şükela:  tümü | bugün
  • birinci salonu uzay gemisine benzeyen mekan. duvarlarında bulunan kartonpiyerler filmdeki ses efektlerine eşlik edip titremeye başlar. bu titremelerin oluşturduğu ses, bulunduğunuz ortamın bir uzay gemisine benzemesiyle kalkışa geçtiğinizi belirtir. emniyet kemerinizi bağlamayı unutmayın...
  • koltuklarına her oturduğumda çizgi filmlerdeki köpek balıklarının ağzının içindeymişim gibi hissettiğim küf kokan sinema! ama fena değildir; ocak sinemasından, as'tan , atlantis'ten kat kat iyidir. şu an için tam dokuz milyon, öğrenci yedi milyon, (öğrenci yerine de gişenin camında tenzilatlı!!! yazar) ,çarşambaları ise altı milyondur!
  • yer gosteren adamlarin zorla bahsis istedigi sinema. ses düzenegi cok kötü. kadiköyün en kötülerinden.
  • herhangi bir karmasikliga sebep vermemek için midir bilinmez ama çogu zaman kadiköy, kadiköy sinemasi olarak da anilan sinema. new york new york mübarek.

    gerçi hakkini yemeyelim "kadiköy, eminönü iskelesi" gibi bir kavram çok hayat kurtarmistir.
  • klimaların fena halde dondurduğu, iki salonun seslerinin birbirine girdiği, son derece kitsch, bol boy aynalı, kadıköy bahariye caddesinde bir pasajın alt katında bulunan, kesinlikle yenilenmeye ihtiyacı olan sinema.
  • tesadüfen duyduğum kadarıyla bir süre önce batan*, sonra da işletmesi rexx sineması tarafından devralınan ve böylece rexxin kardeşi haline gelen sinema (kardeş olarak kıyaslama yaparsak twins'teki gibi bir durum çıkıyor ortaya; kadıköy sineması danny de vito oluyor tabi). girişinde rexxte oynamakta olan filmleri görme sebebimiz de budur (benzer şekilde rexxin sitesinde de kadıköy sinemasında neler oynuyor görebilirsiniz).

    ses sistemi pek parlak değildir. zaten duvarlardaki hoparlörler (değişmedilerse eğer) insana bu konuda iyi bir fikir verir. perdeye yakın oturarak ses konusunda daha verimli sonuç alınabilir. yer göstericileri psikopattır biraz, muhtemelen bahşiş diye tutturacaklardır. ilk salonu değişik bir mimariye sahiptir, pek çok insana köpekbalığı ağzı ya da balina midesi içindeymiş gibi bir his verir (şahsen bana, bunlara ek olarak bir dekorun içindeymişim gibi bir his verir; sanki her an yönetmen "kes" diye bağıracak ve sağdan soldan yapım ekibinden birileri fırlayacaktır).

    ayrıca ismi yüzünden ilginç diyaloglara da sebebiyet vermektedir:

    - neredesin şu an?
    - kadıköy'de, kadıköy'ün önündeyim.
    - ne diyosun ya?

    gibi...
  • akşam 9 matinesi için en az 4 kişi değilseniz kapılarını açmayan sinema.üstelik bunun olduğu gün tesadüfen 6 kişiye çıkılmış fakat gişede bileti satacak bir görevliye rastlanamamıştır.bu arada saat 9'a gittikçe yaklaşırken başka bir görevli gelip geciktiğimiz için(?!) filmin çıkarıldığını söylemiştir ve çok kaba bir tavırla, haklı isyanımıza "hanımefendi siz bu sinemalar nasıl ayakta duruyor biliyor musunuz?" şeklinde saçma bir soru yöneltilmiştir.keşke o sinemaların gelen izleyicilerle ayakta durduğunu ve sadık izleyicilerine saygı göstermeleri gerektiğini bilebilselerdi diyor, içimi rahatlatıyorum.
  • eskiden bahsisin zorla istendigi ve hatta soke soke alindigi mekan...eskiden diyorum cunku artik saga sola astiklari yazilarda muessesemiz verdigi hizmetler sebebiyle bahsis kabul etmemektedir diyerek artik haketmedikleri o bozuk paralari almamaktadir.
  • nikola tesla gibi elektriğin babası bir adamın hayatından kesitlerinde yer aldığı the prestige adlı filmi izlerken elektriklerin kesildiği ve jeneratörünün olmaması sebebiyle karanlık bir salonda yirmi(20) dakika kadar beklediğim sinema..
  • 1 numaralı salonu büyük ve köpekbalığının -nedense- gırtlak kısmında oturup film izliyormuş hissi uyandıran, 2 numaralı salonu, pardon oturma odası bir cep sineması olmak için çırpınıyor gibi duran mekan.

    en son 2. salonda bir ömür yetmez*i izledim, allahtan film nefisti de salonun iptidai koşullarını çok umursamadım.

    bir de her ne olursa olsun, filmden çıkınca alışveriş merkezi sinemaları çıkışındaki o steril yapay dünya yerine doğrudan doğruya kadıköy'de hayatın tam ortasına* çıkıyor olması hoş ve çok insani bir duygu.