şükela:  tümü | bugün
  • nefirlerle geliyorsunuz. savaş borularıyla. akın akın. ateşli bir holigan gibi. çünkü öyle sanıyorum ki burada bir şeyleri kendinizce açıklayabilmeniz için kavgacı ve ısrarcı olmanız gerekiyor. bir dava tutturmanız, bir yolun yolcusu olmanız, taraftar toplamanız, aynı şeyi anlatan farklı onlarca başlık altında bunları pehlivan tefrikası gibi dökmeniz, pdf ile sunmanız, pasta grafikle açıklamanız, yani lafı uzattıkça uzatmanız ama birilerine bir şey anlatmak için değil de sadece anlatma, savunma gereksinimizi gidermek üzre hipotez kaskallamanız, reçeteler, solüsyonlar dağıtmanız gerekiyor. medeniyetten bahsederken en ilkel, en primitif, en gözü dönmüş, en karanlık tarafınızı kuşanmanız gerekiyor demek. "e peki," demeyeceğim, sadece senin istediğini sana vereceğim. heheh.

    kaknem, biraz huysuz ama okuduğum kadarıyla biraz dertli. sikmek olayına takmış. feminist, özgürlükçü, erkek egemen toplumda kadın olmanın zorluklarından dem vuran modernlikler-üstü eserler kaleme alıyor. yahu, derdim sikmek denilen şeyin erkeğin kadına uyguladığı şiddet olmadığını anlatmaktı, anlattım da diyordum ama, belirdin böyle birden, baktım ne kadar güzel yazmış da ben sildiydim yazdığımı. dur anlatayım, "mallar" listesinden geliyor.

    benim burada senin gözüne bir şeyleri sokma derdim olsaydı, o entry de kalırdı, bir de üzerine pasta cila çekerdim kallavisinden, öyle "edit" nanelerine, nickaltı baskınlarına başvurmaz anlatırdım kendimce. ama yok: çünkü derdin üzüm yemek, bağcı dövmek dahi değil. derdin, bir derdinin olması. bu dert geçmeyecek, dünya halkları kaknem'e inandık ve "geliştik" deseler de geçmeyecek. bu sanırım obsesyon adı altında değerlendirilip psikolojik vaka olarak kaşelenebilir. çizgisi belli, çaçaronluğa zıplayıp abdurrahman dilipak diskurundan bağırması sekosaniye alıyor. almalı da, çünkü kaknem dertli. cinsel ilişkiyi sikmek olarak tanımlayan kent ayılarına hitap ettiği yerden bakarken birden ad hominem'den dalıp gerçekle bağdaşmayan kısa süreli kişilik analizleri yapıyor. (hâlâ sakinim ki bu çok ilginç)

    durmuyor abi, her başlıktan, her kanaldan istediğince üflüyor. olay sikmek'i konuşmayı geçti, olay birden duygu asena pasajları arasından kendisine rol model biçen emma goldman olmaya vardı. yahu, bu ne tür bir modernlik, nasıl bir şımartılmışlık ve hadsizlik ki bir kadın olarak savunulmayı bile haketmiyorsun? hakikaten kötü bir şeye dokunmuşum, yani hakikaten zifos sıçradı.

    - "ben ekşi sözlük'te seks konuşoooorm".
    - eyvallah.

    şiddet'i seks'e dahil etmeyen kaknem, bdsm'den haberdardır. sade filan da okumuştur, hayal dünyası geniştir. trouble every day izlemiştir, seksüel kanibalizm'i duymuştur. ilk deneyimini hayvanlarla yaşayan insanların olduğu bir dünyada, öz kardeşini sikenlerin, annesini sikenlerin (ensest değil; rızasız) olduğu bir dünyada yazdıklarıyla havanda su dövüyor. o da işin kadın tarafında, kendi ayrımcılığının ve gözü kara hamiliğinin ayırdında değil. (dur sana ineyim: "kaknem'e ver bi' kedi siker herhalde yani?" yok be.) ona göre kullanılan, hor görülen, dışlanan, umursanmayan yalnızca kadın. o bir porno izliyorsa, kadına bakıyor. çünkü orada seks yapmak zorunda kalmış bir erkek yok. kadın sekse zorlanıyor. erkek işin kaymağında. kadın da alıyor parasını ama erkek daha bi' güzel alıyor sanki. yani erkek, kadının rızası dışında onunla birlikte. hiç erkek'i sordu mu, bilinmiyor.

    kaknem'e 'bulaştığım' için kızgınım kendime. işin linguistik, semantik tarafından bahsederken birden kadınları sikmeyi, onlara eziyet etmeyi, onları dışlamayı reva gören ve bundan zevk duyan adam lanse edildim çünkü. 2 dakika kadar sürdü sürmedi. ağzından alevler çıkarta çıkarta bir pm, bir nickaltı entrysi, bir de dolaylı başlıkta topa tutulduk. bunları geçtim; yok tam beklediği profildenmişim, tam umduğu kalibredenmişim, çağdaş ayıymışım. kalmadı abi yani.

    ben, senin ozon'un angel dewerell'ı gibi retorik sıçmana, vernacular parçalamana, suni elit tavrına, purple prose'dan nemalanan contrarian duruşuna, insan janrlandırmak ve kategorilendirmek hususundaki aymazlık sınırlarını zorlayan hızına, çevikliğine, atikliğine binaen yazdım o hür irademle sildiğim entryi. zaten kısacık bir şeydi, mesaj yerini bulduysa tamamdır diyordum. şaşırmışım. boşluğuma gelmiş. çünkü baktım, senelerdir aynı şeyleri (takıntı derecesinde), aynı hormon dengesizliğinin tetiklediği saldırgan ruh halini kroz belleyerek, aynı periferden yorumlamış ve geçen zaman içerisinde esneme, durulma, sakinleşme belirtisi göstermemiş bir kullanıcı adı ile yazmaktasın. lügatında sütliman olmayan biriyle tartışamazsın; çünkü o yalnız 'kavga' ister. ona derdini özel mesajla anlatmaya çalışırsan, "seni mallar listesine ekledim" gibi bir yanıt alırsın. ona siz'li konuşursan, o muhakkak ki senleştirir. ona yapabileceğin en iyi şeyin onun derdinin varımsızlığını, sonlu bir problem olmadığını söylemek olduğunu düşünerek serinkanlı konuşursan, özlediği ve açlıkla beklediğine gelir sıra: it dalaşı.

    sen,

    burada belli bir ağırlığın altına indirmek istemediğin uzuuun uzuuun şeyler yazarken ben tabii ki rahat rahat yazacağım. yazdıklarıma baktığında benden sikmek'i normalleştirecek birini gördüğünü söylemen ondan. yani ben kasmam, çok umursamam, yüzküsür şey yazmışım çoğu da kimseyi kırmaz, üzmez. dalmıyorum pek, sivrilmek ihtiyacını sözlükçü egosunu geride bıraktığım için duymuyorum. o kafayı zilyon tane sözlükte zilyon tane farklı nickle yaşadım. burada daha çok okuyorum. seni okumuyordum, iyi ki okumuyormuşum demiyorum, iyi ki daha önce okumamışım. kötü insanları hissedersin, niyet açısından kötü insanları. umduğun arif tavrı bulman çoğu kez düşük bir ihtimaldir. bildiğini okuyan ve diğerkam sekterlikte yanına yaklaşılmaz bir sabitfikirlilik istikrarı taşıyan bu tip insanlardan uzak durursun. diyalektikle değil, flogla hemhaldirler. konuşmaz, bağırırlar. haliyle de pek sevilmezler. sevilmemeleri de dert değildir, çünkü ortada dert yoktur, aslında dert çoktur da, belirgin bir dert yoktur. tutum ve yaklaşım acziyeti, ciddi bir kerinçsizlik örneği aslında. öyle minareden seslenmekle olaydı, ah keşke olaydı da en kaba müezzini başıma taç yapaydım. leke çıkarıcı gerektiriyor seninle konuşmak. senin bostanına girenin kıçına muhakkak acur giriyor. ağzın salyalı, nefesin ölüm kokuyor. görmüş geçirmiş deneyimli ama kızgın kadını oynaman mide bulandırıyor. denmiş ya hani, bir uyuz olma hakkı tanıyorsun konuştuğuna. bir stres yüklüyorsun. merak etme geçiyor.

    "böyle de hatıra bırakırım sildiğin yazılarla ilgili. bakar bakar hatırlarsın." demişsin.

    vay be, ne büyük bir başarı, ne kıymetli bir nişane. kaknem yine merak etme, yazdıklarınla ne bir şey bırakabiliyorsun ne de hatırlanıyorsun. bunun cinsiyetinle, savunduklarınla da ilgisi yok. savunduğunu nihat genç dublajıyla savunduğun müddetçe, kadının değil benim şahsi özgürlüğümü savunsan bile nafile. böbürleniyorsun, heheh, kibir var fena halde. pişmeden yanmış olma hâli. cidden patolojik bir hadise. öyle üçüncü, ikinci filan da değil, bahusus anlattıklarına bakılırsa birinci, en bir birincisinden.

    dur şöyle yapacağız şimdi, konuya dönmüş olacağız. tane tane.

    genelevdeki kadın ile müşterisi arasında geçen kısa süreli cinsel ilişkiye sevgi soslu, "love is.." sakızı aromasında bir isim bulamadığım için şiddetseversem, evet, pol pot'dan da, hitler'den de şiddetseverim, kabul. bunun adına seks desem gene haklısın da, ben lâfı dolandırmadan erkek açısından sikmek demişim. kadın açısından kötü bir şey olduğunu, zevk almama yasasına tabi olduğunu burada da bahsettiğimi söylemişim sana. tabii ben bunu pm'le yapmışım, sen ifşa ederek gönüllerin yıldızı olmuşsun, dert değil. şukuların en güzellerine lâyıksın sen, en bir tatlıları senin olsun da allah da benim belamı versin.

    sana eşitlik'ten, hatta günümüzde kadın erkek eşitliğini konuşuyor olmanın bile bir tür faşizm olduğundan dilim döndüğümce bahsetmişim (yani bahsettim). benim itibar ettiğim hiçbir salim kafa, artık günümüzde, bunu konuşmaz. başka şeylerden bahseder. hayvan haklarından bahseder. bu dünya bizim için mi inşa edildi ki her şeyi yapma hakkını kendimizde buluyoruz, diye sorar. sorası gelir ve katılımcı olur, aktivist olur. yaz aylarında sinekten şikayet edenin, başparmağıyla ezdiği anofele bakıp da acı çekmeyenin kedilerden, flipper'dan bahsetmesi ne kadar haktır, der. sempatiklik mi? etinden sütünden yararlanmak mı? neyse fasitleşmeden,

    ben mezellet'e ihtiyaç duymadan seninle konuşabileceğimi sandığım için kızıyorum kendime. sözlükte okunur olmanın, sivri olmanın, takip edilir olmanın insanları nasıl şımarttığını ve o nazik kaba etlerini forkliftle nasıl arş'a değdirdiğini unuttuğum için kızıyorum.. kendine hanfendi diyenin, modern buyuranın, özgür söylem sahibi pozlarında nasıl çirkinleşebildiğinin ibretlik bir resmi olduğunu gördüğüm için; her gün, her saniye, her ân insanlara olan inancımı yitirip yitirip yeniden kazandığımda aklıma düşeceğini bildiğim için kızıyorum kendime.

    sikmek miydi? derdin sikmek olsun. gel buyur buradan sik. ama necasetini gizleyerek, ama kinini hasıraltı ederek, ama salt kötü olarak değil. gel, yerleştir zekeri. çek paladini. vernikle toçkayı. önünde rızasıyla domalmış bir cinsini sikecekmiş gibi. tutkuyla. akın akın. geldiğin gibi, nefirlerle.

    sen çok kötü bir insansın.
  • ilkokul 3. sınıfta iken bir arkadaşım vardı, adı orhan. okulumuzda 5. sınıflar her teneffüs bizi küçümser, küfreder, oyunumuzu bozar, topumuzu çalarlarken hiç sesimiz çıkmazdı korkudan, ta ki orhan bir gün bunlardan birinin ağzını burnunu kırıp, rezil edinceye kadar. kaknem bana orhan'ı hatırlatan yazardır.
  • izliyorum kendisini birkaç zamandır...
    arzach başlığında da direkt uyuşmazlığımız mevcut idi hatta..
    lakin benim entrym üzerine yazdığı boy boy laflar, açıkçası beni, rahatsız etmemişti..
    diğer yazdığı hiçbir entrynin de etmemiş olduğu gibi..

    çünkü, her fikirde uzlaşmamız şart değil, gördüğüm o ki, sağlam basıyor ayakları üstüne..
    iç tutarlılığı var, dile ve ne demek istediğine hakim...
    okunması bu nedenlerle keyifli..

    ancak çok daha mühimi benim açımdan, ve yazdıklarını okurken mide bulantısı yaşatmaksızın sonuna dek devam etmemi sağlayan: saygısız değil yahu...

    fikir aktarıyor..
    ben diyor, bu konuda şöyle şöyle düşünüyorum...
    muarızlarından bir kısım insan çıkıp buna karşılık:
    götsün! götsünüz!
    salaksın! salaksınız!
    sefilsin! sefilsiniz!
    öküzsün! öküzsünüz!
    (bak çoğula geçerek, tek kişi de değil, ona benzer düşünen herkese tek kalemde ulaşıp çeşitliliği kutsuyolar)

    diyor...
    aradaki fark beni çok rahatsız ediyor işte...
    fikre muhalefet değil, hakaretle mukabele eden insanların yazdıklarını sonuna dek okumaya tahammül edemiyorum bile.. çünkü iç tutarlılıktan yoksun hallerdeler...

    kendilerine bir şekilde göt dense, dava açmalardan tut, topluca aforoza gıdecek tutumlar içine girecekler elbette..

    ki hakları..

    - sen şöyle şöyle demişsin, bu şuna şuna göre yanlış!
    - götsün işte salak.. gerizekalının başkanı!

    allaseniz ya... çok bariz bir fark yok mu?
    kaknemin fikirlerine katılayım katılmayayım, fark etmez, okumak kendisini, keyifli..
    çünkü tartışma ve yazma adabından haberdar...
  • itici, huysuz, sevimsiz hatta gıcık sıfatlarının tümünü içinde barındıran kullanışlı bir sıfat.
  • #20420171

    paylaşmam lazımdı.
    iyi yazmak böyle bişey işte, bin yıl uğraşsam bu kadar güzel ifade edemezdim.
    kaknem'in çok entrysi için "oh allah razı olsun, var olduğun için, konuştuğun için" diyorum. özellikle bu sonuncusu için de allah razı olsun.
  • dişilere layık görülen en naif hakaretlerden biridir. uzun boylu ve suratsız kızımız eğer bir de aksi davranışlar sergiliyor ise sonuna kadar bu sıfatı hak eder,çok da şık durur orası ayrı.
  • şu sözlükte onun kadar güzel dökülmedi hiç kimse. nasıl özlüyorum onun entrylerini, nasıl özlüyorum onun mesajınız var yeşilini anlatamam. ahaha bendeki de ayrı bir özlemek arkadaş. ama gelme, sakın gelme üzerler seni. kırarlar, kıralacak bir parçası kalmayan kalbini. çünkü buralar bıraktığın gibi hatta daha da üç nokta. ha bir de tarihe not düşeyim bir satır aşağıya ahah palyaçoluğum üzerimde.

    çok seviyorum seni.
  • kendi kendini uçurduğu iddialarını aslanlar kaplanlar gibi yalanlayıp sözlüğün başına çotanak diye düşsün isterdim. şaşkınlığımdan saçmalıyorum, sözlüğü doğru dürüst takip etmediğim için yazılarına rastlamadığımı düşünüyordum ki... gitmiş... oysa ben onu çok seviyordum. yazdıklarını okudukça daha çok seviyordum.

    kaknem, seni seviyorum.
  • kuru, sıska anlamına da gelen sıfat.
  • ahmet kaya hakkında ne anlamlı, ne gerekli, ne yürekli şeyler yazmıştır öyle yahu. her satırında biraz daha yakın hissettim bu yüzden kendisine. son satırlarda ise artık hoşlanmanın doruğuna çıkmıştım!
    madem mesajlaşmaktan hoşlanmıyor, öyleyse burdan sesleniyorum kendisine: gerçekten de; sen ne güzel, ne hoş, ne cengaver bir insanmışsın be kaknem. yüreğine sağlık..