şükela:  tümü | bugün
  • david lynch mi yönetiyor bu programı, nasıl bu kadar gerçeküstü bir yapım hazırlanmış anlamıyorum... geçen haftalardan bir diyalog mesela, bir izleyici telefonla arıyor:

    - oya hanııım, porogramınızı çok seviyoruum sizi çok seviyooruum
    - saol canım...
    - oya hanııım, ben kanserdim, kanseri sizin porogramınızlan yendiiim
    - naptın canım naptın?
    - sizin porogramınız moralman destek oldu, kanseri sizle yendim
    - aaa hadi ya ne güzel
    - çok seviyoruuum siziiii
    - saol canım, sana da bir ütü masası hediye ediyoruz.
    ...

    bu bu bu, nedir bu? nasıl bir kurgudur? kanseri oya aydoğan'la yenmek, ben de adeta şaşıp kalakalmak, bir de üstüne ütü masası vermek... anlamamak, anlamamak...
  • şu ünlü fikrayı çağrıştıran bir soru:

    yolda yürürken karların arasında bi yağ lambası bulur bi eskimo. bu arada yol dediysem de, öle bi audi quattro'nun iki lastik izinin arası yani, refüjlü asfaltlı bişey değil, neyse. "para eder mi, antika mıdır acaba" diye düşünürken, üzerindeki karları almak için lambayı bi ovalamış bulunur ve o an lambanın içinden bir cin çıkar. adam şok içinde cine bakarken, cin klasik sorusunu sorar:

    - merhaba sahip, dile benden ne dilersen.
    eskimo kat kat giysilerine ve kalın kabanına rağmen ne kadar üşümekte olduğunu düşünür ve dileğini diler:
    - ekvator biraz kuzeye kaysın da buralar ılımanlaşsın bari.
    cin afallar;
    - sahip sana dile ne dilersen dedik de; abarttın yani. ekvatoru kuzeye kaydırmak için dünyanın eksenini biraz daha eğmem gerek, bu sefer ağırlık merkezi yörünge düzleminden şaşacak, bunu dengelemek için yörüngeyle oynamam gerekir ki güneş sistemini tamamen değiştirir bu samanyolunu da dolayısiyle, samanyolundaki kütle çekim dinamiklerini tamamen yeniden dizayn etmem gerekir. rica ediyorum, makul bişii dile.
    eskimo hayal kırıklığına uğrar, başka bir dilek düşünür.
    - tamam buldum, kadınlar ne ister, onu bilmek istiyorum.
    cin mavi ekran falan olur,
    - sahip be; demin şeapamadım ben, kaç kilometre kaydıralım dediydin ekvatoru?
  • eger bir kadinin gönlündeki degil de yanindaki adamsaniz yandiniz, istekleri bitmez cünkü gönlündeki adam olmadiginiz icin bir türlü tatmin olmazlar, istedigini yapsaniz bile daha fazla isteme duygusu ortaya cikacaktir bunun sebebi icindeki bir türlü tatmin olamama huzursuzlugu. bu durumda tüm huzursuzluklar sizi bulur devamli daraltilirsiniz, yorulursunuz, laf anlatamazsiniz, mantiksiz bir sey istese ve siz aciklamaya calissaniz bile karsi taraf sizi hakli bulmayacak siz aradiklari kisi degilsiniz sadece yanindaki adamsiniz, kafayi koyacak bir yastiktan öte degilsiniz maalesef, eger kadinin gönlündeki insan olmadiginizi fark ederseniz kacarak uzaklasin ordan bir deneyim tavsiyesi.
  • (bkz: yarrak)
  • cevabını çooook önceleri bir hikayede bulduğum soru.

    hikayemiz aklımda kalan şekliyle şöyle: çok süper yakışıklı bi cevval, atakan bi yiğidimiz var. bu yiğit, prens ya da şehzade de olabilir. bi hastalık mı, yoksa bi savaş için mi bi derde düşüyor. çaresi de sadece, korkunç görünümlü bi cadı da. ama kadın feciy. gerçekten. kazma gibi tırnaklar, tiftikleşmiş saçlar, sapsarı dişler, velhasıl iğrenç bi yaratık.

    neyse, son çare ona danışıyor yiğidimiz. diyor ki cadı:

    - benimle evlenirsen, sana sırrını söylerim. ama evlenmezsen söylemem!

    yiğidimiz padişah mı, kral mı ne zıkkımsa, gidip şartını söylüyor cadının. kral ya da padişah da, sen bilirsin demek zorunda kalıyor, civanmert yiğide. yani düşünün, öyle bi "şey"le evlenecek yiğidimiz.

    neyse, delikanlımız düşünüyor, taşınıyor ve kararını veriyor. sırrı öğrenmek için cadıyla evlenmeyi kabul ettiğini cadıya söylüyor. neyse, sırrı anlatıyor cadı, o içine düştükleri açmazdan çıkıyorlar. e tabiy, cadı düğün ister... düğün yapılıyor, herkes yiğide acımayla bakıyor, nasıl bakmasınlar? biri bir içim su, biri nekbeet bi kadınımsı! o derece.

    neyse, düğün bitip de bu ikisi odada başbaşa kaldıklarında cadı soruyor:

    - nasıl görünmemi istersin?

    yiğidimiz, delikanlımız, artık nasıl bi halet-i ruhiyeyle diyorsa( belki de nasrettin hoca okumuştur, bilemiyorum):

    - sen nasıl istiyorsan öyle görün!

    ...(bu kısma bi çizgi çekmek gerekir)

    sabah bir uyanıyor, yanında bir içim su var! inanmıyor gözlerine, yanındaki afeti uyandırıyor ve soruyor:

    - cadı nerede?

    afet hatun cevaplıyor:

    - sen bana kendim olma imkanı tanıdın. eğer bana şart koşsaydın, hayatı zehir edecektim sana; ama sen bana bıraktın seçimi. benim seçimim de bu. artık böyleyim.
    ----------------

    kıssadan hisse: kadınların ne istediğini sormayın kendinize, istedikleri şey, sadece kendi kararlarını kendilerinin verebilmesi ve kendileri olmalarına olanak sağlanmasıdır.
  • "ne mi ister?
    hepsini ister.
    ve aynı anda." demiş emre yılmaz , ve eklemiş;

    "kadın erkeğin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder"
  • dün izlediğim filmde soruyordu adam.

    - bir kadın ne ister?

    kadın cevap verdi.

    + yaşlandığında anlarsın.
    - o kadar zamanım yok.
    + bir kadın sadece sevilmek ister ve bunun bir ömür süreceğini bilmek.
  • kadınların ne istediğini sorgulayan anket tadındaki soru cümlesi. cevabı da bir hayli basittir; sizin o an için veremeyeceğiniz herşeyi.
  • kadınlar belli ki ta 1913'lerden beri bu topraklarda hep benzeri şeyleri isterler.

    10 nisan 1913, kadınlar dünyası gazetesinde y. naciye imzasıyla çıkan ''erkekler hakikaten hürriyet-perver midirler? kadınlar ne istiyor?'' yazısından:

    '' erkeklerimiz ... daha geçen gün ingiltereden başlayarak bütün avrupa'yı dehşetler içerisinde bırakan nümayişleri işitmediler mi? bilmiyorlar mı ki avrupa yakın bir zamanda kadınlara hukuk-ı siyasiye bahş edecektir?

    bu suretle beşeriyet azim bir nüfus daha kazanacak, meclisi mebusan kürsülerinde kadın sesleri işitilecek, mahkemelerde, belediyelerde kadınlar da bulunacak, onlardan da vali, mutasarrıf, kaymakam olacaktır. bunun neticesi olarak her şey değişecek. ordularda jan dark gibi, kara faunalar gibi şeci kumandanlar, dava vekilleri, fabrikatörler, ameleler velhasıl her işte kadınlar da bulunacak!

    biz osmalı kadınları, tekamül nazariyesini bildiğimiz için bu kadar ifrata gitmiyoruz. lakin hukuk-ı insaniyemizi olsun istemeye hakkımız yok mudur? niçin erkekler sokaklarda bizi taciz etsinler? niçin bir kadın namusuyla yaşamak için çalışmaya bırakılmasın? işte bizim istediğimiz hukuk-ı siyasiye değil, şimdilik bu gibi hukuk-ı insaniyedir. ''

    kadınlar hukuk-ı siyasiyeyi 1930'larda almış olsalar da, 21.yy'da yine hukuk-ı insaniye ve hukuk-ı siyasiyede eşit temsiliyet isterler.
  • bazen biz de bilmiyoruz ne istediğimizi.

    "bi daha benimle sakın konuşma" derken en çok o kişiyle konuşmak istiyoruz mesela.
    "senden nefret ediyorum, allah belanı versin derken" en çok o kişiyi seviyor ve dua ediyoruz başına kötü bir şey gelmesin diye.
    bazen saatlerce mesaj bekliyor ve mesaj geldiğinde kalbimiz pır pır etmesine rağmen cevap vermiyoruz.
    "git" derken içimizden yalvarıyoruz avaz avaz "kal" diye.
    kızdığımız kişi yanımızdayken surat asıyor ve bir an önce defolup gitmesini istiyormuş gibi davranırken, aslında sarılsın istiyoruz sıkı sıkı.

    vallahi ben de bizden bir bok anlamadım gençler. mis gibi delirmişiz modern çağlarda.