şükela:  tümü | bugün
  • eskiden (fi tarihinde) bakir tencereleri kalaylayan sahislar; (bkz: kalayci geldi hanim)
  • "abe dayi niye verdin beni kalayciya kap kalaylamiyor yama yamamiyor vay vay' diye de bir roman havasi vardi.
  • çingene mesleğiydi bu. mahalle mahalle gezer ve tencere tava, kapkacak kalaylardı. anneler çocuklarını "bak seni umacıya veririm" diye korkutur, mahallede yapılan her türlü hırsızlık kalaycılardan bilinirdi. şimdi eski kalaycılar çiçekçi oldu. kalaycıların yerini pazarlamacılar aldı. (bkz: kapidan tencere tava satmak)
  • inanılır gibi değil ama bugün sokağa çıkar çıkmaz karşımda gördüğüm şey. evet hala çingeneler yapıyor kalaycılık... ama adamın elinde üzerine suzuki yazan motorumsu birşey vardı. tttrrrttt trtrrrttt ttrtrtrt sesleri çıkıyordu. kadın tuğlaların üzerinde ateşi yakmış, o tanıdık kötü kokuları çıkararak işini yapıyordu. mahallenin kapıcıları önlerinde kuyruk olmuştu. bir kadın da penceresinden bağırıyordu: "ali efendiiii.... kaç paraymış bir kalay?"

    az önce eve döndüm. kalaycılar son işlerini teslim ediyordu. çelik tencereler ve alman gümüşü gondollar falan ayna gibi parlıyordu. anlayamadım ben bu işi... kalay teknolojisi bile gelişiyor herhalde. vay canına...
  • yerleşik kalaycılar artık çok azalmıştır, kadıköy de ihtiyacınız olursa ulaşabileceğiniz bir kalaycı elmalı bahçe sokak ile dispanser sokakın kesiştiği köşededir
  • tekirdağ ili , malkara ilçesine bağlı köy.
  • aynı zamanda bartın'ın amasra ilçesine bağlı bir köy.
  • mutfak eşyalarının bakırdan yapıldığı dönemde insanların bir sorunu vardı: bakır, ısıyı iyi ilettiği için yemeğin çabuk pişmesini sağlasa da kimyasal maddelerle zehirli tuzlar veriyor ve bakır kapta uzun süre kalan yemekler ağır zehirlenmelere yol açıyordu.

    bu sorunu bakır kapların üzerini ince bir kalay tabakasıyla kaplayarak çözdüler; kalaycı, körükle canlandırdığı büyük bir ateşte kalayı ergitir, kalaylanacak kapları iyice temizledikten sonra bu ergimiş kalay banyosuna yatırır, böylece bakırı çıkmış kapları ayna gibi pırıl pırı yapar hem de zehirlenme tehlikesini ortadan kaldırırdı.

    alüminyum mutfak eşyaları, kalaycıların sonunu getirmiştir.
  • bizim memlekette vakt-i zamanında kalaycı cevgülü dayı vardı. taşhanın bitişiğindeki pejmurde dükkanda sürekli sıcak, is, duman içerisinde kalan ve bu yüzden pek de görünmeyen bir adamdı. birgün buna annem banyo kazanını götürmüş, delinen kazanı tamir edecek ve kalaylayıp verecekmiş. yarın gel demiş anneme. annem kazanı almaya gittiğinde "s" harfini "ş" diye kullanan cevgülü dayı; "bacım bunun muşluğunu al gerişini kaldır at" işe yaramaz demiş. bir tane daha hikâyesi var. bir gün karısı ile yolda yürüyormuş. kadının beli aşırı derecede kambur. zaten 10 tane falan çocukları var. yanlarından geçen bir adam cevgülü'ye yengeyi de hor kullanmışsın, beli bükülmüş deyince cevgülü de onun yediğini sen yesen ömür boyu iflah olmazdın demiş.

    ne zaman kalaycılık gelse aklıma cevgülü dayı gelir. şimdi ne kendinden ne de o izbe dükkanından eser kaldı.
    hepsi de zamanın tozunun içinde uçuşup gittiler. zaman değişiyor ve hayat kendini yapanları un ufak edip, yoğurup yeniden varoluyor. geçmiş günler işte. peh.
  • biraz önce bunlardan geldi kapıya bi tane. ben düzenli olarak bunlardan kazık yerim zaten. her 2 yılda bir falan bunlarla bi tartışmam olur, sonra da 2 yılda etkisi anca geçmiş olacak ki 'aa kalaycı' diye peşine düşerim tekrardan.

    çaydanlığı kalaylıyacak, 15 tl istedi, üstün pazarlık zekamızlan 10 tl'ye bıraktırdık. abla makinayı yağlıycam yağ ver dedi, yarım şişe yağı verdik, ustalar çay içiyo şeker yok şeker ver dedi, şeker verdim , beğenmedi , o şeker yetmez hepsini ver dedi, şekeri kavanozuyla verdim, ustalar aç makarna ver dedi, makarna yok dedim, pirinç ver o zaman dedi.. kadın ne dediyse yaptım amk. ustalara ev lazım dese, gidip içeri valizimi toplıycam, o derece hipnoz olmuşum. ne derse yapıyorum. o kadını devletin önemli yerlerinde gizli silah olarak kullanmalılar. un -şeker-pirinç derken amerikanın petrol kaynaklarını kavanoz içinde kısım kısım eritebilir. obama da bi sikim yapamaz inan bana..