şükela:  tümü | bugün
  • çok abes yahut dikkat çekici olması gerektiğini henüz üç haftadır çalışmakta olduğum iş yerinde keşfettiğim davranış...

    abes olduğu düşüncesine insanların yadırgar bakışları nedeniyle ulaştım...yadırgadıkları, öğlen arasında kitap okunması mı, bunu yapmak için yalnız kalmaktan yana tercih konması mı henüz çözemedim...

    insanlar, elinizde birşey okurken sizi gördüklerinde sanki yaşamın gizini anlatan şifre o kitabın üzerinde ("da vinci'nin şifresi" de değil ki okuduğum) yahut içinde yazılıymışcasına, gelip geçerken kitabınızla ilgili bir hal ve tavır içinde mutlaka elinizdeki kitaba, hatta bazen eğilerek, bakıyorlar...kimi daha cüretkar bazıları, henüz adınızı bile bilmezken "ne okuyorsun" diye soruyorlar hatta daha da zıpçıktı olanlar kitabınızı elinizden alıp arka kapağını okumaya başlıyorlar...

    arka kapağı okuyanların muhakkak yapacak bir yorumları var...mesela kitabın psikoloji ile ilgili olduğuna hükmediveriyorlar ya da ille de filme çekilmiş olduğunda ısrar ediyorlar...

    en garipleri de açıklama yapanlar: "ben de aslında çok kitap okurum" ya da " aslında evet madem işyerinin bu kadar güzel bir bahçesi var öğlenleri burada kitap okumamız gerek" gibi... en çok da bu açıklamalar dehşete salıyor beni...hatta bazen korkuyorum bu açıklamaların sahiplerinden...bu kategori genellikle o sıra mecburmuşcasına herkesin okumakta olduğu bestseller'lardan dem vurmayı katiyen ihmal etmiyor.. örneğin şu sıralar bu kitleden, "ahmet altan", "çok sevdirmeden git kendini ciğerim" ya da "melekler ve şeytanlar" gibisinden şeyler duyuyorum... hepsi aynı şeyleri okuyor, hepsi... ben mi? ben best seller okumam abi...öyle de tribalim...ya da "insan best seller okuyacaksa stefan king okusun agatha christie okusun bari" tadında takıntılarım var, kılım galiba....çok kılım.

    ne diyorduk: ha, insanların hiç tanımadıkları birinin elindeki nesneyi alıp evirme çevirme tabusunu yıktırabilen, bir yabancıya ait bir nesne konusunda uzun uzun yorum yapma cesaretini bulduran hep o elinizden bırakmayı berecemediğiniz ama insanların psikolojiyle mi edebiyatla mı ilgili olduğu yoksa bir polisiye mi olduğu konusunda çarçabuk değişik mütalalar verebildikleri kitabınız işte...tabu yıktırıcı!

    insanların tüm bu tepkileri düşünüldüğünde öğlen işyerinin çimlerine bikini ile uzanıp güneşlenmekten daha fazla dikkat çekecek birşey varsa o da bir kenara saklanıp kitap okumaya çalışmaktır diyebilirim...

    ve eğer insanların ne kadar tuhaf olabilecekleri hakkında bir fikriniz yoksa lütfen deneyin, birileri mutlaka size de öğlenlerinizi okuyarak geçirdiğiniz için çok düşünceli ve kaygılı olduğunuzu aslında yaşamın son derece basit olduğunu söyleyecek ve sonunuzu iyi görmediklerini eklemeyi de ihmal etmeyeceklerdir... ve tüm bu tavsiyelerde bulunmaları için sizi tanımalarına katiyen gerek yok! abesle iştigal edin bi kenarda kitap okuyun yeter...
  • türbanlıların yapamadığı şeyin ta kendisi.
  • okula giderken günde 4 saatimin yolda geçmesi nedeniyle siklikla yaptigim aktivite.bir ara david eddings 'e bayagi takmistim. vapurda beni elimde ingilizce 1200 sayfalik tamuli üçlemesi kitabiyla görenlerin dumurunu hala hatirliyorum.valla kendini begenmislikten degil, gerçekten sevdigimden arayip bulup okudum.

    bir de otobüste çaktirmadan kitabimi dikizleyen teyzenin "yavrum ne kitabi bu okuyamiyorum" deyisi vardi.anlayabilse beraber okuyacaktik herhalde.
  • sahiden zor... bunu başarabilmek gerçekten zor.

    zavallı şahsımı en son yine perişan etmiş bir dizi yaşantı parçacığına neden olmuş huy bu öte yandan.

    bendeniz şaşkın, oturmuş, otobüs durağında kitap okumaya çalışıyorum. hayır, ilgi çekici başka hiçbir şey yapmıyorum. bir teyze gelip yanıma oturdu ve etrafta onlarca insan varken benimle konuşmayı seçti. hayır, teyzeciğim kabalık etmek istemem ama, bakın okumaya çalışıyorum diyememedim.

    -çok mu uzun zamandır bekliyorsun çocuğum?
    çocuğa da benzemiyorum, hatta kazık kadar kadın olduğum fikrindeyim.
    -aa, hayır... ama bakın orada bir cetvel asılı. ona göre, on dakikaya kadar gelmesi lazım.
    asılı tabloya baktı bir süre iç geçirdi hemen sonra...
    -okuyor musun evladım?
    -kafamı kaldırmadan cevap verdim.
    -okumuyorum yani okuyorum, demek istediğim öğrenci değilim. mezun olalı çok oldu ama kitap okuyorum.
    bunu biraz sıkılmış biçimde ve "ne olur beni rahat bırak teyzem yahu", der gibi söyledim.
    - okumalı tabii gençler. okumuyor artık diye başlayan bir monologa başladı teyzem, arada yine sorular sordu.
    -ne tarz bir kitap şimdi bu?
    -hmm... felsefe...
    -felsefe mi? anlaşamazsın bak sen sonra insanlarla... sen okuyorsun da onu herkes okuyor mu bakalım.
    ne cevap vereceğimi bilemedim ama artık büsbütün sıkıldığımı hatırlıyorum.
    sonunda meraktan çatlayan teyzem dayanamadı.
    -kitabın adı ne?
    o an teyzeme baktım. gözlerimi kıstım. kötücül bir ifade takındım. raskolnikov girdi sanki içime. kitabın kapağını çevirdim kendisine. teyzem kapaktaki, kusursuz cinayet lafını okuyup irkildi ve yanımdan kalkıp uzaklaştı bana tuhaf tuhaf bakaraktan ve ben de ona kötücül bir bakış daha attıktan sonra kitabıma geri döndüm ve baudrillardin 'kuzursuz cinayet'inin kamusal alanda okumak için ideal bir kitap olduğuna karar verdim.
  • türkiye'de garip bir şekilde olağandışı karşılanan, dikkat çeken, hatta gizliden gizliye tepki alan eylem. bunun nedeni de sanırım hala kitap okuma alışkanlığıyla bir alıp veremediğimiz olduğu gerçeği.
    gelin kamusal alanda kitap okuyanlardan rahatsız olanları gruplara ayırarak onları daha yakından tanıyalım:

    kuşkucular: bu insanların çıkış noktası az bilinen bir gerçektir - kamusal alanda kitap okuyanların (bkz: otobuste kitap okuyan artist tip) asıl derdi ufkunu genişletmek değil etraftakilere hava atmak, hatta karşı cinsi etkilemektir. zaten kitap okuyan entel dantel takım da o kitapların biraz başını biraz sonunu okuduktan sonra etrafta ahkam keser. kuşkucuların okumaya ihtiyacı yoktur, zira her şeyi zaten biliyorlardır, her türlü fikri çürütecek kadar çok allah vergisi birikimi vardır bunların.

    her seyin bir yeri ve zamani vardircılar: bir çok insanın aksine boş zamanı olan, ve bu boş zamanı kitap okuyarak geçirmeyi tercih eden şanslı ve elit azınlık. (bkz: bos zamanlarimda kitap okurum muzik dinlerim) onlara göre kitap kapalı kapılar ardında, sedasız okunması gereken bir şeydir. bunun kişisel tercih olması söz konusu değildir. evet, her şeyin bir yeri bir zamanı vardır: starbucks’ta kahve yudumlarken onu bunu kesip dedikodu yapmak lazımdır (bkz: starbucks ta kitap okuyan entel danteller), otobüsteyken günde iki kez görülen, artık ezberlenilen yollara derin ve düşünceli bir şekilde bakmak lazımdır, parkta çekirdek yememek, kabukları yumuşak tükürüklerle etrafa saçmamak adabı umumiye aleyhine suçlar dahilindedir, plajda o kadar çıplak insan dururken kitap-gazete okumak yazıktır, günahtır. (bkz: plajda kitap okuyan artist herif)

    kitap okumak insan doğasına aykırıdırcılar: bunların sorunu doğrudan okuma eylemiyle ilgilidir. kamu alanı ya da özel mülk ayrımı yapmadan okuyanlara düşmanlık beslerler. hele okuduklarını uluorta anlatanlardan, bunları yazıya dökenlerden, düşünenlerden ve bilhassa onlara soru yöneltenlerden hiç mi hiç hazzetmezler. tüm bunları yalanlarıyla kurdukları küçük dünyalarına tehdit olarak görürler. (bilmiyorum, belki de kitap yakılan kanlı yakın geçmişimizin milletçe bilinçaltımıza kazandırdığı bir başka güzelliktir bu.)

    kitap okumuyorum eksikliğini hissetmiyorumcular: en pasif olan grup. kamusal alanda kitap okuyanlarla ilgili doğrudan bir problemleri yoktur. cehaletten rahatsızlık duymazlar, okumayan çoğunluğun bir parçası olarak okuyanların garipsenmesine katkıda bulunurlar sadece.