1. hemen hemen çoğunda vardır . hareket noktam; kendimden biliyorum ve yetmiyormuş gibi, çevremdeki kadınlardan. gelelim bu başlığın açılmasını gerektiren yazacaklarıma. desem ki; sosyal hayatta kadınlarla ilişkisi olmayan adamlar, çaresizlikten gidiyor bu mekanlara ve fakat sosyal statüsü üst düzey, kadınların bayıldığı adamlar da gidiyor buralara ve ben bu ortamlarda ne olduğunu, bu heykel gibi adamları buraya neyin çektiğini, çok merak ediyordum. artık etmiyorum, gidip, gördük. pavyon maceramız aşağıda. öncelikle bu başlık (bkz: sarışın hala ve enişte ile pavyona gitmek) veya (bkz: iki sarışın kadının merak ederek pavyona gitmesi) diye de açılabilirdi, üstteki başlıkta karar kılındı *.

    ankara' da kaldığım yıllarda, bazı caddelerden geçerken; birisi çankırı caddesi, diğeri de gmk bulvarı, bir sürü pavyonun afişleri takılır gözünüze, siz istemeseniz de. giderek merak uyandırır haliyle, en azından bendeki durum böyleydi. çok uzun yıllar ankara' da yaşayan (bkz: #27404889) ve (bkz: #25604644) entry' lerdeki halam da merak ediyormuş ki; aklımıza geldikçe (oldukça sık)eniştemi rahatsız etmeye başladık resmen, peş peşe sorularla. sanki adam pavyon konusunda uzman tayin edilmiş ya da bilirkişi seçilmiş, pöff. eeh işte, aklımda kaldığı kadarıyla o sorulardan bazıları:

    •pavyon nasıl bir yer?
    •pavyon filmlerdeki gibi mi?
    •kadınlar pavyonda zorla mı çalıştırılıyor?
    •kadınlar pavyona gidiyor mu?
    •kadınlar pavyona neden gitmiyor?
    •erkekler neden pavyona gidiyor?
    •pavyon eğlenceli bir yer mi ki?
    •pavyon, erkeklerin parasını söğüşledikleri bir yer mi?

    şimdiki aklımla bu sorulara cevabım var da, o sıralar eniştem bu soruları genelde geçiştirdiği için, sormaya devam ediyorduk haliyle. bize cevap vermedikçe, merakımız daha da arttı diyelim. öyle bir raddeye geldik ki, soruları bıraktık, '' ne olur bizi pavyona götür '', demeye başladık. başlamakla da kalmadık, başının etini yemeye kadar vardırdık. adam ne dese bilemedi yani. kızdı olmadı, alay etti olmadı, '' olmaz '' diye diretti. ııh, bizi durduramadı. hiç vazgeçmedik, derdimiz neyse artık pavyon görmesek öleceğiz hastalığına yakalandık sanki. eniştem, yazık, '' etmeyin, eylemeyin. benim bunca yıllık saygın bir çevrem var. karısını, yeğenini, pavyona götürmüş dedirtmem '' dese de, durmadık. ısrarımız hiç bitmedi. öyle kısa bir süre de değil, yaklaşık iki yıl sürdü. yalvar yakar olmak yetmedi, taktik değiştirdik. ne dese, ne yapsa vazgeçiremedi bizi. bizdeki de ne pavyon aşkıymış breh breh. en sonunda eniştem, razı oldu. biçareydi ne yapsın? çekilir bir çile değildi, iki kadınla mücadele etmekten yorulmuştu. zafer bizimdi, yaşasın, pavyona gidecektik.

    eniştem, baktı olmayacak razı oldu ya, biraz savsakladı bizi. '' bugün olmaz, yarın'' demeye başladı. bir süre de böyle devam etti. burayı kısa keseyim. en sonunda, tanıdıkları vasıtası ile güvenilir bir pavyon ayarladı. eniştem hukukçuydu, pavyon sahibini nereden tanıyordu, bilmiyorum. merak da etmedik doğrusu, hiç de kurcalamadık. neyse, bize gideceğimizi söyledi, havalara uçtuk. manyak mıyız, neyiz, çözemedim. eniştem ayarlamalarını yaptı, bize de haber verdi '' gidiyoruz yarın akşam '' diye. neyse bizde bir heyecan, sormayın gitsin. eniştem eve gelecek, yemeğimizi yedikten sonra çıkacağız, program böyle. aldı bizi bir telaş, pavyona gideceğiz de, ne giyeceğiz? hiç pavyona giden kadın da bilmiyoruz ki, soralım. düğüne gider gibi gidecek halimiz yok ya. ee yemeğe de gitmiyoruz. aldı bizi bir düşünce. halam akıllı kadın, çözdü işi. '' biz büyük maksim gazinosu' na gitmiştik'' dedi. '' gazinoya gider gibi giyinelim''. kıyafet seçimimiz tam bir şenlik. opera izlemeye gidecek olsak, bu kadar titiz olmazdık emin olun. halam çok güzel bir kadın, çok da gösterişli, doğal sarışın. ne giyse yakıştırır. ben de sarışınım, falan filan, neyse. eniştemi de kısaca anlatayım, o da çok hoş, yakışıkl, eğitimli, güzel giyinen, ağırlığı olan bir adam. neyse, böyle bir üçlüyüz işte. bu kısımları anlatmak zorundaydım, kusura bakmayın. ilerleyen bölümlerde, nedenini anlayacaksınız.

    en nihayet, heyecanla beklediğimiz akşam geldi. eniştem gelene kadar, zaman geçmek bilmedi diyeyim, siz anlayın hal i pür melalimizi. çabuk çabuk yedik yemeğimizi, rahat rahat hazırlanmak için. eniştem çabucak hazırlandı, yemek sonrası kahvesini içerken televizyon seyretmeye, biz de kararlaştırdığımız giysileri giyinmeye koyulduk. güzelce hazırlandık, halam hafifçe makyaj da yaptı. ben de gözlerimin altına, kirpiklerin iç kısmına siyah bir kalem çektim, dudak koruyucusu ve çok hafif bir allık sürdüm, o kadar. halamın saçları biraz dağınık topuz şeklinde toplanmış. benimkiler dağınık, dalgalı. kıyafetlerimiz de şöyle efendim: halamda uzun bir etek var, yerleri süpürüyor, vücuduna oturuyor üst tarafı, etekleri hareketli. üzerinde çok şık, ipek bir bluz var, pastel bir mavi, çok çok uçuk bir renkte. bluzunun tonuna uygun iki sıra inci kolyesi, kulaklarında inci küpeler, bir de inci bir yüzük. diğer elinde de alyansı ve şık bir saati. siyah topuklu ayakkabı, küçük bir portföy. en son da üzerinde, siyah kürk bir etol, omuzlarında zerafetle taşıdığı. halam asil ve şık bir görünümde yani, gittiğimiz yer de, pavyon, neyse. ben ise bol, siyah bir pantolon giymiştim, paçalara doğru genişleyen. yerleri süpürüyor paça boyu, üst taraf üzerime oturuyor gibi, yüksek belli. üzerinde sade, şık bir bluz, kemik rengi. en üstte de,bele oturan, kısa bir ceket, o da siyah. siyah, topuklu ayakkabı, küçük, çok şık bir çanta. boynumda incecik bir kolye, o kadar. eniştemde ise, koyu renk takım elbise, halamın bluzuna uyan bir renkte pastel mavi gömlek. gömleğin mavisinden minik desenleri olan, takım elbisesinin koyu rengine uygun bir kravat. işte klasik bir erkek giyiminde yani. üçümüz de kokular sürünmüş bir şekilde, çıktık evden en sonunda. çankırı caddesi' nde bir pavyona doğru yola koyulduk.

    öylesi bir gece hayatımız olmadığından pek bilmiyoruz haliyle. pavyona gitmek için erken bir saatmiş aslında. sonradan öğrendik, gideceğimiz pavyon ayarlanmış işte, halamla haberimiz yok. neyse vardık pavyonun olduğu yere. herkes haberli, bizi bekliyor. onlar için de büyük maceraymış anlaşılan. pavyona inen merdivenlerin başında karşıladı pavyon sahibi bizi. arabadan inerken kapılarımız açıldı, büyük bir saygıyla. '' abi hoşgeldiniz, buyurun'' deyip eğildi, elini öpmeye yeltendi eniştemin, izin vermedi, el sıkıştılar. bizi de önümüzde eğilip, başı ile selamladı, ceketini tutarak. '' hoşbulduk'' dedik nezaket içeresinde. yürüdük pavyonun merdivenlerine doğru. söylemiştim, merdivenler aşağıya doğru iniyor. her basamağın iki yanında korumalar duruyor. onlar da saygı ile eğildiler biz geçerken. loş bir yere doğru iniyoruz merdivenleri yavaş yavaş. merdivenler koyu kırmızı bir halı ile kaplı. bordoya çalan bir kırmızı. nefesimizi tutuyoruz halamla, pavyon sahibi eniştemin yan tarafında, hafifçe önde, hala eğiliyor. yandan yandan yürüyor, '' buyursunlar '' diyerek. geçtik loş bir yerlerden, etrafa pek fazla bakamadan. sonrasında çok çok aydınlatılmış, şıkır şıkır bir salona çıktık. bizim girdiğimiz kapının tam karşısında sahnenin olduğu, etrafta masalar, sahneyi görecek şekilde yerleştirilmiş. sahneden çok uzağa, arkalara doğru da gidiyor masaların yerleşimi. o kısımlara baktık sadece, gitmedik. bizi önceden hazırlanmış, en öndeki bir masaya aldılar, sahneyi görüyoruz net bir şekilde. oturduk masaya, etrafı incelemeye koyulduk. eniştem pavyon sahibine, ''rakı içeceğiz'' dedi. servisler açıldı. ona pavyonda ne deniyor bilemiyorum, bekleyen garsonlardan farklı giyinmiş, pavyon sahibi ona söylüyor, o da diğerlerine. şef garson mudur artık, bilmiyorum. bizden başka masalarda oturan, başka müşteri olmadığını görüyoruz bu arada. mezeleri seçmek için beklerken, sahneye doğru bakıyoruz, orkestra yerinde, hazır ve de nazır bir şekilde bekliyor. henüz sanatçı görmedik, meraktayız. mezeler geldi tepsi ile, seçtik özenle sevdiğimiz mezeleri. aç da değiliz pek, rakı mezesiz gitmez ya, el mecbur. onlar da hazırlanmışlar, geri çevirmek de olmaz. ilk rakılar servis edildi, '' hoşgeldiniz '' denildi tekrar ve program başladı. bir erkek türkücü çıktı sahneye, başladı söylemeye. biz bir yandan türkücüyü dinlerken, halamın yüzü düştü biraz. enişteme döndü sonra '' bize özel gazino programı gibi, hani konsomatrisler, hani müşteriler? dedi hoşnutsuzlukla. eniştem şaşkınlıkla '' masaya konsomatris mi alacağız, yok artık '' dedi halama. biraz izleyelim, gidelim havasında. halam durur mu, cevabı hazır. enişteme '' ee onlar da izlesin programı, biz de onları görmüş oluruz, olmaz mı'' diye sordu. eniştem içinden la havle çekmiştir kesin. işaret etti eliyle hafifçe, pavyon sahibi yanımızda bitti hemen, enişteme doğru eğildi. eniştem söyledi durumu lisan- ı münasiple. pavyon sahibi '' emrin olur abi '' dedi, uzaklaştı masadan, asıl şenlik de ondan sonra başladı zaten.

    kısa bir süre sonra bir sürü kadın salına salına salona girdi. ağır makyajlı, biraz dekolte, hemen hemen hepsi sarı saçlı, renkli ve pırıltılı giysiler var üzerlerinde. bizim oturduğumuz masa merkezde olmak üzere, öndeki masalara yerleştiler. sahneden çok bize bakıyorlardı çaktırmamaya çalışarak. azıcık da gözlerinden 'yeni mi düşmüşler? yoksa kons'a mı çıkacaklar? güzel de kadınlar, kesin bizden daha fazla paraya anlaşmışlardır' bakışı da var gibiydi sanki. biz de onlara aynı şekilde bakıyoruz. manzara şöyle tam olarak: sahnede türkücü, masaların uzağında garsonlar sıralı, pavyon sahibi oralarda bir yerde, salona hakimmiş hissini veriyor, bir sürü sarı saçlı konsomatris masalarda oturuyor, iki sarışın kadın ve bir erkeğin oturduğu masayı kesiyor. onlara da bir şeyler geldi içki olarak, nedir bilmiyorum. bizi süzmeye başladılar, içkilerini yudumlayarak. 'türkücü selam verip gitti bu arada, kadın bir şarkıcı çıktı sonra. türküler, şarkılar derken, biraz alıştık ortama. eniştem bile daha az gergin görünmeye başladı.

    biz öyle rahatlayınca biraz, dansöz çıktı. halam yerine göre çok ciddi olabilir de, ben biraz oynak biriyim sanırım. yani oynamayı seviyorum, kahretsin. kendimi zor tutuyorum oturduğum yerde kıvırmamak için. dansöz gerdan kırıp, kıvırdıkça; eniştem bakmamaya çalışıyor, halam hiç olmadığı kadar ciddi oturuyor yerinde. dansöz masaya yaklaştı döne döne. eniştemin tam önünde durup belini büktü, belden yukarısını masaya yatırdı resmen, halamı hıçkırık tuttu o dakika. ee düne kadar cumhuriyet balolarında eşiyle vals yapmaya alışkın kadın, bir anda bu kültüre aşina olamadı hali ile. o esnada kırk yıllık hayat arkadaşının gözündeki feri, mutluluğu gördü. oysa geceye en gönülsüz gelen oydu, şimdi ortamda ondan keyiflisi yoktu. dansöze para yapıştırmaya çekinse de, halamın hıçkırıklarına takılmadan onu da yaptı kaşla göz arasında.

    dansözün ısıttığı ortamı terketmesiyle, sahneye ankara havası oynayan bir kadın çıktı sonra. oynak ankara havaları coşturdu konsomatris kadınları da, bir anda doldu pistin üzeri. amanın, hangi birine bakacağını şaşırırsın. bize de hamle yapıyorlar arada, kalkmamız için. neredeyse kolumuzdan çekip, piste götürecekler. eniştemin içi gidiyor sanki de, tutuyor kendini, bilmiyorum, günahını almayayım. halamın hıçkırığı devam ediyor, eniştem rakıları götürüyor, ben kendimi zor tutuyorum oynamamak için, pistte ise tam anlamı ile cümbüş var.

    saat ilerliyordu ve biz daha dağıtmaya başlamadan, kalktık. kadınlar öyle kaldılar bir an. biz gülümsedik, pavyon sahibi '' abi erken daha '' filan dediyse de, ısrarı fayda etmedi. onun eşliğinde çıkış kapısına doğru ilerledik. eniştem garsonların şefi gibi olan adama, yüklüce bir bahşiş bıraktı. loş koridor ve girişi geçip, merdivenlerin başladığı yere geldiğimizde, korumalarla tartışan müşteriler gördük. '' neden bizi içeri almıyorsunuz '' diyen mi istersin, '' millet pavyondan karı çıkarıyor, biz burada bekliyoruz'' diyen mi? eniştem renk değiştirdi adeta, halamın sesi kesildi. teşekkür faslını kısa kesip; korumalar, pavyon sahibi derken, kendimizi arabaya attık, uzaklaştık hemen. eve geldiğimizde, bu bahsi bir daha açmamak üzere kapattık. pavyon neymiş gördük, müşterili halini bilmesek de, bize yetti. bir daha pavyon bahsini hiç açmadık.

    not. behzat ç. izlerken; ankara, bu anım canlanıyor zihnimde ve bir sürü şey daha. epeydir yazmak istiyordum bu entry' i, yazdım gitti.
  2. isi pavyonda calismak olmayan hatunlar icin pavyon ortaminda bulunmak tabu oldugundan gelisen merak durumu. izmir ve ankara nin unlu pavyonlarina bu merak sebebi ile gitmis bir hatun olarak izlenimlerim:
    -mekanda gorev yapan erkekler size ultra kibar davraniyor
    -mekanda calisan hatunlar 5 erkek 2 kadin iceri girdiginiz andan itibaren yaninizdaki erkeklerden kazanc sagalayamayacaklari icin kil kil bakiyorlar
    -mekanda turkuden, baleye, rus halk danslarindan, pole dancee karma karisik bir gosteri programi var
    -gosteri arasinda tum ilgili hatunlar sahneye cikip dans figurleri sergileyerek eril kisilerin dikkatini cekmeye calisiyorlar
    -bir kadeh birsey icseniz de hesap boru gibi geliyor, reina da standa yerlesip ve sise actirmak ile benzer bir butce gerekiyor
    -baslarda aa ne enteresan diye izlemeye basladiktan sonra bir sure sonra et pazari lan burasi yikss hadi gidelim hissiyati geliyor
    -orneklem grubumdaki erkeklerin hepsi burada calisan kadinlarin halinden memnun oldugunu ve kolay yoldan para kazandiklarini dusunuyor
  3. sözlük hanımlarına sesleniyorum;

    ankara'daki aklınıza gelebilecek bütün pavyon ve tele bar tipi mekanlara ticaret amaçlı girip çıkan birisi olarak çözebileceğim durum.

    ciddiyim.

kadınlardaki önlenemez pavyon ortamı merakı hakkında bilgi verin