şükela:  tümü | bugün
  • birikim yayınları'ndan ilk baskısı yapılan ulus baker kitabı.

    bu inceleme toplumsal bilimlerle belgesel filmcilik arasında mümkün bir birleşmenin boyutlarını tartışıyor. bunun ön şartlarından birinin hâlihazırdaki “kanaatler sosyolojisinin” bir eleştirisi olması gerektiğine inanıyoruz. bu yalnızca sıradan toplumsal araştırma pratiğine yönelik bir eleştiri değil, yorumcu-epistemolojik tarza ve toplumbilimsel yaklaşımların “metin” ve “kanaat” etrafındaki epistemolojik düğümlenişine yönelik bir eleştiridir. spinoza’nın “duygular öğretisi” bu noktada bizim için merkezi bir öneme sahip: duygular sosyolojisi kendi başına bir epistemik alan olmaktan çok, adanmış olduğu alanda bir praksis oluşturmaya çabalamalı. bu praksisi nihai olarak dziga vertov’un sine-göz ve sine-hakikat yaklaşımında,çağdaş video alanında ise jean-luc godard’ın videoyu bir “düşünme cihazına”dönüştürmeyi amaçlayan yaklaşımlarında görüyoruz.
    ulus baker

    http://www.birikimdergisi.com/…anaatlerden �majlara
  • aynı zamanda ulus baker'in doktora tezi olan eser.
  • ulus baker doktora tezinden uyarlanan kanaatlerden imajlara adlı metniyle geç döneminden itibaren modern toplumların, “kanaat toplumları” olduğunu öne sürmektedir. baker, kanaat toplumunun “ne” olduğunu açıklayıp ona eleştirel bir bakış açısı getirdikten sonra, toplumu ve siyasal gerçekliği “kanaatler” temelinde değil, “duygular ve sezgiler” temelinde ele alan toplumbilimsel yaklaşımların daha eleştirel ve gerçekçi olacağı önermesini okurlarına sunmaktadır. metnin devamında ise “imajlar”ın gündelik hayatın her alanını kaplamasının, kanaatleri ve dolayısıyla insan düşüncesini belirlemedeki önemini vurgulamış, imajları klişeler olmaktan çıkararak toplumsal düzeyde işleyen duygulara yol açabilen bir niteliğe kavuşturabilecek bir “duygular sosyolojisi” oluşturulması savını sunmuştur. dolayısıyla baker’in tez çalışması, sosyolojiden siyasete, felsefeden psikolojiye varana kadar birçok alana konuşan; imajın duygu sosyolojisindeki işlevini sorgulayan eleştiri ve öneriler bütünüdür.
    ilk olarak, “kanaat toplumları” üzerinde durulması gerekirse, bu toplumlar eleştirel düşünmeyen ya da düşünmesi istenmeyen, belli basmakalıp kanaatlerden beslenen ve foucault’un deyimiyle, iktidarı elinde tutan değil de; iktidarın destekçisi konumunda olan toplumlardır. işte kanaat toplumlarının siyasal boyutu tam da burada devreye girmektedir. çünkü kanaat toplumları, beyaz yakalıların düzenine uyum sağlayarak mevcut iktidarın söyleminde nesneleşmektedirler. dolayısıyla, kanaat toplumları tahayyülden ve bilimum duygusallıktan uzak, iktidarın ve mevcut politik söylemlerin kıskacında tutulan bir toplum haline gelmişlerdir.
    peki bu toplumları inceleyen toplumbilim ne yapmaktadır? ya da başka bir deyişle, kanaat toplumlarının sosyologları neye, nasıl hizmet etmektedir? günümüz kanaat toplumlarının sosyoloji de ne yazık ki anketlerle, toplum öznelerinin kanaatlerini sorup bu verilerle araştırma yaptığından ötürü istatistik bilgi toplayıp arşiv yapmaktan öte gitmeyecek şekildedir, yani tam bir kanaat sosyolojisidir. böylece sosyologlar da iktidar sosyologları olmaktan başka çok bir şey yapamamaktadır. hal böyle olunca, mevcut sosyologların büyük bir çoğunluğu kanaatzede olarak toplumun kanaatlerini sistematikleştirmektedir. çünkü tezde açıklıkla eleştirilen “kanaat toplumları” ve onların sosyologları, gündelik hayatta fazlasıyla imaj ve gösteriye maruz kaldıklarından ve bu imaj ve gösteriler eleştiriden uzak konumda olduklarından tahayyül yetileri büyük ölçüde törpülenmiş, empati kurma, etkilenebilme ve sezgi geliştirme becerileri aşınmış “kanaatzedeler"dir.
    peki durum nedir? erken dönem modern gazete ve dergilerde olduğunun aksine, günümüz medyasında ve akademik araştırmalarında sorulan sorular gerçekten cevabı bilinmeyen sorular değildir. yani, toplumun kanaatleri artık şekillendirilmiş bir vitrinde tutulmaktadır. soruların cevapları hazırdır, bir diğer ifadeyle cevapların ne olacağı zaten bilinmektedir. işte, kanaatler düzeyinde siyasal boyut tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. sorulara verilen cevapların “belli” olmasının sorunlu yanından ziyade, asıl problem, istatiksel verilerle bu kanaatlerin güvenilir, bilimsel ve sayısal olduğunun deklare edilmesidir. bu durum sistemin çarkını döndürmekte ve bunu yaparken de eleştiri alanını ötelemektedir. yani aslında günümüz iktidar söyleminin sosyologları “sayesinde” mevcut durum, “güvenilir” hale getirilmektedir.
    bu açıdan ulus baker, marx'ın uyarısına kulak vererek, toplumu kavramanın yolunun, insanların eylemlerini ve bu eylemlerdeki duygudaşlığı kavramaktan geçtiğini öne sürmekte, insanlara kendileri hakkındaki kanaatlerini sormanın anlamsızlığını ise, “kanaat toplumu” ve “kanaat sosyolojisi” eleştirisi için bir çıkış noktası olarak görmektedir. çıkış noktası, kanaatten duygulara yönelmektedir belki de. çare ise, blues…
    “hüzün geriye kalandır. biraz blues dinleyin benim için…”