şükela:  tümü | bugün
  • evlidir.
  • mevzu bahis kadınları beğenmeyen erkektir...

    yoksa beğendiği kadın olsun, gayet de candan, samimi davranır veya en azından davranmaya çalışır, istisnalar dışında...
  • (bkz: abiler)
  • kadın erkek ayrımı yapan erkektir.
  • öğrencidir. okulunda 45 cm kuralı vardır.

    (bkz: lisede 45 cm'lik harem-selamlık kuralı)
  • şüphesiz ki bir kadın için çabalamayan erkek'tir.

    yani konu ile bağdaştırırsak, kadın eğer kasıntıysa, dur ne güzel şimdi bunun çevreden faydalanayım diye düşünerek o'na katlanmaya gerek görmez. cinsiyet farkını göz ardı ederek kimle iyi vakit geçiriyorsa o'nlarla takılır.

    aşık olduğu kadın içinse farklı stratejileri vardır ama yine çabalamaz.
  • 'aman şu mesafeyi koruyayım ne de olsa uzaktan bir iki tane düşürürüm' felsefesini benimsemişse batmaya mahkumdur.
    hatalıdır.
  • şartların zorlaması sonucu mesafeli durmayı öğrenmiş erkek olabilir.

    üniversite zamanı. bir matematikçi kız var komşum olan, aralarda görüşüyoruz, haftasonları öğrencilere ders veriyoruz. ankara'dayız üstelik, hani yobazlıkla anılan bir yer de değil. bir akşam kapısını çalıp bir kitap soruyorum. kör talih, evde ondan başka kimse yok. hani hiç olmazsa o sevimsiz ağbisi, kılçık babası açsa kapıyı da işin doğrusunu bilseler. kitap gelene kadar, onlar maaile bir yerden dönüyorlar. biz kapıdayız ama ona karşın soğuk bir hava esiyor. babası selam bile vermiyor, o sevimsiz ağbi "sen mi burdaydın?" diye soruyor, anne "hoşgeldin oğlum." diyor ama biraz endişeli. nitekim vedalaşıp kapı kapandığında, daha merdivenlerden inmeye fırsat kalmadan daireden bağırışlar yükseliyor. kızın "yapma baba, vurma!.. kapıdan kitap aldı gitti vallahi!.." feryâdı kulaklarımda çınlıyor yıllar yılı.

    orta büyüklükte bir iç ege ilçesi. teftişteyiz. üstad sıcak kanlı bir adam, yanımdaki devrelerimden biri ağır oturaklı ama yine de sıcakkanlı olmayı bilen hemşerim, diğeri de munis, kendi halinde bir arkadaş. şubenin en genç üç elemanıyla muhabbet ilerliyor, biri hanım. hatta neler olup bittiğini daha iyi anlamak adına üstad onları bir akşam yemeğine çağırıyor, laf lafı açıyor, telefonlar alınıp veriliyor. ancak hanım kız nedense o akşam yemeğini bir fırsat kapısı olarak görmeye başlıyor. şubeden çıkıyoruz ama hemen her gün telefon etmeye devam ediyor. hemşeri devrem sinirlenmeye başlıyor, keza ben de. "kitarobit, bu kız gene aradı beni, seni de aradı mı? yaa... gene lafı evliliğe getirdi, kız bulmuş, düşünür müymüşüm?" tarzı konuşmalar yapıyoruz. diğer arkadaş başka bir denetim ekibine verildiği için pek haberimiz yok ondan. neyse, kız her gün aramaya devam edince en sonunda bir gün sinirlerim dayanmıyor, "kurum kültürüne uygun konuşsak? ayrıca hergün hergün meşgul etmeye başladı bu konuşmalar, bizim işimiz yoğun!.." diye patlıyorum. "ben erkek avcısı mıyım, sen beni ne sandın?!?" diyor, bir küfür sallayıp kapatıyor telefonu. çok değil, 6 ay sonra o munis arkadaş, evlilik davetiyelerini gönderiyor kurula. bana vermeden es geçiyor.

    güneydoğuda kimbilir kaç kez yaşadığım şey: otobüste minibüste bir kadının yanına oturmaya kalksam potansiyel tecavüzcü gibi görülüyorum. hoş, kınık yollarında da benzer durumlar oluyor, istanbul'da da... yer pek farketmiyor.

    karşılarındaki her erkekte potansiyel tecavüzcüler görmelerini sağlayanlar, kızlarını karılarını dövmekten çekinmeyenler utansın... karşılarındaki erkekte hayatlarının kurtuluşunu görenlere de kabahat bulamıyorum, erkek egemenliği bunu dayatıyor çünkü. utananlar utansın diyorum ama gerekçeleri bilsem de pratikte sevimsiz durumların ortaya çıktığı gerçeği değişmiyor. ister istemez bir mesafe koymak zorunda kalıyor insan. belki bir gün değişir.
  • yorgun erkektir.
  • utangaçtır.bütün mesafelerin nedeni olabilir başlı başına kendisi.