şükela:  tümü | bugün
  • çadır, uyku tulumu, kamp ateşi, yıldızlar, cırcır böcekleri, sivrisinekler, yerine göre ayakkabıların içine giren akrepler, çevreyi koruma aktiviteleri (organik çöpleri gömmek, organik olmayanları paketleyip yanınızda taşımak gibi)...* şeklinde bileşenleri olan eylem.
  • dogayla basbasa kalmak, monoton sehir hayatından kısa bir sure de olsa ayrılmaktır. gunesin dogusuyla kaybolan yıldızlar, gunun ilk saatlerinin serinligi, ates uzerinde demlenmis bir fincan cay, cam recinesi, mantar, kuf kokusu, kus cıvıltıları sonra cadırın fermuarının acılma sesi ve dısarı uzanan sevgilinizin yuzu...
  • gelmis gecmis en guzel tatil yapma seklidir.dort duvardan kurtuldugunuzu hissettiren bir tatil keyfidir
  • sanirim sehirli turk gencligi icin kamp yapma aktivitesi muzik festivallerinin kamp bolgesinde cadir kurup bu festival ortaminda konaklamak seklinde gerceklesiyor. genc yasindan kurumsal izcilik olayina girmis ve daha turev veya pv=nrt bilmeden doganin bagrinda izci arkadaslariyla demlenmis sansli elemanlar da var, ornek icin (bkz: sakarya izci grubu). gec olsun da guc olmasin seklinde universite yillarinda doga sporlarina gonul vermis, cesitli dagcilik vs. klupleriyle hasirnesir olmus, kamp piri olmuslar da yok degil, mesela (bkz: odtu dksk). benim de cogu turk genci gibi bunlarin hic biriyle ilgim alakam olmadi, ama gel gor ki bu azinlik kamp deneyimli elemanlar cevremde turediler sonradan sonraya. ben de sayelerinde kamp yapma olayiyla ilgili biraz deneyim edindim, simdi sizinle paylasayim. (ama deneyim amerika ortaminda oldugu icun turkiye'ye uyarlamayi kafanizdan yapacaksiniz).

    amerika'da kamp yapmak (genel olarak doga sporlari veya dogada tatil) insanlarin sevdigi bir aktivite. bu talebin avantajlari ve dezavantajlari var. avantaji, insanlar bununla ilgilendigi icin ona yonelik bir arz, bir pazar da var. mesela rei var, harital ar mevcut, her turlu alet edevat var. bunun da otesinde, devlet (federal veya eyalet) bu insanlar icin ortam olusturuyor, hem hizmet hem dogayi koruma. mesela bir national park service var, hem kampcilara hayati kolaylastirici servisler sagliyor hem de onlara kurallar koyup doganin icine etmelerini (kelimenin her anlamiyla) engelliyor. dezavantaj ise herkes kamp yapmak istedigi icin ha deyince gidip istediginiz yerde kamp yeri bulamamaniz. ozellikle bahar-yaz-tatil zamanlarinda campground denilen kamp yapmak icin belirlenmis bolgeler cok kalabalik oluyor. ya onceden rezervasyon yapmaniz gerekiyor, ya da erken gelen oturur (first come first serve) ise boynu bukuk kalmayi da goze alarak cesitli numaralar yapmaniz gerekiyor (daha cok kamp yeri olan veya yeri itibariyle cok talep gormeyen bolgeyi secmek, bir onceki gunden kalanlarin bosaltmalari gereken (check out) saatinde orada olmak vs.).

    kamp yapmaya donecek olursak, bu aktivitenin cesitleri var: arabali kamp (car camping), vahsi hayat bagrinda (wilderness camping) gibi. en standart versiyonunda yaniniza kamp malzemelerinizi alip parka gidiyorsunuz, arabanizi bir yere parkedip esyalarinizi campgrounda goturuyorsunuz, numarali yerlerden birini gozunuze kestirip, gerekirse parasini verip cadirinizi kuruyorsunuz, sonra kebap ya da yuruyus/tirmanis/gezi.

    car camping denen olay amerikalilarin en cok ilgi gosterdigi cesit. standart kamptan farki, arabanizi cektiginiz yerin dibine (ya da cok yakinina) cadir kuruyorsunuz. bu da demek oluyor ki arabanizin icine koyabildiginiz her sey emrinize amade, tasima gibi bir sorun yok, istediginizde arabaya kitleyip birakabilirsiniz orada. biz vaktiyle minimalist takilarak (daha bir wilderness modunda diyelim) kampa gitmistik, etrafimizdaki elemanlar ev kadar cadirlarla ve evlerindeki konforlarindan taviz vermeyen takim taklavatla gelmislerdi, sasirip kalmis, kiskanmistik. her kamp yerinin kendi piknik masasi ve icinde ates yakilabilecek fire ringi vardi. biz masaya tunerken millet getirdikleri sandalyelerde yayilmisti, biz hazir yemeklerimizi (sandvic) yerken millet tavada balik kizartiyordu (tup ve tava getirmisler), biz cakmak ney getirmedigimiz icin "e napalim yatalim bari" derken millet ates basinda egleniyordu. sisme yatak, yorgan yastik bile getiriyorlar.

    car campingin bir ust modeli rv camping, yani karavan kampi. cogunlukla aileleri ama bir o kadar da emekli yasini basini almis ciftleri karavanlariyla amerika'nin altini ustune getirirken gorebilirsiniz. milli parklarda, ve lonely planetin bahsettigi her yerde karsiniza cikabilirler. boyle zevk u sefanin dibine vurmus tipler gibi gelirler bana. karavanlarda her turlu luks var ve o luks ile doga ve maceraya gidiyorlar. bir ne yardan ne serden gecme halleri, bir kesif ruhu ile settler ruhunun evliligi. kendilerine ozel kamp yerlerinde eylesirler, diger kampcilara pek bulasmazlar, ancak yuruyus yollarinda gordukce gulumseyip merhaba demek zorunda hissettirirler (ulan dilim disarida nefes nefeseyim, bacaklarim tutmuyor, bir de size nezaket mi yapicam, cekilin onumden bouhuuhuuu).

    gelelim wilderness camping olayina. simdi onceki kamp cesitlerinde devletin veya ozel kuruluslarin kurdugu kamp yerleri mevcut. oraya yerlesiyorsun, onlarin sagladigi piknik masasiydi, suydu, tuvaletti, ates cemberiydi kullaniyorsun. bazilarinda dus, camasirhane vs. bile oluyor. yani medeniyet getirilmis ortama bir nebze. wilderness'ta ise ayisiyla rakunuyla geyigiyle bas basasin, cadirini patika ve su kaynagindan belirli bir mesafe uzakta olmasi kaydiyla istedigin yere kurabilirsin. etrafinda genelde kimsecikler olmaz. cogunlukla cep telefonu cekmez. tam doga ile bas basa durumu soz konusu yani. ama tabii doganin bagrina arabanla giremedigin icin kamp icin gerekli butun malzemeleri yaninda (sirtinda) tasiman gerekir, hele de yuksek bir yere tirmaniliyorsa kamp kurmak icin sirtinda o agirlikla tirmanmak bayagi zorlar. o yuzden minimal gerekli esyalar tasinir, luks sayilabilecek her sey arabada kalir. ayrica "medeniyet" olmadigi icin ayi kutusu, bok kuregi, geri getirilecek copler icin torba, dereden faydalanabilmek icin su filtresi vs. bu gerekli esyalar icindedir. su filtreleri super, icmek veya kullanmak icin yaninizda litrelerce su tasiyamazsiniz, agir bir kere. bu su filtreleri (veya dezanfektan ilaclar da olabilir ama tadini bozabilir) doganin suyunu "temiz"liyor, ufak ve hafifler de.

    wilderness camping'de dogayi koruma (ve kendini dogadan koruma!) sorumlulugu size aittir, evet belirli kurallar vardir ama kimse de gelip denetlemez cadiri nereye kurdun, atesi nerde yaktin diye. bu ise girisenlerin dogaya saygili insafli insanlar olmalarina guvenen bir sistemdir. bu dogaya saygiyi maksimumda uygulayan kampcilar var (alpinist deniyor olabilir bu yaklasima emin degilim ama), her seyi buldugun gibi birakmalisin, sanki sen orada konaklamadin yaklasimindadirlar, oyle ki kamp atesi yakmak bile onlarin gozunde pek hos bir hareket degildir.

    bir de dagcilarin kamplari var, bunlar zirveye kadar cesitli noktalarda kamplar kuruyorlar, base gibi oluyor tirmanislarda, herhangi bir everest tirmanis hikayesi okuduysaniz neden bahsettigimi anlamissinizdir.

    cadirda uyumak en rahatsiz wilderness campta oluyor herhalde. gece cisiniz gelse korkudan gidip yapamazsiniz (tuvalet yok zaten de kicinizi rakun isirabilir ne bileyim, bu arada (bkz: ayakta isemek/@a lifetime of type ii errors). yaninizda sisme yatak falan tasiyamazsiniz. usurseniz arabaya girip isitmayi acamazsiniz. ama kamp alanina kadar yapilan yuruyuste zaten caniniz cikmis olacagi icin sizip kalirsiniz buyuk ihtimalle, oyle de bir guzelligi var. yine de kulak tikaci alin yaniniza, yaninizdakinin horlamasi olmasa da ayilar baykuslar neyin ses ederse uykunuz gacigaciveemesin.)

    kamp yapmaya sefalet olarak bakanlar olabilir, oyle aslinda, yani bir hersey dahil tatil koyunden cok uzak. ama kendince bir guzelligi var, insan tadina vardi mi cok seviyor. bezelyeli gercek prenses testinden* kalanlar mutlaka denemeli.
  • önümüzdeki hafta bu işe kalkışıcaz sonuçlarını merak ediyorum şimdiden daha önce çadır deneyimi adam akıllı olmaması hiç kimsede de cabası. ama herşeye rağmen 4 duvar arasından kurtulmak paha biçilemez.
  • (bkz: glamping)
  • ideali en fazla iki gündür bunun. üçüncü günde kirden terden kaşınmaya başlayınca gerginlik başlar. bir de kamp malzemelerini iyi seçmek lazım; o da artık zamanla etraftan görerek öğreniyosunuz bazı şeyleri.
  • kamp yapmak belkide insanlarin bu dogadan kopuk sistemin icinde kendilerini tekrar dogaya bir sureligine de olsa adamak icinde olmak.o atesin ustunde demledigin cayin zevkini yada yaptigin yemegin tadini sehirde en iyi mekanlarda tadamayacaksiniz.belki cok iyi olmayacak tadi ama senin kendi emeginle zorluklarla atesin kokusuyla yanmasini pismesini saglayacaksin.gercek tadini hisleri etkileyen seylerdir bunlar.belki uzaktan rezillik gibi gozukebilir ancak bir kez tam anlamiyla yaninizda bilen biriyle yaparsaniz eminim tekrar orada olmak icin elinizden geleni yapacaksiniz.
  • sevgili arkadaşım catocu ve eşinin aklımızı çelmesi ve eşimin "ben izciyim yea" tripleriyle yapmaya karar verdiğimiz ve hafta sonu çadırlarımızı alarak ilk adımlarımızı attığımız eylem.

    öncelikle neredeyse 4 saat nasıl çadır alsak, hangi mat ı almalıyız, peki uyku tulumu almasak olmaz mı karmaşası yaşadık ve sonunda herkes içinden düşünsün ve sonra hiç tartışmadan ilk karar verdiğimizi alalım hareketiyle çardağı olan 4 kişilik pek güzel 2 adet çadır edindik. gideceğimiz yer çıplak ada olduğundan aldığımız çadırın bir gölgelik kısmı olması pek önemliydi. zira hepimiz beyaz tenli insanlarız ve kızarmış tavuğa dönmek istemeyiz. (bkz: beyaz teniyle övünen kız)
    uyku tulumu ve matlarımızı da kesemize uygun olacak şekilde aldıktan sonra survivor ruhunu iliklerimize kadar hissederek evlerimize dağıldık.

    işin çıplak ada kısmına gelecek olursak, ilk defa kamp yapacak kimseler için neredeyse ıssız bir adaya gitmek ne derece doğrudur bilememekle birlikte başımıza bir şey gelmese keşke diyor şayet başımıza bir şey gelmezse kamp deneyimleri için burayı editleyeceğimi bildiriyorum.

    şimdi çıplak ada düşünsün!
  • tatil denildiğinde ilk aklıma gelendir.

    kamp yerini, kampa kimle birlikte gideceğini önceden ayarla. kamp yapacağın yer hakkında daha önce gidenlerden bilgi al. bi fizibilite yap. ne lazım olur, ne lazım olmaz falan...
    genelde şunlar eksik olmaz: bir adet yaz, bir adet kış çadırı, uyku tulumu, av malzemeleri (isteğe göre), güneş kremi, su geçirmeyen, dayanıklı ayakkabı, şapka veya bandana, az yer kaplayan ama fonksiyonel ve led lambalı ışıldak, harita, uzun saplı metal kap-kacak, kamp ocağı yada ızgara, varsa isviçre ordu çakısı yoksa benzeri çok fonksiyonlu kesici delici alet, geniş hacimli buzluk, kişi başı birer tane olmak üzere; küçük termos, katlanır sandalye, yastık, çatal-kaşık-bıçak. bunların hepsini kamp çantasına doldur. eğer şehirden çok uzaktaysa kamp yeri ve temel gıda malzemeleri alınabilecek herhangi bir yer yoksa yakınlarda, bir tansaş'tan yada benzeri marketten alışveriş yap. alkol olarak şarap yada viskiden başka birşey ısınarak can sıkıcı hale geleceğinden bu ikisinden birini, imkan varsa ikisini de al. sevdiğin hatunla yada arkadaşlarınla atla arabaya, olmadı bas otostopu.
    zorlu bir yolculuk sonrasında kamp yerine ulaşılır. en azından bende böyle oldu hep. kamp kuracağın yere ulaştığında çadırı kuracağın yeri seç. bence kamp yaparken en dikkat edilmesi gereken, en önemli şeydir çadırı kuracağın yer. asla akarsu kenarına, yamaca, sert ve sivri kayaların üstüne, çalılıkların çok yakınına, gölge altı olmayan yere çadır kurma. güneşin alnına da çadır kurulabilir eğer çok kaliteli bir yaz çadırın varsa ve mecbursan, ama sen kurma. su kaynağına yakın, yanında kaya veya ağaçlar olan böylece rüzgardan ve güneşten korunaklı yere kurduğun çadırına yerleş. ardından deriiiiiin bir oh çekip kampın tadını çıkarmaya başla.
    artık sadece sen, arkadaşların ve doğa var. araba kornaları, egzoz dumanı, beyaz şahin'liler ve bağırtılı sesleri yok. koşuşturmaca yok. samimiyetsiz, yapmacık takındığın o beyaz yakalı kimliğin yok.
    deniz kenarındaysan al zıpkınını dal denize. eğer becerebilirsen avladığın balık yiyeceğin en lezzetli balık olabilir. kültür değil, taptaze, mis gibi deniz balığı. hava kararsın. deniz kenarına ser kilimini. yanına aç şarabını. ortamdaki tek ışık, ay ışığı. yanında sevdiklerin.
    hangi 5 yıldızlı otelde bu kadar mutlu olabilirsin ki? hemde yarı fiyatına.

    tabi zevkler ve renkler tartışılmaz a dostlar.
  • tatil denildiğinde ilk aklıma gelendir.

    kamp yerini, kampa kimle birlikte gideceğini önceden ayarla. kamp yapacağın yer hakkında daha önce gidenlerden bilgi al. bi fizibilite yap. ne lazım olur, ne lazım olmaz falan...
    genelde şunlar eksik olmaz: bir adet yaz, bir adet kış çadırı, uyku tulumu, av malzemeleri (isteğe göre), güneş kremi, su geçirmeyen, dayanıklı ayakkabı, şapka veya bandana, az yer kaplayan ama fonksiyonel ve led lambalı ışıldak, harita, uzun saplı metal kap-kacak, kamp ocağı yada ızgara, varsa isviçre ordu çakısı yoksa benzeri çok fonksiyonlu kesici delici alet, geniş hacimli buzluk, kişi başı birer tane olmak üzere; küçük termos, katlanır sandalye, yastık, çatal-kaşık-bıçak. bunların hepsini kamp çantasına doldur. eğer şehirden çok uzaktaysa kamp yeri ve temel gıda malzemeleri alınabilecek herhangi bir yer yoksa yakınlarda, bir tansaş'tan yada benzeri marketten alışveriş yap. alkol olarak şarap yada viskiden başka birşey ısınarak can sıkıcı hale geleceğinden bu ikisinden birini, imkan varsa ikisini de al. sevdiğin hatunla yada arkadaşlarınla atla arabaya, olmadı bas otostopu.
    zorlu bir yolculuk sonrasında kamp yerine ulaşılır. en azından bende böyle oldu hep. kamp kuracağın yere ulaştığında çadırı kuracağın yeri seç. bence kamp yaparken en dikkat edilmesi gereken, en önemli şeydir çadırı kuracağın yer. asla akarsu kenarına, yamaca, sert ve sivri kayaların üstüne, çalılıkların çok yakınına, gölge altı olmayan yere çadır kurma. güneşin alnına da çadır kurulabilir eğer çok kaliteli bir yaz çadırın varsa ve mecbursan, ama sen kurma. su kaynağına yakın, yanında kaya veya ağaçlar olan böylece rüzgardan ve güneşten korunaklı yere kurduğun çadırına yerleş. ardından deriiiiiin bir oh çekip kampın tadını çıkarmaya başla.
    artık sadece sen, arkadaşların ve doğa var. araba kornaları, egzoz dumanı, beyaz şahin'liler ve bağırtılı sesleri yok. koşuşturmaca yok. samimiyetsiz, yapmacık takındığın o beyaz yakalı kimliğin yok.
    deniz kenarındaysan al zıpkınını dal denize. eğer becerebilirsen avladığın balık yiyeceğin en lezzetli balık olabilir. kültür değil, taptaze, mis gibi deniz balığı. hava kararsın. deniz kenarına ser kilimini. yanına aç şarabını. ortamdaki tek ışık, ay ışığı. yanında sevdiklerin.
    hangi 5 yıldızlı otelde bu kadar mutlu olabilirsin ki? hemde yarı fiyatına.

    tabi zevkler ve renkler tartışılmaz a dostlar.