şükela:  tümü | bugün
  • genelde hayata dair hoykurulen bir soylem misal hayat cok boktan be ustad kahretsin !
  • arapçada "zorlamak, zorla bir iş yaptırmak, icbar etmek; galip gelmek, batırmak, mahv u helak etmek anlamlarına gelse de türkçede üzerinde konuşmaya değer, bambaşka bir anlam kazanmıştır: "bir mahrumiyet ya da mağduriyetten dolayı kendini yiyecek surette keder etme, bu halden müteessir olma, keder içine işleme".

    kahretmek, kişinin elinden düzeltmek gelmediği, gücü yetmediği zaman doğan bir fiil. kahretmek, ardından "lanet olsun!" gibi bir ilenmenin peşinden geldiği eylem.

    kahretmek için sadece ferde dokunan bir zararın olması gerekmez. görmesini gören göz, açık idrak, işleyen akıl, hisli ruh için muhitte kahredilecek o kadar "şey" vardır ki.

    insan ülkesine kahredebilir, hele ki türkiye'de yaşıyorsa. bir çocuk kıyafetiyle alay edildiği için fakirlikten okulu terk ediyorsa, intihalci, yani hırsız bir akademisyen bakan olabiliyorsa, bakan kanser hastası insanın gururunu kırıp cebine para tıkıştırıyorsa, memur maaşının hakkını vermiyorsa, öğrenci ağzı açık ayran budalası ise, şehirleriniz plansız programsız büyüyor ve her geçen gün daha da çekilmez bir hal alıyorsa, çevrenizdeki insanlarda farkındalık yaratmak istiyor, "yahu bakın!", "gözünüzü açın!" demek istiyor, diyor ve başarısız oluyorsanız, yapılacak tek şey kalıyor: kahretmek.

    kahretmek, hem lanetleyip bir köşeye çekilmek, hem de sessiz bir eleştiri getirmektir. kahretmek "yanlışı görüyorum ama gücüm yok düzeltmeye, dilim yetmiyor göstermeye." demek, içten içe kin beslemektir. kahretmek "ne haliniz varsa görün, batsanız umrumda değil." diyerek çekilivermek de olabilir.

    bunlar küçük şeylerse eğer, dünyanın değirmi güzergahında, dönüp dönüp aynı noktaya gelmek, hiçbir surette değişememek, tesirsiz ve güçsüz olmak ve hepsinden önemlisi bunları görmek (ki önemli olan da bu; çünkü düşünmeyen ve fark etmeyenler zaten mutlular) kâfi değil mi?

    kahretmek yararlı mıdır? sanmam; hatta kahredeni bedenen ve ruhen çökerten bir eylemdir. buna rağmen önünü almak "peki o zaman, vazgeçtim kahretmekten." demek mümkün değildir.

    kahırlar alışkanlık yapar, bulaşır. birey önce sadece bir kişiye/kuruma/duruma/olaya kahrederken makhurların sayısı artar. arkadaşına kahreder, kaçar; üniversitesine kahreder, yurdunu yemekhanesini terk eder; ulaşımına kahreder, saatlerce yürür; ülkesine kahreder; vatandaşlığından kurtulmaya çalışır.

    eğer kişi topyekün hayata kahreder bir duruma düşmüşse tek yol kalmış demektir: intihar!

    bu tek yol da "her intihar bir kaçıştır." diyen camus'a, "intihar, bir kaçış değil, reddediştir." cevabını veren sartre'ı haklı çıkarıyor. sanırım.

    boşuna mı demiş ziya paşa: "asude olam dersen eğer gelme bu cihâne."
  • (bkz: gam çekmek)
    (bkz: kahrolmak)
    (bkz: kahr)
  • sadece köydeki insanlardan duyduğum, aynı manayı verecek muadil bir kelimenin aklıma gelmediği güzel bir tabir.

    köyün ve bağlı olduğu ilçenin birçok yerinde hayrat çeşmelerinde adını gördüğüm bir zat vardı. bu zatın kimlerden olduğunu, yaşayıp yaşamadığını, neden köyde hiç görmediğimi sorduğumda "adam aslında iyi bir adamdı ama köylüye kahretti, gitti, bir daha da gelmedi" demişlerdi.

    buna dair bir örnek olarak yine, köyde işi gücü, evi, arabası, düzeni gayet yerinde olduğu halde, kiminin istanbul'a gitme şartı koşması, kiminin başka ıvır zıvır sebeplere takılması yüzünden evlenemeyen, bir müddet sonra da aile içinde de huzursuzluk başlamasından dolayı bir gün kimselere söylemeden arabasına atlayıp istanbul'a göçen bir arkadaşım geliyor aklıma.

    hayatın zorluklarına, yoksulluğa değildir kahretmek aslında. kahretmek anlaşılamayanların, sıkıntısını paylaşacak adamakıllı kimse bulamayanların yaşadığı bir ruh halidir.