şükela:  tümü | bugün
  • sorgulayan, sorgulamaktan korkmayan ve sorguların ilginç dünyasına merak salan gözlere merhaba! bu yazımda, gezegenimizde bizden önce kimin yâhut kimlerin yaşamış olabileceği hakkında yaptığım bir araştırma sonucu, helena p. balavatsky'nin iki ciltlik gizli doktrin(secret doctrine)'inde bahsettiği yedi kök soy ve kadim irklar teorisini kalemim yazdığınca, aklım döndüğünce ve elim gittiğince anlatmaya çalışacağım.
    balavatsky, paracelsus'dan müktesep okültist fikri düşünceyi benimsemiş ve uğruna hayatının çoğunu sarf etmiş birisi olarak, gizli doktrin isimli kitabında "yedi kök soy" ve "kadim irk" kavramlarından bahsetmiştir. oldukça derin dille yazılmış iki ciltlik bu kitabı okuyacaksanız, antropolojik, botanik, mitolojik ve uzay bilimi gibi kavramlara az da olsa hakim olmanız gerekmekte. yoksa sadece okuduğunuzla kalırsınız, benden söylemesi. fazla uzatmadan, konuya girmek istiyorum. balavatsky'nin anlattıklarına göre; "kadim irklar" nedir?

    teozofide kullanılan "yedi kök soy" adlı terim, kadim irkların kronolojik bilgilerini içermekte olan bir kavramdır. bu kavram / terim hakkındaki bilgiler, balavatsky'nin söylediğine göre; ona büyük ruhlar(mahatma) tarafından verilmiş. doğal olarak bilimsel bir kaynağı yok. fakat dünya'da bizden önce yaşamış herhangi bir canlının varlığına dair bilimsel kanıtların da olmadığını göz önünde bulundurursak, bu husus hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var.
    ökültizmin de verdiği bilgileri dayanak aldığımızda, büyük dünya'nın "raund" adı verilmiş devrelerinde 7 kök ırk yaşamış, her kök ırk ise 7 alt ırka ayrılmıştır. şimdi, merakımızın tam da merkezini oluşturan meseleye değiniyoruz. ilk kök soy; astral (eterik) soy!
    esîr adı verilen, atomlar arası boşluğu yani evreni doldurduğuna, ağırlığı olmadığına, ısı ve ışığı ilettiğine inanılan alemde yaşamış olan soydur. bu varlıklara "insan" veya "somut canlı" demek yanlış olur. çünkü bunların bir şekli, biçimi veyâhut görünümleri yoktu. sadece enerjisel varlıklar olarak nitelendirebileceğimiz bu varlıklar, herhangi bir organa sahip değildi. yâni, kulağı ve gözü olmamasına rağmen işitebilen, görebilen varlıklardılar. size cîn adı verilen, islam inancı tarafından anlatılmış varlıkları veyâhut manevi bir yaşamı hatırlattığına eminim. fakat bir farklılık var! bunlar kararlarını kendileri verebiliyor ve tüm yaşamlarını güdülerine bağlı olarak geçiriyorlardı.
    bu kök soy ile verebileceğim bilgi bu kadar. fakat, bu varlıkların nasıl yok olduğunu merak ettiniz mi?
    üzerinde durduğumuz teoriye göre, kök soylar, yedinci alt soyun da bitiminden sonra; bir tufan veya felaket neticesiyle yok oluyor, bu şekilde diğer kök soya geçiliyor. bu sefer de aklımıza "kıyamet" inanışı geliyor ve teorimizin gerçekçiliğine(eğer kıyamete inanıyorsanız) gerçeklik katıyor.
    ikinci ana kök soy ise hyperborealılar. ilk kayıp kıta olan hyperborea'da yaşamış varlıklardır. çift cinsiyete sahip, kendi kendiliğine üreyebilen hyperborealılar, zaman içerisinde boyları kısalmasına rağmen; en kısalmış boylarıyla bile günümüz insanlarından çok daha uzun, büyük ve cüsselilerdi. dev olarak nitelendirebileceğimiz bu canlılar, ilk ana kök soyun aksine, yeryüzünde ısının azalması sebebiyle maddelerin katılaşma sürecinde; ruhanî forumda değil, biz insanlar gibi şekilli ve kalıplı olarak "somut" bir hayat sürdüler.
    üçüncü ana kök soy olan lemuryalıların; ikinci kayıp kıta olan mu'da yaşadığı söylenmektedir. ikinci ana kök soya göre yine bir gelişim göstererek, gelişim süreçlerinin orta zamanında meydana gelen yoğunlaşmanın tamamlanmasıyla kemikleri, sinirleri, kas sistemleri oluştu ve cinsiyetleri ayrılarak kendi aralarında iki ırka ayrıldılar. insan formundaki canlılar, ilk kez üçüncü kök soyda meydana geldi. bu kök soyun, gelişimin tamamlanmasıyla "yeni sürüm hyperborealılar" olduklarını söyleyebiliriz. boyları en az üç metre olan bu devasa varlıklar insan formuna büründü ve ilk kez cinsel yolla ürediler. bilinçle zihinsel etkinliğin geliştiği üçüncü kök soy bireylerinin, iyice katılaşmış olmalarının ve dev bedenlerinin verdiği avantajla ilk kentlerini dev taşlardan inşa ettikleri de söylenir. sonrasında yavaş yavaş batan lemurya (mu) kıtası, bir ilki gerçekleştirdi ve bir ana kök soyu ilk kez fırtına veya tufana gerek kalmadan yok etmiş oldu. ayrıca lemuryalılar, dünya dışı yaşam formları ile bağlantıdaydılar ve çoğu bilgileri bu bağlantıları sayesinde edinmişlerdi. yani lemurya, bir kültür medeniyetiydi. yok oluşları hakkında birçok teori vardır.
    daha önce de bahsettiğim gibi, her kök soy kendi altında yedi adet alt soya ayrılıyor. ilk iki kök soyun alt soyları hakkında bir bilgimiz yok. fakat balavatsky'nin söylediklerine göre, üçüncü ana kök soyun beşinci alt soyu "negro negrim", altıncı alt soyu ise "negrilo" adındaydı. diğerleri bilinmiyor.
    gelelim dördüncü kök soya; lemuryalı atalarının bilmedikleri duyguları geliştiren, üçüncü kayıp kıta atlantis'te yaşayan atlantisliler, atlant dilini oluşturdular. ayrıca atlantisliler’in sözlerinin bir anlama sahip olmalarının yanı sıra, psişik ve majik etkilere de sahip bulunuyordu; örneğin sözlerle bitkilerin büyümeleri hızlandırılabilir, vahşi hayvanlar evcilleştirilebilirdi. ayrıca dördüncü ana kök soy olan atlantislilerin bütün alt soylarının adı bilinmektedir. sırasıyla bu alt soyların isimleri şöyle; 1 - ramnahal (medeniyeti), 2- tlavatli (medeniyeti), 3- toltec (maya) (medeniyeti), 4- turanian (eski çin) (medeniyeti), 5- orijinal semite (medeniyeti), 6- akkadian (medeniyeti), 7 ise mongollar (medeniyeti).
    atlantisliler, çok ileri teknolojiye ve dünya dışı medeniyetlerle bağ kurma gücüne sahiplerdi. fakat güçlerini kötüye kullanıyorlardı. dördüncü ana kök soyun, dördüncü alt soyunun başlangıcı zamanında, atlantisliler ile birlikte yaşayan "manu" adlı bir uzaylının kendisine inananları alarak orta asya'ya gittiği ve "turanian" adlı medeniyeti kurduğu söylenir. buna benzer başka teoriler de vardır.
    her ana kök soyun, son üç basamağı (5-6-7) yaşanırken, yeni ana kök soyun ilk üç basamağı yaşanmaktadır. kısaca, her ana kök soyun beşinci basamağı, yeni ana kök soyun ilk basamağını başlatıyordu.

    beşinci ana kök soy ise, bizim de içinde bulunduğumuz "aryanlar" kök soyudur. atlantis'in haricinde, bizim kök soyumuzun da bütün alt soyları bilinmektedir. bizler şuanda, beşinci ana kök soyun beşinci basamağından, altıncı alt basamağına geçiş yapmaktayız. şuanda bulunduğumuz beşinci alt soy, bizden sonraki yeni kök soyun da başlangıcı. yani teotonic adlı alt kök soy, 6. ana kök soyun başlangıcını oluşturuyor. bizden sonra ise "avustralya ve amerikan", "latin amerika" adlı iki alt kök soy daha gelecek. bizler, "kıyamet" adını verdiğimiz inanışa latin amerika alt soyuyla son verirken, altıncı ana kök soyun da üçüncü alt soyunu oluşturarak gitmiş olacağız. bizden önce ise; hint ve antik mısır, arabian semite, iran pers ve celtik keltler adlarına sahip dört alt soy yaşadı.
    peki; bu kadar teknolojiye sahip olan eski kök soylar hiç not / kaynak veya tarih adına yazılı şeyler tutmadı mı? tabii ki de tuttular. fakat kıtaların batmasıyla ve tufanlarla birçoğu yok olduğu söylenen kaynakların kalanları iskenderiye kütüphanesi'nde tutulsa da, iskenderiye kütüphanesi yakılınca geriye hiçbir kaynak kalmadı. bu da bilimsel bir kaynağın olmamasının sebebini açıkça gösteriyor.
    bu yazımda, sizlere balavatsky'nin teorisi olan kadim irklar ve yedi kök soy kavramlarını anlattım. ilhan berat yılmam ağabeyime; araştırmamdaki türkçe kaynakların çoğunu oluşturacak bir video hazırladığı için teşekkür ediyor, bir sonraki yazımda görüşmek üzere sizleri uğurluyorum. esen kalın!

    kaynak
  • güzel bir fantastik dünya olurmuş ama gerçek olduğunu söylemek bana saçma geldi.
    gerçi yaradılış teorisine inanan bir dünya için çok da sıra dışı değil.
    okumak lazım ama hala favorim mısır mitolojisi.
  • tek kadim ırk vardır o da kutlu elflerdir. urukmuş, orkmuş, cüceymiş, insanmış hepsi fasafisodur efendim.

    not: insan
  • sözlük yazarlarına büyük hizmet, okumayın, vaktinize yazık!

    yazı sorgulayan ve sorgulamaktan korkmayanlara selam vererek başlıyor, sonra da bu bilgileri balatovski ablaya kadim ruhlar vermiş, bilimsel kaynağı yok diye devam ediyor.

    yani kaynak ablanın götü...

    peki ben neyi sorgulayacağım bey abi? balataları sıyırmış ablanın mezardaki leğen kemiğini mi?

    bir de demez mi dünyada bizden nce bir canlı yaşadğına dair de kanıt yok diye... yalancının mabadına brontozor fosili girsin mi?

    ek: yazmayı unuttum üssteki yazarın dediği gibi abla tutup da budan bir roman neyim yazsaydı belki de şu an kurgusal edebiyatın önde gelen yazarlarından biri sayılacaktı ama işte onun için de azıcık mantık ve zeka lazım.

    ek2: ahahahaa hoşgeldin post modernizm! her ne hikmetse bütün şu zırvalık peşinde koşanların cv lerinde mutlaka "tibette eğitim aldı" ibaresi mevcut. hayır bilmesek eyvallah da budizm in ne olduğunu, ne anlattığını biliyoruz ne alaka? tibette eğitim aldı, eeee? tibet budizm i ile ne alakası var bunların? budizm in adını alet etmeyin bari.
  • gelmiş geçmiş en büyük spritüalistlerden biridir madam blavatsky. eğitim almak için tibet'e kadar gitmiş bu kadın.

    evet söylediklerinin hepsi spritüel zırvalar; ama çağımızda bilimsel hurafeler üretmek serbest ve makbul görülüyor.

    bu kadın da spritüel hurafeler üretmiş; ne var bunda?

    bilimsel hurafeler vs spritüel hurafeler

    yok birbirinden farkları

    şu linkten blavatsky'nin görüşlerinin kısa bir özetini seyredebilirsiniz. son derece fantastik.

    https://www.youtube.com/watch?v=vwgceo57vig
  • (bkz: balrog)