şükela:  tümü | bugün
  • genel olarak ortanın altı kahve çekirdeği ithal eden, turk kahvesi çekirdekleri kuru kahveci mehmet efendinin rezil çekirdeklerinin sadece 1 üstü kalitede olan (ki bu da rezalet değil ama felaket demek) hemen her dukkanında *bir kavurma makinesi olmasına rağmen bayat kahve satan, espressodan zerre anlamayan, özetle kötü kahve satan, turkiye haricinde bir ulkede "bu haliyle" tutunmasi imkansiz kahvecidir.

    kahve dünyasının:

    a) çalışanlarından kahveye dair duzgun bilgi almanız mumkun degildir. taze kahve nedir kimsenin haberi yoktur. herhangi bir şehirde herhangi bir kahve dunyasına gidip herhangi bir çalışana "bu kahve ne zaman kavruldu?" sorusunu sorarsanız alacaginiz en iyimser cevap "pakette yaziyor" olacaktir. paketi degil digerlerini sordugunuzu belirtirseniz ya "bilmiyom" yada "çok taze 3 ay evvel kavruldu" gibi bir cevap almanız mümkündür demiyorum alacaginiz cevap budur diyorum. hatta bazen "çok taze 6 ay evvel kavruldu" cevabı bile alabilirsiniz. en sık karşılaşacaginiz cevap ise "merkezde kavruluyor bize oyle geliyor" olacaktir. gerçekte ise kahve dunyasinin muşterilerine sattığı, öğütücü içerisindeki kahveden daha taze kahve yoktur dukkanda. ha bir de su gibi tuketilen ve robusta çekirdeginden kavrulan çikolata kaplı* kahve drajeleri. diyelim kasayı yada çalışanı ikna ettiniz (ki bu eminonu şubesi hariç mumkun degil) ve yerdeki çuvallar yerine ogutucuden, yani "merkezde gunluk kavrulup gelen" * kahveden aldınız. haa o bir ihtimal taze olabilir fakat kalite açısından oldukça kotu bir kahvedir. olur da bundan bir espresso hazırlayıp içecek olursunuz, sizi bekleyecek olan turk kahvesi çekirdeğine benzer bir çekirdekten hazirlanmış kötü bir espresso olacaktir. kavurma derecesi hariç bu kahvenin doğru hiçbir tarafı yoktur.

    onları geçelim, kahve dunyası gibi iddiali bir marka ile ortaya çıkan bir şirketin kahve nedir bilmesi gerekir değil mi? nasil oluyor da siz kahveleri çuvalda, dukkanın orta yerinde, ısı, ışık, nem ve havaya maruz bırakarak sergiliyor ve satıyorsunuz ben anlamış değilim?? çuvallarda sergilemek daha guzel gorunuyor diye mi? ha bir de.. sattığınız yoresel kahvelerden yemen kahvesi'nin gerçekten yemen kahvesi olduguna emin misiniz? bildigim kadarıyla yemende kahveden peaberry çekirdekler ayıklanmıyor. size yemen diye başka bir şey satıyor olmasınlar? hani şoyle bir gerçek var, yemene talep fazla oldugu için etiyopya - yemen sınırında yetişen etiyopya kahveleri sıklıkla yemen diye ucuz ucuz yutturulur da o bakımdan (siz bize yemen diye baska bir şey satıyor olmayasınız demeyecegim, vaktiyle onu bana bir kere yaptınız ama olsun, kendi adıma deneyim oldu, çok şey ogrendim sayenizde) ha bir de kafama takılan bir şey var.. gerçekten yemense kavrulmuşunun kilosunu 20 küsür liraya nasıl satabiliyorsunuz turkiyede? gumruk size işlemiyor mu? yada sıfır kar marjınız mı var? neyse...

    ara edit: sevgili andalucia'ya teşekkürler, etiyopya yemen sınırı demişim ama arada ülke, onu da geçtik deniz var. zaten hayatta en kotu ve başarısız oldugum mevzu cografyadır. "etiyopya-yemen sınırında yetişen etiyopya kahveleri" cumlesinden kastım (ki zaten yetişen "etiyopya kahveleri" demişim) etiyopyanın yemene en yakın noktası olan harrar bolgesidir. etiyopya harrarda biri short berry digeri long berry olmak uzere 2 varietal bulunur. long berry daha uzun enine ince ve daha kaliteli daha tercih edilendir. short berry ise gorunum ve renk açısından yemen kahvesine çok benzer. sadece goruntusu ile rahatlıkla yemen diye yutturabilirsiniz. işte bu short berrylerin kalitesiz ve orta kaliteye yakın olanlarını yemen diye satan tacirler vardir. bahsettigim budur. hoş.. bu benim iyimser yaklaşımımdı, kahve dunyasındaki yemenlerin bu bahsedilen sahte yemenler oldugunu bile sanmıyorum.

    b) yuzlerce kez gittiğim farklı semtlerdeki farklı kahve dunyası şubelerinden edindiğim izlenim, çalışanların çay bahçelerinden yada akrabalar arasından toplandığı yonundedir. ozellikle de garsonlar. zaten bu mevzu enine boyuna başlık altında yazıldığı için bir daha bahsetmeye gerek duymuyorum. kahve dunyası garsonlarını duşundugumde benim gozumde canlanan klasik bir kemal sunal filmidir. kamyon işçi pazarına yanaşır, sen gel, sen, sen de gel, sen gelme!! işte o sen gelme denilen arkadaşların neredeyse tamamı bir donem kahve dunyasında çalışmaya gelmiş gibidir. artık fındıklı şubesindeki sipariş alırken tek ayagini havaya kaldırıp çorabını indirip ayagını kaşıyandan mı bahsetmeli, yoksa o amcayı bırakıp sultanahmet şubesindeki ablanın "frappe içine şeker yada şurup istemiyorum" siparişinize "zaten koymuyoz, daha evvel hiç mi içmedin" cevabından mı bahsetmeli yok o da değilse yine kahve dunyası şubesinde vitrinde duran vacuum pot'un ne işe yaradığını bilmeyen garsondan, kasadaki gorevliden mi bahsetmeli.. "onun içine çiçek gül koyuyoz, dekoratif" dedi kadın ya.. vacuum pot'a?? çiçek, gül koyuyosunuz?? öğütülmemiş kahve çekirdeklerini de burun deliklerinize yerleştirip en uzaga atmaca mı oynuyorsunuz o zaman? işte bu ve daha birçok vukaat yuzunden bu kadar "ilginç" ve "mevzudan bihaber" çalışanı ancak işçi pazarindan bulmuş olduklarını düşünmekte bir beis gormemekteyim.

    c) çikolataları ayrı bir felaket. kahve ithalatındaki kalitesiz seçimi burda da aynen devam etmekte. buna buyuk ihtimalle tüm kahve dünyası tutkunlari şiddetle karşı çıkacaktır. uzatmadan tek şey diyecegim. hangi yiyecek olursa olsun, içerisine haddinden fazla şeker, haddinden fazla yağ, haddinden fazla tuz, haddinden fazla acı yada ekşi, haddinden fazla aroma katılıyorsa o yiyecek haddinden fazla kalitesizdir ve bu kalitesizlik dilin diğer tatları algılamasini guçleştirmek için daha baskın tatlarla kapatılmak isteniyordur. kahve dunyasının çikolata yapımında kullandığı kuverturleri şahsen ben de kullanmış oldugumdan size bir test onerecegim. alın o kuverturden bir parça, bir parça da çok kaliteli bir kuvertur alın, mikrodalgaya atın (evet çikolata mikrodalgaya sokulmaz ama bu bir "test" ) kahve dunyasından aldığınızla digerini karşılaştırın. bekletin sogusun donsun, birer ısırık alın.

    kahve dunyasına dair daha yazılacak birçok yanlış ve eksik olmasina ragmen bir noktadan daha bahsedip entry'yi bitiriyorum. diğer kahve zincirlerini eleştirip, bir tepki olarak kahve dunyasını seçen ve "bilinçsizce" kahve dunyasının emsallerinden daha iyi oldugunu iddia eden "beleş ikram sevdalısı" yada "bizden bu firma" düşüncesindeki arkadaşlar; evet diğer kahve zincirlerinin de bir dolu hatası olduğu, çogunun sattığı kahvelerin bayat oldugu dogrudur. ancak iş kalitesizliğe gelince kahve dunyası sattığı urunlerde hepsinin başını çekmektedir. bu kalitesizlikte kahve dunyasını geçebilecek tek firma da kuru kahveci mehmet efendi ve muadilleridir. hangi urunle derseniz "meşhur ve geleneksel" turk kahvesi çekirdekleri ile.

    çok açık belirtmek isterim, kahve dunyasinın kahvelerinden herhangi birini canı gönülden beğeniyorsanız lütfen o damağı getirin, yenisi ile değiştirelim.

    hiç mi iyi tarafı yok bu firmanın? elbette var. kullandıkları ekipmanlar kalitelidir ama kahve kotuyse makine ne yapsın. bir de bir donem dışarıya yaptırttıklarını soyledikleri** cheesecakeleri gerçekten hoştu, hala var mı bilmiyorum, zira kendilerinden umudu ve ayagimi keseli 1 seneden fazla oluyor.

    dipçik not: ama bir sene olmuş çok değişti diyecekler olacaktir. evet evet 2 ay evvel dunya barista şampiyonasina katılmak üzere yapılan turkiye barista yarışmasında yarisan baristalarını da izledim (6-7 taneydiler) cesaret edip yarışmaya katılmaları haricinde hiçbir gelişme yok. umuyorum seneye kahve dunyası yerine kendi adlarına, daha çok çalışarak ve oncelikle kahve nedir onu ogrenip oyle katılırlar.

    zöge: vay vaaay, kötülemişiz. yani çoğunuzun yaptığı gibi "dötten salladığımı" yada "gerçekleri yazmak yerine yorum yaptığımı" düşünüyorsunuz öyle mi? hmmm bu durumda sizi kahveye beklerim ama baştan soyliyeyim yukarıda yazdığım gibiyse durum, içirdiğim kahveyi burnunuzdan getiririm kardeş. haa bir de yeni damak için 2500 avro alıyoruz.

    ayrıca benim nezdimde bu yazıyı kötülemek sadece mevzu hakkında bir halt bilmediginizi gostermekle kalmiyor, şuursuzca fanatik oldugunuzu da gosteriyor. tabi bir de işin öğrenmemek, umursamamak ayagi da var, ki bunu her ama her konuda yapıyorsunuz. adam sana arabika diye robusta satıyor diyorum keriz! hayatında kaç kere robusta aldın eline yada gordun yada araştırdın? adam sana robustadan da düşük kalitede arabika da satıyor diyorum. bunun ne demek oldugunu biliyor musun? sana ipek diye pamuk satıyor ve ipek fiyatından da pahalıya satıyor diyorum. "evet oh ne guzel helal olsun onlara!" diyorsun bu yazıyı kotuleyerek. önce git bu yazının içerigini araştır doğru mu degil mi. git satınal evinde bayat mı taze mi testi yap içmeden. yapmazsin çünkü fanatizm daha kolay, yapmazsın çünkü insanlar bilinçlenirse bir suru şey elinde patlar. işte ulke olarak sizin ayarınızdaki "körlemesine" insanlardan kurtuldugumuzda sadece bu kahve işinde degil birçok mevzuda bize ait gerçek ve dogru işler çıkarma şansımız olacak. inşallah da bir gun kurtulacagiz. ayrıca hayır 2500 avrodan bir kuruş aşağı olmaz.
  • şöyle bir diyalog yaşadığım yerdir.

    ben: kafeyinsiz latte alabilir miyim?
    çalışan: decaf latte?
    ben: evet kafeyinsiz! yalnız cam bardakta olmasın lütfen. kupada alıyım.
    çalışan: mug?
    ben: evet kupada!
    çalışan: ok. decaf mugta!
    ben:...?
  • misyoner bunlar evet. fındıklı'dakine gittim geçen gün, iki adet cafe crown fındıklı satın alacaktım, öncelikle bir tane çikolata çeşmesi karşıladı beni. biraz muz ve çilek banıp geçtim, sonradan kadının teki önüme bir tepsi içinde çikolata getirdi. bir tane yedikten sonra "artık kahvemi alabilirim" düşüncesiyle kasaya doğru yöneldim. aldım iki adet kahveyi yandan, uzattım adam 50 kuruş dedi. ben ağzım üç karış açık 20 ytl uzatırken adam ikinci bombayı patlattı:

    "ya neyse boşverin sonra verirsiniz, ben size bir adet fincan ikram edeyim?"

    oha? fincanı aldım kaçtım. arkamdan hala çikolata uzatıyorlardı bana. hansel ile gratel'in gittiği frambuazdan ev bu kadar ucuz ve tatlı değildi be. kesin bir bok var bu işte.

    misyoner bunlar, evet.
  • her gittiğimde şansımı deneyip çay var mı diye doruyorum bunlara ve enterasan cevaplar alıyorum. bugünkü şöyle gelişti.
    p:çay alabilir miyim? (var mı yok mu onu sormadan direk çaya ulaşma çabası-olmalı anlamında)
    garson: malesef çayımız yok burası kahve dünyası biliyorsunuz.çok çeşitli kahvelerimiz var.
    p:limonata var mı?
    garson: var efendim.
    p:ama limon dünyası değil ki burası kahve dünyası.
    garson:!
    p:neyse ben bir latte alıyım.
  • hadi şube ismi vermeyeyim, bir şubesinde mağaza müdürü/şef vs. onun gibi bir yetkilinin garsonlara şöyle bir uyarıda bulunduğu mekandır:

    "gelen herkese iyi hizmet etmeyin. paspal tiplere iyi davranırsanız tekrar gelirler. onlar tekrar gelirse ne olur? avukatlar doktorlar buraya gelmez olur. bu müşterileri elden kaçırmamak için bazı tiplere iyi davranmayın ki tekrar gelip ortamı bozmasınlar."

    cümleler birebir aynı değil ama olay gerçek, kaynak güvenilir.
  • fiyat-performans açısından diğer kahvecilere fark atan, ama türk kahvesi fincanlarını tasarım kaygısına kurban eden şirket.

    bir bardaktan, fincandan ya da damacanadan tek beklentim sadece kullanışlı olmasıdır. eğer yeterince kullanışlıysa, üzerine ahtapot sarın umurumda değil. ama kahve dünyası, ziyadesiyle bir türk kahvesi getiriyor, fincanı neresinden tutarsam üzerime dökmem diye 10 dakika düşünüyorum. 10 dakika düşünmemin sebebi, çözüm aramak değil üzerime dökülürse yanmamak. iki tane kuş kanadından oluşan tutacak, parmakları ortalamanın üzerinde kalın olan her birey için problem oluşturuyor. elden kayıyor. dengede durmuyor derken, dünkü fincan tasarımı eskisine rahmet okuttu.

    bazen entry yazarken, anca çizersem anlatabileceğim konulara giriyorum, pitoresk bir anlatım gücüne sahip olmadığım için de fiyonk oluyor yazdıklarım.

    ama dünkü fincanın tutacağı ortası boş olan silindir şeklindeydi. içi boş bir silindirin kahve fincanına saplandığını düşünün. acaba uygun kalınlıkta parmağı oraya geçirip, fincanı öyle mi kaldırıyorum diye evirdim çevirdim bardağı. en ince parmağımın çapı, silindirin çapından büyük olduğundan başarılı olamadım. yanımda kesik parmak mı dolaştırayım ne yapayım?

    bu küçük tasarım hevesleri dışında, suya para almamaları ve içinde kahve olan drajeleri güzel. kahverengi olanları hamamböceğine benziyor.
  • muhteşem bi mekandır, eminönü,suadiye ve göztepede ki mekanlarını bizzat gidip test ettim, her yerde çikolata, hele de kütleler halinde çikolatalar var...
    çikolatalı fondu adı altında muz ve çilek getiriyorlar bunu çikolataya batırıp yiyorsunuz, açıkcası tek başıma böyle bir serüvene girişemedim, sevgili neceflimasrapa varsa yanımda o fondu alır bense bir çilek ve bir muzla yolculuğa çıkarım ancak ondan izin alarak, ama yoksa elmalı tart yeter de artar bile...
    cheesecake yemeyen ve hatta sevmeyen bir mendebur olarak burda çikolatalı cheesecake'i ayıla bayıla yediğimi de itiraf etmek istiyorum...
    sıcak çikolata ve çikolatadan kaşıklar muhteşem, hatta sözde çikolatayı sevmeyen bir insan olarak çikolatadan kaşığı atıyorum kupanın içine o orda eriyor, ah bi de sevsem ne olacak bilmiyorum...
    kahve dünyasında muhteşem latte'ler de içilebiliyor, frappeleri enfes hele de karamelle süslendiyse...
    favorim kahveli drajeleri, bişey daha itiraf etmeliyim ki kalan kahveli drajeleri alıyorum yanıma yüzsüzlük edip de...
    kahve dünyası, hansel ve gretel'in evi gibi, ya da çarlinin çikolata fabrikası gibi, bir hipoglisemik olarak benim için tehlikeli bir yer ama bünye itibariyle tehlikeyi seviyorum....
  • ne ısmarlarsanız ısmarlayın aynı içeceği getiren mekan; mocha, macchiato, cappucino fark etmiyor. görüntü farklı ama tat hep aynı.
  • londra'nin merkezinde magazalarini actilar. direkt "kahve dunyasi" ismi ile. dili korumuslar, kulturu tanitmislar, dort dortluk olmus, bravo. ayrica sene sonuna kadar turk kahvesi ve lokum bedava.
  • turk usulu kahve dukkanı. oyle milyonlarca çeşidi olmasa da gayet guzel ve ucuz.starbaksçı akım karşısında desteklenmeli ki ayakta dursun.takdir edilecek bir girişim.