şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çay yapıp, masaya üç beş kahvaltılık koymaktan ibaret eylem.
    bu kadar sıradan ve basit bir olayı, her sabah tekrarlanan bir ayinmiş gibi anlatmanın manası ne amına koyim.
    ona kahvaltı hazırlayan erkek, buna kahvaltı hazırlayan kız. altına yazılmış yüzlerce eften püften şey. la yeter.
    kalksın herkes kendi kahvaltısını hazırlasın. kafa sikmeyin.
  • sabah erken uyanıp, çok açım lan diye düşünüp, bünyedeki üşengeçliği de hesaba katıp, uğruna eşimi öperek uyandırdığım, günaydın birtanem ne güzel gün bıdıbıdılarıyla kendisini acele hazırlaması için kendisini mutfağa kadar sürüklediğim eylemdir..
  • kahvaltı etmeden evden dışarı çıkmam. tek başıma olsam bile sallama çay içmem hiç üşenmem iki bardaklık çay demlerim. 6,40 gibi ambulans ve itfaiye arabası seslerine ki oldukça yoğundu yataktan fırladım. biraz bencilce ama hemen benim odamdan bakılınca sağ çaprazda duran kimyevi maddeler ürettiğimiz iş yerimize doğru baktım çok şükür o tarafta bir duman bir sıkıntı gözükmüyordu. tekrar yatmadım kalktım biraz dolandım ortalıkta 7 ye doğru çayı koydum, kahvaltılıkları hazırladım ve erkek kardeşime seslendim tamam falan dedi ama kalkmadı. abime telefon açtım o da telefona bakmadı. içerisi sıcak olduğu için sofrayı terasa kurdum. kardeşime tekrar seslendim saat 7,15. abimi aradım yine açmadı. ablama dokunuyorum , o işe geç gidiyor. çayı koydum terasa çıktım. kardeşimin odasının camına gelip niye kalkmıyorsun ya geç kalacağız dedim. o sıra gözlerini açıp saate baktı ve bu saat durmuş dedi. allahın şabanı kalkıp saate bakıyor 7 ye 10 varı görüp tekrar yatıyormuş. sonra abimi aradım tekrar bu sefer açtı kahvaltıya gel dedim. biz sofradan kalktığımızda o yeni gelmişti.
    altı üstü 3-5 zeytin ve bir bardak çay içiyorum benim kahvaltım bu ( sabah erken canım bir şey istemiyor genelde) kahvaltı hazırlamak sorun değil de evdekileri o masanın başına toplamak sorun oluyor.
    ee ne demişler dinsizin hakkından imansız gelir babamla annemin eve dönmesini bekliyorum gelsinler ki babamın bir haydiiii haydiiisiyle nasıl yataktan fırlıyoruz yeniden hatırlayalım.*
    ?
  • bu işten daha çok nefret ettiğim bir şey daha varsa o da kahvaltı sofrası toplamak...

    akşam yemeği kolaydır; iki tabak yemek koy, yanına salata, çorba, bardak... 7 parça tabak-çanak ve 4 çatal-kaşık kirlendi. yemeği de tenceresiyle attım buzdolabına; oh, mis.

    peki kahvaltı öyle mi?

    ortalama bir pazar kahvaltısında: iki çeşit zeytin, üç çeşit reçel, üç çeşit peynir, nutella, acılı ezme, patates kızartması, domates ve yeşillikler, sigara böreği, yumurta, pekmez, salam, tereyağı, bal, kızartılmış ekmek... iki de servis tabağı ekle buna; etti mi sana 20 tane tabak, 4 tane çatal-bıçak, 2 çay bardağı ve tabağı... üstelik öyle tabağa koy geç de olmuyor, estetik bir görüntü vereceksin bunlara; temiz ve iştah açıcı görünecekler...

    en fenası da kahvaltıdan sonra artan yiyeceklerin hepsini tek tek ya paketlerine ya da bir saklama kabına koymak lazım ki bozulmasınlar. uğraş da uğraş abi, fenalık basıyor!

    kahvaltı hazırlamaktan nefret ediyorum.
    kahvaltı sofrası toplamaktan iki kere nefret ediyorum.
  • haftasonları özellikle yazlıkta bütün aile toplanınca tadından yenmez. gece kaçta yatarsam yatayım sabah 9.30'da o kahvaltıya inerim.
  • yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
    ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı
    cemal süreya
  • uyku tutmayan bir komite haftası. kahvaltı yapıp da öyle uyuyayım dedim. bu hafta tatil. ne kadar kötü bir şey ki, midene zulüm. yediklerinin hakkını veremeden dalmak uykuya. isyan da edecek bir durum yok ve karanlık... öyle karanlık ki, şimdi çıkıp gitsem börekçiye. sokaklar bana ne işin var burada diyecek gibi.

    üşeniyorum...

    çayı hala ayarlayamadım. az olunca efkarım geliyor, yetmeyince deliyorum. e çok yapınca da kalıyor, dökmek ziyanlık. neden bilmiyorum, altındaki su kaynayınca üstündeki demin kapağını kaldırıp koklarım. memleket kokar. annem kokar burnuma. bunu hep yaparım.

    özlüyorum...

    tonla baskı ve stres, tüm gün insanları mutlu etmekle, ağrılarını dindirmek ile geçen zamanlarım. helali hoş olsun seviyorum onları. ama ya benim ağrılarım?

    yalnızlık...

    üstünü kapatmadığım peynir kokulu buzdolabından anlaşılır. buruşturup kenara attığın kağıdın sana dik dik, aynı yerinden ukalaca bakmasından anlaşır.

    soğuk salamları sevmiyorum dilim dilim de olsalar ekmeğin arasında hep bir garip. yumurta pişirmiyorum bu sefer. hani ekmeği kızartırdım üzerine yağ eritip. birazda kırmızıbiber-karabiber eklerdim. onu da yapmak gelmiyor içimden.

    bekliyorum ki sokaklara meydan okuyacak birisi çıksın. bir martının çığlığına hasretim. bir süpürge sesine. kedi kovalamasına...

    canlılığa, bir iki canlıya hasretim şu anda. ölen duygularımın cenazesini kaldırmaya.
  • sadece haftasonları bazen yaptığım eylem.

    verimli hazırlamak kolay değildir. ben önce patates kızartacaksam patatesleri soyuyorum. sonra çayın suyunu koyuyorum. çayın suyunu koyduktan sonra yağı kızartıyorum ve patatesleri yağa atıyorum. patetes pişerken ve çayın suyu kaynerken çoban salatası yapmaya başlıyorum. o sırada patateslere tuz atıp karıştırıyorum. bunlara yapana kadar çayın suyu kaynamaya başlıyor. çayı demliyorum. bu sırada patetesler kızaramaya başlıyor onları alıp, yumurta pişiriyorum. sonra zaytin ve peyniri koyduktan sonra çay demlenmiş oluyor.

    bunları anlatmak bile zor. zamanlamasını ayarlamak çok zor. bazen çayın suyu çok kaynıyor azalıyor. bazen patatesler erken pişiyor soğuyor. bazen bakamıyorsun yanıyor. bazen aynı anda yapamıyorsun 1 saatten fazla sürüyor. ama sonunda bütün emeklere değiyor, öğle yemeğinin de yerini tutuyor.
  • tek kişilik kahvaltıyı kendim için yarım saatte hazırlarım her şeyiyle. zaman önemli.