ansiklopediler, hayat ve ses ciltleri, türlü ilmihaller, playmen'ler, ne hikmetse henri troyat'nın adı sanı duyulmamış fransızca romanları arasından toz toprak içinde ne bilinmedik inciler, ne garip deliller çıkardı. bölük pörçük beratlar, fantastik zigonlar, mini televizyonlar, dişleri eğri büğrü gümüş çatallarla kitaplar hep dip dibe. kitaplar düşünce dünyasından inip böyle böyle eşyaya karışırdı. eski doğu berlin'deki friedrichshein bit pazarı böyleydi: reclam verlag'ın küçük sarı ciltleri, nietzsche'nin toplu yapıtları, acayip miğferler, yığınla kürk yakalı ceket, dişleri eğri büğrü gümüş çatallar, mınçıkalar, broşlar, bigudiler...

    bu durum büyük ve eski şehirlerin bir özelliği belki. nitekim bu işin eskilerinden birine sahaf bağımlılığında bundan da üstün bir aşama olup olmadığını sorduğumda bana "var" dedi. "nedir?" diye sordum. korkunç kaş göz hareketleri yaparak şöyle dedi: "aksaray."
  • ucuz tutsu kokan, gezerken zaman tunelinde 60'lari, 70'leri ve ozellikle 80'leri gezeceginiz bit pazari.
  • sanatsanat dergisinin ilk sayısında oya eroğlu tarafından “kadıköy bit pazarı” hakkında kaleme alınan bir yazının tamamı a$ağıdadır. zaten, bir bit pazarına da sanatsal olarak ancak bu kadar bakılabilirdi. yazının, farklı ve seviyeli bir gözlem sonucu ortaya çıktığı hemen belli oluyor.*

    "___________________gözde bienalim________________
    burası bir film platosu desem, yok değil, çünkü figürler ve karakterler çok gerçek (emir kusturica bu platoyu bir görse, hayatı boyunca gerçekle$tireceği bütün filmleri planlar ve ölene kadar kendini bir daha hiç yormazdı herhalde / aslında tam quentin tarantino’luk tipler; etrafta kaynamakta.) bir iç sava$ sonrası meydanı desem, biraz daha doğru olur, burada herkeste anla$ılmaz bir dinamizm, co$kuyla - tükenmi$liğin birlikteliğini gözlemliyorum.belki de mah$er! evet belki de en doğru tanımlama bu olabilir; ünlü “yüksek rönesans” sanatçısı michelangelo’nun vatikanda’ki sistine kiliseciğinin apsis duvarına yerle$tirdiği, maniyerist üsluplu kompozisyonunu görüyorum.

    ister kı$, isterse yaz olsun, cumartesi – pazar günleri kadıköy salı pazarı bölgesinde kurulan “her $ey” pazarı için, yoğun geçen haftanın panzehiri ifadesi de rahatlıkla kullanılabilir.aklınıza asla gelmeyecek her türlü objenin satıldığı bu pazar, satı$ı yapılan malzemeler ve bana göre daha da enteresan olan satıcıları ile gerçek bir karnaval. pazarda, genelde iki tür satı$ yapılmakta. birincisi değerli objelerin, antika denebilecek objelerin satıldığı tezgahlar, ikincisi ve bence gerçek anlamda bitmi$liğin yansıması olan “her $ey” tezgahları.

    söz konusu ikinci tür tezgahlarda, sanatçı ruhlu her kim olursa olsun, mutlaka bir hikaye bulacak ve ilham denen ve ne olduğunu bir türlü anlayamadığım bu duygunun, anında beyninde çakan ı$ığını da yakalayabilecektir. özellikle alternatif eğilimlerle ilgilenen yaratıcılar için bu pazarın dipsiz bir kuyu olduğunu kesinlikle teyit ederim. bu tezgahlarda, sanki ya$anmı$ - savu$turulmu$ hayatların belgeleri , yukarıdan bir kepçeyle dökülmü$, yığılmı$ gibidir. daha önce kim bilir, kimler tarafından kullanılmı$ tek kol düğmeleri, tek camı dü$mü$ gözlükler, tamamen kitsch gece lambaları, $emsiye sapları, $i$e tıpaları, fotoğraflar, tek gözlü – kollu oyucak bebekler, bo$ ilaç kutuları, takma kirpikler-tırnaklar, tek ayakkabılar- terlikler, telleri yırtılmı$ raketler, ye$il- pembe renkli kolonyalar vb... inanın listenin sonu yok. söz konusu tezgahlarda ücretler 250 - 500 bin ile 1 milyon tl olarak deği$mekte. tam bir yaratı kaynaği. hele birde $ansınız varsa, bu tezgahlarda değerli bir resim, kitap vb. objelere rastlamanız da mümkün.

    bu tezgahların satıcıları da ayrı bir yazının konusu olabilir aslında. genelde edirneli veya doğulu esmer vatanda$lardan olu$an satıcılar, çoğunlukla kendi dillerinden konu$uyorlar. ortak anla$ma noktalarımız fiyatlar. aynı ileti$imi, pazarın dı$ında alternatif tezgahlar kuran zenci vatanda$larla da kurabiliyorsunuz aslında. hatta onların türkçe ileti$imleri daha ba$arılı diyebiliriz.neyse bizim bu esmer vatanda$ların tezgahları , her ne kadar dökme – yiğma bir bütünlük gösterse de, bir çoğunun gerçek bir yerle$tirme / enstalasyon yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. çünkü bunu yaparken gerçekten çok rahattırlar, illaki sanat yapacam diye bir takıntıları yoktur ve samimidirler. sonuç; insanı heyecanlandıran , $a$ırtan bir sergileme ve çekim alanı yaratısı. $a$ırtıcı!

    özellikle son haftalarda pazar alanı dı$ında geli$en ve fenerbahçe rü$tü saracoğlu stadı’na doğru ilerleyen bölümde, çok enteresan tipler türemeye ba$ladı. $imdi bo$ bir alan dü$ünün, ve bu bo$luğun ortasında , kenarında konu$lanmı$ birbirinden tamamen bağımsız yer tezgahları veya el arabaları bulunmakta. örneğin bu bo$ alanın orta yerinde, bir direk ve bu direğe yaslanmı$ “% 1000(bin)” !! john lee hooker’a benzeyen ya$lı bir çingene vatanda$. elinde 70’li yıllardan kalma bir teyp ve daha önce hiç duymadığım bir türkü çalmakta, ye$il renkli aynalı gözlükler ve afili bir $apka, hiç kıpırdamadan ayakta duruyor. koca bir alanın tam orta yerinde, bilemiyorum belki de ben çok etkilendim ve belki de gidip görmeniz gerekiyor. ba$ka bir satıcı, ba$ında hasır kocaman bir $apka bacak bacak üstüne atmı$ kolunu da el arabasına dayamı$. “i$te sanat galerim” diyor. gerçekten de arabanın yerle$tirme düzenine bir baksanız, sanki bir küratörün ( bu kelime, son günlerde ne kadar seviliyor tanrım!) elinden çıkmı$ gibi. iki adet büyük ve paslı bisiklet, onların üstüne nasıl becerildiyse oturtulmu$ büyük bir duvar saati, tekerleklere sarılmı$ renkli kablolar, siyah beyaz, boyanmı$ fotoğraflar, müthi$! bir ba$ka kö$ede yerde 6 adet kitap satan bir adam, üst ba$ peri$an , keza saç sakal da öyle. tezgaha yakla$tığınızda, size wilbur smith’i öneriyor. siz açık kalmı$ ağzınızı toplayana kadar wilbur smith üzerine yorumlar, ele$tiriler getiriyor. daha neler neler!

    size biraz abartı gibi gelebilir, ama bu pazar için her hafta sonu yinelenen bienal ifadesini kullanabilirim. bana göre özlenen bir ortam. sürekli bir devinim, $a$ırtmacalar ve heyecan (aslında bienallere gittiğimizde görmek, hissetmek istediğimiz duygular bunlar.) bakalım bu yıl ki bienal bize neler sunacak, sizler de yukarıda sözü ettiğim pazarı gezerseniz en azından önceki bienallerle bir kar$ıla$tırma yapabilirsiniz.

    anlatınca ancak bu kadar, gerçekten gidip görmeniz gerekiyor. satın almı$ olduklarınız belki kırık dökük, yarı değerli objeler ama, asıl önemlisi beyninizin bir kö$esine, hafızanıza kaydetmi$ olduğunuz hikayeler. kendini beslemenin bir ba$ka boyutu da bu olsa gerek."
  • her türlü eski eşya, alet edavat, dergi, kitap, çatal, tabak, kaşık vsnin yanı sıra korsan cd, vcd, dvd, bilgisayar hedelerinin gırla gittiği pazar. insan bir dalıyor, bir daha çıkmak çok zor oluyor. bir de kafa birisiyle gidildi mi dolaş dolaş tadına doyum olmuyor. güzel anılar bırakılıyor, hatırlaması keyifli oluyor sonra. eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağarmış ya, kadıköy bit pazarı bu ata sözünü yalanlıyor. öyle nostaljik, öyle şeker, öyle kendine has bir yer...
  • nostaljik olan bu bit pazarı da artık nostalji oldu. yok artık öyle bir bit pazarı. üzgünüz ailece.
  • windows xp'nin yeni haliyle birlikte burasi da 64bite geçecekmis... halbuki rus pazari ne güzel linux'le coktan gecmis 64bite... oranin adi bile bit değilken kadikoy bit pazarina böyle bir geri kalma yakışmamış doğrusu...
  • kadıköy'ün meşhur salı pazarından aşağıya inildikten sonra sağa doğru, dere kenarında kurulan nostaljik pazardı. porno film satan da bulunurdu, antika tabanca, tüfek satan da. son zamanlarında bitpazarı olmaktan çok salı pazarı havası kazanmıştı. yine de ufak tefek antika eşyalar bulunurdu; ancak onlar da müzayede sitelerinden çok daha temiz ve ucuzca temin edilebilirdi. yine de kaldırılması insanı üzüyor. arada sırada gidip dolaşmak insanı mutlu ederdi.
  • 2000'lerin başında, haftasonlarımızın vazgeçilmezi.
    bir ucundan girip tek tek tezgahları gezip diğerinden çıkana kadar akşam olurdu, akla hayale gelmedik şeyler alır çıkardık. peşinden de civar sokaklardaki tezgahları gezerdik.
    sabah erken saatlerde en nadide parçaları bulmak mümkün olurdu. akşam saatlerinde ise zaten ucuz olan ıvır zıvır, akşam pazarı geleneğiyle bedavaya yaklaşırdı.
    oralar otopark oldu artık. belediye için daha temiz gelir kapısı tabii. ortalık çirkin de görünmüyor.
    oysa ne enteresan kitaplar, kasetler, resimler alırdık ordan, ne enteresan adamlarla tanışırdık. çok güzeldi çok.
  • abilerimle dvd almaya gittiğimiz pazardı. internet falan öyle yaygın değil, internetten film indirmek mucize. bütün pazarı dolaşır değişik eşyalar satılırdı. dereye doğru olan yer biraz kötü kokardı ama dolaşırdık. çok güzel günlerdi. cumartesi ve pazar kurulurdu bu pazar. şimdi alternatifi nerededir bilen varsa yeşillendirsin.