şükela:  tümü | bugün soru sor
  • salondaki izleyicilerin ezici çoğunluğunun bayan olduğunu farkettiğimde yanlış mı yaptım gelmekle acaba diye düşünmedim değil. oyunu izledikten sonra yanlış yapmışım demedim ama izlemesem de çok fazla şey kaçırmış olmazdım diye düşündüm.
  • öncelikle dekor ve ışıkların kullanımı çok başarılıydı. oyuncular arasında ise dağlar kadar fark vardı. bazı oyuncular oldukça iyi performans gösterirken ,bazıları vasatın bile çok uzağındaydı. zaten sürekli sahneye birileri çıkıp iniyor iki-üç karakterin dışındakilere konsantre bile olamıyorsunuz. metin ise oldukça basitti, gereksiz yerlerde mesaj verme kaygısıyla saçma diyaloglar var ki bu oldukça sıkıyor oyun içerisinde. 10 yaşındaki çocuğa versen konuyu benzer bir oyun yazardı.
    (bkz: 23 nisanda bayrak resmi yapmak)
  • bitiminde bana herhangi bir katkı sağlamadığını hisettiğim, izlerken sonunu kolayca tahmin edebileceğiniz ve müslüman ülkelerdeki kadın sorunlarını ele almaya çalışan bir oyun. kadına şiddet, recm, tecavüz, tehtid veya taciz eylemlerinden herhangibirisini gerçekleştirmeye meyilli olmayanlar için zaman kaybıdır diye düşünüyorum.
  • dün izlediğim ve pek beğenmediğim oyundur... dekor ve bir iki oyuncu dışında hoşuma giden bir şey olmadı açıkçası. özellikle metnin çok sığ ve zayıf kaldığını düşünüyorum. ayrıca sürekli 'hiçbiri senin yüzünden değil' gibi bir cümle kuran psikolog ablamıza da tilt oldum acayip bir şekilde... en en en güzel tarafı ise defne yalnız'ı bir kez daha dünya gözüyle görmek oldu. o ne tatlı bir kadındır öyle yaahuuu, seviyoruz kendisini...

    velhasılı bu oyuna gitmezseniz çok şey kaybetmezsiniz. giderseniz de çok şey kaybetmezsiniz, bir tiyatro izlemiş olursunuz vs diyemeyeceğim kusura bakmayın. insan hayatında üç saat baya baya baya bir fazla...
  • defne yalnız'ı bir köşeye koyarsak,diğer oyuncuların çok yapmacık olduğu ve kötü performans gösterdiği oyundur.
  • fatma öney ve defne yalnız'ı bayıla bayıla izlediğim oyun olmuştur.

    lakin oyundaki psikologu yolda görsem ağzını yüzünü dağıtırım, öyle de gıcık bir insandır. rolü mü öyledir gerçekte de öyle bir insan mıdır bilemeyeceğim de ulan psikologluk denen meslekten nefret ettirir hale getirdin. biraz yumuşa, ılımlı ol, gülümse..
  • izlediğim günden bugüne ayar çekilme olasılığını saklı tutarak, daha iyi işlenebilecekken hem metin hem de oyunculuk olarak zayıf kalmış bir oyun olduğunu söyleyebilirim. en başta rol seçimleri yanlış olmuş. misal diyarbakırlı köylü kızında hal, hareket ve şive zerre kadar tutmuyor. diğerlerinde de dile getirilen duyguları yeterince hissettirme durumu yok. ayrıca psikolog da oyuncu bir yana karakter olarak çok çok yetersiz. kimsenin bi derdine derman olabildiği yok, yaklaşımı çok yanlış psikolojiyi daha da bozacak nitelikte. kadroda yalnız yırtık yeter rolünde fatma öney ve cezayir rolünde ayla baki iyiler.

    dekor bölmelere ayrılıp döndürülerek kullanılsaydı bir işe yarardı belki ama bu haliyle işlevsiz kalmış. müzikte farid farjad seçimi isabetli olmakla birlikte oyunun kendisi müzik kadar duygu veremiyor.

    toplamda iki perde iki saat süreye sahip oyunun ilk perdesi daha uzun olduğundan ikinci perdeye yönelik beklentiyi artırıyor. fakat ikinci perde tam aksine beklentiyi karşılamayan ve birşeye çözüm olmayan aceleye gelmiş hissi uyandıran bir finalle sona eriyor. bence şu adını bi türlü hatırlayamadığım diyarbakırlı sahte karpuz güzeli gibi yeni karakterler eklemek yerine temel karakterlerin sorunları bi çözüme bağlansaydı ya da illa vurucu bir final olacaksa fidan'ın babası gelip karısını vursaydı daha beklenmedik ve çarpıcı olurdu.

    tüm bunların üstüne oyunu izlediğimiz havalandırması çalışmayan?/çalıştırılmayan? cevahir sahnesi de tuz biber ekmişti. naçizane tavsiyem 2011/2012 sezonunda da programda olan bu oyunun biraz elden ve gözden geçirilmesi, cevahir sahnesine de bi hava deliği falan açılması. zaten oyun parkının gürültüleri eşliğinde izlediğimiz yetmiyormuş gibi oksijensiz ortamlarda hayat mücadelesi vermeye başladık. bir daha da fringe dizisinin alternatif evrenindeki kalitesiz hava sahasıyla dalga geçersem nolayım.

    ha bir de çarşaf niye bu kadar vurgulandı anlayamadım. cezayir'in kabusu olmaktan çıktı, ısrarla defalarca üstünden geçildi. esaret duygusunu sadece oraya yüklemek de yetersizlik bana göre.

    son olarak da cezayir' in rüyasını anlattığı esnada gülen/gülecek olan seyircilere bi çift lafım var; biliyorum bu da metnin zayıflığına bi kanıt ama orada gülünecek değil ağlanacak bir durum var, sırıtmayın!
  • geçtiğimiz cumartesi günü izmir devlet tiyatrosu'nun konak sahnesinde sergilediği muazzam mesajlar veren oyun. oyunculukları değerlendirmek istemiyorum bu oyunda. 2-3 kişi dışında yapmacıklık tavandaydı. herneyse oyunun sonlarında insan gerçekten çevresinde olan bitenin bir defa daha farkına varıyor. vermek istediği mesajı laak diye yapıştırıveriyor insanın suratına. izmirli karakterinin tekerlemeleri art arda sıralaması çok hoştu açıkçası baya güldüm. mutlaka gidilmesi gereken oyundur. yamulmuyorsam şubatın 4. haftasına kadar sürekli oynuyor.

    değinmek istediğim ayrı bir konu ise tiyatro seyircisi. ne desem gg. bu bileti aldığın her yerde 8 yaş altı çocuklarınızı getirmeyin yazıyor. çünkü getirirsen o çocuk ne yapıyor? evet, mızmızlanıyor, önündekinin koltuğunu depikliyor, konuşuyor, bişeyler yiyor ve tiyatro atmosferini yok ediyor. özel olarak çocuk oyunu yapmışlar götür ona ya da gelme yahu niye zorlayıp 150 insanı rahatsız edersin.. telefon konusuna girmiyorum, her oyun minimum 3 telefon sesi duymadan perde kapanmıyor. bir diğeri ise oyun hakkında "şimdi vuracak, birazdan düşecek" şeklinde sesli sesli yorum yapan üstün zeka sahipleri. ve en önemlisi de, bağırtılı veya haykırarak ağlamalı bir performans sonrası alkış başlatan şakşak insanı ve haliyle bu şakşakçıya uyan koyun güruh. hem oyuncunun konsantrasyonunu baltalıyor hem de seyircideki duyguyu yok ediyor o alkış. yine aynı şakşakçı oyun bittiğinde montunu alıp 3. saniye topuklamaya çalışıyor maalesef. gelmeyin tiyatroya rica ediyorum saygı nedir utanma duygusu nedir bilmiyorsanız gelmeyin o salona.
  • 2018-2019 sezonunda adana devlet tiyatrosu tarafından sahneye konan tuncer cücenoğlu oyunu.
    oyunculuklar, verilen emek, dekor tasarımı, kostüm vs her şey kararındaydı da devlet tiyatrolarının oyun seçimleriyle ilgili ciddi sıkıntıları var bence.
    bu kadar dramı hak etmedik biz. oyun boyunca içimiz şişti, hayata küstük. bence kadına karşı şiddet, kadının özgürlüğü vb konuları artık daha farklı ele almak lazım.
    tuncer cücenoğlu'nun yazdığı hala son oyundur. zirvedeyken bıraksaydın usta, buna ne gerek vardı .
  • adana’da izlediğim oyun. oyun tanıtım metninde kadın masalı lafı geçiyor, oyunda ise masal değil hikaye bile yok. farklı karakterdeki kadınlar arası dinamiklerden diyalog yaratalım olay da sığınma evinde geçsin dışında bir metin yazma gereği duymamışlar. bir alt metin, bir serim düğüm çözüm, bir hikaye hiçbiri yok. deniz karakteri sabah maaşım ne kadar olacak vs diyor endişeli gidiyor; sonra aşırı neşeli geliyor pastalarla. sanıyoruz ki hayatını yoluna koydu; meğer patron buna ev tutmayı teklif etmiş. bunu bağıra çağıra söylüyor, bundan şikayetçi gibi konuşuyor en son ve çekip gidiyor. ama pasta ile kapıdan girdiği andan psikoloğun zorladığı ana kadar hiç anlamıyoruz bir terslik olduğunu halinden çok memnun. izmirli karakterinin başka adamla aldatma hikayesi mektupla ortaya çıkıyor. kadınların tepkileri yüzeysel. ya hiç alt metin düşünülmemiş ya da oyunun alt metni: erkekler şiddet uyguluyorsa bu işte kadının parmağı vardır. deniz patronuna koşarak gidiyor, izmirlinin fotoğraf ile tehdit edilmesine kadınlar garip tepkiler veriyor. rizeli aldatan baba ile buluşan kız kaçtı sanılıyor, döndüğünde babasıyla görülmeye annesini ikna ediyor. kadınların tepkisi, sen akıllı bir kızsın ne iyi ettin oluyor. annesine gidecek yerin var hiç değilse diyorlar. dudu kadının gelini üzerinden kadın rolleri biçimlendiriliyor.
    adeta kadın sığınma evinin ne kadar kötü bir yer olduğunu, uzun süre güvenilmeyeceğini bir yerden sonra gönderildiklerinde kocalarının evine dönmenin ‘hiç değilse gidecek bir yeri’ olmak olduğunu anlatıyor sanırım.
    izmirlinin fotoğraf olayında kadınlar o kadar tepkisiz kalmayıp, zihniyet çatışması yaşanıp bir mesaj verilmesi mümkündü. deniz halinden bu kadar memnun olmayabilirdi, seyirci hissedebilirdi. rizeli anne kız babaya gönderildi, aldatma gibi hafif bir şey için sığınma evinde kalmalarına gerek yokmuş gibi bir mesajla. cezayir karakterine ne oldu? taşlama rüyası tamam video izletmişler tamam, hikayesi nereye gitti? sonuçta ne oldu ona?