şükela:  tümü | bugün
  • gözlemlerime göre daha çok sarkazm ve başarısızlıkla eğlenme üzerine kurulu. ööle saçma şeyler oluyor ki bazen, kainatın olanlara boğularak kahkahalar attığı hissine kapılıyorum. bu saçmalıklar, kendi kendine oluyor olamaz.
  • işyerinden bi arkadaşın eşinin kuzeninin dıdısının dıdısının okuduğu üniversitenin partisine (niyeyse) gidip, yüzlerce ergenin arasında eski sevgiliye raslamak misal. iş yerinden arkadaş dışında tanıdığın tek bir kişi olmayan, katılımcıların yaş ortalamasının 19 civarında olduğu bin kişilik bir parti... bu tesadüf ya da kader değil, mizah. ne işin vardı diye de sorsan sorulmaz, benim ne işim var belli değil ki?
  • yeni alınan sıfır elektronik aletlerde durduk yere sorun çıkartarak zavallı insanlarla eğlenmeyi de kapsar.

    yeni alınan monitörün kendiliğinden kapanması ve teknik servise götürünce sorun çıkarmaması ve eve gelip aynı şekilde bağlayınca sorunun tekrar etmemesi.
    sadece o monitörü teknik servise taşımanın ameleliğini yaptırmak istemesi. teknik servisin iki dakikada bir kendiliğinden kapanıp sonra kendiliğinden düzelen monitör için "olur öyle" demesi.

    yeni alınan ekmek yapma makinesinin pillerinin kapakçığının o aletin değilmiş gibi davranması, asla yerine oturmaması ve bu yüzden yine teknik servise götürmek zorunda bırakması. ayrıca maalesef epey ağır bir alet.

    durduk yere bozulan aletleri bile bir yere kadar anlayabiliyorum; lakin ambalajından yeni çıkarılmış aletlerin çıkardığı sorunları anlayamıyorum.
  • sanki çok güzel bişeymiş gibi, tüm delikanlı gezegenlerin güneş'in etrafında dönmesi.
  • lg monitör aldım bi tane, zengin olduum için devasa bi alet aldım, led ekran, 2ms reaksiyon süresi, 1080p, full hd, hdmi girişi çıkışı uçanı kaçanı her şeyi olan canavar gibi bi alet. 7 gün sorgusuz sualsiz iade hakkım var. 8. gün ekranın sağ altında 2 piksel parlamaya başladı. ölü piksel değil, yeşil renkli pikseller. hep yeşil ama. ölü piksel olsa gene çok rahatsız etmicek ama bu nalet yeşil yeşil parlıyo. "neyssse" dedim ama, çürük dişe dilin gitmesi misali gözüm hep oraya kayıyo bi yandan da. 1-2 sorunlu piksel için değişim de yapmıyolarmış, forumlara baktım biraz netten. yenisi ile değiştirmeleri için en az 4-5 tane sorunlu piksel olması lazımmış. gıcık oldum ama yapçak bişi yok, yuttum. sonra 1 haftaya falan aynı bölgede bi piksel daha parlamaya başladı, ama bu kırmızı. iyice sinir bozmaya başladı sağ alt köşe. 2 hafta sonra 2 piksel daha çıktı, biri açık biri koyu yeşil. dedim ki değişim geliyo, 2 hafta daa bekliim, bi piksel daha çıkar, 6'yı tamamlarım, değiştiririm yenisi ile. gerçekten de 1-2 hafta içinde, ekranın aynı bölgesinde bi tane daha koyu kırmızı piksel çıktı, ve ertesi gün servisi çaardım. (bu arada lg eve geliyo, evden alıyo, eve geri getiriyo, süper bişi.) işten izin mizin almam gerekti böle saçma bişi için, aldım iznimi, koştura koştura geldim ama o kadar acele ediyorum ki önümdeki arabaları itçem nerdeyse, servis bekler bekler giderse adamları bi daa denk getiremem, getirsem bile işten bi daha izin almam lazım. izin almak da yine halledilebilir bişi de, monitördeki pikseller için izin aldığını istediğini izah etmek zor olabiliyo. neyse, geldim, onlar da bi on dakka beklemişler sağolsunlar, gerçekten düzgün insanlardı bu aradı servistekiler, hak yemek istemem, neyse, girdik eve, açtım aleti.

    te o ilk 8. günde çıkan iki yeşil piksel var parlayan sadece. diğerleri yok olmuş.
  • güzel şeylerin hep fazlasıyla geç kalması.
  • geçenlerde bir arkadaşım evleniyordu, ilkokul arkadaşım. facebook'tan mesaj atmış, "abi, senin davetiyeyi ahmet'e verdim. bi şekilde aranızda anlaşırsınız, davetiyeyi alırsın ondan" diyor. ahmet de ilkolul arkadaşımız, üçümüz de aynı sınıftaydık. çok görüşmesek de birbirini seven arkadaşlarız, ailelerimiz de ara ara gider gelir birbirine. e ben de ahmet'e mesaj attım, facebook'tan yine. "abi" dedim, "mehmet benim davetiyeyi seninki ile birlikte sana vermiş. onu bi ara alayım senden, ama aslında bayaadır da görüşmüyoruz, gel bi gün taksim yapalım, hem bişiler içer sohbet ederiz, hem de davetiyeyi alırım senden, vesile olur." cevap gelmedi. ertesi gün baktım, yine cevap yok. olabilir, herkes hesabını her gün kontrol etmiyor. hiç huylanmadım. o kadar normal ki çünkü buraya kadar olan biten. taa ki;

    bir gün daha sonra, iş dönüşü eve gelmişim, posta kutusunda bi sürü bişiler, "tırt markette domates 3.99", "halı yıkama servisi" ve bir zarf. üzerinde adım ve soyadım yazıyor. pul yok. mühür yok. adres yok. sadece, adım, ve soyadım yazan bir zarf. içinde de ahmet'ten alacağım davetiye. takdir edersiniz ki, bu noktada insan düşünmeye başlıyor. hele hele benim gibi insanları rahatsız etmekten, mutsuz etmekten, duyguları ile oynayıp sırf eğlence olsun diye, hiç ama hiç gerek yokken kandırmaktan keyif alan sonra da hepsini unutup hiçbişi hatırlamayan, yıllar sonra denk gelip de "sen beni şu kadar sene önce böle böle kandırmıştın" diyenin suratına sırıtarak "hehehehehehe, tam bana göre bi hareket, kesin yapmışımdır." diyen bir insansanız, denklem iyice karışıyor. benimle görüşmekten kaçınıyor olabilir mi? önce mesajıma cevap vermedi, ama bu ona en fazla 1-2 gün kazandırabilirdi, eninde sonunda davetiye davetiye diye veynklemeye başlayacaktım, bu şartlarda telefonda ya facebook mesajını görmemiş gibi yapacak ve görüşmemek için mazeret uyduracaktı ya da bütün bunlardan kaçınmak için davetiyeyi posta kutuma atıp sırra kadem basacaktı. böylelikle benimle hiç yüz yüze gelmeden, mesajlarıma cevap vermeden, telefonla konuşmak, telefonda bin türlü yalan söylemek zorunda kalmadan bu işten sıyrılabilecekti. ama bunu neden yapsın ki? onu da düşünüyorum bi yandan, binlerce şey yapmış olabilirim, ama seviyorum o çocuğu ya? ona bişi yapmamış olmam lazım. "acaba geçmişte bir şey mi yaptım?", "acaba aramızda kız meselesi mi var?", acaba acaba acaba dönüyo kafada.

    sadece 1 gün sonra, ahmet'le spor salonunda denk geldik. şaşırdım, meğer 4 aydır aynı spor salonuna gidiyormuşuz. ben taşınmış gitmiştir sanıyodum, ilkokulda aynı yerde oturuyoduk ama... neyse. biraz iş güç konuştuk. sonra davetiyeye getirdim konuyu. "dün posta kutumda buldum, çok şaşırdım, pul yok bişi yok, nası gelmiş oraya anlamadım." dedim ama bi yandan da ağız arıyorum, yokluyorum (o küçük aklımla).

    "haa, evet yaaa." dedi. "annem bana geldi iki gün önce, ayakkabılığın üstünde davetiyeni gördü. aa saniye hanımın oğlu değil mi bu, ben biliyorum onun nerde oturduğunu dedi ve aldı, senin evin oralardan falan bi yerden geçerken kapıdan atmıştır."

    muhteşem ve komplike komplo teorilerimle kainat, basit ve makul gerçekleri ile alay etti. bulduğum ilk sütuna yaslandım, alaycı mı takdirkar mı olduğu belli olmayan bir tebessüm takındım ve ellerimi kaldırarak kainatı serdar ortaç gibi alkışladım. bu raundu da sen kazandın kainat, ama oyunu kazanan ben olacağım ddim içimden. daha da gerizekalı hissettim kendimi bunu dedikten sonra.

    ps. hikayedeki isimler, gerçek kişilerin zarar görmesini engellemek amacı ile değiştirilmiştir.
  • ricky gervais'ınkini andırır.
  • (bkz: #25957680)