şükela:  tümü | bugün
  • birikim yayınları'ndan ilk baskısı yapılan ulus baker kitabı.

    bu inceleme toplumsal bilimlerle belgesel filmcilik arasında mümkün bir birleşmenin boyutlarını tartışıyor. bunun ön şartlarından birinin hâlihazırdaki “kanaatler sosyolojisinin” bir eleştirisi olması gerektiğine inanıyoruz. bu yalnızca sıradan toplumsal araştırma pratiğine yönelik bir eleştiri değil, yorumcu-epistemolojik tarza ve toplumbilimsel yaklaşımların “metin” ve “kanaat” etrafındaki epistemolojik düğümlenişine yönelik bir eleştiridir. spinoza’nın “duygular öğretisi” bu noktada bizim için merkezi bir öneme sahip: duygular sosyolojisi kendi başına bir epistemik alan olmaktan çok, adanmış olduğu alanda bir praksis oluşturmaya çabalamalı. bu praksisi nihai olarak dziga vertov’un sine-göz ve sine-hakikat yaklaşımında,çağdaş video alanında ise jean-luc godard’ın videoyu bir “düşünme cihazına”dönüştürmeyi amaçlayan yaklaşımlarında görüyoruz.
    ulus baker

    http://www.birikimdergisi.com/…anaatlerden �majlara
  • aynı zamanda ulus baker'in doktora tezi olan eser.
  • onun önemli görünümlerinden birinin marx’ın ünlü sözünde sergilendiği söylenebilir: “filozoflar şimdiye kadar dünyayı yorumlamak-
    la yetindiler, ama önemli olan, onu değiştirmektir”. kısacası, “bilmemek” olarak bilgisizlik, bilimsel bilginin elde edilmesinden önce gelen bir durum değildir, tersine ondan sonra gelir: eylem yoluyla başarılır.
    bu yüzden, şimdi psikanalizin bilinçdışının karşısında spinozacı bir bilinçdışı nosyonunu yeniden oluşturmalıyız. “bilmemek” artık açıklanamaz olan, bilinmeyen olmadığı gibi
    bir “başarısızlık” veya “eksiklik” de değildir. aksine “yeniyi”,
    yeni deneylerin ve yeni arzuların üretilmesini uyaracak aktif
    bir güçtür. bu açıdan, bilinçdışı asla “olumsuzluk”la damgalanmadığından, psikanalizin bir “eksiklik” olarak belirlediği
    şey, bilmemenin içeriğine karşılık gelmez.
  • ...ancak her durumda, ideolojik fanteziler ve körlüğün sisi dağıldığında, “grup fantezileri”nin “bireysel” sapmalardan ve
    fantezilerden daha önemli olmaya doğru gittikleri görülebilir. birey düzeyindeyse, fanteziler esasen bir tür yaratma eyleminde, özellikle “sanatsal-estetik” davranışta yer buluyorlar. gabriel tarde’m temel tezini; bireysel fantezinin gerçekliğin yaratılması olduğunu, türü ne olursa olsun -b ir rüya,
    tasavvur, ya da sanat işi- yeniyi yaratmaya yönelen zihinler
    arası bir hareket olduğunu ileri sürerek, geliştirebiliriz.
  • hakikatin kendini sadece böyle bir karşılıklı meydan okuma sayesinde açığa vuracagına inanıldığından, kanaatlerin böyle karşı karşıya gelmesi yunan kenti için elzemdir.
    diğer bir deyişle, bu "hakikatlerin" sadece,örtülü halde bulduğu doxa'dan, episteme'i içererek doğabilmesi için zorunlu bir yoldur.
    klasik yunan'ı bazı önemli çekinceler koyarak, bir "kanaatler toplumu" olarak ele almak yerinde olacaktır. bunlar, elbette ki, logos'un "ortak sözü" ün , kamusal her olayda oy birliğinin sağlandığı toplumlardır.

    ama hatiplerin kötüye kullanabilecek güçlerinden, dili kötüye kullanmalarından çok korkmuşlar, bunu "disipline" etmek, hatta yurttaşlara ergenlikten başlayarak yaşam boyu süren kamusal bir genel eğitim ( paedeia ) projesi olarak işleyen bir "hitabet bilimi" yaratmak gerektiğini hissetmişlerdir.

    eski ve modern kanaat kavramı,
    s 38
  • "...hüzün geriye kalandır.
    biraz blues dinleyin benim için..."

    ulus baker, kanaatlerden imajlara
    duygular sosyolojisine doğru