şükela:  tümü | bugün
  • zannediyorum ki felsefe literatürüne metafiziğe dair bir benzetme olarak ilk kez kant tarafından saf aklın eleştirisi'nde aklın bir kenara atamayacağı ama diğer yandan da cevaplayamayacağı sorularla boğuşması, deneyimin ötesine uzanmak için verdiği kaçınılmaz ama epistemolojik açıdan beyhude çabanın doğurduğu "kafa karışıklığı" bağlamında, "...işte bu bitmek bilmeyen tartışmaların savaş alanına metafizik denir" şeklinde sokulmuş. ilk baskıya önsöz, bu tanımla açılıyor. (açık adresi: a viii) ben de kant'ın benzetmesini haddim olmayarak biraz çekiştirirsem, uçmaya cüret eden bir aklın ayakları deneyimin korunaklı zemininden ayrılır ayrılmaz duymaya başladığı yükseklik korkusuyla başa çıkmak üzerine dönüyor bu savaş.

    tabi kant gibi bir manyakla karşı karşıya olduğumuz için, bunun bir de ikinci baskısı var. kant çevirmek de ayrı manyaklık olacağından buna doğrudan yeltenmeyeceğim, ama metni parçalamayı ve parçaları kendimce yeniden birleştirmeyi deneyerek kaçak güreşebilirim:

    --

    [uyarı: buna çeviri demeye bin şahit ister, o yüzden tırnak içine bile almadım. kaynak metinde numaralandırma falan yok tabi ki. bodoslama ve kafa göz yara yara tutulmuş çeviri-benzeri notlar diyelim. açık adres: b xv, cambridge university press baskısı.]

    [althusser'in de aşağıda belirteceği gibi kant'a göre kendisinden önceki] metafizik,

    1) "aklın tamamen tecrit edilmiş spekülatif bir bilişi [cognition]" olarak tanımlanıyor. bu biliş kendisini deneyimin bilgilendirmesinin/talimatlarının [instruction] tamamen üzerine yükseltiyor.
    2) tüm bilimlerden eski olsa bile bir bilim haline gelemiyor ve bu maküs kadere mahkum.
    3) en ortak deneyimin yasalarına dair a priori içgörüler [insight] öne sürüyormuş gibi yaptığında bile devamlı tıkanıp kalıyor.

    metafizikte sık sık gittiğimiz yoldan geri dönüyoruz çünkü gitmek istediğimiz yere çıkmadığını keşfediyoruz ve taraftarlarının iddiaları fikir birliğine varmaktan o kadar uzak ki, metafiziğe bir savaş alanı dense yeridir. ve bu öyle bir savaş alanı ki, sanki insanların gösteri dövüşündeki hünerlerini sınaması için seçilmiş, zira bu savaş alanındaki hiçbir savaşçının en ufak bir mesafe almışlığı, toprak kazanmışlığı yok, hakeza kimse kalıcı bir galibiyet de sürebilmiş değil. bu yüzden metafiziğin yordamının bir kör dövüşünden, ve en kötüsü, yalnızca kavramlarla yapılan bir kör dövüşünden ibaret kaldığına şüphe yok.

    --

    ama kavram louis althusser'in lenin ve felsefe'de ayrı bir bağlama yerleştirmesiyle tekrar ve daha güçlü bir biçimde gün yüzü görüyor. yeni çıkan türkçe felsefe dergisi de adını şüphesiz bu kullanımından almış. almancam yok ama, ingilizce çevirilerden yola çıkarsam, birebir çevirisi sanki kavga alanından çok "savaş alanı" ya da "savaş meydanı" gibi duruyor (battlefield). fransızcam da yok (eheh) ama althusser'in ingilizce çevirisinde "kampf" için "struggle," yani (bana kalırsa) "mücadele" kavramı kullanılmış, fransızca'da kulağa nasıl geliyor, mücadeleye mi, kavgaya mı, savaşa mı yakınsıyor, tahmin yürütemiyorum. her neyse.

    althusser, kant'ın kavramını elinden alıyor ve şöylece kendisine doğrultuyor:

    "1. sınıf mücadelesinde karşı karşıya gelen sınıf konumları, pratik ideolojiler (dini, etik, hukuki, politik, estetik ideolojiler) alanında, uzlaşmaz eğilimlere sahip *dünya görüşleri* tarafından *"temsil edilir."*: son kertede idealist (burjuva) ve maddeci (proleter) olan dünya görüşleri. herkes kendiliğinden bir dünya görüşüne sahiptir.

    2. dünya görüşleri teori (bilim + bilimi ve bilim insanlarını çevreleyen "teorik" ideolojiler) alanında [domain] *felsefe* tarafından temsil edilir. felsefe, teorideki sınıf mücadelesini temsil eder. felsefe bu yüzden bir mücadeledir (kant, kampf demiştir buna), ve temelde politik bir mücadeledir: bir sınıf mücadelesi. herkes kendiliğinden bir filozof değildir, ama herkes bir filozof olabilir.

    3. teorik *alan,* yani (katı, tam anlamıyla) bir bilim varolur olmaz, felsefe de varolur. bilimler olmadan felsefe de olmaz, yalnızca dünya görüşleri olur. savaşın uğruna verildiği hedefle savaş-*alanı*nın ayrıştırılması gerekir. felsefi mücadele, nihayetinde, dünya görüşlerindeki iki büyük eğilimin (maddeci ve idealist) arasındaki *hegemonya* mücadelesi uğruna verilir [nihai hedefi budur]. bu mücadeledeki *ana* savaş alanı bilimsel bilgidir: bilimsel bilgiden yana ya da bilimsel bilgiye karşı. bir numaralı felsefi savaş bu yüzden bilimsel olanla ideolik olanın karşı karşıya geldiği hatta, sınırda gerçekleşir." [buraya kadar çeviri bana ait.]

    (...)

    ..."lenin tüm felsefenin, kendi temel eğiliminin bir işlevi (fonksiyonu) olarak, rakip temel karşı eğilime, onu temsil eden felsefelere karşı partizan olduğunu, tavır aldığını söyler. ama aynı zamanda, felsefelerin büyük çoğunluğunun *partizan olmaları gerekmediği için partizan olmadıklarını* kamuoyu önünde beyan etmeye ve bunu kanıtlamaya büyük önem verdiklerini de kaydeder.

    kant da öyle: sözünü ettiği "kampfplatz" öbür eleştiri-öncesi felsefeler için geçerli, fakat eleştirel felsefe için geçersizdir. kendi felsefesi, "kampfplatz"ın dışında, sadece aklın çıkarları adına metafiziğin sorunlarını bir hakemmişçesine yönetme işlevine kendini atadığı bir başka konumda yer alır. felsefe varolalı beri, platon'un theorein'inden husserl'in "insanlık hizmetkarı" filozofuna kadar ve hatta metinlerinin bazıları açısından heidegger'e kadar felsefe tarihine bu tekrar, bir çelişkinin yinelenmesi olan bu tekrar egemen olmuştur. çelişki şudur: *öz pratiğini teorik olarak olumsuzlamak ve bu olumsuzlamayı tutarlı açıklamalarda belirtmek için muazzam teorik çabalar harcamak.*" [çeviri: bülent aksoy, erol tulpar, murat belge; lenin ve felsefe, birikim yayınları, sf. 101-102]

    ben ne idealizm ve maddecilik şeklinde bir ikiye bölme işlemini sağlıklı buluyorum, ne de bunların zorunlu bir biçimde ya burjuvazi ya da proletarya'nın mücadelesine tekabul ettiğini düşünüyorum. (althusser bu kategorizasyon konusunda ne kadar katı emin olamıyorum, ona bu konuda haksızlık etmek istemem). ama felsefenin pekala özgürleşim mücadelelerinin vechelerinden biri olabileceğinden şüphem yok. bu düşüncelerimi temellendirmem için tükenen pilimi doldurmam lazım, burada kesiyorum.

    bu vesileyle henüz alma fırsatı bulamadığım dergiye de hayatta başarılar diliyorum, hayırlı mücadeleler.
  • biraz geç olsa da haziran sayısını edindim (cilt:1 sayı:3) muhteşem bir dergi. twitter hesabı da varmış bu arada http://twitter.com/kampfplatz adresinde ikamet eden.

    bu sayıdaki konuları şöyle:
    - kuram
    seçmen, seçilen ve temsil: biri "demokrasi" mi dedi? - önder kulak
    dile gelmez hakikatin öznesi: jacques lacan ve alain badiou - eylem yenisoy şahin
    marksist devlet tartışmalarına althusseryen bir not: "devletin sert çekirdeği" - kansu yıldırım
    sınıf ve psikoloji ilişkisini yeniden kurmak - baran gürsel
    hukuk üzerine bazı düşünceler - aleksandr grigoriyeviç gojbarg

    - polemik
    "çalınan mektup"un iadesi: öcalan'ın siyaset stratejisi - cenk ertan
    şefkat tepe: önemsizin önemi - özgür deniz

    - biyopolitika
    beden olasılıkları: iç denetim ve risk yönetimi - kazım cihan can
    yaşamı savunmak: kürtaj tartışmaları üzerine kısa bir değini - emre koyuncu

    - söyleşi
    cameron mccarthy - ergin bulut ve bora erdağı

    - bir film üç yorum: tepenin ardı
    politika, alegori, sinema - büşra özcan ve bora erdağı
    kötü hava, taklit ve kirli eller - utku özmakas
    tepenin ardı: sürüyle birlikte - nurçin ileri ve u. ceren ünlü

    - medya
    türkiye'de popüler dizilerden adalet manzaraları - mehmet ertan

    - kitap eleştirisi
    gramsci'nin dönüşü ya da marksist felsefi araştırma programının ana hatları - ebubekir aykut

    - minör temaslar
    nagehan tokdoğan, yasin karaman, aydın gelmez, ersin vedat elgür,
    savaş ergül, utku özmakas, soner torlak
  • nihayet çıkan 12. sayısının içeriği aşağıdadır. ayrıca nagehan tokdoğan ın susan neiman ile yaptığı söyleşinin tamamını şuraya bırakıyorum:
    dünyanın değişebilme ihtimaline yatırım yapmak

    kampfplatz'tan
    dosya: ernst bloch(lar)
    ütopyanın şimdisi, umudun geleceği

    marksizm ve somut öngörücü tasavvur
    ernst bloch

    bloch’un “henüz-olmayan” ontolojisi
    slavoj zizek

    ernst bloch ve imkân kategorisinin tabakaları:
    şeylere yapışıp kalmak ya da üzerinden uçup gitmek!
    ersin vedat elgür

    felsefenin umudu, umudun politikası:
    kant ve bloch
    aydın gelmez

    ernst bloch ve kurtuluş teolojisi
    serhat tutkal

    oltayı balığa vermek:
    aristotelesçi olanak kavrayışına bloch’un müdahalesi
    barışcan demir

    ütopya üzerine eleştiriler ve savunular bağlamında blochcu umut:
    imkân’ın ele geçirilişi, mümkün olanın reelliği ve novum
    ali karakaya

    diyalog

    umut, ütopya, teoloji, madde/imkân…
    ernst bloch üzerine cedelleşme
    tanıl bora - ersin vedat elgür

    biyopolitika

    büyük verinin biyopolitikası üzerine notlar
    umut yener kara

    söyleşi

    “dünyanın değişebilme ihtimaline yatırım yapmak”
    susan neiman ile söyleşi
    nagehan tokdoğan

    bir yönetmen üç yorum
    ken loach sineması

    ken loach sinemasında “işçi sınıfının oluşumu”
    kemal özdil

    akıntıya karşı bir yürek: ben, daniel blake
    sercan çalcı

    ken loach sineması: ikilikler, bölünme ve umuda dair
    onur kartal

    kitap eleştirisi

    varoluşsal bir kimera: colin wilson’ın yabancı’sı
    gülşah göçmen

    galat-ı meşhur

    kerim gülerce, uğur ceylan, seyhan alnıaçık,
    metin usta, müfit güneş

    yazarlara notlar

    ingilizce özetler