şükela:  tümü | bugün
  • sosyal demokrasi derneği'nin "siyasette kadın" konulu panelde ortaya koyduğu istatistiki veriden çıkan sonuç; cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman kadın vekil oranı 1935'teki yüzde 4.5 oranını geçemedi.

    kadına ilk seçilme hakkı veren ülkelerden biri olmamıza rağmen, yıllar içinde kadın-erkek eşitliğinin nasıl ilerlediğinin utanç verici bir göstergesi. bir ülkenin kalkınmışlığını gösterme açısından kadın milletvekili sayısı, kadın milletvekili sayısından çok daha fazla şey ifade eder.

    http://www.ntvmsnbc.com/news/393006.asp
    http://ntvmsnbc.com/news/392892.asp
  • kadın vekil adaylarının halkın seçimi olduğunu söylemek elbette abes, bu devlet idaresi ile gerçekleşmiş bir şey. lakin bu vitrinin aksine bir zihniyet durumunu ortaya koyar. 1930'larda özgür basın yokken ve yine muhalefet partisine dahi izin verilmemiş iken, kadının seçilme hakkını sadece vitrin olarak görmek haksızlık etmektir.

    1930'lar perspektifinden bakıldığında, kadının toplumdaki yeri için sınıf bilincinin arttırılması gerekliliği biraz uçuk kaçar. sınıf bilincinin oluşması için öncelikle sınıfın, nüfus içinde yüzde olarak bir şey ifade etmesi gerekir. o dönemde sendikal haklar engellenmiş olsa bile, işçi sınıfının genele yüzdesi oldukça düşüktür. köycülük çok daha baskındır. buna mukabil, şunu söylemek daha doğru olacaktır; cumhuriyet tarihinde -dünden bugüne- sınıf bilinci, devletin karşıt politikalarıyla oluşturulmamaya çalışıldı.
  • ülkemizde kadınların siyasete ilgi duymamasıyla, kadın kollarının ötesine geçmek istememesiyle de ilgisi yok değildir..
  • hazır 1935 yılından bahsedilmişken, gene aynı yılda vuku bulmuş bir hadise de, aslında bu konuyla doğrudan ilgili. rejimin teşviki ve onayıyla kurulan ve kemalist devrimi ve modernleşmeyi tüm gücüyle destekleyen türk kadınlar birliği, 1935 yılında türkiye'de bir feminizm kongresi düzenlenmesi için çalışmalara başlar. dünyanın çeşitli yerlerindeki feministlerle bağlantılar kurulur, fikir alışverişlerinde bulunur. bütün bunların sonucunda, dernek o dönem yükselen nazi tehditine karşı bir bildiri yayınlar. bunun üzerine dernek rejim tarafından kapatılır, daha doğrusu rejimin isteğiyle dernek kendi kendisini fesheder. öne sürülen gerekçeyse şudur; cumhuriyet kadınlara tüm haklarını vermiştir, o sebepten kadınların ayrıyeten örgütlenmesi için ortada bir neden yoktur. oysa ki asıl niyet gayet açıktır, o dönemde uluslararası politikada ön plana çıkmamaya çalışan ve tarafsız durmaya çalışan devlet politikalarıyla, derneğin nazilere karşı çıkan bildirisi çelişmektedir, bu fazlasıyla bağımsız ve ayrıksı tavır rejim açısından kabul edilebilir değildir. yani o dönemdeki modernleşme projesi, var olan geleneksel değerlerle çatışma pahasına, kadınlara ayrı, özel bir rol, misyon biçmesine ve özellikle kamusal alanda kadınların varlığını teşvik etmesine karşın, asıl mesele gene devlet katındaki dönüşümdür, kadın konusu bu dönüşüm için iyi bir vizyon sunmaktadır, bu sebeplenle de toplum ayağı en ufak bir farklılıkta gözden çıkartılabilir durumdadır. 1935 ile günümüz arasında karşılaştırmalar yaparken, kadın vekil oranı gibi yüzeysel ve aslen gerekli vizyon için araçsallaştırılmış veriler yerine, meselenin özüne inmek ve bunları tartışmak daha sağlıklı sonuçlar ortaya koyacaktır.
  • her vatandaşın utanç duyması gereken basit ve acı istatistiki karşılaştırma. kadının toplumdaki yerinin siyaset üzerine düşen korkutucu gölgesi.

    1935 yılında, yeni doğmuş bir ülkenin kadınların siyasetteki olması gereken yerini ve ideallerini göstermek gayretinin, 70 yıl sonra demokratik dinamiklerinin oturduktan* sonra doğal olarak artmasını beklediğimiz kadınların siyasete katılım oranından daha yüksek olması acı gerçeği.

    sorumluluk herkesindir ama çoğunlukla aydınlar ve kadınlarındır. bir yanlışı açık olarak gördükten sonra göz yumabilen, bir şey yapmadan duran aydın, ki bu artık aydın değildir ve yanlışlıkların edilgeni olupta isyan etmeyen kadınlarındır.

    bu yerinde sayışta hatta nominal geriye gidişte yobaz ve tutucuların etkisi çok yüksektir. kadının yeri evidirci zihniyet ya da çocuk büyütme etkinliğini kadının omuzlarına yıkılması gerçekleri durumun kangrenli bacak statüsünü korutturur.

    imam hatipte okuyan gençler üzerine yapılan bir araştırma acaba mezunlarının çoğunluğunun bu durumu iyiyemi götürücü yoksa geriyemi götürücü olacağına dair bize az çok fikir verebilir.#7913647
  • bir hakka sahip olmanin o hakkin kullanilacagi anlamina gelmedigini gosteren durumlardan biri...

    dolayisiyla aslen kadinlarin problemidir... birakin milletvekili oranini, belediye baskani, hatta muhtar olmak icin bile cabaladigi gorulmez bu ulkede kadinlarin.

    biz erkekler var olan hakkini kullanmak istemeyen kadinlari zorla ikna edip, arkadan ittirip meclise sokmaya calisacak, elimizdeki "guc"u onlara teslim edecek de degiliz hani... sikayet eden kadin bi zahmet kaldirip poposunu siyasete girecek...

    ha "erkekler engelliyor" denilebilir... hakli bir soz. lakin; "engellemeyecekler de, buyrun ben cekiliyorum" mu diyecekler? terlemeden, yorulmadan; armut pis, agzima dus felsefesi ile yurumuyor bu isler...

    kalkip erkeklerden "kadin milletvekili oranini artirmalarini" beklerseniz, daha cok bekleyeceksiniz demektir... bu oran artacaksan kadinlar kendileri yapacaklar bunu...

    gariptir, bazen şaşarım; kadinin bir bir yerden aday olur misal belediye baskanligina, e aday oldugu bolge insanlarinin yarisi kadin zaten. hic mi oy vermez bu kadinlar birbirlerine? hic mi akillarindan gecmez; "helal kadina, sunu destekleyeyim" dusuncesi... bunu anlamam iste, belki de ben cok zeki biri degilimdir...

    is bu kadar vahimken kadin basbakan cikartmayi becermistir bu ulke, onu da es gecmemek lazim...

    (yumuk kelebecik notu: "halk demirel'i secmisti, tansu ciller'i basbakan yapan ise meclis oldu)
  • o yılları bugünün bakış açısı ile değerlendirmek, yanlış sonuçlar ortaya koyuyor. bakınız efendim, 1930'lu yıllar tekrar hatırlanırsa, sadece feminist hareketler değil, sağ ve sol muhalif olan bütün hareketler yasaklanmış, bunların seslerini duyurabilmek için kurdukları dergiler ve örgütler kapatılmıştır. yani ortada gözden çıkartılabilirlik diye bir şey var ise, bu feminist örgütlenmeye yönelik değil, tüm muhalif örgütlenmeye yöneliktir.

    ayrca kimse burada, vay anasını be 30'larda bile toplum olarak daha eşitlikçiymişiz, aman aman ne kadar da demokratmışız demiyor. bu açıdan kadın vekil oranı, salt veriden daha fazla şeyler gösteriyor. en azından cumhuriyet devrimlerinin, kadının mecliste temsilini önemli gördüğünü vurguluyor. zira o yıllarda kadınlar, seçilme hakkı istiyoruz diye sokaklarda gösteriler düzenlemiyordu. çoğu köyde, okuma yazma bilmeyen, muhtemelen dul insanlardı. dolayısı ile vekil oranı, zihniyet vurgusu için önemlidir. günümüzle kıyaslanması da, modernleşme hareketinin ne kadar sürdürülebildiğinin göstergesi olması açısından önemlidir.
  • konuyla ilgili bir iki konuyu açıklığa kavuşturmak gerekirse, rejimin kendisine muhalif olan örgütleri ideolojileri yasaklamasıyla, zaten tamamiyle kemalist bir çizgisi olan ve rejime muhalif olma gibi hiçbir derdi olmayan bir derneğin kapatılması arasında dağlar kadar fark vardır. ortada bahsettiğimiz radikal bir feminist örgütü değildir, zaten 1924 yılında, rejimin elitlerinin teşviki ve onayıyla kurulmuş bir dernektir, 1935'te yayınladığı nazi karşıtı bildiri de rejimin politikalarına muhalefet etmekten ziyade o dönemde uluslararası kamuoyunda nazi yükselişine karşı olan duyarlılığı paylaşmaktan öte bir şey değildir. bütün bunlara rağmen derneğin feshinin istenmesi o dönemin siyasi atmosferinden öte, rejimin kadın konusuna bakış açısını yansıtmaktadır. temsili ya da bir vizyon olarak kadın, modernleşme projesinin asli bir parçası olarak görülmektedir çalışmaları, örgütlenmeleri teşvik edilmektedir, ancak ortada en ufak bir uyumsuzluk, farklılık olduğunda bu bile gözden çıkartılabilmektedir. zaten türk kadınlar birliği'nin kapatılma gerekçesi de gayet açıktır, cumhuriyet kadınlara tüm haklarını vermiştir, bu sebeplen ayrıyeten örgütlenmelerine gerek yoktur. bu gerekçenin vurgusu bile kadın konusunun devlet katında temsili ve hukuki bir vizyon meselesi olduğunu, bu devlet katının kadınların örgütlenmesine gerek olmadığını buyuracak kadar elitisit ve seçkinci olduğunu yeterince açıklar.

    yüzde 4.5luk oranın araçsallaştırılmış bir veri olduğunun anlaşılması içinse birkaç soru sorulması yeterlidir, mesela;

    * bu oranda yer alan kadınların isimleri nelerdir?

    * bu kadınların hayat öyküleri nelerdir?

    * bu kadınların eğitim seviyeleri nelerdir?

    * bu kadınların vekil olarak yaptıkları çalışmalar nelerdir?

    * bu kadınların siyasi çizgileri ve eğilimleri nelerdir?

    * bu kadınların vekillik dışında yaptıkları nelerdir?

    bu soruların cevaplarının günümüze kadar doğru dürüst araştırılmaması ya da bu soruların halen merak konusu olmaması bile kendiliğinden birçok şeyi açıklamaktadır. ortada yüzde 4.5luk bir oranın olmasının kendisi yeterlidir, asıl önemli olan bu sayısal orandır, bu oranın içeriği ya da niteliği tartışılmamaktadır, bu konuda açıklayıcı bilgiler verilmemektedir. bu sebeplen salt bu oran üzerinden günümüzle ilgili analojiler kurmak da yanıltıcıdır, böyle bir tavır meseleninin niteliksel boyutundan öte niceliksel boyutunu ön plana çıkartacağı gibi, meselenin asıl tartışılması gereken zemin olan tarihsel bağlamı da gözden kaçırmaktadır.
  • kendimi tekrar etmekten ne kadar haz almasam da, bazı noktaları biraz daha iyi anlayalım. sağ sol bütün muhalefet yasaklanmış demişiz, bunun feminist örgütlenme içinde geçerli olduğunu söylemişiz yani totaliter anlayışta bir tutarsızlık yok. bunu, kadın hareketinin gözden çıkarılabilceği şeklınde yorumlamak doğru fakat eksiktir zira tüm muhalif hareketler gözden çıkarıldı. ilaveten, muhalif olmayan herhangi bir hareket devlet politikası ile ters düşseydi yine gözden çıkarılırdı. dönemin nazi yükselişi konusunda devletle ters düşen kadın hareketinin muhalif sayılıp sayılmayacağı saçma bir tartışmadır. sonuçta şu mevzuda çoğu hemfikir; yasakçı bir dönemdi ve modernleşme ile dönüşüm sadece devlet tarafından yönlendiriliyordu.

    araçsallaştırılmış veri konusuna da gelince.. eğer haber linkini okuduysanız, bunun ne kitap ne de yoğun bir araştırma, sadece panel ve akabinde rapor olduğunu görürdünüz. yani sorulan soruları cevaplama gibi bir yükümlülüğü yok. evet şuan elimizde böyle bir veri var, ve siz bu veriye kendi bilginizi de katarak çeşitli sonuçlar çıkarabilirsiniz. konuşmalar da veri üzerine yapılmıştır muhtemelen. ha bana göre, gerçekçi çözümler sunulur mu sadece bunlarla? hayır, elbette çözüme bir sayfa data ile ulaşamazsınız. fakat önemli demişiz, neden? çünkü, cumhuriyetin ilk yıllarında mecliste kadınların olmasının önemli olduğunu, devletin böyle bir politikasının mevcudiyetini fakat günümüze gelene kadar oranın artması yerine azalmasını gösteriyor. böylelikle, en azından birşeylerin yanlış olduğunu görebiliyoruz.

    şunu da ilave edelim, mecliste kadınlar vardı ama siyasi açıdan aktif değillerdi diyerek olaya bakmak yanlıştır. zira hangi vekil özgürce konuşabiliyor, kendi politikalarını üretebiliyordu? vekillerin hepsinin siyasi çizgisi bellidir, o çizgi dışında olsalardı vekil olmazlardı zaten. bir de meraklı olanların şuna bakmalarında fayda var;

    (bkz: turkiye'nin ilk kadin milletvekilleri)