şükela:  tümü | bugün
  • çekirdek ailelerin birleşmesiyle oluşan aile.bir bakıma sülale.
    benim için gürültü ve sinir harbinden başka bir şey olmayan aile.o coca cola reklamlarindaki beş yüz kişilik kalabalık aile masalarının huzuruna mutluluğuna sıçayım.ulan o masaların kurulması bir dert toplanması ayrı dert.reklamdaki pozlara baksan herkes mutlu.yaşasın kalabalık aile(!) her şey sorun her şey büyük dert her kafadan bir ses çıkıyor.ne çocuğunun gürültüsü bitiyor ne yaşlısının derdi bitiyor.her zaman böyle cümbür cemaat yaşayanlara sabır diliyorum bir haftada tükendim ben.bıktım sözlük isyan ediyorum katil olucam sözlük.
  • bazen en büyük hayalleri gelen misafirle aynı masaya oturabilmektir.
    ama yine de hayaldir.
    ve nihayetinde gerçekleşmeyendir.**
  • hiç içerisinde bulunmadığım ve özendiğim aile türü. varsa yoksa çekirdek bizde... (hatta izmirli'yiz abartıp çiğdem aile filan der miyiz? oha demeyiz...)

    ama ne isterdim fakat ne isterdim kalabalık aile... biraz kaotik olurdu, gürültülü olurdu, ama bol dayanışmalı ve pek renkli olurdu sanki. evet, sizi kıskanıyorum kalabalık aileler.
  • küçükken eğlenceli ve mutlu bir aileymiş gibi algılansa da büyüdükçe anlıyorsun ki tahammül edilemez insan topluluğundan başka bir şey değilmiş.
  • hayatın tüm zorluklarının öğrenecek fazla mızmız yetişmeyecek acılara neşelere ortak
    olarak büyüyerek ilerleyen dönemlerde kalabalık ailede yetişmenin tecrübesini yaşayacak insandır.
  • bizim çekirdek olanı oldukça az nüfusa sahip de kuzenleri sayma gafletine düştüm az önce. sadece baba tarafından 24 tane kuzenim var; bunların en küçüğü benim ve son 2 bekardan biriyim. en küçüğünün ben olduğum kuzen portföyünde torun sahibi olanlar bile var; baya bildiğin kuzenlerimin torunu var lan. arada fırsat buldukça seviyorum da inanılmaz tatlılar.

    bir keresinde de kuzenlerimin çocuklarını saymaya kalkmıştım da altmış küsürlerde vazgeçip bırakmıştım. ondan sonra kuzenlerimin çocuklarının çocukları olmaya devam etti. bizim sülale nereye gidiyor hiç bilmiyorum. bu kalabalıkta dedemin evlatlarından torun sahibi olmayan tek kardeş babam; müsebbibi ise kesinlikle ağabeyim ve ben tabi. ağabeyimin uzun süre buna imkan bulamayacağını da varsayararsak yine bütün yük omuzlarımda amk.
  • benim için artık olması çok da olası olmayan kavram...

    anne tarafından 4 kuzen olmasına rağmen anne tarafının "amman rahatsız etmeyelim" mantığı sebebi ile seviyeli ve iç içe olmayan bir ilişki mevcut. yıllarca aramasak sormasak birbirimizi kimse aramaz, küsmez, beklemez yani o derece... anca düğün veya cenaze gibi durumlarda bir araya gelinir... yani uzak akraba gibi yakın akraba ilişkisi

    baba tarafı ise tek kuzen, o da yakın olmak istese de olamıyor, anne tarafının yukarıda anlattığım baskısı sebebi ile...

    ben mi? yolun yarısını bitirmiş, tek çocuk... kardeş yok, koca, çocuk yok, bu saatten sonra da olma ihtimali çok düşük... maalesef ki anne eğitimi sebebi ile de sıcak ilişki kurma yeteneğim yok...

    uzaktan kalabalık ailelere özlem ve imrenme ile bakıyorum, anlatılan anı ve hikayeleri buruk bir gülümseme ile dinliyorum sadece...

    kalabalık aile sahibi badilerim, sakın "anam şanslısın sen, zırt pırt gelen giden, hizmet gerektiren kimse yok, kafanı dinliyorsun bıdı bıdı bıdı" demeyin... kafa dinlemek için fırsat bulunur elbet ama aile aynı şekilde bulunmuyor....

    (bkz: cuma sabahı melankolisi)
  • benim ailem;
    bazen özenirdim keşke tek çocuk olsaydım herşey benim olsaydı paylaşmasaydım diye, ilkokuldayken sınıfta vardı böyle çocuklar her şeyleri yeniydi ilk onlarındı kalemlikleri, silgileri, önlükleri hatta kitapları, hepsini ilk onlar giyiyordu, kullanıyordu..
    ben hep ablamın küçülen önlüğünü giydim mesela, onun kullandığı kitabı ertesi sene ben kullanıyordum yani hiç yeni bişeyim olmazdı çocukken;
    ama ben mutluydum tek çocuk olan arkadaşım mutsuz, bencildi, ben silgimi bölüp arkadaşımla paylaşırdım
    o 2 tane silgisinin tekini bile vermezdi çünkü hiç paylaşmamıştı biriyle, bense paylaşarak büyümeyi öğrenmiştim öyle çok iyi durumda bi çocukluk geçirmedim ne yedikysek, ne içtiysek ne giydiysek hep paylaştım kardeşlerimle, kardeşlerim yetmezmiş gibi kuzenlerimle kalabalıktık çünkü..

    en güzeli çocukken mahallede oynarkendi, hiç arkadaşa ihtiyaç duymadım mesela çünkü yaşları çok yakın olan kardeşlerim ve ablalarım vardı hep birlikte oynardık..
    sonra aynı mahallede yaşayan kuzenler.

    şimdi büyüdük kuzenlerle bağ eskisi gibi değil ama kardeşler hep var; hatta artık onların çocukları var daha da kalabalık aileyiz. anne değilken anne olmayı öğrendim. çünkü teyze anne yarısıdır.

    böyle işte kalabalık aile olmak, yalnız kalmayı özlersin ama yalnız kalmak da pek istemezsin mesela çay yaparken hiç tek kişilik yapamazsın alışmışsındır kalabalık aile formuna göre yapmaya.
    paylaşmayı çocukluktan öğrenirsin, bencil olamazsın çünkü hiç tek kişilik yaşamamışsındır.

    arkadaşlar, sevgili, eş bir gün gider de kardeş anne baba hep durur;
    küssen de, kızsan da hiç gitmezler çünkü onlar can yarısıdır, etle tırnaktır.

    ben yaş aldıkça onların kıymetini, değerini daha da çok anlıyorum.
    iyi ki kalabalık bir ailem var..
    ve ben onları çok seviyorum.
  • 3 kız 2 oğlan 1 anne 1 baba sık sık gelen dedeler ve ninelerle komedi filmlerine taş çıkartacak olaylar yaşatan, sıcacık ve samimi aile ortamı. kaybetmeden de biliyorum kıymetini. amcaları, halaları, dayıları, teyzeleri saymıyorum bile.
  • dilbilim-de turn taking denen bir şey var. yani 'sırayla konuşmak'. işte bu kurala en büyük tecavüz, bu ortamda oluyor.

    şu an yedi kişi, aynı salonda aynı anda sohbet etmeye çalışıyoruz.
    kimse kimseyi dinlemiyor bence. teknik olarak imkansız ama ne hikmetse, benim dışımda herkes birbirinin ne dediğini anlıyor ve kahkahalarla gülüyorlar.

    ben tek çocuğum. annem babam ayrı. ömrüm boyunca yaşadığım en kalabalık ev dört kişiydi. onda da herkes kendi odasında otururdu.
    alışamıyorum bu gürültüye. belirli aralıklarla orta yere "bağırmayın" diye bağırıyorum.

    ara ara kuzenim ve iki küçük kızı da katılıyorlar mesela. biri 1,5 diğeri 2,5 yaşında. işte o zaman bir kamera olsun da canlı yayın yapalım çok isterim. ruh ve sinir hastalıkları hastanesi tam da öyle bir şey. yemek yapan kadınlar, siyaset tartışan adamlar, televizyonda bize sesleriyle katılan sunucular, birbiriyle bağırarak oynayan iki çocuk ve tabii ki evin odalarını gezip "bağırmayın" diyen ben.

    çabalıyorum aslında.
    mesela durmadan gülümsüyorum. her şeye "tamam" diyorum. kimseyle didişmemeye çalışıyorum. hepsini ayrı ayrı çok sevdiğim bu insanların bir araya geldiklerinde ulaştıkları desibel, beni insanlıktan çıkarıyor.

    küçükken de eve misafir geldiğinde saklanıp uyurdum zaten.
    demek ki 30 yaşına da gelsen huy değişmiyor.

    her kalabalık aile yemeği, majezik-le son buluyor.