şükela:  tümü | bugün
  • futbolun şu haliyle ihtiva ettiği ''iktidar'' mefhumunun ve buna binaen taraftar kimliğinin varolmasıyla yeniden üretilebilen tahakküm ilişkilerinin epey heyecan verici bir araştırma alanı olabileceğini düşünüyorum. fakat bu bence tek bir veçheden oluşamayacak derecede çetrefil bir mesele. hiçbir araştırma yapmamışken buraya girersem çıkmamın çok zor olacağı kanaatindeyim. ve muhtemelen meramımı anlatmakta tam manasyıla başarılı olamam. ve de tüm bunları gerçekleştirebilsem bile, bir yerden sonra taraftar olmanın, böylesi bir aidiyet hissetmenin aslında bir akıl kaybı hali olduğu, dolayısıyla akıl ve izan ile değerlendirmenin, buradan kurulmuş bir beklenti içerisine girerek değerlendirme yapmanın bir hata olacağı eleştirilerine yanıt vermem gerekir. aslında açık olmak gerekirse bahsettiğim bu olası eleştirileri çok temelli bulmuyorum, çabucak savuşturulabileceklerini düşünüyorum ve bunu yapmanın pek o kadar da derin bir maharet gerektirmediğini zannediyorum. üstelik bunun yapılmışlığı da var. yani o akıl ve izandan uzak halin niye aslında o kadar da masum olmadığına dair bazı bilgi kırıntılarına da sahibiz. yine de belirttiğim bir iki sebep ve burada beylik sözlerle anlatmaya üşeneceğim tahmin edilebilir bir miktar mazeret nedeniyle bunu yapmaya girişmek gibi bir niyetim yok. hele ki bunu şu haldeki sözlükte yapmanın açık seçik kendine işkence etme teşebbüsü olduğunu düşünürsek, kimseye tavsiye de etmiyorum. fakat kadın taraftar meselesi, yani buradan yola çıkacak olursak kadının futbolun veya baskın taraftar kimliğinin dahli olan alanlardaki varolma halleri, özellikle de sene başında alınan ceza maçlarının yalnızca kadınlar önünde oynanması kararından sonra, hakkında bir iki kelam etmek istediğim bir konu haline gelmişti. şimdiye kadar elim gitmemişti, hazır şimdi biri çıkıp da bu konu üzerine uzun uzun ve bence doğru tahliller içeren bir şeyler yazmışken ve bu nedenle ben konu üzerindeki ilgimi yeniden hatırlamışken, o ''bir iki kelam etme'' niyetimi gerçekleştireyim.

    tanıl bora futbol üzerine yazdığı ve okuması çok keyifli o güzel yazılarından birinde eduardo galeano'nun "gözyaşları mendilden gelmez" sözlerini aktarırken, artık açık bir şekilde yanlışlanmış futbolun etnik milliyetçiliğe karşı bir aşı olduğu iddiasını gayet haklı bir şekilde reddediyordu. fakat futbolun ırkçı-milliyetçi bir söylemin üretilmesine olanak sağladığını söyleyenlerin haklılığını ilan ederken, bir yandan da futbolun bunun sebebi ve üreticisi olmadığını ekliyordu. bu bence taraftar kimliği, futbol sayesinde üretilen söylemler ve söylemin yarattığı eylem alanı nedeniyle alenileşen ilişkiler konu edilirken üstünde durulması ve hatta temel alınması gereken bir nokta. çünkü bu bizi futbolun yarattığı alanın kamusal alanın bir parçası olduğuna ve dolayısıyla bundan azade bir biçimde ele alınmasının gerçekçi olmayacağına götürür. epeyce bir savunucusu olan, - fakat bence meseleyi ıskalayan - futbolun toplumun apolitize edilmesinde bir yöntem olduğuna dair iddiayı manasızlaştırır. ki kişisel olarak futbol ile alakasını tuttuğu takımın ikinci ligden düşüp düşmeyeceğine eşitlemiş bir insan olarak, epey haklı bulduğum bir temayüldür bu.

    futbolun içine giren para miktarıyla birlikte, stadyumların hala farklı sınıflardan insanların bir arada bulunabildiği bir yer olma özelliğinin yavaş yavaş kaybolduğunu veya henüz öyle olmadıysa bile yakın zamanda bunun gerçekleşeceğini, o alanın da alt sınıfın dışlandığı bir yer haline geleceğini düşünüyorum. ve fakat bu tahminim gerçekleştiyse ya da gerçekleşecekse bile, bu durum stadyumun da kamusal alan olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. dolayısıyla kamusal alanda varolan hallerin burada da aynı şekilde bulunduğunu söylemek yersiz olmayacak. kadının stadyumdaki varlığından ve "taraftar" olarak varolmasından bahsetmeye kalktığımızda da bence yine bu noktaya dönmemiz gerekecek. yani öncelikle yine kadının kendisini özel alan dışında nasıl kurgulayabildiğinden, kadının varoluşunun nasıl tasnif edildiğinden bahsetmek kadın taraftara dair varılacak sonucu ve edilecek kelamı belirleyecek. bugün biz biliyoruz ki mekan-cinsiyet arasında müphem olmaktan çok uzak bir ilişki var. kamusal alan eril tasniflerle dizayn edilmiş durumda ve kadının kamusal alandaki varoluşu, söz konusu eril tasniflerin çizdiği sınırların cevaz verdiği eylemleri ne derecede gerçekleştirebildiği ile doğrudan ilintili. bu bağlamda stadyumların inşasını ve inşa etmek eylemine atfedilen eril kimliği göz önüne aldığımızda haksız olmadığımızı görürüz. bundan on yıl öncesine kadar, türkiye'nin büyük takımlarının oynadığı stadyumların, yani en ''modern'', en yeni, en şartlara uygun düzenlenmiş stadyumların, ''şeref tribünü'' adı verilen, maçlardan önce selamlanmasında beis görülmeyen, konforu stadyumun diğer bölümlerine göre oldukça yüksek, nispeten izole edilmiş ve ancak muktedir olabilenin girebildiği bölümlerinde dahi kadınlar için tuvalet yoktu. bu durum sonradan bir yığın stadyumda değiştirildi sanıyorum. (stadyum kültürüm senede bir kere - o da izmir'e gittiğimde denk gelirse - karşıyaka maçlarına gitmekten ibaret. dolayısıyla ancak değiştirildiğini zannnedebilecek kadar ileri gidebiliyorum. hala bu durumun değişmediği yerler olabilir) fakat zannettiğim doğruysa ve bu durum değiştirildiyse bile bu çok önemli değil. çünkü stadyumun inşasında kadın tuvaletine yer verilmemiş olması, temelde iki manayı içeriyor. ilk olarak, bir ön kabul olarak kadınların stadyumda işinin olmadığına, o alanın tamamen erkeklere ayrıldığına karar verildiğini anlıyoruz. bu bize bunu gösteriyor. ikinci olarak da ''şeref tribünü'' gibi muktedire ait bir yerde bile kadınlar için tuvalet inşa edilmiş olmamasıyla, kadınların yönetmeyi haiz olmadığı, muktedir olamayacağı ve dolayısıyla o izole edilmiş ''üst'' sınıfa ait bölümün bir parçası olamayacağı göndermesinin gerçekleştiğini farkediyoruz.

    hal böyleyken, inşa eden ''erkek'' kadının o alana ait olmadığını ve o alandan kısıtlanabileceğini iddia ediyorken, kadının o alandaki varoluşunu sağlayabilmesinin yolunu da ''bir derece daha erkek olmak'' olarak imlemiş oluyor. kadına, orada bulunabilmesi için, bu erkeğe ait alanda varlığını koruyabilmesi ve erkeğe ait olana dahil olabilmesi için, yani kabul edilebilir olması için - tıpkı kamusal alanın neredeyse her yerinde olduğu gibi - erkekleşmesi, eril tasniflerle düzenlenmiş eylem paketini benimsemesi gerektiğini ve kadınlık halleriyle orada bulunmasının mümkün olmadığını söylüyor. bu yolla kadının kadınlık hallerinden ve varoluşu üzerindeki yalnızca kendisine ait olan denetim hakkından feragat etmesini talep ediyor. bu üstelik öyle nadiren olan bir durum da değil. iletişimin olduğu herhangi bir yerde, mesela iş hayatında, kadınlara ancak ''erkeklik'' mefhumuna uygun davranışları benimser ve gerçekleştirirse kabul göreceği, aksi durumda kadın olmaya içkin ''zaaflar'' ve yapabilme kabiliyetine sahip olmaması nedeniyle yok olacağı ima yollu ve açık olarak bin bir şekilde söyleniyorken, böyle bir isteğin ayırdına varmamak veya buna şaşırmak saflık olur. üstelik bu yöntemle yalnızca tek bir sonuca da varılmıyor. ''taraftar kimliği''ne sahip olabilmek, kabul görebilmek için kendisini ''erkek'' eylemler ve tasniflerle tanımlaması istenilen kadın, bunu gerçekleştirdikten sonra da artık ''tam'' bir kadın olmamakla itham ediliyor ve bu şekilde ele alınıyor. böylece kadının yalnızca kendisine ait olan varoluşu üzerindeki denetim hakkı da elinden - bir kez daha- alınmış oluyor.

    yani temel olarak tüm bu ''kadın taraftar'' davranışı olarak imlenen ve beybabalar tarafından kadınlığa yakıştırılamayan haller, kadınların habis ve ''terbiyesiz'' olmasından kaynaklanmıyor. bilakis varoluşlarını sürdürebilme çabalarına koşut olarak gerçekleşiyor. çünkü böyle bir zorundalık inşa ediliyor.

    bu durumda bu akşam ve haftaya ve daha bir çok akşam televizyonda konuşurken kadınların futbol maçlarındaki davranışları /kadın taraftar kimliği üzerine ahkam kestiğini gördüğünüz izansız ''yorumcular''ın ve cinsiyetçi imalarla kadınları ikincilleştirmekte bir sorun görmeyen federasyonun çenesini kapamasını şiddetle istemek caizdir.

    bu arada ben bunları yazarken karşıyaka gol yemiş yine. resmen üçüncü lige düşüyoruz. tamam bir taraftar olarak bile muktedir olanda gözüm yok ama üçüncü lige de düşmeseydik iyiydi ! insaf lan !
  • kadın holiganlığı ya da kadın holigan başlığı yok sözlükte. böyle bir ayrım yapmaya gerek görülmemiş olması enteresan. (belki de diildir)
    öyleyse tanımla başlayalım: kişisel evrenimde hızla artmaya başladığını gözlemlediğim futbol taraftarlarının kadın olanları.

    kadın futbol fanatiklerini, erkek olanlarından ayırma sebebine gelelim; çocukluğumuzdan itibaren maçta kameramanın makyajlı, genellikle futbolcu eşi ve güzel bir kadına zoom yapmasıyla büyümüş bir nesiliz. bu aralar bu zoomlar azaldı, çünkü daha çok sayıda kadın var, yani kişisel gözlemim –ki stadlara kadın taraftar cezası gibi ilginçliklerde stadların dolmuş olduğunu da değerlendirirsek- kadın taraftar sayısında artış yaşandığı yönünde. (buraya destekliyorlarsa kombine ve lisanslı kadın ürünü satış rakamları girilebilir) ancak kadın taraftar sayısındaki artıştan da çok özellikle küfür tartışmaları da düşünüldüğünde kadın holiganlığı üzerine bir şeyler çiziktirmek gerekli olabilir.
    özellikle twitter, facebook gibi sosyal mecralarda (sözlükte nick arkasına saklandığımız(!) için ortaya çıkmayan) bir kadın holigan ifşası yaşanmakta. 3 büyük takım taraftarları arasında daha yaygın olan bu holigan kadınlar her maç sonrası gerek tweet, gerek facebook statü güncellemeleriyle düşmana korku dosta güven aşılamaktalar.

    kadınların fair-play aracı olacağını, küfür engelleyici olarak futbolu “şirinleştirici” bir etki yaratacağını düşünmüş olan kimi erkeklere inat, bu kadınların ortak özelliği erkekler kadar, hatta daha fanatikçe bir tutum benimsemiş olmaları. küfür kullanımıyla dertleri olmaması bir yana, profillerinden ya da futbol söz konusu olduğunda sohbetlerinde de kendilerinden beklenen “hanım hanımcık” olma beklentilerini altüst ediyorlar. çoğunlukla lümpen bir görünüş sergileyen bu tavır, stad ortamında kadın sayısının artmasıyla birlikte stadlarda “kadınlar çiçektir”ci anlayışın aksine, tribün nizamına değil, küfreden kadın görüntülerine ve erkeklerde “kadınlar bizden çok küfrediyor oğlum” şaşkınlığına sebep olmakta.

    kendim de fanatik bir taraftar olarak, maç çıkışı bu ilginç alt grup üzerine düşündüm. futbol patolojisi ile ilgili birkaç yazışma sonrası da konuya dair bir şeyler çiziktirmeye karar verdim. burada futbolun, futboldaki şiddetin incelenmesine girmeye gerek yok çünkü milyon defa üzerine düşünülmüş, yazılmış, konuşulmuş bir konu. ancak özel olarak kadın fanatikler, kadın holiganlar ya da taraftarlar açısından yapılmış olan türkiye menşeili araştırma var mı bilemiyorum. umarım vardır ve vesileyle birileri benimle paylaşır. gelelim neden yabancı menşeili araştırmalar yerine türkiye bazlı araştırma bulmak gerektiğini düşündüğüme: sosyal olgular bağlantılı diğer sosyal olgularla değerlendirilmelidir. dolayısıyla kadın-erkek eşitliğinin içselleştirildiği avrupa ile türkiye’yi ve avrupa futbol tribün kültürüyle –her ne kadar yine de erkek egemen olsa da-, türkiye tribün kültürünü karşılaştıramayız. 2002 yılında ispanya’da yaşarken el classico’da araya tampon reklamı girdiğini görüp dumur olmuştum, içselleştirilmiş bir haremlik selamlık kültürünün olmadığı avrupa’da futbol genelde erkeklerin daha çok ilgilendiği bir alan olsa da, ortak bir aktivite işlevi görebilmekte. türkiye’de kadının konumu ( hem ikinci sınıf görülmesi hem de kadın ve erkek yaşam alanlarının bölüşülmüşlüğü ölçüsünde) taraftarın durumunu da etkiliyor.
    90lar ve 2000lerde stadlarda futbolcu eşleri haricinde az sayıda kadın varken şu an gözlemlenebilen kadın taraftar fazlalığının sosyal açıklaması için futbolun patolojisine dair klasik açıklamalara değil (stres atma aracı, birlik ihtiyacı, aidiyet muhtaçlığı, agresyonu dışa vurma aracı, bastırılmış cinsellik, toplumların yeni afyonu, kapitalizmin oyunu vb. ), gender farkına odaklanmayı deneyelim.

    bu konu bence futbol endüstrisinin kadınları da pazar olarak görmek istemesi ya da fazlasıyla da cinsiyetçi bulduğum erkeklere yaranmak, hemcinslerine fark atmak isteyen kadının futboldan anlayan kız rolünü benimsemesi ile açıklanamayacak kadar karmaşık sosyal sebeplere de dayanıyor olabilir.

    öncelikle futbolun gündem yönetme aracı olarak( başta latin ülkeleri örneği) etkisi, toplumsal dinamikler içinde futbola odaklanmanın ya da futbola yatırım yapmanın belli ekonomik politik sebep ve göstergeleri olduğu bilinen gerçeklikler. (konuyla ilgili makale ve rakamlar buraya yerleştirilebilir)

    türkiye’nin son 10-20 yılı içerisinde kadın taraftar (holigan ya da fanatik) sayısındaki artışı da, futbola genel olarak artan ilgiden kadınlara düşen payla ve ekonomik göstergelerle de açıklanabilir. aynı şekilde kadın-erkek sayılarındaki kadınların aleyhine işleyen oranın, kadınları erkeklerle bir şeyler paylaşabilmek adına futbolla ilgilenmeye ittiği tezi de (şahsen hiç faydasını görmemiş biri olarak fazlasıyla erkek-merkezci ve çiğ bir yorum olarak değerlendirsem de) geçerli olabilir.

    ancak kişisel olarak odaklanmayı seçeceğim mesele kadın holiganlığı olacak. hanım hanımcık kızlarımız, müstakbel annelerimiz(!) nasıl oluyor da
    1)tuttukları takım söz konusu olduğunda canavarlaşıyorlar
    2)küfür, şiddet vb. stadlarda “olmaması” gereken davranışlara tepki koymak bir yana, erkeklerce şaşırılan bir kolaylıkla bunları benimseyebiliyorlar
    2 konunun da cevabı canavarlaşmanın da, küfür ve şiddetin de toplumsal kodlarda “erkekleşme” ile ifade bulmasıyla karşılanabiliyor.

    türkiye’nin güncel sosyal iklimi kadın-erkek eşitsizliğini pompalıyor; kadın cinayetlerindeki artış (buraya veriler yerleştirilebilir), artan muhafazakarlaşma (buraya araştırma sonucu ve veriler yerleştirilebilir) ve toplumsal dinamikler, kadını daralan bir çembere hapsederken kadın taraftar/holigan sayısının artması, farklı okumalar yapabilme olanağını bize sunuyor olabilir.

    burada kendi deneyimlerime dayanarak ‘taraftarlığın güvenli alanı’ndan söz edeceğim.
    2001-2 döneminde maça gittiğimde yanımda en az 3-5 erkek olması ihtiyacını hissederdim. üniversite taraftar grupları ya da erkek arkadaşla maça gitmek “güvenlik” ihtiyacı açısından gerekliydi. bu sezon tüm maçlara iki kadın gittik ve stadın sunduğu inanılmaz bir güvenlik var. formanın da (türban gibi) tacizden koruyan ve kişiye korunacağına dair güven veren bir simge oluşu hissediliyor. normalde tacize çok rahat uğrayabileceğiniz metroda ya da stadda, kalabalığa ve alkole rağmen, iki kadın çok rahat bir şekilde yer bulabiliyorsunuz. (ki kapalıda değil ultraslan tribününde maç izlediğimizi de eklemeliyim) yer bulabilmenizle de sınırlı değil verdiği güvenlik hissi, anlatması zor ama deneyelim, üstünüzde forma olduğu müddetçe “başıma bir şey gelmez” hissi var. üstünüzdeki forma “bacı” muamelesi görmeniz suretiyle sizi her tür tacizden korumakla kalmıyor, olası bir sorunda birilerinin sırf üzerinizdeki forma yüzünden sizi benimseyeceğine ya da koruyacağına da garip bir inanç duyuyorsunuz. (kişisel bir not olarak çok da korunması gereken konumda mini minnacık bir kadın profili olmamama rağmen benim bile hislerimin bunlar olduğunu belirteyim)

    mesela dün gece gördüğüm istiklal caddesi’nde tezahurat yaparak yürüyen 5 kişilik beşiktaş formalı kız grubu, istiklal caddesinde slogan atarak ya da şarkı söyleyerek yürüse içinde korku duyabilecekken tezahurat yaparak yürürken korkmuyor. neden? çünkü korunacağını biliyor.

    çünkü şarkı söylediğinde de tezahurat yaptığında da sözlü tacizde ya da şiddette bulunacak olan erkek sayısı eşit. ancak tezahurat söz konusu olduğunda, şarkının aksine, kendisini savunacak bir kitle de var. renkdaşı "erkek"ler.

    bilinçaltından geldiğine inandığım (kendi ruh halimi inceleyerek vardığım) bu korunma ihtiyacı hissi, memleketin durumu kötüye gittikçe, muhafazakarlaşma ve kadına yönelik şiddet arttıkça, kadını kendini koruma yöntemleri aramaya da itiyor. evden çıkmama olarak tezahur edebilen bu durum, taraftarlık bağıyla, herhangi bir takım tutma olarak somutlaşan “erkeklik”e yamanma, eril gücün kanatlarının altına sığınma ve bir yerden sonra da o “erkeklik”le bütünleşerek holiganlık ve küfür ve şiddetten rahatsız olmamaya doğru evriliyor.

    formalı kadınları “avrupa’daki gibi kadın-erkek eşitliği artıyor, stadlarımızda kadınlar da var” diye basit bir okumayla geçiştirmeden, erkek şiddetinin kadınlarca benimsenmesinin nedenleri üzerine kafa yormakta, en azından sosyal bilimciler için fayda var.

    taraftarlığın özdeşleştiği eril güç hem düşmanına doyasıya kin duyma, küfretme gücü sunuyor, hem de bu nefretin karşılığında ‘kadın’ı formayla ‘insan’a dönüştürüyor. türban için de önerdiğim bu “korunma” okuması, formanın şiddet çağrışımlarını kadının da benimsemesini ve mutlak erkeklik otoritesinin yeniden pekişmesini sağlıyor. “hepiniz orospu çocuğusunuz”,”siktik mi” vb. erkek egemen ifadeleri erkekleşmiş bir rahatlıkla bağırabilen kadın, erkeği şaşırtırken, kadının nesneleştirilmesinde etkin özne konumuna yani “iktidar”,”erkek” ya da “güçlü” konuma yerleşmiş oluyor. yani "kadınlar neden küfür ediyor?" diye şaşıracak pek bir şey yok çünkü içselleştirilmiş erkekliğin ve kadın nefretinin (self-hate’e falan bile girmeyeceğim hayır)dışa vurum aracı olarak futbol kültürü kadına ihtiyacını duyduğu kaçış alanını sağlıyor.

    bu kaçış alanında ‘kadın’, taraftar olarak, “erkek” hakeme,”erkek” futbolcuya ve “erkek” teknik direktöre nefretini dışa vururken, erkek araçlarını yani kadın cinselliğine ya da eşcinselliğe yönelen küfürleri kullanıyor. erkekleşmiş olan kadın, erkeğe denk olma, yani kadın yerine “insan” olmanın tek yolunu, “erkekleşme” yani futbol taraftarlığında arıyor.

    yani penisini forma aracılığıyla ödünç aldığı ‘erkek’le "sikerek cezalandırabilen" kimliğine bürünüyor. cezalandırılabilecek olanken cezalandıran olmak. burada “sikerek cezalandırma”ya bir eleştiri olmadığı gibi, bunun kabullenilmişliği cam kırığı kadar üzücü bir şekilde parlarken, cezalandıran olma isteğindeki çaresizlik ve öfke de apaçık. (bir strapon olarak futbol fanatikliği)

    kadın, rakip takım taraftarlarının düşman (erkek) bellendiği bu yeni dünyada, düşmanıyla denk araçlarla (erkek dili, şiddet, küfür vb.), kin, öfke, nefret kusabilirken, kendisi de denk bir gücü (erkek) ve tuttuğu takımın kalabalığında aidiyeti hissediyor. yani toplumdaki kendisine yönelen düşmanlığı tersine çevirirken, üstündeki forma sayesinde kendisine karşı “erkek” olmaktan çıkan yığınla, taraftarlık bağı aracılığıyla kurmuş olduğu eşit ilişki, kadını erkekleştirmek suretiyle kadınlıktan çıkarıp “insan” olmaya yaklaştırıyor, o “insan”ın salyalar, küfürler saçıp küfreden bir “insan” olması ise işin acıklı olan yanı.

    ‘erkek’ olan düşmanlarının karşısında ‘erkek’ bir kahraman olarak ‘erkek’ araçlarıyla dövüşebilecek olan ‘kadın’, fiziksel güçsüzlüğünü örtbas edecek bir aidiyet hissiyle takımı için ölmeye, can vermeye, vurup kırıp parçalamaya, götlerinden sikmeye, amlarına koymaya hazır. “karı gibi oynamayın vurun şu topa!” serzenişinde içselleştirilmiş toplumsal rollerin ve öfkenin, yani kendisine eziyet eden erkek egemen sistemin nihayet ‘diğer taraf’ında yani egemen tarafında olmanın verdiği tiksinidirici güvenle de huzurlu.
    dolayısıyla “kadınlar stadda neden küfrediyor, kadınlar gelince stadlar çiçek açacaktı neden bunlar bizden çok küfrediyor?” denilecek bir durum yok.

    diğer bir ilginç nokta ise erkeklerin aslında bu erkekleşmiş kadınlık haliyle bir sorunu olmaması (alıcı gözle bakılmanızı engelliyor hepsi bu, ki bu da iyi bir şey). yine düzenli maça gittiğim 10 yıl önceki dönemde yandaki amcalarda ya da üstü çıplak maç seyreden gençlerde hissettiğim tedirginlik yerini bu dönemde benimsemeye bırakırken, bu benimsemenin de “kadınlar stadlarımızda artık benimsendi ne güzel” olarak yorumlanacak bir yanı da yok, bu benimseme kadınların erkekleşmesinin benimsenmesi çünkü. kadın ve erkeğin farklılıklarının değil, kadın ve erkeklerin erkekleşmesinin “insan” olmanın tek yolu olarak kadın ve erkeklerce dayatıldığı bu şiddet kültüründe, insanlık olarak tanımladığımız şeyin “ortak düşman etrafında inşa edilmiş bir taraftarlık kültürü/şiddet” olması ise işin bir diğer üzücü yanı.

    ayrıca göz önünde bulundurulmalı ki özellikle şike süreciyle hızlanan, 1 mayıs’a formalarla katılanların olduğu, solculuk oynayan taraftar gruplarının prim yapabildiği vb. bir dönemde, siyasi kimliğini tuttuğu futbol takımı üzerinden kurgulama ihtiyacındaki apolitize ya da depolitize yığınların bir kısmı da kadın. öyle bir sosyal iklim ki politize olma ihtiyacı bile futbol üzerinden gerçekleştirilebiliyor, insan olma ihtiyacı da haliyle aynı şekilde olacaktır.

    ortak düşmanı temelsiz bir a,b,c takımı tutmak kriterine indirmek suretiyle sağlanan bu nefret dışa vurumu iki cinsiyet için de geçerli, ancak kadın ortak düşmanı olan a,b,c takımını tutan ‘erkek’lere ve ‘erkekleşmiş kadın taraftarlar’a, düşmanlığın hakkını veren (toplumsal ezilmişliği ile)bilenmiş bir kinle ve “erkek” yöntemleriyle öfkesini dışa vurabiliyor.

    sosyal dinamiklerin hep oldukları gibi gideceği düşünülürken, artan şiddetin farklı sonuçları olabileceği de bu noktada değerlendirilmeli. şiddet kültürü kadın ve erkeği “iktidarsızlık” kıskacında holiganlık yoluyla ele geçirirken, bu “erkeklik” algısının değerlendirilmesi ve yeniden biçimlendirilmesi büyük önem taşıyor.

    “iktidar”ı şiddet üzerinden kurma yöntemi olarak futbol holiganlığı, hastalıklı bir “erkeklik” algısı yaratmakla kalmıyor, “erkekleşmiş kadın”ların sayısını da artırarak, çift yönlü bir şekilde hem kadın ve erkek kimlik ve algılarını biçimlendiriyor hem de muhafazakarlaşma ve ötekileştirme pratiklerini yeniden yaratıyor.

    bu noktada kendine güvenli bir alan arayışındaki “kadın”, kendini forması sağolsun bir süreliğine “erkek” olarak bulduğu için hissettiği geçici güvenle, tacize uğramayacağını, şiddete maruz kalırsa ise birilerinin kendisine yardım edeceğini bilmenin verdiği hastalıklı ve acıklı huzurla biniyor işte staddan döneceği metroya, az önce sahadaki “erkek” hakemlerin, “erkek” oyuncuların “amına koyacağını” haykırmış olması ise kendisi için ufak bir ayrıntı.

    peki tüm bu saçma sapan sosyal iklim, hele ki sosyal bilimciler için, gerçekten ufak bir ayrıntı mı?
  • hakkında sosyolojik gözlem yapmadan, sırf genellemeler üzerinden tespitler yapılmaması gereken kişidir.

    bu konu hakkında yazmayı uzun zamandır düşünüyordum. yaşadığımız ülke, şehir, hatta mahalle bazında düşünürsek, insanların, özellikle erkek taraftarların kadın taraftar konusunda kafasında canlanan profil çok çeşitlenebiliyor. bu profillerin oluşmasında sosyo-ekonomik, kültürel, çevresel faktörlerin çok yoğun etkileri var. sözgelimi, görece düşük bir gelir-eğitim seviyesine sahip, kendine özgü bir hayat görüşü ve hedef temellendirememiş, hayatını tuttuğu takım ekseninde şekillendiren bir erkek için, kadın taraftar saygı duyulacak ya da kolay kabullenebileceği bir model değildir. çünkü futbol onun egemenlik alanıdır, bu konuda söz söyleme tekeli de kendisine aittir. çünkü o, ataerkil aile düzeninin bir ürünüdür, zihin yapısı bu doğrultuda şekillenmiştir.

    bunun zıttı ise, şehirli, eğitimli, görece yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip erkek taraftar modelidir. bu model ise, kadın taraftara nispeten ''daha toleranslı, daha saygılı ve daha kabul edilebilir'' minvalinde yaklaşmaktadır. peki bu yeterli midir, bana sorarsanız hayır. bu kitleyi tasvir ederken, her ne kadar pozitif ve modern tabirler kullansak da, yine de yaşadıkları toplumdan bağımsız olmadıkları gerçeğiyle yüzleşmemiz lazım. bu konuda kendimden örnek vermek isterim.

    nispeten modern bir ailede ve muhitte büyüdüm. iki kız kardeşiz. ikimiz de çocukluğumuzdan beri futbolu seviyoruz. bunda babamın da büyük rolü var. küçüklüğümüzden beri elimizden tutup, bizi maça götürürdü. takım gol atınca babam beni omzuna alırdı, o atmosferi doya doya yaşardım. hayatım da bu doğrultuda şekillendi.

    futbol benim yaşam tarzımdı, öss'ye hazırlanırken dershaneden kaçıp, eve gelip takımın kupa maçlarını izlerdim. özel ders hocam akşam ya maçtan önce gelip gidecekti, ya da maçtan sonra gelirdi. eğer ki maç esnasında geliyorsa, annemle karşılıklı çay içerken maçın bitmesini beklemek zorunda olurdu.

    çoğu erkek tarafından haklı olarak eleştirilen, sırf onların ilgisini çekmek için futboldan anlıyormuş gibi davranan biri olmadım. fanatik bir futbol taraftarı olmakla kadınlığımdan hiçbirşey kaybetmedim. çünkü zaten öncelikli kimliğim kadın olmaktı. bu doğrultuda yetiştirildim.

    erkek arkadaşlarımla ne zaman maç izlesem, sürekli şaşkın bakışlar üzerime çevrildi. bunun sebebi, maç esnasında fevri hareketlerde bulunmam, ya da küfür etmem değil, mantıklı yorumlar ve gözlemler yapmamdı. ama bir süre sonra buna da alıştım.
    kendimi övmek için yazmıyorum bunları. tam tersi, eğer bir kadın ofsaytı bildiğini, futboldan anladığını, çok normal birşeymiş gibi, ama aslında alttan övülme beklentisi mesajı vererek anlatıyorsa, ikiyüzlüdür benim gözümde. samimi değildir. bu konu açılmadığı sürece, gündeme getirmesi bile manidardır.

    bana şaşıran arkadaşlarımdan bahsetmiştim. ki bu insanlar, eğitimli, dünyada olup bitenleri takip eden, farkındalığı yüksek ve eşitlikçi insanlar. onlar bile bana böylesine şaşırabiliyorlar. öyleyse, temel sorunumuz düşünce altyapımızın değişmesi gerektiğini idrak edebilmek.

    çevremdekilerden beni 3 kelimeyle tanımlamasını isterseniz, muhtemelen bu 3 cümleden biri futbol fanatiği olmam olacaktır. anlatmaya çalıştığım da budur zaten, bir insanı, bir kadını, taraftarlık seviyesi ve dozu üzerinden tanımlamaya kalkmak, kadın taraftarlık mevzusunu içselleştiremediğimizin kanıtıdır. bunun sağlanabilmesi için de, beni tanımlarken, kişisel özelliklerimden yola çıkılması gerekir. ** bunun için de zamana ihtiyacımız var.

    sonuç olarak, futbol erkek tekelinde görülecek bir oyun değildir, değişen çağ ile birlikte, kadınların hayatın her alanında olduğu gibi, futbol alanında da kendini geliştirmeye başladığı görülmektedir. kadınlar artık erkeğin ilgisini çekmek için pazarlanan bir meta* olmaktan ziyade, aktif olarak bu işin içinde olan, takip eden, eğer seviyorsa hayatında önemli bir konuma yerleştiren aktör haline gelmiştir. ilerleyen dönemlerde de yerini sağlamlaştıracaktır.
  • galatasaray'ın bu sene ligde antep deplasmanında 1-0 yenildiği maç öncesi taraftar kapasitenin iki katı insan stada girebilmek için itişirken, sevgilisi ile sarmaş dolaş görevlinin yanına gelip '' yaa bayanlar için özel giriş var mı? '' diye soranını gördükten sonra artık onları daha çok seviyorum. seninle daha ne günler göremeyeceğiz bakalım be kewell :(
  • bazen hafızaları korkutan taraftar çeşidi.

    http://i40.tinypic.com/2ywac8z.jpg
  • bu konu hakkında şöyle bir yazı da yazılmış zamanında ; http://bianet.org/…/135777-kadin-taraftar-olamaz-mi
  • yani yorumsuz olarak, belki de çok küçük bir yorumla bunlardan üç tanesini burada örnek olarak vereceğim, üçüyle de spor içerikli çeşitli sanal ortamlarda karşılaştım, haliyle muhabbetler de bu eksende şekillendi...

    1- ilk kadın taraftar kişisi bir yazısında yazım yanlışı yapmıştır, yanlış da şudur; "galatasaraylı"yı "galatasaray'lı" şeklinde yazmak. kibar ve oldukça düz bir mesaj attım kendisine, dedim ki; "galatasaraylı" özel isim değildir bu yüzden de kesme işaretine gerek yok, hatta herhangi bir il veya ilçede yaşayan insanlara yönelik söylenen benzer kelimelerde (istanbullu, izmirli vb.) de kesme işareti kullanılmaz. aldığım cevap şu;

    "benim için galatasaray dünyadaki en özel kelimedir"

    :(

    2- ikinci kadın taraftar kişisi ise fi tarihinde vuku bulmuş servet çetin ile cem sultan'ın kavgasına yönelik şu yorumu yapar;

    "servet çetin, cem sultan'in hem kariyer hem de yas olarak abisidir. ister dover ister sever ama eminim ki en az hepimiz kadar onun iyiligini ister. attigi tokat da onun iyiligi icin atilmistir. servet çetin, hayatinda hic dayak yemedigi karakterinden belli olan bir bebe tarafindan camur atilan, turkiyenin en iyi defans oyuncusudur.

    burasi galatasaray herkes haddini bilecek!!!"

    :(

    3- üçüncü taraftar kişisi sürekli yazılarının silinmesinden yine herkese açık bir şekilde şikayet etmekte ve duruma anlam veremediğinden yakınmaktadır, kendisine düz bir mesaj atılır, alenen isyan etmek yerine mesaj yoluyla moderatörler ile iletişime geçerseniz size yardımcı olur, merak ettiklerinize cevap verirler tarzı bir şey denir. aldığım cevap şu;

    "isyan, ruhu diri tutar. uyuşmayı, karaktersizleşmeyi, kimliksizleşmeyi önler. isyandır bizi tribünde kol kola, sesimiz kısılana kadar cim bom bom diye bağırtan. siz silin biz isyan etmeye devam edelim, nefes alıyoruz ya yaşamak için; o da ölmeye isyan işte."

    :(

    ne şimdi bu? nasıl izah edeyim, ne şekilde tepki vereyim, nasıl bir sosyolojik temele oturtayım bu örnekleri? kelimeler anlamını yitiriyor gerçekten, üç olayda da şöyle oldum kaldım;

    http://i.imgur.com/r9hjr.jpg

    http://static3.fjcdn.com/…6cff8804cbc4f8fd9a1d8.jpg

    http://i0.kym-cdn.com/…rack-michelle-obama-face.jpg
  • türkiye'de ciddiye alınması için erkekten çok daha fazla çaba göstermesi gerekendir. üstelik ortada trollükten gözü bulanmış, daha kötüsü troll olduğunun farkında bile olmayan, iki cümleyi bile bir araya getiremezken ufacık beyniyle maç yorumu yapmaya çalışan bu kadar erkek varken.

    erkekler genelde kendi takımlarının kadın taraftarlarına bir şekilde sahip çıkar. dişi kanarya, aslan, kartal ve benzeri kelimelerle. işin kötüsü de bu kadınları överken tutkuları, takımlarını takip etmeleri, doğru çıkarımlar yapmalarını değil, güzelliklerini dile getirirler.

    sırf ortam olsun diye, formalarını giyip, yalnızca galibiyet-mağlubiyet-gol ekseninde futbol takip eden kadınlar elbette var. ancak sayıları ilk başta bahsettiğim troll olduğunun farkında bile olmayan erkeklerden fazla değil.

    gerçek anlamda takip edip, yorum dinleyen/okuyan, doğru tespitler yapan kadınlar neyse ki artmakta ve bu gerçekten çok sevindirici.
    örnek vermek gerekirse, son beşiktaş-fenerbahçe maçında kadıköy benzin'de yer kalmadığı için, tanımadığımız iki kadınla birlikte 4 hatun kişisi olarak maçı izledik. kızlardan biri mümkün mertebe maçları stadyumda izleyen, maçın seyriyle birlikte gerekli gördüğü değişiklikleri dile getiren, ikinci yarının ilerleyen dakikalarında 4-4-2'ye geçmemiz gerektiğini vurgulayan, spikerle ilgili bile oldukça çok bilgisi olan biriydi. diğeriyse belli ki derbi olduğu için bu arkadaşının yanında gelmiş, o da fenerbahçeli, ama görece daha az takip ettiğinden daha çok sessiz kalmayı yeğleyen bir kızdı. ikisi de kendilerine göre saygıyı hak ediyor.
    mekanda bulunan bir diğer kadınsa daha çok köşede bir yerde oturmasına rağmen bütün dikkatleri üzerine çeken, mantıklı bir tek yorumunu duymadığım, yalnızca küfürler eden, pozisyonu önemsemeksizin aleyhlerinde çalınan her düdükte hakeme saldıran, saçma sapan bir insandı.

    demem o ki, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi değişik profillerde çokça taraftar var. aralarında saçma açıklamalarda bulunanlar olduğu için ön yargılı yaklaşmak cinsiyetçiliğin en itici halidir.

    toplamaya kalksam garip garip yorumları bulunan, atılan mesajlara düşünemeden, düz cevaplar veren birçok erkeğe örnek gösterebilirim. bu hiçbir şekilde genel çıkarımda bulunmak için yeterli değildir.
  • testosteron sayısı yüksek olup, kendini nereye vuracağini şaşıran tiplerdir..
  • dershanede ki birçok erkek arkadaşa ofsayt anlatan biri olarak futbolu bir erkek kadar iyi anlayıp sevebilirim de.