• türkiye'de 1930 yerel seçimleriyle birlikte verilen haktır.
  • http://www.yabanci.co/…arin-secme-ve-secilme-hakki/

    kesin ifadeler kullanıp hiç kaynak göstermeme hastalığı olan dinci yalanları ile karalanmak istenen devrim ...

    --- alıntı ---
    kadınların bu fikri benimsemesi ve sorgusuz sualsiz iman etmesindeki etkenlerden en önemlisi mustafa kemal’in kadınlara yaşam hakkı tanıdığı yalanı. öyle ki resmi tarihe göre osmanlı döneminde neredeyse sokağa dahi çıkamadığı iddia edilen kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiş, devlete ortak etmişti.
    --- alıntı ---

    devlete ortak kadın kaynak istememdeki neden bunu hangi olay sonucunda çıkartığını merak etmemdir.

    --- alıntı ---

    seçme ve seçilme hakkını kadınlara mustafa kemal bahşetmemiş, kadınlar bu hakkı kendileri almışlardı.
    --- alıntı ---

    normalde mustafa kemal'e yöneltilen en büyük itham diktatörlük iken nasıl bir olay ile kadınlar zorladılarda bu haklarını aldılar merak konusu... şu zamanda bile bu toplumun kadınları var olan hakkını kullanamaz iken asırlar boyu gelen erkek egemen toplum genlerin suçunun cumhuriyete yüklenmesi çok ilginç olmuştur. şu kesindir cumhuriyet buna çare olmamıştır ancak osmanlıyı yüceltecem diye komik olmak buna denir. osmanlı döneminde bir tane kadın politikacı var mıdır... evet osmanlıda yönetimde kadına yaşama hakkı verilmez... rol almak isteyende alavereci dalavereci damgası yer

    kaynak gibi gösterilen kadınsız inkılap kitabıda aynı kaynak göstermeden hüküm verme olayından müzdariptir.
  • türkiye'de kadınlara da erkeklerle birlikte 14 mayıs 1950 seçimlerinde tanınmış haktır. zira ilk kez bu seçimlerde chp dışında -atatürk'ün özel emriyle kurulan ve havaya girdiği an 'çat' diye kapatılan üç ay ömürlü scf'yi saymazsak ki saymayalım- bir parti daha yarışmıştır. yani kısacası bu, ülkemizin ilk serbest seçimidir.
  • tbmm'de bu hakki ilk kez dile getiren insan, kemalistler'in seriatci yobaz diye yerin dibine soktuklari, oysa ki o donemde o kemalistler'den bin kat daha demokrat olan erzurum mebusu huseyin avni ulas bey'dir. mustafa kemal'in gundeminde yokken bu konuda meclis kursusunden kadinlarimizin koy suralarina secilmesinin meclis tarafindan kabulunu talep etmistir. (tbmm zc, 15 kasim 1921, 111.ictima, sayfa. 221-224)

    kendisi ile dalga gecmek icin "huseyin avni bey'in feministligini takdir ederim" diyen mebuslara "insanligimi tebrik ediniz" diyerek kapaklari da takmistir merhum.

    huseyin avni bey, nahiyeler kanunu hakkinda konusurken artik savas dolayisiyla koylerimizde fiilen kadinlarimizin sozlerinin gectigini, onlara idare hakkinin da verilmesini acik yureklilikle dile getirmistir. madem kadinlarimizdan asar vergisi aliyoruz, hukuklarini neden vermiyoruz diyerek de kadin-erkek esitligini meclis'te ilk defa dile getirmistir. kendisine tunali hilmi bey'in de destek verdigini zikretmeden gecmeyecegim.

    tabi kemalistler'e kalsa ne alakasi olabilir ikinci grub'un liderinin boyle ileri bir hamlesi. olabilir canim, olabilir gulum, yeterki tarihi tek tarafli okumayin.
  • tek partili dönemde neyin hakkının verildiğini merak ettiğim uygulamadır
  • (bkz: nezihe muhiddin)
    (bkz: kadinlar halk firkasi)
    (bkz: cete-i nisvan beyannamesi)
    (bkz: turk kadin birligi)
    (bkz: kadinsiz inkilap)
    (bkz: nezihe muhiddin kulliyatı)
    (bkz: fatma aliye) konulari okunarak bu hakkin nasil verildigi degil, nasil alindigi ya da kadinlarin zaferine baskalarinin nasil zorla ortak olduklari anlasilabilir.
  • kuyruklu bir yalandır, 1934 te kadınlara seçme hakkı verilmiş, neyi seçecek lan tek parti var zaten. seçilme hakkından hiç bahsetmiyorum o zaten erkeklerde de yok. ahmet seçilecek seçç.
  • "oy kullanma hakkı verilmesi" ile "seçme ve seçilme hakkı verilmesi"nin aynı şey olmadığını anlamayı gerektirir. türkiye cumhuriyeti'nde kadınlar; özet olarak 3 nisan 1930'da çıkarılan belediye kanunu ile yerel seçimlerde, 5 aralık 1934'de ise genel seçimlerde oy kullanma ve yönetici olma hakkına sahip olmuşlardır.

    ama türkiye'de bir çok kadın hala, müstakbel kocası tarafından seçilmek, müstakbel kocasını seçmek, okuyacağı okulu seçmeyi bırakın, okuyup/okumayacağını seçmek, yapacağı işi seçmek, gideceği yeri seçmek, kiminle gideceğini seçmek, yaşayacağı yeri seçmek, giyeceği kıyafeti seçmek (yobaz kafalarınızda yanlış fikirler oluşmasın, siyasi fikirlerden veya sembollerden bahsetmemekteyim, mini etek de, türban da dahildir buna, seçmeyi/seçilmeyi bırakın, cahili/okumuşu dahil, nerede ne giyilir/ne giyilmez onun bile ayırdına varamayacak kadar görgüsüzdür bu konuda, erkekleri de dahil) gibi seçimleri yapamamaktadır.

    kadınların seçme ve seçilme hakkından bahsedebilmek için, öncelikle medeni bir toplum olmak gerekir. bu medeniyete erince farkedeceksiniz ki, evet atatürk'ümüz kendi döneminden çok uzakları görmüş, o ileriye bakarken, onun yolundan gittiğini iddia edenler geriye bakmaya devam ettiğinden bugününü görememekte. sağcıları yobazlıkla suçlayan solcular daha yobaz, solcuları kafirlikle suçlayan sağcılar daha kafirdir ülkemde.

    sonuç olarak, güzel ülkemin insanlarının medeniyeti anlayıp, o merhaleye gelmesine daha çok var.
  • kemaliste göre 1934, islamcıya göre 2013 olan tarih.

    türkiye'deki tartışmalardan bir haber ortalama bir demokrasi öğrencisi olarak bir taraf almak gerekirse; ilkinin iki zaafı var, 1. tek parti döneminde seçme seçilme hakkı mı oluşmuş (sürekli tartışıldı zaten bu), 2. uzun bir süre başı kapalı kadına seçilme hakkı verilmedi. ikisi de yaban atılır iddialar değil.

    bir de şu var, demokrasi olsaydı o devrimler hayal olurdu... bir olasılık olarak evet olabilirdi tabi ama bu da son dönem osmanlı çalışmalarına bakıldığında cumhuriyetten daha seküler ve liberal bir hava bile bulunabiliyor.

    neyse burada sözü polemiğe saflaşmaya bırakalım.