şükela:  tümü | bugün
  • münir nurettin selçuk'un "yok başka yerin lütfu" ya da "bir tatlı huzur almaya geldik kalamış'tan" diye de bilinen güzelim şarkısının adıdır aynı zamanda. kendisi de bir dönem kalamış'ta yaşamış olan münir nurettin (ki hatta adına cadde vardır bu yüzden) behçet kemal çağlar'ın dizelerini bestelemiş, bu nihavend şarkıyı çıkarmıştır ortaya.
    tüm çocukluğumu, şimdi de haftanın belirli günlerini geçirdiğim, çok seviyorum dememin yüzeysel kaçacağı bir yerdir kalamış. bu şarkı da bana ben çok çok ufakken kimi pazar öğledensonraları sahilden sandal kiralayıp denize açılmamızı, babam kürekleri çekerken kardeşimle benim suya değeceğiz diye delice sarkmamızı, annemin korkmasını, böyle şimdi hatırlaması doğrusu fena eden tatlı huzurları çağrıştırır.

    yok başka yerin lütfu ne yazdan ne de kıştan
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış'tan, ah kalamış'tan
    yok zerre teselli ne gülüşten ne bakıştan
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış'tan, ah kalamış'tan

    istanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar
    düşsün suya yer yer erisin eski zamanlar
    sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış'tan, ah kalamış'tan.

    of of fethettiniz ay parlayarak şen gülerekten
    gündüz koya sen gel gece kalsın aya nöbet of
    ses çıkmıyor artık ne kürekten ne yürekten
    emret güzelim istediğin şarkıyı emret of of
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış'tan ah kalamış'tan.
  • kalamış, feneryolu,caddebostan ve suadiye ile ülkenin sadece bir kesimini hissedebileceğiniz, fazla zaman geçirirseniz tüm ülkede bu standartlarda yaşanıyor yanılgısının ta içinde olacağınız kaotik istanbul'un güzel semtidir.
  • eskiden bir tatli huzur almak icin,
    simdiyse piyasa icin gidilen semt
  • "münir nurettin selçuk sağlıklı günlerinde, kalamış’ta yalnız kendisinin şarkı söylediği bir kulüp açmış, içeri girmek için önce kulüp’e üye olunuyormuş; yemek servisi, meze yokmuş, yalnız viski servis ediliyormuş, müşteriler, önce kartlarını gösteriyorlar, sonra içerde içtiklerinin hesabını ödüyorlarmış.

    münir nurettin selçuk, dostu behçet kemal çağlar’dan içinde kalamış ismi geçen bir şiir yazmasını ister. bir türlü şiire başlayamayan şairi heyecanlandırmak için 'bir akşam üstü gel de seni sandalla kalamış’ta gezdireyim' der.

    ilık bir yaz akşamı, münir nurettin selçuk’un daveti üzerine kalamış’taki kulüb’e giden behçet kemal çağlar kulüb’ün kapalı olduğunu görür ama ısrarla kapıyı çalınca kapı açılır. behçet kemal çağlar’ın anlatımıyla; 'münir bey’in yanında bir afet var ki, kadın karada, denizi gözlerinde gezdiriyor.' üçü sandalla denize açılırlar; 'münir bey kürek çekiyor, ben şiir yazıyorum, kadın geriniyor, sularla oynuyor. çıldırtıyordu beni velhasıl… derken kadın; -behçet bey, şiir ilerliyor mu? demez mi, fırsatı hemen kullandım -ilerliyor hanımefendi; son yazdığım satırları size okuyayım:

    -gündüz koya sen gel, gece gelsin aya növbet, emret güzelim istediğin şarkıyı emret, kadın ne dediğini anladım, der gibi yüzüme bakarken kahkahalar atıyordu. münir bey şiiri çok beğenmişti. -çok güzel madem iki satırını okudun, öteki satırları da dinleyemez miyiz? tamamlanmamış şiir okunmaz, ama madem şiiri sizin için yazıyorum, derken kadına erkekçe bakıyordum, o da bana denizleşen gözleri ile bir şeyler mırıldanıyordu. şiiri baştan sona okudum:

    yok başka yerin lutfu ne yazdan ne kıştan
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış’tan
    yok zerre teselli ne gülüşten, ne bakıştan
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış’tan

    gündüz koya sen gel, gece gelsin aya növbet
    emret güzelim istediğin şarkıyı emret

    istanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar
    düşsün suya yer yer erisin eski zamanlar
    sarsın bizi akşam rengi dumanlar
    bir tatlı huzur almaya geldik kalamış’tan

    sandal sefası yaptığımız gecenin anısını hatırlatan bu güfteyi münir nurettin selçuk, nihavend makamında besteledi. '

    bu hatırayı sayın ismet bozdağ’dan dinlemiştim sizlerle paylaşmak istedim."

    ayten yavaşça
    efece haber gazetesi
    26.04.2009
  • yunanca kamışlık demek olan kalamissia'da gelir ismi. burada bir zamanlar açık olan todori meyhanesinde ki fasıl geceleri ile de ünlüymüş.
  • semtim diye soylemiyorum, ama kanimca istanbul'daki en yasanilasi semttir kalamis. ister birkac adim atar marinaya inersiniz, piyasanizi yaparsiniz. ister kitabinizi alir sahildeki banklarda oturursunuz, kafanizi dinlersiniz. ister sahilinde yuruyusunuzu yaparsiniz, fit hissedersiniz kendinizi. kadikoye, bostanciya bir dolmus mesafesindesinizdir.
    herseyden onemlisi, bu semtin insanlari akli selim sahibi insanlardir. cogunlugu uzun yillardir burada oturmaktadir, bu da apartmanimdaki yas ortalamasinin 60 olmasini acikliyor zaten. cevre temizligine ozen gosterirler, her apartman kendine ait cop kutusuna doker coplerini. suadiye'yle karsilastirdigimda kesinlikle tercih edecegim semt, bir tatli huzur alinasi yer.
  • üstad'ın bu şarkısında göbek atmaya cüret eden insanlar vardır ki onlar tez zamanda bir çuvala konulmak suretiyle tekmelenesi kişilerdir.***
  • ilkbaharın yaza dönüştüğü günlerde, dünyanın en güzel kokan yeri. yolumu şaşırıp da saptığım sokaklardan hanım elleri, iğdeler fışkırıyor. beni çocukluluğuma, kabuk bağlamış diz yaralarına, karne zamanlarına, tatil heyecanlarına götürüp, getiriyor bu kokular, bu sokaklar.
    her yer, en azından bir gün dünyanın en güzel yeri oluyorsa, bugün sıra kalamışın.
  • doğduğumdan beri yaşadığım artık kabak tadı vermeye başlayan semttir.

    insana ömr-ü hayatı boyunca 2-3'ten fazla mahalle arkadaşı vermez. aslında verdiği o 2-3 kişi mahalle falan değil, annenin fenerbahçe ve kızıltoprak gibi yakın semtlerden tanıdığı arkadaşlarının çocuklarıdır. neden mi durum böyle? çünkü kalamış'ta daha çok yaşlılar ikâmet eder. eski doktor, avukat, mühendis, ekonomistler ve tabii ki de moda, fenerbahçe ve kalamış'ın vazgeçilmezleri emekli askerler diğer iki semti olduğu gibi kalamış'ı da istilâ etmişler ve buranın genç bünyelerine barınabilecekleri mekân bırakmamışlardır. moda ve fenerbahçe'de hiç olmazsa cafeler, ufak tefek barlar ve eğlence yerlerinin varlığından söz edebiliriz fakat kalamış'ta eskiden laila şimdi ise kahve isminde bir mekân hariç hiçbir atraksiyon yaratacak yer mevcut değildir.

    varsa yoksa yaşlıların antika kaynayan evleri, ceketli takımlı süslü püslü dışarı çıkan teyzeleri, şapkalı kravatlı kahverengi büyük çerçeveli gözlükleriyle amcaları ve bayramda seyranda uyrayan torunları...
    huzurlu derler, evet huzurludur ama huzur verici olmasının sebebi içinde yaşayan insanların gürültü çıkaracak yaşları çoktaaaaan geçmiş olmalarındandır.

    şimdiki hâline aldanmayınız. nah hohhoyytt bu kadarken* şimdi görülmekte olan yemyeşil park ve güzel tenis basketbol futbol sahaları yoh idi... sahil tamamen çöplüktü, pis kokusu da cabasıydı. sonraları doldurdular, bir güzel düzenlediler. ama 10 yaşıma kadar yine hatırlarım ki sahilde kışın yürümek imkânsızdı zira şimdiki yüksek kayalar konulmamıştı; dalga geldi mi sizi marmara'ya çekmesi işten bile değildi. moda ve fenerbahçe gibi hızlı gelişememiş olmasının sebebi de yine kanımca yaşlılardır. adamların zaten sahille işi yoktu, ses çıkarıp "ulan temizlesenize şu pisliği, deniz kenarında sefalet içinde yaşıyoruz" bile demezlerdi. fakat allah'tan moda ve fenerbahçe'yi geliştirip, güzelleştirenler "ulan, şu kalamış da güzel yer, ikisinin ortasında, biz şuraya da bi el atıp adam edelim" dediler de şimdi sahilde yaz kış sabahları yürüyüp iki deniz havası soluyup, martı çığlığı dinleyip evimize girebiliyoruz.

    ha bu arada, kalamış'ta bizans'tan kalma bir adet de rum kilisesi bulunur. adı agios ioannis hrisostomos'tur. pek büyük olduğu söylenemez, dışında da yamulmuyorsam 1947'de eklenmiş bir de çan kulesi vardır. bu kiliseye yürüyüşle 15 dakika uzaklıkta da fenerbahçe'nin dalyan bölgesinde bir adet de fransız kilisesi bulunur, bu kilise de saint augustin'a adanmıştır. ibadethane bakımından kalamış semtinde cami ya da sinagog mevcut değildir.
    sinagog için göztepe'ye, cami içinse ya bağdat caddesi'ne çıkmanız ya da fenerbahçe'ye gitmeniz gerekir.
  • huzur bulmak için gidilen ama haftasonları o huzurdan pek bulunamayan yer. yine de seviyoruz.