şükela:  tümü | bugün
  • yazlık bölgeler dışındaki alanlarda kadın cinsinin erkek cinsinden farklı olarak unisex havuzları kullanıyor olmasının insanlar tarafından hoş karşılanmaması durumu.

    şimdi bunu yanlış anlaşılmadan nasıl anlatacağımı da tam bilemiyorum. ama bu yazı tamamen bir toplum eleştirisidir, herhangi bir cinse yönelik değildir.
    lütfen ön yargılı olmadan okumaya çalışın, eğer bu entrye denk gelirseniz.

    iş toplantılarında, spor salonlarında gördüğüm o ki, kadınlar havuzları kullanmaktan imtina ediyor. kullananlar da bir şekilde dikkat çekiyor.

    kısa bir süre önce tekrar spor salonuna yazıldım ve gözlemim odur ki, kadın üyelerin havuz kullanması -oranın amacı sadece bu olmasına rağmen üstelik- yadırganıyor.
    kayıt sırasında üye yapan kişiye havuzla ilgili birkaç soru sordum. yoğun saatler, grup dersleri vb.
    "iş çıkış saatleri kalabalık olabiliyor ama zaten kadın üyeler havuzu pek tercih etmiyor" dedi. yani muhtemelen siz de etmezsiniz, yoğunluğu boşverin demek istiyor.
    ben de soyunma odasında havuza hazırlanırken temizlik personeli hanım "güzelim, rahat edebilecek misin?" dedi.

    bu yazı tam olarak bu cümleden dolayı çıktı:
    "rahat edebilecek misin?"

    girdim, çıktım zaten üç beş kişi vardı kimse kimsenin umrunda bile değil. kimse beni yemedi, kafasını kaldırıp bakmadı. biz neden kendimizi böyle konumlara sokuyoruz? bir erkek elini kolunu sallaya sallaya giderken biz neden geri durmak zorunda kalıyoruz? evet korkunç bir toplumda yaşıyoruz, her şeyin farkındayım.
    ama bugün bundan kaçınıyorsak yarın da bir kafede otururken "aa içeride hiç kadın yokmuş o zaman girmeyeyim ben" demenin yolunu açmaz mıyız?
    bakın herkes bikini giysin, havuzlara koşsun demiyorum. bunu tercih etmiyor olabilirsiniz, saygı duyarım. bu bir tercihtir.
    ama normalde yaptığınız bir davranışı sırf orda erkek var diye yapmıyorsanız bunu değiştirmek gerekmez mi? toplum böyle böyle dönüşüyor.

    iş gereği, bizim senede iki defa dönem toplantımız, fuarımız olur. büyük bir oteli neredeyse kapatır, dört gün orda kalırız. hem toplantılar olur hem de serbest zaman kalır.
    eğer kış dönemiyse serbest zamanda erkekler havuza gider. ama kadınların büyük çoğunluğu gitmez. -deniz için sorun yok-
    yine kaçınıyoruz.
    hiçbir kadının tercih etmediği bir ortamda diğer kadınlar da tek tük kalmak istemeyeceği için bu sefer onlar da gitmiyor. böylece geri çekilen bir davranış şekli ortaya çıkıyor. kadın cinsi kendini yine unisex bir ortamdan soyutlamış oluyor.
    kelimelerimi yanlış anlaşılmamak için dikkatli seçmeye çalışıyorum. anlatmak istediğimi ifade etmem lazım ama bunu yapabilmek çok da kolay değilmiş.
    kadınlar geri çekiliyor. bunun nedenleri var elbette. toplumumuz çok kolay bir toplum değil farkındayım.
    ama biz geri durdukça davranışı anormalleştirmeye başlıyoruz.
    eğer avmde mayoyla gezersek evet bunun bir haber değeri olur. çünkü rutinin dışında bir tavır sergilemişizdir. ama havuzda mayolu olmamızın bir değeri yoktur. ve kimsenin de umrunda değiliz inanın. sadece bizim umurumuzda.

    eğer bir toplumda bir davranıştan sakınılmaya başlanırsa, bu nadir bir şeye dönüşür. nadir şeye dönüşenleri yapanlar da normaldışı gibi algılanır süreç sonunda. bir şeyler böyle böyle değişir. normalin anormale dönüşümü bu değil midir?
  • kadınlar havuza da girebilir, denize de göl, su parkına da yeter ki yüzmeyi bilsinler.
  • burada mesele yüzme bilmek vs değil, otellerin spor salonu üyeliklerinde yadırganmıyor ama havuzda kadın sayısı az oluyor. yanınızda arkadaş ya da sevgili bir erkek yoksa muhtemelen rahatsız edileceksiniz. sözle değilse bile bakışlarla. üstelik sporcu mayosu giyseniz bile. yanınızda erkek varsa çaktırmadan bakıyorlar sağ olsunlar. neden? çünkü adam bana değil yanımdaki brosuna ayıp etmekten çekiniyor. neden? çünkü o erkek olmasıyla bile saygıyı hak ediyor ama ben kendi halimde sporumu yapıp evine dönmek isteyen bir ‘kadın’ olarak saygıyı hak etmiyorum. neden? çünkü havuza yalnız gelmişsem o bakışları göze almışımdır hatta belki özellikle baksınlar diye gelmişimdir!

    tam bir arap kafası. bu toplum hiç öyle vatanseverlik, atatürk milliyetçiliği vs kasmasın, geneli arap kültürüyle büyüdü maalesef. kadını erkeği ayırmıyorum, biz kadınlar da, ilgili giride bahsedildiği gibi, erkekler ne düşünür diyerek şekillendiriyoruz davranışlarımızı. ne yaparsak yapalım adamların kafasında meme popo bacaktan ibaretiz. senin genetik mühendisi ya da hemşire olman bir şey değiştirmiyor güzel kardeşim. önce kadınsın. ve ona göre muamele göreceksin.

    davranışlarını erkeklere göre şekillendirmeyen kadınları en çok kendi cinsi eleştiriyor. bu da en acı gerçek. iş arkadaşlarıyla bir otele gidildiyse ve erkek sayısı fazlaysa, havuza girmeyi seçen kadın kişisi yıllarca konuşulacak demektir, erkekler vücudunun ayrıntılarını kadınlar ise ‘onca adamın içinde havuza girmesini’

    bunu göze almak lazım aslında, erkek çoğunluklu bir kurumda çalışıyorum hatta kadın oranımız yüzde on. hizmet verdiğimiz kişiler de erkek. bazen öğrencilerle birlikte 150 erkek 4 kadın oluyoruz ama eteğimi elbisemi giymekten geri durmuyorum. onlar benim istediğim gibi giyinme hakkıma saygı duymayı öğrenecek. hoş sabah erken kalkmamak için zaten öyle her gün şık giyinemiyorum ama giyinmek istediğimde elimde o özgürlüğümün olması gerekir. giyinmemek benim seçimim olmalı.

    havuza denize girip girmemek de bizim seçimimiz olmalı, insanlara -özellikle karşı cinse- göre şekillenmemeliyiz. ‘kadın dediğin su gibidir girdiği kabın şeklini alır’ algısı çıkmalı kafalardan. kimse kimsenin şeklini almak zorunda değil, birbirinin şeklinden memnun olanlar iletişim ve ilişki kursun.
  • aziz yıldırım'ın havuzdan çıkmaya meylettigi gunlerde garip bir dusuncedir.
  • sebebi tanıdık bir erkeğe denk gelmek olabilir. iş yeri ya da okuldan birine denk gelirse, büyük ihtimalle her yeri incelenecek ve okul ya da iş yerindeki erkek dedikodularına malzeme olacaktır. bunlar gözle görülmuş, kulakla duyulmuş şeylerdir. taciz öyle sadece toplu taşımada, kalabalıkta, varoşlarda yaşanılan bir şey değildir.
  • havuz medyasinin oyunudur.
  • ergenlik çağından beri bu gibi durumlarda ikilemde kaldığımda babamın söylediği “sana ne diğerlerinden?” lafını hatırlarım ve aldırış etmeden yapacağımı yaparım. kadın olsun, erkek olsun kimse kimseyi takmamalı. aynı şekilde sadece kadınların bulunduğu bir ortama da erkekler rahat bir şekilde giremiyor. sanki oradaki bütün kadınları yiyecek gibi bakılıyor ve erkek de rahatsız etmekten çekiniyor. bu yadırgamaların bir adım ilerisi pembe otobüs zaten. her alana yayılıyor yavaş yavaş.
  • hayatımda böyle şey duymadım. istedikleri kadar yadırgasınlar overlerime takmam yüzmek söz konusu olunca.

    ama havuz sevmiyorum temizliği bakımı iyi değilse konjonktivitten sistite mantara türlü enfeksiyon riski var. o yüzden deniz tercihimdir.

    o değil de izmir'de hava 30 derece bi deniz yapsak mı bacılar?
  • kadınların havuza girmesi, sokakta güzel kıyafetlerle dolaşması, kalabalık bir yerde konuşması/herkesten farklı konuşması, havuz vb. gibi yerlerde bulunması üzerinde yürütülen gizli bir baskı vardır. bu, bilinen ve uzun bir süredir gözlemlediğim bir gerçek. aslında kadınların biraz olsun güzel ve estetiğe değer vererek giyinmesi, bikinisi veya mayosunu giyip havuza hatta kumsala gitmesi, sözlük de dahil çarpıcı/farklı saptamalar, yorumlar ve çözümlemeler ile yazması, kalabalık yerlerde de haddinden fazla veya yine özellikle kendinden emin konuşması istenmiyor. bu, toplum ve erkekler tarafından istenmiyor. dikkat edersiniz, erkekler bazı başlıklarda zeki kadınları hoş bulduklarından söz ederler, ama fikirler ve eylemler birbirini tutmaz, çünkü yukarıda saydığım özelliklere sahip boyun eğmeyen bir kadın, zeki bir kadın anlamına geliyor. toplumun çürümüşlüğünün ve kadınların üzerindeki baskının farkında olan ve bu baskıya boyun eğmeyen bir kadın zekidir. zekadan kastettikleri şey bile oldukça muğlak. onların "zeki" veya "zarif" diye tarif ettiği kadını ben, köle ruhlu ve sallabaş bir inek olarak görüyorum. "bilgili", "kültürlü" dedikleri kadını da hırsız.

    bu baskı erkekler ve toplum tarafından yönetiliyor. sokağa çıktığınızda kadınların kıyafetleri genellikle koyu renklerde, dikkat çekmeyecek şekilde tekdüzedir ve açık kadınlar da dahil olmak üzere çoğu da kapalı ve - bana göre - estetikten yoksun giyinmiştir. spor salonlarında daha az kadın olabilir. gittiğim spor salonunda kadın-erkek eşit gibi ve erkekler gayet gelişmiş erkekler, transparanlı spor taytlar vb. giyen kadınlar olduğu halde kimse spordan başka bir şeyle ilgilenmiyor, ama başka ilçelerde/semtlerde durum farklıdır diye düşünüyorum. başlık sahibi carriebradshaw'ın da ifade ettiği gibi, havuzlarda daha az kadın vardır ve bu az sayıdaki kadın da çekingen adımlarla yürüyüp hareket edip çekingen hareketlerle yüzer; çoğu zaman da havuzda az bir zaman geçirir. fakat bu emin olun biraz da akp'nin iktidarda olmasıyla ilgili. akp iktidarının ilk zamanlarında değişimler henüz yaşanmamışken, ben de ergenken evimizin yakınındaki beş yıldızlı bir otelin havuzuna üyeliğim vardı ve o zaman kadın sayısı çoktu ve benden yaşça büyük kadınların gayet cüretkâr bikiniler giyip cesur ve kendine güvenen adımlarla yürüdüklerini görürdüm. hele bir süreliğine havuza gelen bir kadın vardı ki muhteşem vücuduna küçücük bikiniler giyer ve havuz başında adeta banu alkan gibi, tıpkı bir kuğu güzelliğinde yürüdüğünde kadın olsun, erkek olsun havuzdaki herkes, her işi bırakıp o kadının güzelliğini izlerdi ve bence bu çok güzel bir iltifat. iltifatı toplayan kadın için de iltifatta bulunanlar için de. ne o muhteşem vücutlu kadının ne de ona bakışlarıyla iltifat edenlerin aklından kötü bir şey geçtiğini sanıyorum. ben o zaman, "kadın sahiden çok güzel." diye düşünmüştüm mesela. fakat şu an kadınlar geri çekilmiş ve çekiliyor gibi. bu çok kötü.

    bunda kadınların hatası şu ki baskıyı fark ediyorlar, fark ettikçe de geri çekiliyorlar, kabuklarına çekiliyorlar, ödün vermeye başlıyorlar, ezikçe davranmaya başlıyorlar. bu da karşıdan objektif baktığınızda o kadar belli ki bir örnek vermek isterdim de malumunuz, ülkede olduğu gibi sözlükte de tartışmak pek mümkün değil. şu kadarını söyleyeyim: kadınların kendilerine "kezban", "varoş" vb. denecek diye resmen ödü patlıyor. bu ifadeler, bir erkek/kadın tarafından bir kadına söylendiğinde hem karakteri hem seviyeyi hem zeka seviyesini hem de bulunduğu ortamlarla/ilişkide bulunduğu kişileri açığa vuran sözler; aynı zamanda elbette kadını baskılamanın ve istediği köle formuna getirmenin bir yolu. o zaman buna boyun eğen kadınlar, kendilerini bir sınır çerçevesinde ifade edebiliyorlar ve ne yazık ki o sınırı eğip bükmek başkalarının sizi daha kültürlü, özgüvenli, cesur ve kibar görmesini sağlamıyor(ve bu güzellikler de ne kadar doğru tanımlanabilmiş, değil mi?); aksine bu çok kırılgan bir kalkan, çünkü bunun altında siz asıl benliğinizi kaybetmiş oluyorsunuz. bu nedenle de çok kolay tuz buz edilebilir. siz başkalarından hakaret işitmemek için dikkat ettiğinizde kendi karakterinizden ödün vermiş oluyorsunuz ve yine de hakaret işitmiş oluyorsunuz. motosiklet üzerindeki iki adamın, kara çarşaflı kadınlara pis pis sırıtarak baktığı meşhur bir görsel vardı. o görsel gibi işte. işe yaramıyor yani.

    dün bir entry'im nedeniyle bana özelden mesaj gönderilerek "...." dendi mesela. bunu diyen kişi muhtemelen beni canlı olarak görse ve konuşsa gerek zarafet, gerek estetik ve gerekse de bazı konulardaki sağlam ve derin bilgim yönünden yanımda asla bulunamayacağını o an anlayacak, ama kadını baskılamak, özellikle cesur kadınları baskılamak erkekler için harika(?) bir duygu olmalı. zaten bunu bildiğim için bunun üzerine üzerine bilerek gidiyorum. önceleri gayet kibar yazardım, yine de hakaret edenler oldu, ben de artık sert yazıyorum. ama şu var, zarafetle yazılan yazılar iz bırakmaz, dikkat çekmez ve düşündürmez. zeka seviyesi düşük çünkü. nadiren zarif ve daha çok sert yazıyorum bu yüzden. ha, "ikisini aynı anda nasıl başarıyorsun?" derseniz, meslek sırrı. bu da kadın yazarlar üzerindeki baskıyı açığa vuruyor. burada eziklik ve millete de eziklik aşılamak prim yapıyor. herkes zayıf ve ağlak, ayrıca kabullenmeyi yücelten entry'ler girmeli sanki. neden? kadınları ve diğer cesur kişileri geri püskürtmenin, baskılamanın yolu. bizler akp'nin istediği toplum için tehlikeyiz. benim gibi kadınlar da erkekler için tehlike. bir kadın biraz derin bir gerçeğe insin ve milletin kendi pisliğiyle yüzleşmesini sağlasın, aman tanrım! hemen hakaretler, baskılar, tahammülsüzlük. kim aslında zarifmiş ve kim aslında ....miş? değil mi?

    neyse... sebep kadınlara - hem erkekler hem de bir kısım kadınlar tarafından ve tabi toplum tarafından - şimdilik gizli ve örtülü bir şekilde devam ettirilen, az sonra ise (bizler şimdiden önlem almazsak)açıktan açığa yapılacak olan baskı ve sindirme politikası olmasıdır. bunu sokaktaki kadınların giyiminde görebilirsiniz, havuza/kumsala çekingen giden kadınlarda görebilirsiniz, akşam dışarı çıkmaktan kaçınan kadınlarda görebilirsiniz, sevgilisinin elini tutmaktan bile çekinen ya da hoşlandığı erkekten uzak durmak zorunda olan kadınlarda, sözlükte de çekinerek yazan kadınlarda görebilirsiniz. benim tavsiyem: boyun eğmemek. estetiği kaybetmeden daha da açık ve güzel giyinin, havuzlara gidin ve küçük-üçgen-ipli bikiniler giyin, gerekli tedbirleri alın ve gece de dışarı çıkabilin; sevgilinizin elini tutun aşıksanız da açılın, sözlükte de çekingen yazmayın. ne derlerse desinler! dedikleri zırvalar düşük zekalarının ifadesinden başka bir şey olmaz. geriliğe mahkum kalacak değiliz.

    erkeklere de tavsiyem: kadınlar hakkında şikayet ettiğiniz ne varsa bilerek ya da bilmeden yaptığınız baskı nedeniyle. kadın bir insandır ve erkeğin yontup şekillendirmesine ihtiyacı yok. kimse yeniden yarattığı veya düzeltmeye çalıştığı birini gerçekten sevemez. özgürlük, ilişki içinde bile daima...