şükela:  tümü | bugün
  • "cansız olana can vermek ne zordur bilir misin?" dedi biri. öbürü yanıtladı "cansız olana can vermek zordur ama asıl zor olan canlı olana can olmaktır" dedi....

    kalın camlar ardından gözlüyordu dünyayı ama kimsenin dokunamayacağı sıcaklıkla avuçlamıştı gökovalı gökleri. yüzündeki çizgiler eski izmir'in sokakları gibi derin, ürküntü verecek kadar soyluydu, sevi yol olmuştu gözlerine, yüreği ile gözlerini buluşturmuştu. kadın "can dilersen canın olurum, sevincin. içerinden özünden bir çok" diyebildi.

    ilk parke döşeli yolda bakıştılar, en eski çeşmeden şu içtiler avuçlarınca. ikisinin avcu birleşti, suya kandılar. artık yalnızca nefes almıyordu kadın, içtiği her yudum havayı sevinciyle sevinin göklerinde gökün oğluyla paylaşıyordu.

    adam parlak sarı bir çiçek kopardı, kopardı ama çiçek kökünü gökovalıda saldı. büyüdü, büyüdükçe güzelleşti kadın oldu göğsünde. birlikte taze ekmek kokusuna yenik düştüler, tarlalar dolusu çay içip, çayın şiirini dinlediler.

    "adam kadının çatlağından bir yağmur tanesi gibi düstu"

    hoşçakal derken dokunmak istedi. kadının gözleri "dostça kal" demişti ama yine de bilmek istedi canına can olanın canını...

    gümüşlük - 1994
  • (bkz: iyi denemeydi montaigne)
    "tarlalar dolusu çay içip, çayın şiirini dinlediler" nedir arkadaşım?