şükela:  tümü | bugün
  • duygu asena'nın adı çok çıkmış bi kitabı...
  • atil yilmaz amcanın bir filmidir bu da... hale soygazi başrolde oynarken olay şöyle gelişir:

    bu hale soygazi'nin oynadığı tip, bi arkadaşının ewine kitap yazmaya gider nasılsa -ki şimdiye ne kadar yazar tanıdım, bi tanesi bile bizim ewe, değil kitap yazmaya şöyle hayırlı olsun kâbilinden bi özlü söz söylemeye bile gelmedi- oturup kitaba başlayacakken hayatı gözlerinin önünden renkli dublajlı akmaya başlar...

    zaten bu kadın ailesiyle de pek annaşamamıştır onnarı hatırlar, bi gençle aşna-fişnasını hatırlar, babasının dürzünün biri oluşunu, annesini aldatışını falan hatırlar, hemen ewlenmesini, ünerzte okuşuyunu, mezunluğunu falan hatırlamakta gecikmez, bunun direkt ardından ara soğumadan babasının ölümünü hatırlar ve "bi tane babamızdı" diye düşünür, aslında babasını sevmektedir de, arkadaş gibi olamamıştır ya bunadır artisliği - çoğu kızlarda olduğu üzere- onu geçince, kocasını hatırlamaya başlar, adam almış yürümüştür, kariyerlik olmuştur, bu karı da "ben de çalışiym" diye tutturunca adam "buyur çalış" demiştir bile...

    elbetteki çalıştığı yerde bi herifle tanışıp kocasını aldatır, "o" "onu" aldatırken "bu" da "bunu" aldatır, "şu" durur mu, hemen "o" da aldatmaya başlayınca, "beriki" vakit kaybetmeden ötekini" aldatmaya yeltenir oysa "geriki", "bunu" çoktan "şu" ile aldatmıştır...

    bunun üzerine "hale soygazi" çareyi, daktilo başına oturup çırılçıplak kitap yazmakta bulur... abim çok uğraştırdı ama en sonunda ewden gitti ve ben de malayı çaktım bu sahnede... savol...
  • 2001 de okununca hala bu kadar tutucu babalar var mıdır die düşündüren, ordaki kadının özgürlüğü ayran gönüllülükle karıştırdığını düşündüğüm. erkeklerin kitap boyu kadına yaranamadığı kolay okunulan çerez vari bi kitap
  • ergenlige yeni giren bunyelere ilac gibi gelmisligi vardir.
  • duygu asena adli çizmis kadinin 1987'de* çikardiginda olay yaratmis kitabi. o döneme kadar türk edebiyatinda kadin temasi, belli kaliplar, kliseler disinda hiç islenmemis oldugundan(vefakar anadolu kadini, vurun kahpeye, sosyetik fettan ahu tugba, emrahin annesi) bu kitabin bir devrim yaratmasi normaldi, zira kitapta bahsi geçen kadin gerek düsünce tarzi gerekse basina gelen olaylarin anlatimi itibariyle 70li yillarda yükselise geçmis özgürlükçü anlayis ve feminizmin somutlasmis haliydi ve türk kadininin bastirilmisligini ilk defa bu kadar yüksek sesle söyleyen birisi çikiyordu.

    kitabi okumustum ve bana göre, üstlendigi devrimci karakterini bir kenara birakirsak, son derece bayik, gerçek üstü ve sikiciydı. kitabin bas kahramani kadinin basina gelenler pismis tavugun basina gelmemistir. daha ufak yaslardan itibaren babasinin, amcasinin, komsunun, komsunun oglunun, sokaktan geçen seyyar saticinin vs. türlü tacizine ve siddetine maruz kaliyordu. sevgilileri olan erkekler de bundan türlü sekilde faydalanmaya çalisiyorlar, bahti kara kadincagizin dertleri evlenince de bitmiyor, kocasindan görmedigi zulüm de kalmiyordu. kitabin bu arabesk hali nedeniyle yanilmiyorsam kitabi son 50 sayfasinda falan birakmistim. yine de üstlendigi öncü karakter nedeniyle bir kez okunmasi yararli olabilir.

    yillar sonra gelen edit: ben burada bok yemisim, hangi ülkede yasadigimdan haberim yokmus. ülkemizdeki kadinlara nasil davranildigini daha cok idrak ettikce kadinin adi yok'un perspektifini daha iyi anlayabiliyorum. günümüzde gecerliligini maalesef daha cok arttiran bir kitap. kadinlar günü nedeniyle söyleyip söyleyebilecegi tek sey "en az üc cocuk dogurun" olan bir grzkl tarafindan yönetildigimiz sürece bu kitap 70lerdekinden bile daha önemli.
  • küçükken* annemlerin tüm "o kitap sana uygun diil!" haykırışlarına rağmen inatla biryerlerden bulup okuduğum kitap.daha sonra,"anlayacak" yaşa geldiğimde bir daha okudum ve beni feminizmin ne olduğu hakkında derin düşüncelere itti bu kitap...feminizm hakkında pek bir fikrim yoktu o zaman ama bunun feminizm olmadığı kesindi.hele ki baş karakterin ilk gecesini anlattığı bölüm şahsımı cinsellikten,seksten uzun bir süre iğrendirmiş ve bunun kadınlar için korkunç birşey olduğunu düşündürmüştür.dayanılmaz acılar,yazarın kendi deyimiyle "tavuk boğazlanmış gibi kan içinde" yatak şeklinde tanımlanan ilk gece bile,kitabın yazılış amacı hakkında ipuçları vermektedir.erkek düşmanlığı ve nefreti feminizm demek değildir,bir erkeği aldatmak erdem olarak sunulmamalıdır,bir erkeğin kadını aldatması ne kadar aşağılıksa bu da o kadar aşağılıktır,kadının özgürlüğü bu değildir.
  • hale soygazinin "ben senin koluna takip gezdirecegin sus kopegin miyim ! biraz tepki ver be adam !" repligiyle bellegime kazinmis 1987 yapimi film.
  • kadinin adi yok; cogu insanin dusundugu gibi aldatmanin ozgurluk oldugunu savunmaz, sadece yapilanin arkasinda durmanin ve durustlugun erdem oldugunu vurgular. kitapta yer alan "sevmedigim halde sirf parasi icin bir erkegin altina yatsaydim asil orospuluk o olurdu" sozlerine karsilik verilen " nikahli kocan ayol" cevabi esprili gibi gozuksede maalesef cogu kadinin icinde bulundugu durumun bir ozetidir. sevginin ve sayginin bittigi yerde evliligi de noktalayabilmektir ozgurluk. maddi anlamda birilerine bagimli olmak zorunda kalmamaktir. salt gelecegi guvence altina alma dusuncesiyle, maddi kaygilarla "nikahlı" da olsa bir adamin altina yatmamaktir. bu anlamda son derece dogru noktalara deginen, okunusu keyifli bir kitaptir.
  • her sabah olduğu gibi rutin bir şekilde gazetemi açıp okuyorum.iki haber okuyorum ve sonra düşünmeye başlıyorum.kadın kendisini sürekli döven kocasından boşanmak için dava açmıştı diye başlıyor haber.adam eşini boşanmamaya ikna etmiş.üç çocuğu olan çitf bir otele yerleşmişler.baba oteldeki tartışmada çocuklarının gözü önünde eşinin başında şişe parçalayarak,kırık camlarla karısının yüzünü kesmiş.ve savcılık dün bu adamı serbest bırakarak çocukları da bu adama vermiş.tüylerim diken diken oluyor. nasıl yani? diyorum ve boş gözlerle gazeteye bakmaya devam ediyorum.

    sıradaki haber izmir bornovada bir kadın evine giren hırsızın tecavüzüne uğruyor.olay sonrasında kadın işinden kovuluyor ve nişanlısı tarafından terkediliyor.kadın açıklama yapmış "tek çarem burayı terketmek,tipimi değiştirip başka bir kente yerleşmek" sinirlenmeye başlıyorum sigaramı yakıyorum ve elimdeki gazeteyi merakla okumaya devam ediyorum.aynı sayfada bir haber daha sosyeteden bir düğün haberi.hmm epey de ihtişamlı aferin size diyorum.büyük puntolarla yer ayrılmış belli ki önemli insanlar.ve devam ediyorum.özlem tekin ne kadar da güzel söylemiş... magazin malı güllü dalı motorlar diye.bir an aklıma geliyor tebessüm ediyorum magazin sayfalarını okurken.sonra kendimden utanıyorum.okuduklarımın yüzeyselliği karşısında.o magazinsel şeyleri oraya koyanların suçu yok diyorum kendime talep meselesi demekki..

    sonra kadınları düşünüyorum.aynı cinsiyette ama farklı şekillerde hayatlar yaşayan kadınları.eline ekonomik özgürlüğünü almayıp koca evine bakan kadınları.o kocadan dayak yiyip sesini çıkaramayan kadınları.geçen gün bir olay dinledim.kocasından dayak yiyen kadın babasının evine sığınmış çocuğuyla.amacı adamın burnunu sürttürmekmiş.sana da aferin diyorum. hala kocanın burnunu sürttürmeye çalışıyosun kendin acı çekmeyi kabullenmişsin zaten devam et başarılar.kadın tecavüze uğruyor herkes sırtını dönüyor. niye?
    her sevgilim bi kere versin ama karim bakire olsun zihniyeti . ee tecavüze uğrayıp kirletilmiş bir kadını neden istesin ki bir erkek.neden ona arka çıksın ki. adama da öyle öğretilmiş. aynı kadına küçüklüğünden itibaren "gelin" olmanın gerekliliğinin öğretildiği gibi.kadın haklarını savunmayı düşünmüyor.yeni bir hayat kuracak belli ki.onu işten çıkaran patronuna yasalar önünde sormayacak hangi hakka istinaden beni işten attın diye. yada onu terkeden nişanlısına manevi tazminat davası açmayacak.çünkü o da biliyor ne denli suçlu olduğunu.ne de olsa tecavüze uğramak onun suçu. yada kocası tarafından suratı parçalanan kadın. belki o da hakkını aramayacak ne de olsa kocasıdır.biraz burnu sürtsün adamın ya.neyine kadının hakkını aramak!

    ve düşünmeye devam ediyorum.bu yazıyı hangi başlığa koymam gerektiğini.duygu asena'nın kitabından bağımsız olarak zihnimde üç kelime uyanıveriyor. "kadının adı yok" diyorum içimden.işte siz buraya yakışırsınız!..