şükela:  tümü | bugün
  • toplumun ve kadınların kendi arasında belirlediği normlara uyma sevdasının doğal sonucudur.

    (bkz: onaylanma ihtiyacı)

    bu konu lawrence kohlberg'in ahlak gelişimi kuramı ile bağlantılı olarak ele alınabilir.

    (bkz: iyi çocuk eğilimi)

    yani bütün kadınların aklı birdir. bir kadın için diğer kadınların onayladığı bir şeyi sorgusuz kabullenmek, onaylamak toplumsal, hayati bir meseledir. ancak böylece kendini anlamlandırabilir, tanımlayabilir. aksi halde buhranlara girer.

    (bkz: kadınlardaki sürü psikolojisi)

    kadınlardaki bu sürü psikoloji, birbirini taklit etme ve bu yolla kendini tanımlama, anlamlandırma arzusu zamanla olumsuz sonuçlara da yol açabilir :)

    şöyle ki,
    (bkz: sevgilisi olan erkeğin kızlara daha çekici gelmesi)

    ve
    (bkz: bütün iyi erkeklerin kapılmış olması)
    (bkz: düzgün erkeklerin hepsinin kapılmış olması)

    işte kadın aklı böyle bir şey.

    (bkz: kadınların birbirini taklit eden canlılar olması)

    başlık başıma kalmış. dayağa dördüncü diye biri açmıştı bunu.
  • jeanne hebuterne başta olmak üzere daha nice kadının yaşam hikayesiyle, tercihleri ve aşklarıyla çökerttiği önerme..
  • en kolay sağlaması, bar vs. gibi mekanlara güzel kızlarla girerek yapılır. bak bakalım sabah yolda karşılaşınca yüzüne bakmayan kız nasıl tav oluyor. hatta facebook üzerinde paylaşılan tek fotoğraf seni sallamayan kızların "buluşalım" diye mesaj atmasına nasıl sebep oluyor.

    yaz sonuna doğru, sözlük sayesinde bir kızla tanıştım. hatun, bu genellemenin dışında kalıyordu. ancak, toplasam toplasam bu genellemeyi çürütecek, hatta bitirecek dört veya beş kız/kadın sayabilirim.

    bunun sebebi daha iyi döllere, daha iyi hayata ulaşma amacı mıdır? yoksa bir tür savunma sistemi midir?
    eğer, durum buysa ve istedikleri sadece daha iyisi ise neden kötü olanlara kapılıyorlar?

    çok soru var kamil! çok soru. işi gücü bırakıp nelerle uğraşıyorum...

    aklıma geldi; toplum tarafından kabul edilen sınırlarda yaşayıp, fırsatını bulunca coşanlar var. belki de baskılar sebebiyle bu kadar bağlı görünüyorlardır. belki, her kadın rahat/özgür hissettiğinde farklı yönelim sergileyecektir.
  • bir insan evladını konformist olmaktan alıkoyan, konformist davrandığı zamanlarda rahatsız hissettiren şey, aldığı konfor karşılında verdiği itaatin egosunu incitmesinden başka bir şey olamaz. kısacası insan egosu, sürü oluşumuna engel bir kavramdır. bu egosuzluğun kadınlara büyük ihtimalle tarım toplumundan da önce dayatılan, avlanmak yerine meyve toplamak, yemek pişirmek, mağarayı temizlemek gibi rollerle örtüştüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. dahası en temel biyolojik gözle bakarsak, dişi, üreyeceği erkeği seçiyor, erkekler gibi üremek için birbiriyle rekabet etmenin getirdiği egoist mentaliteler geliştirmek zorunda değil. ayrıca çocuk bakmak, yani kendini başka bir varlığa adamayı gerektiren annelik de egoya son derece ters bir kavram. bu noktada konformizm anne kadar çocuğun da işine yarayacak bir refleks sonuçta. dayağa dördüncü'nün tespiti her zaman ki gibi doğru, ancak kendi natüralist realizminden olaya bakarsak, kadınları sürüleştirerek ekonomik ve toplumsal açıdan verimli ve kolay yönetilebilmelerini sağlayan bu fenomen, erkekleri de yalnızlaştırıp bölerek örgütlenmelerini, sisteme karşı örgütler oluşturmalarını engelliyor. dahası, bu durum yapay olarak toplumun, medeniyetin türümüze dayattığı bir durum değil, biyolojik ve evrimsel temelleri olan ancak günümüz medeniyeti tarafından suistimal edilen bir durum. yani matriksten çıkış o kadar da basit değil demek istiyorum.

    bu arada konformizm ego ikilemini daha derin düşününce, sadece egosunu incitmemek isteyen kadın ya da erkek konformizmden kaçarken, egosunu tatmin etmek isteyen kadın ya da erkek, konformizmin dibine vurup, sürünün başına geçmeye çalışıyor. aslında toplumun insanları ve insanların kendi kendilerini programlama biçimleri, türün içindeki alt rolleri ve devamını sağlayan mekanizmaların çarklarını döndüren en önemli etken. türümüzün alt türler olarak farklılaştığı, adeta farklı cinste, renkte, boyutta, işlevde köpekler gibi evcilleştiği gerçeği ışığında, koptuğumuz doğaya geri dönme reçetesi tür için doğru bir reçete olmayabilir. tabi ki de arzumuz, özlemimiz, insanlığın uzun bir evrim süreci sonucu varederek neşeyle varolduğu o avcı toplayıcı topluma geri dönmek ancak tarım ve sanayi devrimleri bizi doğamızdan hem biyolojik hem de mental anlamda öyle kopardı ki, bu bana mümkün gözükmüyor. başka büyük devrimlerin vuku bularak sonunda bizi ideal topluma götüreceğine inanmaktan başka bir çare yok şu an. teknoloji/iletişim/robot devrimleri, sonrasında hayal bile edemeyeceğimiz başka ilerlemeler belki tersten de olsa bizi doğamıza ya da potansiyelimizin sonuna götürecek. şimdilik 7 milyarlık bir türün sefil ve önemsiz, tutsak, ölümlü bireyleriyiz.
  • kadınların %95i için geçerli olan önerme.
  • feminist hareket 70’lerde sesini inanılmaz yüksek çıkarmaya başlamıştı aslında ama 50 yıldır bir türleri ekşi sözlük yazarlarına ulaşamayarak büyük bir hata yapmışlar.

    konformizm , karşı devrimci bir tutumdur, status quoculuktur. bqzı yazalarında bekirttiği gibi yasaları ve toplumsal düzenin yarattığı normları sorgulamamak ve kabul etmektir. pasif bir teslim oluş gibi düşünmemek gerekir. aksine sistemin olumlu çıktılarına olan inanç ve umut nedeniyle, bir tür rıza sözleşmesinin imzalanmasıyla ortaya çıkan ve sisteme karşı çıkmama hususunda sıralanan vaatler veya taahütler bütünüdür.

    bu nedenle sosyolojik bir saptama yapmak ve bir kimlik ile konformizmi kesiştirmek gerekirse bu ya sınıfsal perspektiften veya güç ilişkilerinin analiziyle yapılmalı.

    bu nedenle ataerkil sistem içinde yaşayan kadınların konformist olduğunu söylemek, türkiye coğrafyasında yaşayan kürtlerin türk milliyetçisi olduğunu söylemek gibi, işçilerin tamamının lümpen olduğuna inanmak gibi bir şeydir.

    lümpen işçiler vardır, türk milliyetçisi kürtler vardır, konformist kadınlar da vardır. fakat bu kesimler kaide değil istisnadır.

    burjuva konformisttir, orta sınıf konformist eğilimler göstermeye yatkındır, lümpenler konformist olabilir vs.

    nihayetinde karakter meselesidir bu biraz da. akan suda savrulmak, esen rüzgarda uçuşmak gibidir ve erkeklerin konformist olmaları çok çok daha büyük ihtimaldir.
  • insanın doğası konformizme zaten yatkındır. bunda dehşete düşüp, hay bin kunduz psikolojisine bürünmek biraz... lüzumsuz.

    zamanla gelişen kimi toplumsal uzlaşılar bunu değiştirmeye yetmedi ve yetmeyecek de.
    ha bir açıdan tespite zorlama da olsa katılınabilir mi ? meeh.. belki yani. o da toplum içinde kadının bulunduğu konum ve sergilediği bazı edimler yüzünden olur. hele bizim ki gibi paraya endeksli mutluluk hedefi olan insanların, toplumun çoğunluğunu oluşturduğu bir ülkede..

    ne paraya, ne etik-moral değerlere ne de mutluluğa doyamadı henüz bu millet.
    sancılarını çekmek de herkesin boynunun borcu oluyor ister istemez.