şükela:  tümü | bugün
  • insanlardan bir farkları yoktur. izininizle anlatayım.

    birbirininin yanına dizilmiş onlarca taş. aslında biz gibiler. onlarca insan arasına sıkışmış biz gibiler. onlar arasında zar zor nefes alıyoruz. diğerlerdinden bir farkımız yok gibi duruyor. ama farklıyız aslında derin derin incelenince.

    sende olan yaranın aynısı bende yok. bir taşta olan çatlağın aynısı diğer birinde yok.

    hepsi farklı insanlar tarafından farklı bir şekilde çiğneniyorlar. birisi geliyor sert basıyor acıyor. birisi geliyor tükürüyor, diğeri geliyor farketmiyor neye basmakta olduğunu. insanda durum şöyle oluyor. varlığını bile önemsemeyen bir insan çıkageliyor. seni aşağılıyor yüzüne tükürüyor. ve çiğneniyorsun diğerleri tarafından..

    sonra bir dönemece sıra geliyor. bitiyor taşlar. ister istemez kenarda kalanlar oluyor. ve onlar en çabuk kırılanlar oluyorlar.
  • (bkz: kaldirim ta$larinin altinda kumsal var)

    serbestçe çağri$ti geldi i$te. beynime bi'$ey diyemedim.
  • insan olana duygu veren taşlar bunlar. misal bak;
    '' sen gittin. ben kaldırım taşlarını saydım ardından usul usul. tek sayı çıkarsa bir daha gelmeyecek, çift sayı çıkarsa geri dönmen bir hafta sürmeyecekti. oysa ki gittin diye o kadar çok içmiştim ki, tüm tekler çiftti ve bu yüzden, mecbur dönecektin.''
    gibi.
    ama insan olmayanlar da var aramızda. aha bak;
    '' sen gittin. ben kaldırım taşlarını söktüm ardından usul usul. tek sayı çıkarsa, kafana bir tane taş yiyecektin, çift sayı çıkarsa çift. gittin diye o kadar çok içmiştim ki, tüm taşları, sen hakettin.''
  • kaldırım taşlarının haline bazılarımız çok üzülür, hele de insanların eylemlerine adları karışınca. bu durum, latour'u sevindirir bizi hüzünlendirir, çıkar sahipleniriz eylemde yerinden oynayan kaldırım taşlarını. tıpkı müge anlı'da anası tarafından sokağa atılan küçük çocukları mağduriyetten kurtarıp ben ödüyorum onun okul parasını der gibi. kocaman alkış alırız o kaldırım taşlarının sahibi var dedik diye. "vergi veriyorum ben bu otobüs bileti niye ucuzlasın ki, o zaman ölürüm ben, bak vergisini veren ben ölürüm ühühüh" diyen, ismi lazım olmayan bir yerin özel halk otobüsü işletmecisi gibi.

    ama kaldırım taşları için fazla üzülmeye gerek yok. atanlar ıslak, çaresiz ve bütün özgürlük alanları ellerinden alınıp başkaları tarafından sahiplenilirken, hem de kendisine kaldırım taşı atılanların kaskları, sopaları filan varken. dert etmeyin, sonra kanser olursunuz, antioksidan için filan çok geç kalınır, allah korusun. verginizi verin oturun, yerinden kımıldamayan panzerleri görüp yoldan geçene "ne oldu protesto devam ediyor mu yavrucum" diye sorun.
  • bakmayın onların sessiz, sakin, masum şekilde durduklarına yeri ve zamanı gelince bir berber dükkanının, bir bakkal dükkanının camının veya yeni alınmış bir arabanın en büyük kabusuna dönüşebilirler hatta kafa göz yarıp insan bile öldürebilirler; eylemlerde eylemcilerin güvenlik güçlerine karşı en büyük saldırı silahına dönüşüverirler.
  • taksimde güzelim arnavut kaldırımlarını aldırıp yerine iki kere nalet taşlar döşemelerinin ardından istiklal caddesinde her yürüyüşümde 10 dakika içerisinde 2-3 kere ayağımı kırmama ramak kalması, benim geçirdiğim anlardan bir cacık anlamamam, korku içinde tel cambazı gibi tedirgin adımlar atmam, hele de bunu güzel havalarda, herkeşler gökyüzüne neyin bakarken yapmam bana adeta sosyal bir mesaj veriyor: kaldırım taşları candır, seviniz, koruyunuz.
  • su sıçratır kimileri. föşk diye.
  • saatin olmadığı yerde zamanı anlatan. sen onu eskitirsin, o da seni.
  • gördüğüm kadarıyla kaldırım taşları bir süre sonra yerlerinden çıkarak deforme oluyor hatta kazalara sebep olabiliyor, neden bunlar lego parçaları gibi iç içe geçecek şekilde yapılmaz anlamıyorum, maliyet olarak hiç farkı yok ama ömrü çok uzayacaktır.