şükela:  tümü | bugün
  • şu günlerde bodrum'da tavşan kanı çay kıvamında kendisini demlemekte olan "meczup" yazar ilhami algör'e ait, insanı kıskandıracak derecede güzel cümle...

    bir hikayeyi bitirmeye çalışan yazarın kendisini kaptırıp kahramanıyla çatışmaya girmesi ve gündelik hayatında aslında kendi kendine konuşurken, hayal dünyasında kahramanını kıskanmakta olması durumunda söylenir bu cümle genellikle...

    ortada yazarlık falan yoksa, kendisine idol olarak seçtiği birisiyle giriştiği hesaplaşmasını yenilgiyle tamamlamış herhangi birisinden de duyulması mümkündür bu dileğin...

    temininde güçlük çekilen az sayıdaki bazı insanlar da, kendilerine kahraman olarak yine kendilerini seçtiklerinden, bu dileği en ağır boyutlarda yaşarlar kimi zaman...

    insanın kendini cezalandırmasının pozitif sonuçlar doğurabilmesi, yani insanın bir dönem için kendi felaketini isteyip de uzun vadede bundan kazançlı çıkması ise, sinema ve edebiyatın uç örnekleri dışında, gerçek hayatta pek karşımıza çıkmaz...

    (bkz: fakat müzeyyen bu derin bir tutku/5)
  • cocukluktan adım adım uzaklastıgın, nereye dogru gittigini, gittigin yerde seni neyin bekledigini bilmedigin, ama basın onunde kasların catık, dusunmekten kendini alamadıgın yolda yuruken, kendini eskiden farklı olarak daha da yalnız gorup bosluga salladıgın bir kufur ve o kufurun korunaklılıgıyla arkasından gelenler.. herseyin, oncesinden farklı oldugu bir zamana; her daim akılda olan o en guclu, en ozel, en kutsal kahramanın, artık ne olursa olsun her daim akılda olmadıgının farkına varıldıgı zamana duyulan hıncın, eski dosttan cıkarılması..
    anneye/babaya kızıp, kendi kendine bir sır verir gibi soylenenler, sonra duyduklarından/soylediklerinden pisman, ama o gecen bir saniyede herseyin artık degistigini, kutsallıga el suruldugunu fark edip, cizginin daha ilerisine gecmenin cesaret edildigi zaman..