şükela:  tümü | bugün
  • ingilizce tabiri ''developmental state'' olan, 20. yy civarı uzak doğu ülkelerince kullanılmış bir devlet kalkınması anlayışıdır. bu anlayışta ekonominin kalkınması tamamen sıkı devlet planlamalarıyla olmaktadır. yapılacak yatırımlardan tutun da verilecek hibelere, finans sektörüne, özel sektörde fonlanacak şirketlerin hangileri olacağına kadar devlet karar verir.

    bu anlayışın temellerinde ise milliyetçilik akımı yatar. ikinci dünya savaşından yenik çıkan (aynı zamanda hiroşima ve nagazaki gibi iki sanayi şehri yerle bir olmuş) japonya tekrar ayağa kalkmak için bu yöntemi kullanmıştır. burada ayağa kalkmaktan kasıt aslında daha çok batılı ülkelerden intikam almak. halkı milliyetçilik akımıyla beraber intikam duygusuyla yoğuran japon siyasetçiler sürdürülebilir ve güçlü bir ekonomi-sanayi yaratmak için bir nevi halk seferberliği (bkz: mass mobilization) ilan etmişlerdir. aslında burada halk seferberliğinden kasıt halkın önüne bir hedef koymak ve hedefe ulaşılmasında devletle koordine bir şekilde çalışılması oluyor. japon politikacılar halkı, sonraki nesillerin kendilerinden rahat yaşamaları için kendi haklarından feragat etmeye ikna etmişlerdir ve yaptıkları işlerde (görüldüğü üzere) başarılı da olmuşlardır. zaten o denli yüksek bir ekonomik büyüme yakalamak için haliyle bu tarz bir seferberlik gerekiyor.

    peki kalkınmacı devlet stratejisinin uygulanması için gerekli şartlar-yapılması gerekenler nelerdir? öncelikle bu tarz bir stratejinin uygulanabilmesi için toplumun tamamını bir araya getirecek bir kırılma noktası gerekmektedir. örnek verecek olursak bizdeki kurtuluş savaşı ve sonrası, japonya'da ikinci dünya savaşı ve sonrası, güney kore'de kore savaşı sonrası gibi toplumu milliyetçilik temelinde birleştirebilecek büyük tahribatlar, yıkımlar olması lazım.

    olayın kültür boyutunu da es geçmemek gerekiyor. görüldüğü üzere verilen örnekler hep doğu menşeli örnekler. bunun sebebi ise doğu ve uzak doğu kültürünün batı kültürüne kıyasla kolektivist bir yapıda olması. haliyle bu durum ''halk seferberliği''ni kolaylaştırıyor. olaya şu noktadan da bakabiliriz. batı medeniyeti daha bireyci; seçtikleri politikacıların kendilerine hesap vermeleri gerektiğini, siyasetçilerin bireylere karşı sorumlulukları olduğunu düşünen ve toplumdan ziyade bireyin önemli olduğunu; birey (her anlamda) iyi olursa toplumun da iyi olacağını savunan bir yapıda(ydı). doğu (özellikle uzak doğu) medeniyeti ise bunun tam tersini düşünüyor. siyasi figürleri aile reisiymiş gibi görüyorlar. devlet başkanları hata yapsa bile saygılarından iyi niyetle yaklaşabiliyorlar. batıda politikacıların topluma karşı bir sorumluluğu varken doğuda daha çok ''kol kırılır yen içinde kalır'' felsefesi ağır basıyor. haliyle kalkınmacı devlet anlayışı doğu medeniyetlerinde daha rahat uygulanabiliyor. gerçi okumalardan edindiğim kendi fikirlerime dayanarak söyleyecek olursam bu kolektivist anlayış 20. yy sonlarında bozulmaya başlıyor.

    bir diğer önemli husus ise yöneticilerin yozlaşmaya karşı dik durması gerektiği. çünkü bu sistemde kilit noktalarda bulunan yöneticiler eğer isterlerse kısa yoldan çok büyük paralar kazanabilirler. düşünsenize ithal malların stoklarını siz belirliyorsunuz. yahut firmalara verilecek hibeler-düşük faizli krediler konusunda karar mekanizması içindesiniz... bundan dolayı liyakat ve dürüstlük bu stratejinin uygulanması noktasında aşırı önem arz ediyor.