şükela:  tümü | bugün
  • seneler geçer fakat siz o kadar çok sene olduğunu fark etmezsiniz bir bakarsınız ki alnınız ve tepenizde açılmalar başlamıştır, aynaya bakıp kendinizi tepesi açılmış sağ veya sol taraftaki bir tutam uzun saçı bu parlak bölgeyi kapatmak için kullanan bir hilkat garibesi olarak hayal edersiniz.
    saç ektirmek çok saçma, gereksiz ve pahalı bir eylemdir ayrıca kesinlikle kişilik problemlerinin göstergesi olarak alınmalıdır fakat daha gençsinizdir alemlerde böyle fink atamazsınız.
    bir sabah sevgiliniz size bakar ve "traş ol sevgilim" der siz sessiz kalırsınız yavaşça üzerinize bir şeyler geçirir dışarı çıkarsınız sevgilinizin bahsettiği şeyin sakal tıraşı olduğu çok bellidir, zaten sizde anlamışsınızdır ama işinize gelmez. berberin yolunu tutar kapıdan içeri girerer ve koltuğa kurulursunuz.
    - sakal ? diye sorar berber siz aynaya bakar gülümser ve
    - sadece saçlar "0" olsun şefim. dersiniz
    berber bir yanlış anlamaya kurban gitmemek için "0" ın hiç bir şey olduğunu ve neredeyse hiç saçınız kalmayacağını anlatmaya çalışır sizde matetmatiğinizin iyi olduğunu ve "0"ın anlamını bildiğinizi söylersiniz. hatta berber abartır önce bir 2 numara yapar ve size gösterir siz "0" da ısrar edince çaresiz vaz geçer ve istediğinizi yapar.
    kolruktan doğrulur elinizle kafanızı tepeden alna doğru şöyle bir sıvazlar aynaya sırıtırsınız berberin parasını eline tutuşturur eve yollanırsınız. sevgiliniz size hayretle bakar, arkadaşlarınız size hayretle bakar, patronunuz ve komşularınız size hayretle bakar.
    sadece iyi niyetli anneniz size " iyi yapmışsın oğlum saçların çok dökülüyordu dipleri hava alsın daha gür çıkar" der. bu ise tamamen iyi niyetindendir.
  • cesaretimi yüzüme çarpmış, utanç duyduğum bir anımı aklıma getiren eylem.

    bundan 3 sene önce, galata kulesinin etrafında içebiliyorduk. eh bazı insanlar sapıtmamışken her şey daha güzeldi. en azından daha özgür hissediyorduk kendimizi. çok değil aslında, 3 sene sadece. biralarımızı almış, galata kulesi çevresinde içerken, kız bir arkadaşımın tuvalete gitmesi gerekti. ben de dedim, gel beraber gidelim ben de marketten bir şeyler alacağım.

    kalkıp gittik, sohbet falan gırla, güzel güzel muhabbet ediyoruz yürürken. derken, karşı yönden gelen "orospu çocuk" bir dallamanın başı (bu entryimde olabildiğince şahısların kendisine ve kişiliklerine küfredeceğim) arkadaşımla yanından geçtikten sonra "kel" diye bağırdı ve yanındakine bir şeyler söyleyerek gülmeye başladılar. (arkamı döndüğümde gördüm)
    tabi epey sinirlendim, sözle bir şeyler anlatmak değildi derdim, direk allah ne verdiyse girmekti.

    sonra bi el bileğimi sıktı, kafamı çevirdim
    "hiç gerek yok, sakın yapma" dedi gülümseyerek. gözlerinde ise "ben alışkınım" bakışı vardı.

    zira o pezevengin bilmediği bir şey vardı. arkadaşım (ki en yakın arkadaşlarımdan biriydi) keyfinden değil (ki keyfinden olsa ne olacak siktiğimin hıyarı) kanser olduğundan dolayı kafasını kazıtmıştı. o gün, keşke senin sözünü dinlemeseydim. keşke o dallamalara allah ne verdiyse dalıp, eğer beceremeyip dayak yiyip hastanelik olsam da, senin o buruk bakışlarını görmeseydim.

    en çok pişman olduğum olaylardan biriydi bu. o olaydan 5 ay sonra vefat etmişti. aklına gelmediği 1 saniyeyi bile çok gördünüz di mi puştlar? erkek kazıtınca volaa, kız kazıtınca taşşak geçin öyle mi? sizin gibi delikanlının ben ocağını sikeyim. sizin ben ataerkil anlayışınızı, güçlü olduğunuzu zannettiğiniz için gelen geçeni rahatsız etme içgüdünüzü sikeyim.
  • tek başına ve permatikle denenmemesi gereken.. herşey güzel başlıyor.. yalan yalan.. öyle falan değil.. 15+ senedir sakal traşı tecrübeli biri olarak jileti ilk vurduğum yerden kan boşandı.. ikinciden de.. sonra 15 dakka sonra otobüs kalkıyor, kafanın yarısı traşlı yarısı saçlı, ortalık kan revan, ben ne bok yiycem kaygıları sarıyor kafayı.. görünmeyen yerler gelince insanın el - yön koordinasyonu ufak ufak kendini terkediyor.. bi ayna alıyor önündeki aynayla kullanarak görünmeyen yerleri görünür kılarım diyorsun.. oysa karşıt ters görüntüde traş olmak demek bu koordinasyonun enikonu sıfırlanması demek.. saç aynada solda.. elini sola çekiyorsun ordaki boş araziyi tekrar yarıyorsun.. ha sağmış diyorsun çekiyorsun oysa bu kez dikeyde yanlış yönde hareket ediyorsun.. en sonunda 4-5 ciddi kesik, akan kanlarla otobüsün kalkmasına 1 dakka kalmış.. 2-3 tanesine yarabandı, üstüne kasket.. kulağının yanında kazınmış saç, altında uzun favoriler, hemen altında kirli sakal, yer yer kasketten taşmış yarabantları ve kafanda durmak bilmeyen sızlamalarla otobüse biniyorsun.. herkes yeti görmüş gibi bakıyor sana.. otobüsten inince seni gören sevgilin de buna dahil.. kızıyo doğal olarak naaptın kendine diye.. en kötü kısmı geçti ya salla diyosun kendi kendine ama henüz kafanı yastığa koymadın.. ya da duşa girmedin.. kolay gelsin..

    (özetle : git berbere yaptır kardeşim.. ya da başka birine.. kendin yapma.. mal olma)
  • berbere gitme sıklığını azaltıp, kulaklardaki tüyleri meşale ile yaktırırken kafanın tutuşması endişesiyle vakit kaybetmemek için yapılması gerekendir. "nasıl bir konsept yapalım abi?"yi karşılıksız bırakarak, berbere şans tanımamaktır. en son şans tanıdığımda, david robinson gibi çıkmıştım. o kafa toparlamadı kendisini, kafayı reddeden bir bedenle yaşadım haftalarca.

    kafayı kazıtmak, hem fırça saçlı insanlarda hem de keltoşoviçlerde inanılmaz kullanışlıdır. gür saçı, sağa sola yatırmaya çalışırken, her bir telin bağımsızlığını ilan etmesi insanı çileden çıkartır; jöle de süresi gelmez insanın. hele ki hobby extra strong, kafam duvara yapışmıştı da babam makasla keserek kurtarmıştı. jöle değil yapıştırma harcı, döşemenin üzerine serdikten sonra granitleri döşe. milim şaşmaz. isteyene derz dolgusu.

    bölgesel kelliği, diğer bölgelerdeki kıllarla kapatmak da beyhude uğraştır; tek bir rüzgarda dağılır o tundra. önden başlayan kellik, virüs gibi yayılır da bir şey yapılamaz. mitolojide esat kıratlıoğlu buhranı denilen bu olay, yine tüm saçlar kazıtılarak engellenir.

    kafayı tokatlamak ve vites gibi sağa sola çekmek de olayın aksiyonudur, eğlencesidir.
  • natalie portman olacağım derken aşkımızın meyvesi aytek oldum. garip hismiş ya.
  • saçlarımı ortadan ayırıp gezdiğim yazın sonlarına doğru kafamı kazıttığımda kafamı tam ortadan ikiye ayıran mükemmel düzgün kırmızı bi çizgi vardı saçlarımı ayırdığım yerde, güneşte kafa deriside yanıyomuş meğer.. bütün yaz kasketle gezmiştim havuza bile ööle girdiğimi bilirim
  • şahit olunmuşundan;

    + kafayı kazıtmışsın hayırdır?
    - he evet, esti kazıttım.
    + artık daha çok esecek. * *
  • (bkz: kafayı usturaya vurdurmak) eskiden böyle denirdi. 0, 1, 2, 3 numara vs. makinayla yapılan başka bir şeydir.

    geçen akşam permatiği kırarak yaptım. annemin görünce, sakince ve ciddiyetle sorduğu soru "delirdin mi?" oldu. "hayır" dedim.

    baba, ilkokul, ortaokul, lise sayesinde 3 numara ve alabrosla geçen yıllar yüzünden kısa saçtan nefret eden ben, askerlik ve bir yaz hariç hep uzun sayılacak saçla yaşadım. yarım asırdan fazla zamandır da inatla dökülmeyen fırça saçlar yüzünden kafa şeklimi çok çirkin, (beynin ortasında bir kemer, ense düz.) sanarken; operasyon neticesinde yumurta gibi bir kafaya sahip olduğumu öğrendim. (ense düz hala, olsun.) üstelik kulaklar (annenin sıkı sıkı kundak yapması hasebiyle) neredeyse kafaya yapışık çıktı.

    olay şöyle oldu: kısa saça özenip sakal düzelttiğim makinayla saçları 3 numaraya vurmaya kallınca gece gece, dandik makina iflas etti. yoluk kafayla ertesi gün berbere gitme utancından kurtulmak için kafayı jiletle temizledim. ilk gün kafa derisi bembeyaz olduğu için garip durdu ama, biraz yanınca; "oh be ne güzel oldu" dedim.

    meğer insanın hiç tanımadığı yerleri de varmış. bambaşka bir his; şiddetle tavsiye ederim.
  • para vermeye değmez. kendim yapıyorum. önce o kırkma makinesine benzeyen aletle 1 numaraya vurup sonra mach 3 ile kazıyorum. kafa derisi çok hassas, rüzgar esse hissediyorum.

    bu arada, heredot'un anlattığı bir hikaye var. iskitlerle persler savaşmış, yerlerde kafatasları ve kemikleri duruyor. heredot soruyor hangisi iskit hangisi pers kim bilir diye. rehberi de anlaması basit deyip kafataslarına taş atıyor. kırılan kafataslarına persli, kırılmayanlara iskit diyor.

    bunu nereden biliyorsun diye soran heredot'a rehberi şunu söylüyor: iskitler kafalarını kazıtır, güneş altında gezerdi, persler ise saç uzatıp sarık sarardı. kafatasları zor kırılanlar iskitlerdir.
  • kafayı sıyırmanın hemen akabinde geliyor bu. hani kabasını da alalım hesabı...

    yani biriki hafta önce saçlarımı kestirdiğimden beridir günlerim kabusa dönmüştü. evet, o kahkül mü kakül mü perçem mi her ne boksa beni sinir ediyordu, sürekli gözlerimin önüne saç düşüyordu, resmen serpil çakmaklıya dönmüştüm vs... "kazıtıcam kurtulcam amınakoyum" diye annemin başının etini yemelerim sonucunda (ki saçlarımı kestirmemin yegane sorumlusu odur) "kazıt o zaman ne bok yersen ye" fetvasını alıp dosdoğru mahallenin berberine gittim. hani bildiğin erkek berberi işte.

    yusuf abi dedim, kazı benim kafayı. "dalga mı geçiyosun kızım sen" dedi önce. sonra geçen gün de hastaneden gelirken bizi eve bırakmıştı ya, "kanser falan mı oldun yoksaa?" diye böyle bir feryad etti. adamcağızı teskin etmem epey vaktimi aldı. ona göre bir kadın kanser falan olmadıkça, hadi en hafif ihtimalle bitlenmedikçe saçlarını kazıtmazmış çünkü. "bitlendin mi" sorusunu ilkokul yıllarımdan sonra ilk kez duydum sayesinde. ki gururla söylerim hiç bitlenmedim. o kadar pasaklı bir çocuk için bu gerçekten bir mucizeydi. yusuf amca saçlarımı keserken kafamda bit aradı sürekli. çaktırmamaya çalıştı ama anladım ben.

    kafamı kazıtmamın şu ilk birkaç saatinden sonra, yusuf amcaya hak veriyorum. bir kadın hasta olmadıkça yahut bitlenmedikçe kafasını kazıtmamalı. özellikle benim gibi poğça gibi suratı olanlar... artık, "nasılsa saçların arasında kalıyor belli olmuyor" diye kaşları almamazlık edemeyeceğim mesela. üstelik feci gıdım çıkmış, diyeti hızlandırdım.

    şu an "oh be" ile "kafama sıçayım" arası bir hissiyattayım. hani ne hissettiğimi ben de bilmiyorum. tek bildiğim, çok çirkin bir kafatasım olduğu. sokağa mı? şapkasız çıkmam abi!