şükela:  tümü | bugün
  • amerika birleşik devletleri'ne geldiginiz ve yasamaya basliyinca yavastan anliyorsunuz. soyle ifade edim ilk isaretler de vay abi burasi supermis ya diyorsunuz buyuleyici bi yer gibi geliyor. sonra bu heyecan ve heves iniyor biraz, bi gun en ucuz yerlede takilip gezip ghettolari biraz gorup otobus deki ot icen elemanlari duyup gorunce, abi burasi cok fena diyip amerika'nin hem guzelini hemde en berbatini barindirdigini fark edince kahrolsun kapitalizm diyorsunuz
  • diyenler çok haklıymış artık daha iyi anladım.

    üniversitede iken çok fazla karışmadım olaylara, gerçi hayatım boyunca çok aşırı uç bir herif olmadım, apolitik değilim ama bayraktar şahsiyetlerden de değilim. sanırım tüm hıncımı göstereceğim tek konu beşiktaş. ama gene de koyun saymıyorum kendimi.

    gemileri yakmaya, köprüleri yıkmaya az kala benim böyle bağıran insan.

    dağ başında bir yerdeyim orta anadolu’da, terfi ve zam verdiler sus payı niyetine, bir de lüks bir otelde yer ayırdılar, en büyük zevkim sanırım yeşil başlı gövel ördektürküsünü dinlemek ne alaka demeyin amına koyum ben de bilmiyorum.

    etrafımda bana iş anlamında hak etmediğim saygıyı gösteren otuza yakın usta var, iki vinç operatörü var tam bir baş belası ikisi de, adam bana “tehlikeli iş yapma bak yoksa yollarım seni, başımı belaya sokmayın” dediğimde sırıtarak “abi valla istersen yolla, ama ben daha elli kilometre gitmeden başka iş bulurum senin istediğin gibi vinci buraya getirmen iki gününü alır” dedi ve dibine kadar da haklıydı, ama bu şantiyeden kurtulacağım günden bir gün önce söyleyeceğim operatöre bunu.

    bence lüks ama muhafazakar otel odamın dolabında kazakların altında viski var.
    otelde odaya kış günü buz istemeyi açıklamaya çalışırken yakalanacağım diye dolabın buzluğuna viski soğutsun ve seyreltsin diye soda attım.

    sevdiğim işi yaptığım günleri hatırlamak için kendimce boş vakitlerde hayali tasarımlar yapıyorum.
    etrafta dolaşan işçiler her an kendilerine zarar verecek hareketler yapıyorlar ve başımız belaya girecek diye aklım çıkıyor, kırmızı baretlilerin isg uzmanı olduğunu zorla olsa da öğrettim elemanlara, elimden gelse tüm şantiyeye kırmızı baret taktıracağım.

    şantiyede hatırı sayılır miktarda yabancı var ve onlar evlerinden binlerce kilometre uzakta benden daha az yalnızlar.

    ay başında zamlı maaşımı yatırdılar ama bu dağ başında sigaradan başka bir giderim yok, kazanıp da harcayamadığım paranın içine sıçayım.

    patronlarım işi kıvıracağımdan eminler, işin bir zihinsel zorluğu yok ama zor milletle uğraşmak.
    işi sevmiyorum artık, ayağımda iş ayakkabısı kafamda bir baretle askerlik günlerimi hatırladım, kendimi ninja kaplumbağalar gibi hissediyorum.

    şantiyede bangır bangır beşiktaş marşları çaldığımda herkes bana “manyak lan bu” der gibi bakıyor.
    dün bir avrupalıya beşiktaş’ı anlattım bir saat boyunca, adamın kafasını siktim, zannederim bir daha ofisime gelmez.

    hayatımdaki en güzel şey kısa camel ve beşiktaş kupamda içtiğim çay.

    ve ben her düşünmek için fırsat bulduğumda kendime aynı soruyu soruyorum;
    ne işim var lan burada ve uzun süredir bir şey istemeye utandığım allaha tüm yüz kızarmalarıma rağmen yalvarıyorum “sen soktun sen çıkar ya rabbi” diye.

    kariyer ve iş hayatı denilen şey size parayı kazandırdıkça kendine köle eden bir olgu ve müdür denilen pezevenk benden hiç bilmediğim hiç anlamadığım bir işte süper başarı bekliyor sırf para ve lüks otel veriyor diye.

    ben kendi kendime üniversitedeyken gırtlakları çatlayana kadar bu kapitalizme söven arkadaşlarıma yanlarında yeteri kadar yer almadığım için mahçupluklarımı bildiriyorum.

    ne diyeyim gençler,
    haklıymışsınız…

    neyse akşama kasımpaşaya döşersek biraz keyiflernirim heralde.
  • (bkz: #42415996)