şükela:  tümü | bugün
  • george w bush ile gayet yalama bir röportaj yapmış bild artığı:
    - iran'ın nükleer tehdidi karşısında ne yapacağız?
  • doğan medya grubunda bild gazetesini çıkaran axel springer ag'nin yüzde 25lik payı vardır. bild ve hürriyet, kai diekmann ve ertuğrul özkök arasındaki göz yaşartıcı dostluğun arkasındaki sebeplerden birisi bu olsa gerek.
  • sohbet esnasında ertuğrul özkök'ün ne şekilde hitap ettiğini merak ettiğim kişi. yani aralarında belli bir samimiyet olduğu çok açık ve bundan mütevellit "herr diekmann" filan demiyordur her halde. sürekli "kai" demek de saçma geliyor.

    - efendim herr diekmann telefonda...
    - bağla kızım!...
    - hallo ertugrul..
    - hi kai! wassup? alles liebe, oder was? kai man! let's kai kai...
    - ?!?!
  • bu adam memleketinde bizdeki kadar ciddiye alınıyor mu merak ediyorum. uzaktan bildiğimiz bild'in çok satan bir bulvar gazetesi olduğu. bizdeki posta'nın muadili, hatta seviye olarak ondan kat kata aşağıda. kai deikmann da almanya'nın rifat ababay'ı oluyor yani. ama bu adam mütemadiyen ya ertuğrul özkök'ün yazısında geçiyor referans olarak ya da iki günde bir ertuğrul özkök'e giydiren taha kıvanç'ın. kai aşağı kai yukarı.. bild'in medya takipçileri kai deikmann için almanya'da çok türkiye mesaisi harcıyorlar sanırım. rifat ababay bırak almanya'yı ecnebi memleketleri, bizim basında konu olmuyor, alman rifat ababayı neden ciddiye alınması gereken biri olsun? kim takar rifat ababay'ı allasen?
  • almanlarin jölelisi.
  • kai diekmann ilginç bir adamdır. bir "figür"dür: yani kendi başına bir anlama sahip olmaktan çok, zamanın belli eğilimlerinin kristalize olduğu, belli şeyleri "görünür" hale getiren bir adamdır. sırf kai diekmann'a bakarak anlaşılacak çok şey vardır. aynı bizim özkök gibi.

    birincisi, sıradan, vasat, kültürsüz bir adam olmadığı izlenimini verme konusunda çok dikkatlidir. süddeutsche zeitung tarzı gazetelere verdiği mülakatlarda, bu "entelektüel" gazeteleri provoke edecek şekilde davranıyor hep. kendisini "kültürsüz" olarak klasifiye edip önemsememe gibi bi sonuca götürecek şekilde davranmamaya dikkat ediyor. gazetecilik ahlakı açısından kendisine yapılabilecek her türlü saldırıya iki çeşit cevabı var: ya bu ahlak üzerinden kendisini yargılayanlar da aslında aynı "günahları" işleyen ve onun aksine bunun farkında olmayan, aynı kendisi gibi aslında önemli olanın reyting olduğunu bilen ama bunu kabul edemeyen, iki yüzlü ve "sıkıcı" tipler. ya da, daha da ilginci, başkalarının "ahlaksız", "gazetecilik etiğine uymayan" sandığı haberler, aslında gazeteci etiğinin özünde olan, tam da bu ahlak yüzünden yabancılaşılmış bu öze geri dönüşün haberleri. yani "en başta sadece reyting peşinde koşuyor gibi görünebiliriz. ama aslında sadece 'gazetecilik' denen kavrama hizmet eden insanlarız. gazeteciliğin özü ise koku almaktır, manşet atmaktır, fark yaratmaktır. 'başarılı gazetecilik' budur." bu diskuru hatırlayacaksınız. 1990'lardan başlayıp günümüze gelene kadar ertuğrul özkök'ün ve "çevresinin" diskuru bu. ertuğrul özkök de ahmet kaya vakasından başlayıp giden birçok vakayı aynı tavırla savunuyor: biz yeni bir gazetecilik yarattık! etiği "fark yaratmak", "ilgi çekmek" olan ve bu uğurda ideoloji dinlemeksizin bir tarafsızlık yakalamayı beceren yeni bir gazetecilik!

    yani diekmann öncelikle sağ veya sol tarafından yargılanmayı reddeden, "benim sizden başka bir ahlakım var, ben gazeteciyim!" diyen bir figür.

    ikincisi, 1990'ların sonuna kadar fantastik, erotik, eğlencelik haber yazan bulvar gazetesi ekolünü değiştirmiş isimlerden birisi diekmann. bu değişim sadece bulvar gazetelerinin siyasi etkisi anlamında bir değişim değil. birincisi bulvar gazetesi ekolüne "ironik" bir hava katan, bulvar gazetesi tarzı sansasyon üzerinden haber yapmayı "cool" bir haleye çeviren, "evet, içerik belki zayıf, ama form esprili, ince" tarzı bir bakışı yaratmaya çalışan bir adam. bu açıdan murdoch gazeteciliğinin, murdoch bulvarcılığının almanya şubesi denilebilir kendisi için. ve şu işe bakın ki türkiye'de ertuğrul özkök, almanya'da kai diekmann, ingiltere'de rebekah brooks birbirleriyle arkadaş.

    diekmann, türk ve müslüman asıllı azınlıklıklara karşı kışkırtıcı denebilecek haberler yapan bir adam. ama haberleri "pis türk şunu yaptı", "şerefsiz türkler bunu yaptılar" tarzı değil. daha ziyade "türklerin bazı sorunları olduğunu söyleyebilmek demokratik hakkımız" tarzı bir üslubu benimsiyor. bu iki söylem arasındaki farklı bir doğrudan ırkçılık/ dolaylı, bastırılmış ırkçılık farkından ibaret göremeyiz. arada önemli bir fark var: diekmann'ın üslubu, türkleri hedef almıyor, türklere karşı birşey söylemeyi "ırkçılık" sayan bir görüşü hedef alıyor. yani "sizin demokratik, sevgi kelebeği prensipleriniz, bazı gerçekleri görmemizi engelliyor. biz burada bir tabuyu yıkıyoruz, görüşlerinizin gerçeklere karşı gözü körleşmiş içi boş bir ahlaktan ibaret olduğunu gösteriyoruz. burada konu türkler değil, sizin körlüğünüz". (bilin bakalım türkiye'nin en büyük "tabu yıkıcısı" kimdir? kim "gelin itiraf edelim, tabularımızı yıkalım" üslubunu kültleştirmiştir? kim "kürtlerle beraber yaşamak istediğimize emin miyiz?", kim "gelin itiraf edelim, 13 eylül sabahı hepimiz rahat uyandık!" yazmıştır).

    george w. bush döneminde amerikan sağının da içinden geçtiği bir süreçtir bu "itiraf edelim" süreci: "gelin itiraf edelim, işkence gerçekten zorunlu olamaz mı?", "gelin itiraf edelim, bu islamcı teröristleri imha etme sürecinde bazı yalanlar söylemekte bir sakınca yoktur".

    hiç kimse azımsamasın, obama ile bush kavgası, republican ile democrat kavgası, yeni bir "sağ" ve "sol" kavgasıdır. bild gazetesi islamı almanya'nın bir parçası olarak gördüğünü söyleyen ve göçmen yanlısı politikaları destekleyen christian wullf'u (hakkaten azımsanamayacak bir skandala imza atmış olsa da) hedef tahtasına alırken, popülist ve sağcı karl theodor von guttenberg'i aylar boyunca şişirir ve guttenberg'in doktora tezinin çalıntı olduğu ortaya çıktığında "reyting" uğruna onu hedef tahtasına oturtmaz, sessiz kalır. ertuğrul özkök, kai diekmann, sapına kadar taraflıdır ve yarattıkları düşünceleri kendilerini okumayan insanların kulağına sokacak bir etki alanına sahiptir. ve amaçları gözlerine kestirdikleri siyasi hedeflerden ibaret değildir: yani türkiye'de kürtler ve islamcılar, almanya'da türkler, amerika'da zenciler, orta doğu şeytanlaşsın diye "kabaca" uğraşmazlar sadece. kaba, "eski mhp" tarzı bir milliyetçiliği kendilerinden aşağıda, alt sınıf işi, "kültürsüz" bulurlar. bu sığ "ırkçı" ideoloji kendisine düşman olarak yanlış objeyi seçmiştir. bu yeni "efendilerin" kendilerine gerçekten düşman belledikleri bu azınlıklar değil, adına kısaca demokrasi dediğimiz şeydir. demokrasi onlar için bir "baskı rejimidir". belli "içi boş değerleri" sorgulamayı engelleyen, "fikir özgürlüğünü" engelleyen birtakım yanlış inanışlar bütününe dönüşmüştür onlar için. "madem o kadar demokratiksiniz, bu görüşleri dile getirdiğimizde neden bu kadar galeyana geliyorsunuz? bu hiç demokratik değil!" diyerek gülümserler, karşılarındakini kendi çelişkileriyle yüzleştirdiklerine emindirler. amaçları, karşılarında böyle bir çelişkiye yol açarak onları tahammülsüz, aslında kendi varsayımlarına bile inanmayan, demokrat olma "ilüzyonuna" sahip, uykuda insanlarmış gibi göstermektir. bu yüzden tartışmaz, "provoke" ederler, durmadan tabu yıkmaya çalışırlar; zira ne kadar öfkelenirseniz, demokrat olmadığınız o kadar ortaya çıkacaktır. siz de bir ilüzyonda yaşıyorsunuzdur, "gel itiraf et, sen de istiyorsun".

    sınıf çatışmasından etnik ve dini çatışmalara çok karmaşık bir sorunlar haritasında yaşıyoruz. ve tüm bu sorunlar haritasına bakışın perspektifi ikiye bölünmüş durumda. almanya'da guttenberg, fransa'da sarkozy, amerika'da the tea party, türkiye'de özkökizm, italya'da lega nord tek tek konular üstünde mutabık olmasalar bile, sahip oldukları paradigma ve perspektifleri açısından birbirlerine çok benziyorlar. (tek tek konularda mutabık zaten olamazlar çünkü paradigmaları aynı olsa bile paradigmaya olan perspektifleri bulundukları ülkeler açısından farklı.)
  • yiğit bulut'u sevmemesinin nedenleri arasında gösterilmiycek nedenler kai de jöle sevdalısı yiğitte
  • (bkz: #20544327)
  • bild'ten istifa etmiş.
  • istifasından hemen sonra, aynı yayınevinde çalıştığı bir kadına cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılmıştır. kai, 2011 yılından beri bild gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak görev yapıyordu.