şükela:  tümü | bugün
  • cok iyi universiteleri oldugundan mantikli olacak bir tercih. ancak, kanada universiteleri burs konusunda abd'ye gore daha zorlu oluyor. ingilizce konusan, ama quebec'te yasamak isteyenler icin cok iyi bir tercih ise mcgill universitesi. bunun disinda university of british columbia, university of toronto ve york university, ki son ikisi toronto'da, onemli diger universiteler.*
  • hayalimdir.
  • bu sene falan giden varsa mesaj kutumu yeşillendirsin lütfen
  • her deneyimde olduğu gibi avantajları ve dezavantajları olan ve bunların kişiden kişiye çok değiştiği bir kişisel eylemdir.

    bireysel. evet, bu kişisel veya bireysel lafı çok önemli. eksişözlük’te mümkün olsa altını çizer, bold yapar, highlight eder vb. ne varsa yapardım bireysel kelimesine, yeteri kadar vurgulayabilmek için.

    evet, o kadar kritik bu deneyimin bireyselliğini ve kişiden kişiye ne kadar değiştiğini anlayabilmek.

    ha, iki şeyden bahsedeyim kısaca başlamadan önce, sonra da şu bireysellik konusunu bir aradan çıkaralım asıl konumuza geçmeden.

    öncelikle, bu yazı baya uzun olacak. öyle böyle değil. muhtemelen 4000-5000 kelime civarı olur,belki daha da fazla. ama, inanın, a’dan z’ye tek durak bir kılavuz olacak bu yazı. 8 senede edindiğim tüm deneyimleri ve bilgileri aktarmaya çalışacağım. sizi karar verme sürecinde karşılaşabileceğiniz zorluklardan alacağım, mezuniyet sonrası iş bulmaya kadar götüreceğim. o yüzden, önümüzdeki irili ufaklı 5-10 paragraf biraz daha entry’nin konusundan ziyade olayın temeli, karar verme sürecinin iç yüzü ve karşılaşabileceğeniz tehlikelerle ilgili. bu kısımları isterseniz altayabilirsiniz. şahsen okumanızı tavsiye ederim ama sadece kanada’da üniversite okumanın direkt kendisiyle ilgileniyorsanız, misafirim olun, buyrunuz atlayınız efendim.

    ikinci ve son olarak, eğer kanada’da üniversite okumayı ciddi düşünüyorsanız, bu minvaldeki diğer iki yazımı okumanızı öneririm. ilki genel yurtdışı deneyimi, diğeri kanada’da yaşamakla ilgili:

    yurtdisi deneyimi
    kanada deneyimi

    neyse, asıl mevzuya geçmeden şu bireyselliği bir açıklayayım. umarım iyi açıklayabilirim çünkü bunun ardından gelecek kütle gibi entry’den en çok verimi almanız ve eğer kanada konusunda bir karar eşiğindeyseniz size mümkün olduğunca yardımcı olabilmesi için en temel nokta bu deneyimin kişiselliğini kavrayabilmek. bunu kavradığınız zaman, karar verme sürecindeki her değerlendirmeniz, bu yazı da dahil, çok daha sağlıklı olacak.

    “uzattin da uzattin be kardeşim, anlat şu bireysellik meselesini de yazıya geçelim” dediğinizi duyuyorum. başlayalım.

    evet, her deneyim kişiseldir. ahmet’in sevdiğini ve beğendiğini mehmet beğenmeyebilir. ayşe’nin favori yemeği merve’nin ağzına sokmadığı, kokusunu alınca süratini ekşittiği bir yemektir. klasik zevkler ve renkler meselesi.

    peki, kanada’da, veya herhangi başka bir ülkede, eğitim almayı bu ve bunun gibi klasik zevkler ve renkler meselesinden daha kişisel/daha kişiden kişiye değişken kılan ne?

    hemen cevaplayayım: klasik bir deneyime göre çok ama çok fazla değişken olması. buna ek olarak, daha da önemlisi, bu değişkenlerin tavsiye alma/araştırma sürecinde hem anlatan hem de dinleyen tarafta bulunması. ve sonuç olarak ortaya çıkan tavsiye/öneri/yorumun orantısız bir şekilde belirli değişkenlerden etkilenip, genelde sağlıksız ve yanıltıcı olması.

    çok karışık oldu dimi? hemen açıklayayım.

    öncelikle anlatan tarafındaki değişkenlerden bahsedelim. mesela, nedir bir telefon aldığınızda değişkenler? kamera, işlemci, dış görünüm, ekran kalitesi, stabillik vb. gibi heralde 15-20 değişken sayabiliriz. bu değişkenler kişiden kişiye total deneyim ve o kışın telefonu ne kadar beğeneceğini belirler. ahmet kameraya daha çok önem veriyorsa mehmet’e göre, kamerası iyi olan telefondan daha çok memnun kalır. bunu telefon vb. deneyimlerde değişken azlığından dolayı kolay bir şekilde anlayabiliyoruz. “ya tamam mehmet beğenmedi o telefonu ama o iyi ekran istiyordu, kamera değil” diyip sübjektifliği hesaba katıyoruz. bu klasik anlatan/tavsiye veren tarafındaki değişkenlerin ve bireyselliğin klasik bir örneği. gördüğünüz gibi telefon vb. alırken, tavsiye alma/araştırma sürecinde hem değişken sayısı az hem de bu değişkenlerin/kişisel beğenilerin tavsiye aldığımız kişinin yargısını ne derecede ve nasıl etkileyebileceğini kolay bir şekilde tahmin edebiliyoruz. ama mesele yurtdışında yaşama; okuma vb. kararlara gelince işin rengi komple değişiyor. öncelikle burda değişken sayısı çok fazla. daha da önemlisi, burda işin içine iki tane daha olayı kompilike eden factor giriyor: kişisel zevk/değişkenlerin tavsiye verenin yargısına olan etkisini telefon olayındaki kadar kolayca farkedemememiz ve birde tavsiye alan(siz) kısmındaki değişkenler/kissel tercihler a.k.a ‘beklentiler’.yine karman çorman oldu dimi? hemen temize geçelim.

    öncelikle, vereceğimiz karar telefon almak vb. gibi eylemlerden çok daha ciddi sonuçları olan, hayat değiştiren dönüm noktaları ile ilgili olunca, nedense, karşıda bize tavsiye veren insana güvenimiz, hatta itaatimiz artıyor. hele bu kişi pek çok kişinin uzmanı olmadığı, kolay ulaşılamayan bir konuda sizden daha önce aynı kararı vermiş; deneyimli bir kişi ise dediğine sorgusuz sualsiz inanıyoruz. hangi durumdan bahsettiğimi anladınız, bingö: yürtdışı meseleleri. işte bu sorgusuz inanma durumumuz bizi o kışın x ülke hakkındaki yargısında ve tavsiyelerindeki bireyselliği ve değişkenleri görmez hala getiriyor. tık diye inanıyoruz, adeta değişmez bir kuralmış gibi farz ediyoruz. tabi burda tavsiye veren kardeşimize düşüyor asıl sorumluluk, hırbonun kendine özgü; sizin yaşama ihtimalinizin çok da olmadığı bireysel deneyimlerini size tavsiye verirken yök sayması lazım. “ olcay abi kanada nasıl ülke, gelmeli miyim?” diye sorduğunuzda “gel kanka ya 10 numara” veya “les ülke ölüm adımını atma” gibi kestirip atma cümlelerden çok daha detaylı, kişisel zevk ve değişkenlerden arınmış bir yargılı bir cevap vermesi lazım ama nerde. durum malesef bu. bu da yetmezmiş gibi, bir de sizin(tavsiye alan/karar verme sürecindeki kişi) değişkenler var. diğer bir deyişle: beklentiler. bu konuyu zaten çok da açıklamaya gerek yok, hepimizin beklentileri her konuda farklı. telefon için de bu böyle okumaya gideceğimiz ülke için de bu böyle. ama tavsiye alırken bu beklentileri, tıpkı tavsiye veren örneğinde olduğu gibi, unutuyoruz. olcay “kanada kötü ya, pişmanım” diyince, kanada puan kaybediyor gözümüzde. halbuki, olması gereken, en başta tabi olcay’ın adam gibi detaylı anlatması, nedenler vermesi. ama olcay hırbo. bunu yapmıyor, ona alışığız. bizim yapmamız gereken bu durumda kanada’ya eksi puan yazmadan “neden kötü buldun kanada’yı kanka?” diye sorup verdiği cevapları kendi beklentilerimizle karşılaştırmamız. aynı durum kanadayı veya x ülkeyi pespembe, güllük gülustanlık bir cennet gibi gösteren youtuber tayfası için de geçerli. “ya bu adam övüyor da övüyor ama benim beklentilerim bu adamla aynı mı?” diye bir sormamız lazım kendimize. ama insanız işte, her durumda bu kadar dikkatli ve disiplinli olamıyoruz.

    sorun aslında ne olcay’da ne de sizde. dediğim gibi çok değişken var. yüzlerce, belki binlerce. sırf üniversite kararı için konuşurken sayarız belki 20-30 tane, tercihiniz direkt bir biçimde etkileyecek değişken. her yer değişken her yer kissel deneyim kısacası. bundan dolayı da, tavsiye alırken veya araştırırken, kişisel deneyim gerçekten ayırmanın ve kendi değişkenlerimizi(beklentiler) tavsiye verenin yargısındaki değişkenlerde kıyaslamamız cidden hayatı önemde. ancak bu şekilde sağlıklı bir karar verilebilir.

    biliyorum, “ulan amba kalabalık ağzın varmış geç şu konuya artık” diyorusunuz ama şu objektiflik olayının bir de olcay kadar masum olmayan kısmına değinmek istiyorum. sonra söz uzun uzun, a”dan z’ye konuscaz kanada’da üniversite okumayı.

    dediğim gibi, olcay’a çok da kızmıyorum. kötü niye gütmeden kişisel deneyimlerini bir gerçekmişcesine yansıtıyor size. napsın adam, hayatının merkez noktası her insan için olduğu gibi kendi deneyimleri. eh, size anlatırken biraz daha dikkatli olsa daha iyiydi ama yapçak birşey yok. bir de karar alma sürecinde kesinlikle karşılaşacağınız, çok dikkat etmeniz gereken ve de olcay kadar masum olmayan bir kitle var.

    muhtemelen sizin de aklınıza ilk geldiği üzere, bu kitlenin ilk üyesi yurtdışı eğitim danışmanları. bu konuda konuşmadan önce şunu söyleyeyim, asla ve asla tüm danışmanları kötüdür gibi bir söylemim yok. elbette aralarında işlerini profesyonelce ve iyi niyetle yapanlar vardır, hatta belki büyük kısmı böyledir. ama danışmanlık olayının, gerek yurtdışı eğitim olsun; gerek göçme konuları olsun; gerek emlakçılık olsun, tabiatında büyük bir sıkıntı var. danışmanlık adeta ölü doğan bir çocuk gibi. neden bu çocuk ölü doğuyor peki? şöyle ki, bildiğiniz üzere, yurtdışı eğitim danışmanlarının gelir modelleri büyük/en azından belli oranda okullardan aldıkları komisyonlara bağlı. o üniversite veya dil okuluna kaydettirdikleri öğrenci başına komisyon alıyorlar. böyle bir durumda kim olsa objektifliği zarar alır. düşünsenize, biliyorsunuz, ali’ye x okulu daha uygun ama university of x’le anlaşmanız yok. e çoluk çocuk akşam yemek bekler, nasıl x okulunu önereceksiniz ali’ye? zor durum. bu yüzden, dikkatli olmak lazım yurtdışı eğitim danışmanlarından hizmet alırken. tabi bazı durumlarda size en uygun okulla/şehirle/ülkeyle, danışmanın para kazancağı okul/ülke/şehir denk düşebiliyor, burda hiçbir sıkıntı yok. ama denk düşmediği durumlarda çokça, o yüzden cidden dikkatli olmak lazım. benim önerim ne peki? öncelikle danışmanla çalışıp çalışmamak tamamen sizin kararınız ama şahsen sadece hukuki(vize/stüdy permit/okul kabulü vb.) işler için danışman kullanmanızı öneririm. ya da, en azından, illa danışmanlık hizmeti alacaksanız karar vermeden önce ikinci ve hatta üçüncü bir görüş almanızı öneririm. hayatınızı etkliyecek bir karar veriyorsunuz, basit bir maddi ‘conflict of interest’ ‘in hayallerinizin önüne geçmesine izin vermeyin.

    son olarak, bu çok da masum olmayan kitlenin ikinci bir üyesi var: youtuber, ınstagrammmer vb. gibi influencer denilen internet tayfası. hatta belli bir ölçüye kadar beni de dahil edebilirsiniz bu tafyaya. hepimiz biliyoruz o meşhur youtube kanallarını, ınstagram sayfalarını. size genelde kanada’nın ne kadar güzel olduğundan, nasıl da sorunsuz bir ülke olduğundan bahsediyorlar. peşinen söyleyeyim: bunların büyük bir kesmi size yalan atıyor. tabi, elbet yalan konuşmayanı ve işini profesyonelce yapanları da vardır. yine, onları tenzih ederim ama ne kadar acı da olsa durum malesef bu. “danışmanlar para kazanıyor ondan objektif değiller dedin, bu adamların günahı ne?” minvalinde soruların kafanızda dolaşması gayet doğal. hemen cevaplayayım: bu arkadaşların ‘objektif olmamak’ için daha çok nedeni var. öncelikle, yine para mevzusu. bu adamlar, kanada’ya gelme isteği/düşüncesi olan bir izleyici kitlesine hitap ediyor büyük oranda. bunu bir cebe koyalım. böyle bir hayali olan kitleye hitap ettiğinizi düşünün, pespembe bir kanada imajı çizmek mi yoksa objektif bir şekilde iyisiyle kötüsüyle anlatmak mı videolarınızı daha çok izlenir kılar? cevap belli sanırsam. bu indirekt para mevzusuydu. bir de, bütün kanallarda/sayfalarda olmasa da bazıları danışman veya okul reklamı alıyorlarlar. ama asla ve asla reklaml içerik olduğunu söylemiyorlar size. bu da yetmezmiş gibi, danışmanlarının attıkları yalanlara ortak oluyorlar. bu kardeşinizin gözleri kameranın içine baka baka, bile bile yanlış express entry puanı hesaplayan danışmanlar gördü kanada youtube kanallarında. göz göre göre yalandan kanada göçmenliği hayali sattılar insanlara. bizim sevimli youtuber kardeşimiz de alacağı 3-5 dolar reklam parası için “ehu ehuehe” diye dişlerini göstere göstere sırıtmakla yetindi. yine bu kardeşinizin gözleri, kendi çalıştığı dil kursunu 3 videoda bir kanada’daki tek dil kürsüymüşçasına gösteren youtuberlar da gördü. o kadar çok örnek var ki buna benzer. neyse, daha fazla uzatmadan bu arkadaşların objektif olmamalarının son ana nedeni de söyleyeyim: ‘ben iyisini yaptımcılık’. nedir bu ben iyisini yaptımclik peki? düşünün, onlarca göçülebilcek/eğitim alınabilecek ülke içinden kanada’yı seçmişsiniz. bir de youtube kanalı açmışsınız bu konu hakkkında. yasadiginiz kötü deneyimleri ne oranda anlatırdınız? sizi izleyen onbinlere “ya ben buraya geldim ama hayatımın hatasını yaptım, burası berbat bir ülke” veya “ya ben kanada’yı seçtim ama aynı fiyata amerika çok daha iyi okullar varmış, ne kadar enayiyim” gibi cümleler kurmayı, yaptığınız hataları sadece kendinize değil onbinlerce insana itiraf etmeyi başarabilir miydiniz? zor mesele. bu konuda hak veriyorum açıkçası bu influencer tayfasına biraz. ama işin özü şu ki, siz siz olun bu influencer kitlesinin çıkarları yokmuş gibi düşünüp koşulsuz şartsız güvenmeyin. çünkü dolu çıkarları var. hatta bence danışmanlardan çok daha parlak bir kırmızı ışık yakıyorlar çünkü, doğal olarak, sizde o danışmanla çalışırkenki temkin yok youtuber/influence izlerken. daha savunmasız oluyor insan doğal olarak. bundan dolayı, bu kitlenin görüşlerini kendi kararınız için değerlendirirken temkini elden bırakmayın. unutmayın, genelde ummadık taş baş yarar.

    sonunda geldik zurnanın zırt dediği yere. şimdi bu kadar ‘objektifliğin imkansızlığı’, ‘tavsiye veren herkesin bir şekilde çıkarının olması’, ‘yalan bilginin çokluğu’ başlıkları altınca bolca atıp tuttum dimi. haklı olarak diyecekseniz ki “seni bunlardan ne ayrı kılıyor?”. ben bu danışmanlardan, kanada’da okuyan fikir almak için soru sorduğunuz arkadaşınız olcay’dan, veya youtuber/influencer tayfasından daha iyi veya dürüst bir insan miyim? açık ve net: hayır değilim. ben de insanım, ben de aynı objektiflgimi gölgeleyecek sorunlara kurban düşebilirim, isteyerek veya istemeyerek.
    kanada’da da üniversite eğitimi almak ve yaşamak konusunda en bilgili, en deneyimli kişi ben miyim? tabi ki de hayır. ben kanada’da eğitim almış, 8 kusur senedir yaşayan normal bir insanım. benden bu konuda çok daha deneyimli, çok daha bilgili yüzlerce insan vardır.

    peki beni farklı kılan ne? işe yarayıp yaramayacağını bilmesem de mümkün olduğunca objektif olabilmek, bana özgü kişisel deneyimlerle size yanlış bir imaj yansıtmamak için aldığım önlemler. inanın, bu konuda elimden gelen en büyük dikkati gösterdim çünkü zamanında aynı yollardan ben de geçtim. insanlar kişisel deneyimlerini, yorumlarını, fikirlerini değişmez gerçeklermişçesine anlatmasından dolayı başıma çok iş geldi. danışmanların, sosyal medya tayfasının çıkarları uğruna çarpıttıkları gerçekler belki de senelerime maloldu. o yüzden, inanın, adeta bir cerrah hassasiyetinde yazıyorum bu yazıyı. yine de, hep söylediğim gibi, siz bu yazı daha dahil hiçbir tek kişinin görüşünü, yorumlarını baz almayın böyle önemli kararlar için. her ne kadar objektiflik, önlemler desem de siz mümkün olduğunca çok araştırın, çok kişiden görüş alın.

    peki gelelim önlemlere. nedir bu önlemler?

    öncelikle, beni belki bir tık daha objektif kılacak en önemli unsur bunu eksişözlükte yazmam. açıklayayım. ben bunu pek ala youtube’da video olarak, veya başka mecralarda daha görsel olarak paylaşabilirdim. bu durumda hem maddi bir çıkarım, hem de maddi olmayan ama egomu gıdıklıyacak like vb. gibi manevi çıkarlarım olabilirdi. sözlükte, malumunuz, böyle şeyler yok. en fazla favori alırsınız, eksiseylere çıkarsınız. maddi yönünü zaten biliyorsunuz. inanın bu favori vesair benim egomu gıdıklamıyor. o yüzden, elimden geldiğince objektif olmaya çalışacağım.
    “bırak bu işleri, o favoriler sukelalar coşturuyordur seni kesin” diyor olabilirsiniz. doğrudur, belki de farkında olmasam da öyle bir etkileri vardır üstümde. bundan dolayı, bu durumu engellemek adına şöyle bir önlem aldım:

    entry iki kısımdan oluşacak. ilk bölümün adı ‘objektif bölüm’. burda size adeta bir ‘factsheet’ gibi, a’dan z’ye, en küçük detayına kadar kanada’daki üniversiteleri anlatacağım. bu kısımda, adından da anlaşılabileceği gibi, herhangi bir yorum olmayacak. google’da bulabileceğiniz veya internette bulmanızın daha zor olacağı bilgileri/gerçekleri bir araya getirip listeleyeceğim.
    ikinci kısmın adı ise ‘sübjektif bölüm’. burda, adından da anlaşılacağı gibi, sübjektif bir biçimde deneyimlerimi paylaşacağım. bu kısım kişisel deneyimden geçilmeyecek, full sübjektif yorumlardan oluşacak, öznellik kasacağım adeta. ha tabi, çok bireysel olan ve sizi etkileme olasılığı düşük değişkenlerden bahsetmeyeceğim. bunlardan bahsedersem ne farkımız kaldı olcay’dan. kısacası, her ne kadar sübjektif olsa da, bu kısımda okuyacağınız şeylerde yarın birgün kanada’ya eğitim alamaya gelince karşılaşabileceğeniz şeylerden oluşacak.

    bu vesileyle entry’nin yapısını da üç aşağı beş yukarı açıklamış oldum. hadi asıl konuya geçelim o zaman.

    1-objektif bölüm:

    bu kısma başlamadan çok önemli bir şey belirtmek istiyorum. ilk okuyuşta burası böyle çok soğuk, adeta bir robot/ai tarafından yazılmış gibi görülebilir ama burda yazılan her konu hakkında kendi yorumumu yazınının 2. ana bölümü olan “sübjektif bölüm”’de uzun uzun aktaracağımı belirtmek isterim. bu bölüm sizin kararınız etkilememesi, sadece bilgilendirmesi için özel olarak dizayn edilmiştir. *

    a- “nasıl yapılır?”:

    bu kısımda “kanada’ya üniversite okumak için nasıl gidilir” sorusunu inceleyeceğim. tahmin edeceğiniz üzere, vize vb. gibi hukuki ve bürokratik işlemleri nasıl halledebileceğinizi anlatacağım. sıradan gidelim o zaman.

    -i.) okul/dil kursu kabulü ve vize: başka bir deyişle, ilk yapmanız gereken işlem. evet, gitmek istediğimiz kuruma karar verdik. peki nasıl kabul alacağız. dil kursu için bu işlem çok daha basit çünkü sadece yabancı öğrencilere hitap ediyorlar ve de parayı ödemeniz dışında herhangi bir şartları yok. dil kurslarının sayfalarında‘admissions’ kısımlarına girerseniz, fiyatlardan yapmanız gereken işlere, doldurmanız gereken formlara kadar herşeyi görebilirsiniz. hemen şöyle birkaç örnek vereyim:

    dil kursu a
    dil kursu b

    okuyacağınız yüksek öğretim kurumun kendi dil kursuna gitmek istiyorsanız da ‘esl university of x’ şeklinde bir google aramasıyla çok rahat bir şekilde erişebilirsiniz ilgili sayfaya.

    dil kursundan kabulü aldık, geldik işlerin bir tık daha çetrefillileştiği bölüme: okul kabulü. dünyanın her yerinde olduğu gibi kanada’da da yüksek öğretim kurumlarının bazı şartları var size kabul etmeleri için. bunlardan ilki tabi ki de dil. bu şartı ielts, toefl, veya celpip(kanada’nın kendi dil testi) sınavlarında gerekli puanları alarak sağlayabilirsiniz. bu puanları da ‘language requirements university of x’ tarzı bir google aramasıyla öğrenebilirsiniz. bu şartı sağladıktan sonra iş bitmiyor tabi. lise mezuniyet ortalaması vb. gibi diğer şartları ‘ınternational students admission requirements university of x’ gibi bir google aramasıyla öğrenebilirsiniz. hemen örnek vereyim:

    york university kabul sartlari

    bu sayfalar genel de fiyatları da barındırırlar ama eğer bulamazsanız ‘ınternational students tuition and fees university of x’ gibi bir google aramasıyla ilgili bilgiye kolayca ulaşabilirsiniz. çabucak bir örnek:

    university of british columbia fiyatlari

    okulu da ayarladık. sıra geldi vizeye. hazı yeri gelmişken belirteyim, bu entry’de tüm anlattıklarım-vize olayı da dahil-çovid öncesi normal zamanlar için geçerli olan şeyler. çovid bildiğiniz gibi herşeyi değiştirdi. o yüzden, siz siz olun, bir tık daha dikkatli araştırın herşeyi, iki değil üç kere control edin. neyse, çovid’in olmadığını varsayalım. vize almak doğası gereği korkutucu ve zor bir süreç olsa da aslında gözüktüğü kadar da zor olmayan bir sürece. tek tavsiyem, ilgili konsolosluğun sayfasındaki vize şartlarını çok dikkatli inceleyip harfiyen yerine getirmeniz. eğer sorunuz, sıkıntınız olursa vize konusunda aşağıdaki iki siteyi tavsiye ederim. ikisi de vize bekleyen insanların sorularını sorduğu ortamlar:

    reddit immigration canada
    canadavisa forumu

    vizeyi de aldık hayırlısıyla. sıra kalacak yer ayarlamakta. bunun için 3 buçuk seçeneğiniz var: okulun yurdunda kalmak, kendi evinizi veya odanızı tutmanız, veya homestay denilen bir ailenin yanında kaldığınız barınma biçimi. hangisi iyi veya kötü olayına sübjektif kısımda değineceğim ama aşağıdaki linklerle kişisel araştırmanıza başlayabilirsiniz:

    vizeyi de aldık hayırlısıyla. sıra kalacak yer ayarlamakta. bunun için 3 buçuk seçeneğiniz var: okulun yurdunda kalmak, kendi evinizi veya odanızı tutmanız, veya homestay denilen bir ailenin yanında kaldığınız barınma biçimi. hangisi iyi veya kötü olayına sübjektif kısımda değineceğim ama aşağıdaki linklerle kişisel araştırmanıza başlayabilirsiniz:

    kendi ev veya odanızı tutmak için siteler:

    craiglist
    kijiji
    daire kiralama sitesi
    realtor
    viewit

    okul yurtları için: ‘student residence university of x’ araması yeterli olacaktır.

    homestay(aile yani) için siteler: bu iş için özel bir site yok, genelde danışmanlar veya gideceğiniz okul/dil kürsünün international students service tarafından ayarlanabilir ama yine kijiji veya craiglist’te de arayabilirsiniz.

    b- “kanada’da yüksek öğretim kurumları çeşitleri nelerdir?” ya da university vs. college: başlıktan anlasalacağı üzere, kanada’da yaygın olarak iki tip yükseköğretim kurumu var. birisi bildiğimiz üniversite, diğeri de college denilen kurumlar. bunların ikisini ayrı ayrı açıklamaktan ziyade, kıyaslama yaparak madde madde farklarından bahsedeceğim:

    - kanada üniversiteleri undergraduate diye geçen lisans bölümlerinde 4 yıllık bachelor değree diye adlandırılan programları sunarlar. college’lar ise, yine aynı undergraduate derecelerde, diploma adı verilen 2 yıllık bölümleri; advanced diploma adı verilen 3 yıllık bölümleri; ve honours bachelor denilen 4 yıllık programları barındırırlr bünyelerinde. bunlara ek olarak 1 yıllık veya 1 semesterlik sertifika(certificate) bölümleri de vardır college’larda.

    - kanada üniversitelerinin graduate denilen aşamalarında, bildiğiniz klasik master, mba ve doktora programlarını bulabilirsiniz. collegelar’da ise bu programlar mevcut değildir. bunların yerine, post-graduate adı verilen lisans sonrası programlarını bulabilirsiniz college’ların graduate seviyelerinde. bu post-graduate programları genellikle 1 yıllıktır.

    - genelleme yapacak olursak, üniversiteler türkiye’deki gibi teorik eğitim verirler. collegelar ise ‘hands-on’ denilen daha teori ve uygulamanın eşit düzeyde bir arada olduğu bir öğretim yaklaşımına sahiptir. burda muhtemelen türkiye’deki meslek yüksek okullarını veya diğer 2 yıllık okullara benzediğini düşünmüş olabilirsiniz ama sizi temin ederim ki çok farklılar. tek cümleyle özetlemek gerekirse bu farkı, kanada’daki collegelar türkiye’deki myo’ların atanmış halidir diyebiliriz. eğitimleri cidden kalitelidir, genelde ortalama bir üniversite ile gayet kapışırlar kalite bakımından. kanada’da college temelleri sağlam olan, oturmuş, iş hayatına direkt katkı veren gelenekli bir sistemdir. üniversite kazanamayanların değil pratik/spesifik eğitim almak isteyen insanların gittiği kurumlardır. her ne kadar objektif kısımda olsak da, şöyle bir örnek vereyim: şahsen üniversite’den burs almama rağmen college’da okudum ben. o yüzden, eğer istediğiniz bölümü bir college sunuyorsa gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.

    -yine genele vuracak olursak, üniversite eğitimi ortalama olarak college’dan pahalıdır. tabi bu kıyaslamayı yaparken college’ların çoğunluğunu oluşturan 2 yıllık(diploma) ve 3 yıllık(advanced diploma) programlarıyla üniversitelerin 4 yıllık(bachelor) programlarını karşılaştırıyorum. eğer college’ların 4 yıllık bachelor programlarını alırsak kıyaslamaya arada çok bir fiyat farkı olmadığını söyleyebiliriz üniversitelerle. yine de, şöyle bir ortalama verebiliriz: ortalama 1 yıllık (2 semester)yabancı öğrenci harcı 4 yıllık bölümler için 25-30 bin kanada dolarıyken üniversitelerde, college’larda 1 yıllık yabancı öğrenci ücreti 2 veya 3 yıllık programlar için 15 bin kanada doları civarıdır. eğer bir okulun ücretine bakmak istiyorsanız, ‘ınternational student tuition and fees x bölümü university of x’ şeklinde bir arama yapmanız yeterli olacaktır. yine de bir college bir de üniversite örneği verelim aşağıdaki linklerle:

    simon fraser university fiyatlari
    george brown college fiyatlari

    -kanada üniversite ve college’larında yabancı öğrenci olarak ödeyeceğiniz ücret o dönem aldığınız ders(kredi) başına hesaplanır. bir dönemde, genelde, istediğiniz kadar ders alabilirsiniz ücretini ödemek koşuluyla. dolayısıyla, atıyorum 3 yıllık okulu 2 senede bitirebilirsiniz. hatta hazır yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, kanada okullarında yaz semester normal bir semesterdir. genelde bütün dersler açılır yaz semesterinda. bundan dolayı, yazın da ders alırsanız bölümünüzü çok daha kısa sürede bitirebilirsiniz.

    - kanada’daki yükseköğretim kurumlarında ders geçme sistemi türkiye’ye kıyasla biraz farklıdır. türkiye’nin aksine, genelde 2 vize 1 final’den daha fazla yapmanız gereken şey vardır. örneğin, bir dersinizde genelde bir proje bir eşsay bir sunum, birkaç ödev, lab varsa lab raporları, bir vize ve final olması gayet yaygın bir durumdur. hatta college’larda bu daha da artar, bin tane farklı şey üzerinden yüzde5 yüzde 5 değerlendirilirsiniz genelde. tabi sırf vız eve finalden oluşan dersler de var ama bunlar baya bir hazırlıkta. sistem, öğrenci 1 hafta bile boş bırakmamak üstüne kurulmuş gibi adeta. hazır ders geçmeden bahsediyorken can eğrisine de değinelim. can eğrisi college’larda yoktur kanada’da. üniversiteler de ise, bazı derslerde bulunmasına rağmen türkiye kadar yaygın olmadığını söyleyebiliriz.

    -kanada okullarında derslerini komple kendiniz seçersiniz. önünüze hazır program konulmaz veya birkaç hazır haftalık programdan birini seçmezsiniz. almanız gereken dersleri teker taker, istediğiniz hocadan seçersiniz. genelde, en azından büyük okullarda, aynı dersi zilyon tane hoca anlatır ve istediğinizi alabilirsiniz. hatta, genelde çalışan insanların gittiği akşam okulundan dersler de alabilirsiniz. gayet esnektir yani.

    -kanada yükseköğretim kurumlarında büt tarzı bir sistem yoktur. kaldığınız dersi gelecek semester yine alırsınız.

    -kanada okullarında ders almaya devam edebilmek için okuduğunuz sürece belli bir ortalamanın(gpa) altına düşmemeniz gerekir. bu ortalama okuldan okula ve bölümden bölüme değişir. ama ortalama olarak 1.80-2.50 arası diyebiliriz tutmanız gereken minimum gpa için. eğer bu ortalamanın altına düşerseniz academic probatıon’a koyulursunuz. academic probatıon da bildiğimiz uzaklaştırmadır, 6-12 ay gibi süreler ders alamazsınız.

    -kanada’da yabancı öğrenci olarak okurken çalışabilirsiniz. size kanada’ya ilk giriş yaptığınızda verilen study permit adlı belgede açıkça belirtilir bu. daha da açmak gerekirse: eğer dli(designated learning ınstitution) numarası olan bir okulda full-time eğitim alıyorsanız, kampüs içinde veya dışında, semesterlarda(eğitim devam ederken) haftada 20 saat çalışabilirsiniz. okulunuz ara verdiği zaman ise bu 20 saat koşulu da kalkar, sınırsız çalışabilirsiniz semester aralarınızda. tabi tüm bunlar college veya üniversitede okuyan öğrenci için geçerli, dil kursundayken çalışmazsınız. son olarak, okulunuzun dli olup olmadığını öğrenmek için:

    dli kontrol etme sayfasi

    -son olarak, burs konusundan bahsedeyim biraz. kanada’da yabancı öğrenciler için merkezi bir burs sistemi yoktur. burslar okuldan okula çok büyük değişiklik gösterir. yaygın olmasa da, kabul alırken de burs alabilirsiniz lise ortalamanıza göre. dediğim gibi bu uygulama pek yaygın değildir ve genellikle az bir miktardır, 1.000-2.000 dolar civarı diyebiliriz. asıl burs olayı ilk döneminizi bitirdikten sonra başlar. okuldaki gpa’iniz göre burslara başvurabilirsiniz. bu aşamada başvurabileceğiniz burslar 2’ye ayrılır: okulun verdiği burs ve özel ama okulla anlaşması olan şirketlerin verdiği burs. bunlar da tabi hep bölümden bölüme değişiklik gösterir aynı okul içinde. bazı bölümlerin, özel şirketlerle yaptığı anlaşmalardan dolayı burs imkanları çok daha fazladır. tercih yaparken buna dikkat etmenizi öneririm. ama, şunu da söylemeliyim ki, öyle müthiş bir burs imkanından bahsedemeyiz kanada’da. ortalamanız tutsa da başvuru sayısının fazlalığından alamazsınız bazen. bundan dolayı, şahsen bursa güvenip gelmenizi önermem. ama yine de burslar hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız ‘ international student scholarships university of x’ minvalinde bir google araması yapabilirsiniz.

    -bu alt başlığı kapamadan kısaca dil kurslarına da bir değinelim. eğer yeterli ielts veya toefl puanına sahip değilseniz, kanada’da okula başlamadan belli bir süre dil eğitimi almanızı gerekecek. bu sürenin uzunluğu tamamen sizin seviyenize bağlı, 2 ay kada kısa olabileceği gibi 1 seneye kadar da uzayabilir. peki seçenekleriniz neler? öncelikle, gideceğiniz üniversite veya college’in kendi eşl(yabancı dil) programından faydalanabilirsiniz. bu programlar kalite olarak gayet iyidir genelde ama pahalıdırlar. ikinci seçenek ise özel dil okullarına gitmek. bunlar okulların dil programlarına göre çok daha hesaplıdır. özel dil kursundaki en önemli detay ise okullarla anlaşması olan bir program seçmek. bazı özel dil okullarının üniversite ve college’larla anlaşmaları var. kendi programlarını bitirdiğiniz takdirde ielts veya toefl gibi ek bir sınava gerek kalmadan direk üniversitenin dil şartını yerine getirmiş sayılıyorsunuz. genelde “university pathway” diye adlandırılıyor bu programlar, google’da arayabilirsiniz.

    c- “tercih yaparken neleri göz önünde bulundurmalıyız?”:
    objektif bölümdeki son alt başlığımız da tercihler. malumunuz, kanada’ya gelmeye karar verdikten sonra birçok tercih yapmanız gerekiyor. bu kısımda bu tercihlerin neler olduğu, ne gibi seçeneklere sahip olduğunuz ve dikkat edilmesi gereken unsurlar neler gibi konuları inceleyeceğim. yine madde madde olmak şeklinde, her tercihe değineceğim. tabi, işin tavsiye ve kendi kişisel deneyimlerim kısmını sübjektif bölüme bırakıyoruz.

    -i.) şehir seçimi: kararınız verdikten sonra yapmanız gereken ilk tercih. tabi okul da seçebilirsiniz ama kanada’daki okulların kalitesini birbirine yakın olduğunu düşününce şehir tercihi bir tık daha önce geliyor(bu konuya daha geniş olarak sübjektif bölümde döneceğim). peki şehir seçerken nelere dikkat edilmeli? öncelikle tabi şehirde bulunan okullar. sonra, en az okullar kadar önemli, şehrin iklimi. kanada her ne kadar genel olarak soğuk bir ülke olsa da bu soğuğun dereceleri ciddi bir biçimde değişiklik gösteriyor bölgeden bölgeye. alberta, manitoba, şaşkatchewan gibi iç bölgeler kışın -30,-40 civarı seyreden kanadanın en soğuk eyaletleri iken, toronto -10,-20 civarı bir tık daha diyebilceğimiz bir iklime sahip örneğin. hatta, british columbia eyaleti ve özellikle vancouver gayet istanbul gibi iliman bir iklime sahip. bu ve bunun gibi çeşitli iklimler var kanada’da. ülkeye adapte olmayı yoğunca etkileyen bir faktör olduğu için şehir seçerken iklime çok dikkat edilmeli. bunlar dışında, yine iş imkanları; sosyal hayat; şehrin pahalılığı diğer dikkat etmeniz gereken faktörler şehir seçimi konusunda.

    -ii.) okul seçimi: okumak istediğiniz bölüme zaten karar verdiğinizi farzedersek, okul tercihi konusundaki en önemli unsur kalite ve fiyat. bütçenizin el verdiği bir okulu seçmeniz çok önemli. tabi, kalitesiz bir okula da gitmemek lazım. bu bağlamda, on yargılı olmayıp eğer istenilen bölümü college sunuyorsa, college seçeneğini de göz önüne almakta fayda var.

    -iii.) göçmenlik durumları: eğer kanada’da eğitim aldıktan sonra burda kalmayı düşünüyorsanız okul ve bölüm seçerken göçebilme imkanlarını da göz önüne almalısınız. kanada’da yükseköğretiminizi tamamladıktan sonra size sunulan basılıca göçme yolu pgwp(post graduate work permit) dedikleri bir çalışma izni. bu izin sayesinde kanada’da çalışıp, kalıcı oturum(pr) almak için gerekli puanı biriktirebiliyorsunuz. pgwp’nin süresi ise okuduğunuz bölümün uzunluğuna göre değişiyor, bu yüzden bölüm seçimi yaparken bunu göz önünde bulundurmalısınız. okul seçimini etkilemesinin nedeni ise bu pgwp denilen izinin özel okul mezunlarına verilmemesi. bunu bilmeyip özel okulda okuyan, sonra da pgwp alamayınca ağlayan dolu yabancı öğrenci var. pgwp hakkında daha çok bilgiye kanada devleti’nin şu sayfasından ulaşabilirsiniz:

    pgwp kanada devleti resmi bilgi sayfasi

    -iv.) iş imkanları: tahmin edebileceğiniz üzere, kanada’da en çok ismkanı büyük şehirlerde. ama, türkiye’den farklı olarak, kanada’da bazı sektörler bazı bölgelerde yoğunlaşmış durumda. mesela, petrol ve doğal kaynaklarla ilgili bir bölüm okuyacaksanız, alberta eyaleti bu işin kuzey amerika’daki başkenti. teknoloji ve bilgisayarla ilgiliyseniz, google ve diğer bazı teknoloji şirketlerinin kampüsleri waterloo denilen küçük bir ontario sehrinde. iş imkanları ile ilgili düşünürken, ya da okul ve şehir seçiminizi yaparken bunları da araştırmalısınız.

    -v.) kişisel finans: aslinda bu konuya ayrı bir başlık ayırmak istemedim çünkü kişisel finans ve bütçe yapacağınız her seçimde başrolü oynuyor. ama sadece şu bilgiyi vermek istiyorum, kanada’da hayat masrafları şehirden şehire; bölge’den bölgeye; eyaletten eyalete çok değişiyor. bir şehrin pahalılığını anlayabileceğiniz en kolay yöntem, tahmin edebileceğiniz gibi ev ve kira fiyatları. bunlara bakmak için yukarda verdiğim emlak sitelerini kullanabilirsiniz.

    2- subjektif bölüm: deneyimler, yorumlar ve tavsiyeler

    bu bölümde kağıtta kitapta yazandan uzaklaşıp, kendi deneyimlerimden; yaşadığım zorluklardan;‘bi daha yapsam şöyle yapardım’’lardan bahsedeceğim ve de naçizane tavsiyelerimi paylaşacağım. dediğim gibi, sizin başına gelme olasığının çok düşük olduğu meseleleri eledim. yani, her ne kadar tamamen kişisel deneyimlerden bahsetsem de, ufak bir açıdan da olsa işinize yarayacak bu bölümdeki bilgiler. en azından umudum bu yönde.

    a- “neler beklenmeli?”:

    - i.)yeni bir ülkede yaşamak: aslında bu konuya değinmeyi düşünmüyordum. bu konu hakkında çok daha detaylı bilgiyi, yukarda da paylaştığım, şu iki yazımda bulabilirsiniz: bkz. ama tercih dönemi, genç kardeşlerime bu konuda bir iki bişeyden bahsetmek isterim. malumunuz, birçoğunuz ailenizle birlikte yaşıyorsunuz. muhtemelen, arada arkadaşlarınızla takıldığınız; çok istemeseniz de aile ziyaretlerine gittiğiniz; varsa hobilerinize mümkün olduğunca zaman ayırdığınız güzel bir hayatınız var. yurtdışı veya yurtiçinde okumayı kıyaslarken eminim bunlarda göz önüne aldığınız, belki de endişe ettiğiniz durumlar. bu konuda ben size ne toz pembe bir manzara çizeceğim ne de gözünüzü korkutacağım. çünkü ikisi de yanlış. evet, ailenizin evinden ilk defa ayrılıp yemeğinden temizliğine herşeyinden kendinizin sorumlu olduğu bir evde yaşamaya başlayınca birçok zorlukla karşılaşıyorsunuz. evet, onca yıllık arkadaşlarınızı; sosyal hayatınızı; alışkanlıklarınızı ardınızda bırakıp kimseyi tanımadığınız bir ülkede kendinizi sudan çıkmış bir balık gibi hissediyorsunuz. yalan atmayacağım, bunlar cidden zor dönemler. ama, dikkat ettiyseniz, ‘dönem’ dedim. inanın, bu dönemleri de çok büyük ihtimalle atlatacaksınız. başlarda çok zor olacak ama atlatacaksınız. tabi bunun ne kadar süreceği veya hatta nadir de olsa atlatıp atlatamayacağınız tamamen size ve beklentilerinize bağlı. o yüzden, yurtdışı kararındaki her unsurda geçerli olduğu gibi, sağlı bir karar verebilmek adına kendinizi iyi tanıyın ve beklentilerinizi bilin. “sence atlatabilir miyim?” veya “ne kadar sürede alışırım?” diyorsanız, üzgünüm ama buna cevap veremem çünkü sizi tanımıyorum. size sadece sizi neler beklediğini söyleyebilirim. dediğim gibi, kendi evinde kendi ayaklarının üstünde durmak basil başına bir sanat. daha önce böyle bir deneyiminiz yoksa zorlanacaksınız. öyle çok zorlanacaksınız ki başlarda, ütünüzü yapan annenizin; ne biliyim akşam kendine tost yaparken bir tane de size hazırlayan babanızın kıymetini daha çok bileceksiniz:). evet, o ev ilk başlarda savaş yeri gibi olacak, pislikten geçilmeyecek. kendinizden tiksindiğiniz zamanlar olacak belki ama inanın çok kısa sürede master edeceksiniz ev döndürme işini, kendi düzeninizi oturtacaksınız. belki ananızın babanızın evi kadar iyi olmayacak uzun bir süre ama gayet yeterli bir hale gelecek kısa bir sürede. bu olaya tahmin ettiğinizden çok daha kısa sürede alışacaksınız. en fazla 2-3 derim ben şahsen. zaten şu konuştuğumuz kadar da büyük mesele değil, yaşıtlarınız kanada da dahil birçok ülkede çocuk yaştan alışıyor bunlara:)

    belki bundan bir tık daha zor olacak olanı sosyal çevre ve arkadaşlık durumları. kolay değil, hayatınızı paylaştığınız insanları binlerce km ötede bırakıp kimseyi tanımadığınız bir yere geliyorsunuz. arkadaş edinmeniz, çevre oluşturmanız belli bir zaman alacak. tabi bu sürenin ne kadar olacağı tamamen yine size bağlı. çok sosyal, konuşkan, insanlarla tanışmayı seven bir insansanız çok kısa bir sürede çevre olsütürabilirsiniz. ya da tam tersi. ama korkmayın, öyle bazı youtube kanallarında ya da eksişözlük entry’lerinde söylendiği gibi soğuk değil kanadalılar. tabi soğuk insanlar da var her milette olduğu gibi ama illa bir genelleme yapacaksak kanadalıları kesinlikle soğuk diye tanımlazdım. önemli olan sadece biraz zaman vermeniz. türkiye’deki arkadaşlarınızı düşünün mesela. onlarla sıkı fiki, kanka olmanız zaman almadı mı? samimi olmak için bi süre bir şeyler paylaşıp, biribirini tanıyıp, belli bir karşılıklı güven oluşturmak gerekmiyor mu? ha işte, burda da durum aynı öyle. belki sadece kanada için şöyle özel bir durumdan bahsedebiliriz bu arkadaşlık konularında: etnik çeşitlilik. kanada adeta birleşmist milletler gibi, dünyanın her yerinden göçmenlerle dolu bir ülke. bu durum arkadaş edinme konularında hem artı hem eksi aslında. dezavantajı şu ki bazen etnik gruplanmalar görebiliyorsunuz. örneğin, o çok bahsedilen çinlinin çinliyle arabın arapla takılma durumu genellikle oluyor. ama bu sizi aralarına almazlar demek anlamına gelmiyor tabi, bu size ve ne tarz ınsanlara denk geldiğinize bağlı. bu etnik çeşitliliğin, dediğim gibi, iyi yanları da var. kanadalılar bu çeşitlilikten mütevellit alışıklar yabancıya. öyle avrupa’daki gibi uzaylı görmüş gibi bakmıyor kimse size, en azından arkadaşlık konularında. bundan dolayı da kolayca herkesle arkadaş olabilirsiniz. olay size ve ne tarz ınsanlar karşılaşmanıza bağlı kısacası.

    diyeceğim o ki, her ne kadar yurtdışına kalıcı olarak çıkmanın ilk başlarda zorlukları olsa da bunlar büyük oranda geçici. tabi, kendinizi en iyi siz biliyorsunuz. bu zorluklarla ne derecede mücadele edebileceğinizin, ne sürede atlatabileceğinizin, ve hatta bu işe uygun olup olmadığınızın kararınını en iyi siz verirsiniz. ama şunu da unutmayın, bu zorlukları yenince büyüyeceksiniz. sadece olgunluk filan demiyorum. belki yurtiçinde kazanmanızın zor veya imkansız olacağı çok değerli beceriler kazanacaksınız. bunun hissi tek başına yeter. karar verirken bunu da göz önüne almanızı tavsiye ederim.

    - ii.)dil kursu, okul kabulü ve vize alma süreci: bu konudan aslında yeterince bahsettik. o yüzden en son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: kararınızı danışman vb. etkisinde kalmadan kendiniz verin.

    sürece gelince, tabi çovid herşeyi değiştirdi. ama çovid dışı normal zamanlar için konuşursak kanada’da okumanın hukuki/bürokratik süreci çok da zor değil diyebilirim genel olarak. en azından benim diğer deneyimim olan almanya’ya kıyasla çocuk oyuncağı diyebilirim. tabi ki yine zor geçecek, her vize sürecinde olduğu gibi. evraklar, yükümlülükler, ödemeler vs. bi tarafınızdan kan alacaklar ambiyane tabirle. ama, en azından benim kendi deneyimimde, diğer ülkelere kıyasla çok daha çetrefilsiz ve kolay oldu.tabi bahsettiğim 8 sene filan öncesi ama gördüğüm kadarıyla durum üç aşağı beş yukarı benzer hala. dil kursu kabulü zaten kolay, parayı ver istediğin kursa git olay tamamen. okul da benzer, bazı çok havalı ve prestijli okul/spesifik bölümler dışında parasını verdiğiniz müddetçe kabul alırsınız kolay bi şekilde. vize süreci de öyle çok zor değil. tabi her konsolosluk işi gibi biraz şans işi olsa da, şartları sağlıyorsanız ve istenilen belgeleri verdiyseniz vizenizi alırsınız. “ne kadar sürer bu işlemler?” sorusuna gelirsek de, şahsen benim için süreler şu şekilde oldu:

    >dil kursu kabulü: 1 hafta civarında geldi.
    >okul kabulü: 15 gün civarında geldi. (tabi dil kursu kabulünü aldıktan sonra başvuruyorsunuz)
    >vize:ilk vizem 2 hafta civarı, ikinci vizem 1 hafta gibi bir sürede geldi.

    bu alt başlığı kapatmadan şunu da söyleyeyim: bu vize vb. gibi hukuki işlerde mümkün olduğunca dikkatli ve özenli çalışın. hatta, baktınız işin içinden çıkamıyorsunuz, işini profesyonelce yapan bir danışmandan yardım alın. formal işleri danışmana yaptırmakta hiçbir sıkıntı yok, sadece okul/şehir kararı gibi kararlarda kararı sizin yerine vermesine izin vermeyin.

    - ııı.)kanada okulları: yazının sıkıcı bölümünde de anlattığım üzere, kanada okulları türkiye’den cidden farklı. ha, benim sadece 1 yıllık bir deneyimim oldu türk üniversiteleriyle, o da taa 2010 yılında ama kıyasladığım zaman net bir şekilde farklı olduklarını söyleyebilirim. bu farklılıkların detayları için objektif bölümdeki ilgili başlığı okuyabilirsiniz. ama madem neler beklenmeli dedik bu kısma, çok çalışmayı bekleyin diyebilirim. öyle tabi bir almanya filan gibi insan dışı bir şekilde değil. sadece her haftası meşgul geçen, bölümden bağımsız olarak eşsay’ı: projesi; case stüdy’si zarti zurtu bitmeyen bi meşguliyet. yani o semester 16 haftaysa 16sında da meşgul tutacakları sizi. ha ama şöyle bir güzellik var, öyle çok yüksek beklentiler içinde değil hocalar genelde. sizden istenenini yaparsanız paşalar gibi a alırsınız. iyi not olmak kolaydır genel olarak ama işte sıkıntı o not al al bitmez dediğim gibi. yüzde 5 yüzde 5 bin parçaya bölerler o geçme sistemini adamı uyuz edeler. arkadaşlıklardan, sosyal ortam vs. zaten yukarda bahsettik. ama kısaca şunu söyleyeyim, hangi okula giderseniz gidin sınıfınızın en az yarısı sizin gibi yabancı öğrenci olacak büyük ihtimalle. o yüzden arkadaş edinmek bir tık daha kolay diyebiliriz. onun dışında çok da aklıma birşey gelmiyo, zaten amerikan filimlerinden biliyorsunuz ortamı:). ha aklıma gelmişken söyleyeyim, kitaplar(textbook) çok pahalı ve korsan olayı yok. ikinci el alırsanız bi tık ucuz oluyor ama yine de pahalı, kitap bası 0 alırsanız 150 kanada doları 2. el alırsanız 70-80 kanada doları gibi bir fiyat düşünebilirsiniz.

    bu arada, bu alt kategorimiz “neler beklenmeli?” sorusunu cevapladığından genellemeler yaptığımız bir bölüm. bu yüzden de üniversite ve college farkına değinmedim burda, ama aşağıda okul ve bölüm seçimi kısmında anlatacağım o mevzuyu da.

    -iv.) sosyal hayat: bu konudan irili ufaklı yine bahsettik daha önce ama daha derli toplu konuşmadan eş geçmek de olmaz sanırım. arkadaşlık, çevre vb. bunları uzun uzun anlattım zaten. bunun dışında, yine her ne kadar aşırı bir genelleme olsa da, kanada’da türkiye’deki büyük şehirler kadar aktif bir sosyal hayat beklemeyin. mesela, kanada’nın en büyük şehirlerinde bile sabah kadar açık gece kulübü, bar vs. bulamazsınız. ha, burdaki insanlar ölü mü? emekli gibi mi yaşıyorlar? tabi ki de hayır. burda sosyal hayat biraz daha değişik. atıyorum, siz sadece muhabbet etmek için arkadaşınızla starbucks’ta oturursunuz dimi? burda o yok işte. özel konuşucak bir konunuz yoksa, veya ne biliyim bi etkinlik değilse genelde buluşmasziniz. hep bir şeyler etrafında şekillenir sosyal buluşmalar. örneğin, akşama toronto raptors’ın maçı vardır puba gidersiniz ya da akşama sahada top oynayacaksınızdır buluşursunuz, ne biliyim x kafe açılmıştır dondurması meşhurdur denemeye gidersiniz. hep bir nedeni vardır buluşmaların. okulda’da böyle. bilardo oynarsınız, bi kulüp toplantısı vardır ona gidersiniz, sigara içerken konuşursunuz. bizdekinin aksine, ana mesele etknlik buluşma bunun bir sonucudur. bu konu hakkında inanın ayrı entry yazılır, ki yazdım da: kanada yazisi .sosyal hayat hakkında daha fazla detay istiyorsanız bu yazıma göz atabilirsiniz, ya da google’dan low context people konusunu okuyabilirsiniz kanadalılar hakkında genel bir fikir sahibi olmak için.

    -v.) mezuniyet sonrası süreç: bu kısmı mezuniyetten sonra kanada’da kalma gibi bir niyetiniz yoksa pas geçebilirsiniz. ha, yok ben göçücem diyorsanız, buyrunuz efendim.

    bu pgwp olayından yukarda bahsetmiştim. işte herşey o izni aldıktan sonra başlıyor. öncelikle, eğer kanada’da bir yükseköğretim kurulundan mezunsanız ve bu pgwp iznini aldıktan sonra kalifiye bir işte ortalama olarak 1-2 sene civarı çalışırsanız kanada’da kalıcı oturum alabiliyorsunuz. tabid aha dolu şartı var, kişiden kişiye bu süreler puanlar vs. değişiyor ama üç aşağı beş yukarı durum bu. daha fazla detayına ‘express entry canadian experience class çalculate points’ tarzı bir google aramasıyla ulaşıp, kendi puanınızı hesaplayabilirsiniz. biz ana konumuz olan sürece ve neler beklenmeli’ye dönelim. öncelikle pgwp alma süresi her zaman değişiyor, bunu da bir google aramasıyla resmi devlet sitesinde güncel olarak bulabilirsiniz. şahsen ben kendiminkini 2 ay civarında almıştım.

    pgwp’yi aldıktan sonra ise sizi zorlu bir iş arama süreci bekliyor. korkmayın öyle aşırı da zorlu değil. en azından öyle bazı avrupa ülkeleri kadar zorlu değil. en basitinden, burda yabancı ise almak bir tabu değil. yıllardır olan bir system. kah göçmen olsun, kah kanada üniversitesi mezunu yabancı pgwp’li öğrenci olsun, iş verenler alışık bu tarz ise alımlara ve her zaman yapıyorlar. avrupa gibi yoğun ırksal bi ayrım düşünmeyin yanı ise alım konusunda. ha yok mu hiç ırkçlik bu konuda? tabi ki var, hatta birebir yaşadım ama tutup kanada da iş verenler ırkçı dersem haksızlık etmiş olurum. peki zorlu darken ne demek istedim bu süreç için? zorlu çünkü kanadalı işveren deneyim’e, yaptığınız gönüllü projeler vb. şeylere çok önem veriyor. e networking dediğimiz insan tanıma meselesi de bir hayli önemli. siz de sadece 4 senedir burda olduğunuz için kanadalılara göre bir tık daha dezavantajlısınız bu konularda. o yüzden, siz siz olun bu konularda kendinizi geliştirin. bakmayın genelleme yaptığıma zaten, sadece ortalama bi imaj olusturmak için yapıyorum o genellemeleri. iş olayında da olay sizde ve şansınızda bitiyor. siz kendinizi ne kadar geliştirirseniz okurken, ne kadar donanımlıysanız, ne kadar iyi networking yapıysanız ve maalesef ne kadar şanslıysanız o kadar kolay iş bulursunuz kanada’da.

    b- “bence neler yapmalısınız ve nelere dikkat etmelisiniz?” a.k.a deneyimler ve tavsiyeler:

    -i.)okul, bölüm ve şehir seçimi ya da “neden okul yerine şehir seçmelisiniz”: evet başlığın son cümlesiyle sansasyonel bir giriş yaptım. hemen açıklayayım.

    kanada’da yükseköğretim kurumları arasındaki kalite farkı türkiye’ye kıyasla çok az. örneğin, öyle boğaziçi ile son dönemde her yerde biten dandik özel üniversitelerin arasındaki kalite farkı gibi farktan bahsedemeyiz asla. burda çok iyi, diğer okulları kalite olarak sollayan okullar veya okulların meşhur bölümleri yok mu? tabi ki var. ama atıyorum, kanada’daki x üniversitesi boğaziçi ise y üniversitesi de en kötü bi marmara ya da ne biliyim uludağ üniversitesi. anldiniz siz ne demek istediğimi. işte tam da bu yüzden, ben x okul y okul kafa patlatmaktansa şehir seçmenizi öneririm. şehir mevzusu, kanada’daki toplam deneyiminizi en az %80 gibi ciddi bir oranda etkileyecek. mutlu olmanız büyük oranda seçtiğiniz şehre bağlı dersem heralde çok da abartmış olmam. e şimdi kanada büyük ülke, doğal olarak da şehirler arasında ciddi farklılıklar var. batı yakası doğu yakası, x eyalet y eyalet, a şehir b şehir birbirinden ciddi oranda farklı oluyor. bu yüzden de şehiri cidden ıyı seçmeniz lazım. burda oturup belli basil şehirleri anlatmaya kalksam zaten okunurluğu can çekişen bu uzun yazı baya kitap olur. ona ayrı bir yazıda değinirim ileri bir tarihte ama en azında şehir seçimindeki belli basli dikkat etmeniz geren faktörleri listeleyeyim:

    - iklim: bundan uzun uzun bahsettim yukarda. kanada’nın her yeri buz tutmuyor. x şehri mi kafanıza yattı, kesin seçimi yapmadan google’ a bir ‘ city of x winter average temperature’ ya da aynısının summer versiyonunu yazın. sonra benim gibi “ben halifax’a geldim ama burda çok fırtına var sokakta yürünmüyor” demeyin:)

    -yaşam masrafları: yine daha önce dediğim gibi, şehirden şehire harcayacağınız para çok değişiyor. bunu anlamanın en güzel yolu da kiraya bakacaksınız bir şehirde. eğer kiralar bütçenize uygun gözüküyorsa, muhtemelen geri kalan yaşam masraflarını da karşılayabilirsiniz. illa bir genelleme yapacak olursak, toronto; vancouver; montreal vb. gibi büyük şehirlerin aksine küçük şehirlerde daha ucuzdur. tabi hepsine değinemem ama bu küçük şehirler genelde büyük şehirler gibi pazarlanmadığından danışmanlar tarafından, birkaç şehir örneği vereyim okullarıyla birlikte : london-ontario(university of western ontario), waterloo-ontario(university of waterloo), waterloo-ontario(wilfrid laurier university), london-ontario(fanshawe college), kingston-ontario(queens university), niagara on the lake-ontario(niagara college), ottawa-ontario(carleton university), ottawa-ontario(algonquin college), winnipeg-manitoba(university of manitoba), st.john’s-newfoundland and labrador(memorial university), halifax-nova scotia(dalhousie university), charlottetown-prince edward island(university of pei), kamploops-british columbia(thompson rivers university), victoria-british columbia(university of victoria), burnaby-british columbia(british columbia ınstitute of technology). bunlar şimdilik aklıma gelen bir tık daha az bilinen ve küçük şehirlerde yer alan okullar, googlelayıp araştırmanızı tavsiye ederim.

    -iş imkanları: bunu da daha önce belirtmiştim, kanada’da iş bulma ikmkanları sektörden sektöre; bu sektörlerde bölgeden bölgeye çok fark ediyor. tabi a şehrinde okulunuzu okuyup b şehrinde çalışabilirsiniz teoride ama yabancı ülkede bir şehre alışınca, orayı ev benimseyince ayrılmak çok da kolay olmuyor. o yüzden şehir seçimi yaparken iş imkanlarını da göz önünde bulundurmakta fayda var. hemen birkaç sehi/bölge ve yaygın sektörü örneği vereyim:

    >kitchener-waterloo, ontario: canada’nın tech hub’i denilen teknoloji bölgesi. özellikle yazılım, bilgisayar mühendisliği vb. ilgileniyorsanız bu şehirde iş bulmanız daha kolay olacaktır. google’ın kanada kampüsü de burda bu arada. keza girişimciyseniz de, yine en çok yatırımcı ve startup barındıran şehirlerden birisi de bura.

    >edmonton-calgary, alberta: eğer petrol ve enerji sektöründe bir meslek düşünüyorsanız, bu bölge kuzey amerikanın petrol başkentidir. keza hayvancilık ve et işleme fabrikaları da bu bölgenin ana gelir kaynaklarındandır(bu bölgeye giderseniz bol bol et yiyin bu arada, 10 numara).

    >nova-scotia, pei, newfoundland and labrador, atlantik kanada eyaletleri: balıkçilik, tarım ve maden sektörleri çerçevesinde bir meslek düşünüyorsanız bu bölgelere göz atabilirsiniz.

    >toronto, gta ve çevresi, ontario: toronto kanada’nın her büyük şehri gibi her tarz iş imkanını barındırıyor aslında. özellikle hizmet(service) sektörü, dünyanın her büyük şehrinde olduğu istihdamın büyük bir kısmını oluşturuyor. ama illa spesifik bir sektörden bahsetmek istersek araba üretimi diyebiliriz. toronto ve çevresi(hatta güney ontario), kanada’daki total araba üretiminin %60’ından sorumlu. bu sektör ekseninde bir meslek düşünüyorsanız bu bölgelere bakmanızı öneririm.

    -sosyal hayat: baştan söyleyeyim, kanada’da hiçbir şehirde öyle türkiye’nin büyük şehirleri kadar hareketli ve canlı sosyal hayat beklemeyin. tabi burda da belli bir sosyal hayat var ama ,daha önce de dediğim gibi, daha etkinlik çerçevesinde şekillenen bir sosyal hayat bu. mesela kanadalı napar, x takımın maçına gider y dersine katılır spor salonunda akşam komedi klübünde birini izlemeye gider. genelde bu tarzdır. ortalamaya vuracak olursak klasik bir türkiye vatandaşına göre daha çok evinde vakit geçirir diyebiliriz. hele kışları, kanada’nın birçok bölgesinde zaten mecburi oluyor bu durum hava koşullarından dolayı. ama öyle sakin sıkıntıdan patlarım tarzı da düşünmeyin. burda da sosyal hayat var dediğim gibi ama daha değişik bir sosyal hayat bu, siz de buna adapte olunca gayet de eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. ha bi de şunu söyleyeyim, az önce yukarda övdüğüm küçük şehirlerde sosyal hayat biraz daha durgun ve sıkıcı. halifax, winnipeg, ne biliyim london bunlar güzel yerler ama istanbul gibi bir şehirden geliyorsanız adapte olmanız çok daha uzun bir vakit alacaktır. bakın bu şehirlerde sıkılırsınız demiyorum, o iş kişiden kişiye değişir, tamamen sizin bir şehirden beklentilerinizle alakalı ama görece daha zorlu bir alışma süreci geçireceğinizi söyleyebiliriz bu küçük şehirler için.

    -toplu taşıma: “ulan amba ayrıntıya girdin ha” diyebilirsiniz ama bu konu cidden önemli öğrenciyken. açık ve net söyleyiyim, kanada’nın toplu taşıması en iyi diyeceğimiz şehri bile türkiye’nin büyük şehirlerinin yarısı etmez. kanada’da toplu taşımayı iki sınıfa ayırabiliriz: 1-araba alana kadar iş görür ve 2-soğukta bir tarafınız donar hiç iş görmez. büyük şehirler genelde 1. sınıfa girer. örneğin, yaşadığım şehir olan toronto’da toplu taşıma 2.5 metro hattı+ şehre kıyasla az sayıdan olan otobüs hattı+birkaç tane de tramvay diyebileceğimiz bunların streetcar dediği hattan oluşmakta. belki de montreal’le birlikte en iyi toplu taşımadır bu koskoca kanada’daki. o yüzden küçük şehre gidiyorsanız ve de gittiğiniz şehirde kışlar soğuk geçiyorsa kesinlikle okula yakın/yürüme mesafesi bir yerde yaşamanızı öneririm. büyük şehirdeyseniz de okulunuza mümkünse 1 metro ya da en fazla 1 metro+1 otobüs yerde yaşamanızı tavsiye ederim. kışın bana teşekkür edersiniz:) şaka bi yana, nerde yaşarsanız yasaşyın, en kısa sürede ehliyet ve arabanızı almanızı öneririm. bu diyarlar toplu taşıma diyarı değil maalesef.

    son olarak okul, bölüm, ve şehir seçimini kapatmadan şu üniversite vs. college meselesindeki görüşlerimi de akatarayım. sevgili genç arkadaşlarım, biliyorum 18 yıldır “4 senelik değilse ise yaramaz” gibi bir mantelite ile büyüdünüz. aileniz, arkadaşlarınız, idol aldığınız adamlar size hep 4 senelik bir üniversite bölümü mezunu değilseniz eksik olacağınızı pazarladı. ülkedeki genel görüş de zaten bu yönde. o yüzden, kanada’ya veya başka ülkeye giderken okul seçimlerinizde college denilen okullara mesafeli durmanızı çok iyi anlıyorum. ama gelin size kanada’da okul seçimi konusundaki en iyi genel tavsiyeyi vereyim: istediğiniz bölüm üniversite’de ise üniversiteye, istediğiniz bölüm college’da ise college’a gidin. bu tavsiyeyi daha da spesifike edebiliriz: bütçeniz üniversite’ye yetmiyorsa, college’a gidin. ya da ne bileyim: daha spesifik bir konuyla ilgileniyorsanız college’a gidin ya da illa bölüm sonrasında master yapacaksanız üniversite’ye gidin. ama demem o ki, okulun college ya da üniversite olmasına bakmayın. ikisinin de iyisi kötüsü var. siz, kendinizi tanıyın ve eğitimini almak istediğiniz konuyu en iyi şekilde sunan okula gidin, college veya üniversite olmasından bağımsız olarak. yeri geliyor bazı college bölümleri var ki, üniversitelerdeki bölümdaşlarından çok daha iyi ve saygı duyulan konumdalar. “ya college bitirince iş bulamazsam?” gibi bir soru aklınıza tabi ki geliyordur şu sıra şu satırları okurken. haklsiniz, bizim ülkemizde 4 sene altı okuyana genelde iş vermiyorlar. ama kanada’da durum hiç de öyle değil. tabi ki burda da 4 senelik bölüm(bachelor degree) isteyen işverenler var ama bu asla ve asla college mezunu işsizliğe mahkumdur anlamına gelmiyor. bu 4 senelik gerekliliği sadece bazı mesleklerde olan bir durum. burda college mezunları babalar gibi de iş buluyor. hatta, yer yer, college mezunu üniversite mezununa tercih ediliyor. burda işveren için en önemli mevzu deneyiminizin olması ve okurken kendinizi ekstra geliştirmeniz olmanız. siz yapın co-op’unuzu(staj) college’dayken öğrenin iş yapmayı, alın online veya diğer sertifikalarınızı, katilin endüstri etkinliklerinize oluşturun networkunuzu; bakıyım hangi üniversite mezunu durabiliyor önünüzde. aynı şeyler üniversiteye gitseniz de geçerli, öyle ben 4 sene okudum bitirdim yetmiyor. college ya da üniversite, ne okursanız okuyun kendinizi geliştirmeye bakın.

    gelelim “kim college’a kim üniversiteye gitmeli?”’ye. dediğim gibi, bu seçim işinin sırrı istediğiniz bölümün hangisinde olduğuna bağlı. ama genel olarak şunu söyleyebilirim: college’larda genelde daha spesifik bölümler vardır. mesela, üniversite’de 4 senelik business undergraduate okuyabiliyorken; college’da, genel business bölümüne ek olarak, 2 veya 3 senelik marketing; project management; entrepreneurship; accounting vb. gibi bölümler bulabilirsiniz. aynısı mühendislik, yazılım, dizayn vb. gibi alanlarda da geçerli. atıyorum siz marketing’e mi meraklısınız, niye gidip daha fazla para verip 4 sene business okuyacaksınız ki üniversitede? aynı şekilde, siz mba mı yapmak istiyorsunuz ya da akademide mi çalışmak istiyorsunuz o zaman college sizin işinizi görmez. buna ek olarak, college’lar uygulama ve teorinin bir arada olduğu, pratik yapmanın eğitime yoğun bir şekilde entegre edildiği kurumlardır. üniversiteler genel olarak daha teoriktir ama son dönemde üniversiteler de daha ‘hands-on’ ve uygulama odaklı bir yaklaşıma geçiyorlar. bu konuyu bölüm bazında spesifik araştırmakta fayda var. zaten okulu beğenmediniz mi, okul değiştirmek serbest. sadece yukarda dediğim gibi dlı numarası olmasına dikkat edin gideceğiniz okulun.özet olarak, ilk önce şehir sonra bölüm sonra okul seçin. kanada için doğru sıralama budur bence.

    ha şunu da söyleyeyim kapatmadan, kanada’daki college’ların büyük bir çoğunluğu politeknik okullardır. yani gayet üniversite gibi 4 senelik undergraduate bachelor değreeleri sunabilirler. ki, birçok college’da da aynı üniversite 4 senelik bölümleri vardır ve bir tık daha hesaplı olurlar, mutlaka bunları da araştırın.
    hadi son olarak kapatmadan bu bölüm(bu sefer gerçekten), bazı okulların meşhur ve iyi olan bölümlerinden bazı örnekler vereyim:

    .university of waterloo: computer science ve computer engineering
    .university of toronto: her türlü mühendslik, computer science, tıp ve psikoloji
    .sheridan college: animation and film ve game design bölümleri. (gerçekten de dünya çapındadır bu bölümleri, bildiğiniz oskar alan mezunları var)
    .seneca college: software bölümleri ve civil engineering programı iyidir.
    .carleton university: computer science, data science, ınformation technology, architectüre, journalism, ve political science programları iyidir.
    .mcgill university: tip ve hukuk bölümleri top notch’tir.

    benim aklıma gelenler bunlar açıkçası. daha fazla okul ve bölüme bakmak istiyorsanız ‘what programs university of x known/renowned for’ tarzı bir google araması yapabilirsiniz. ya da hangi okul hangi alanda iyidir seysi adresinde istediğiniz okulu aratabilirsiniz, direk meşhur bölümlerini filan gösteriyor.

    “senin tavsiyen nedir?”: biliyorum söylemesi kadar kolay değil ama seçiminizi yapmadan kendinizi tanıyın ve beklentilerinizi bilin. buna göre de bir bölüm ve şehir seçin öncelikle, sonrasında da okul. dediğim gibi, college’a gitmekten çekinmeyin. özellikle bütçeniz kısıtlıysa, en azından ilk iki-üç sene için college düşünüp sonra illa üniversite diplomasi istiyorsanız üniversiteye geçiş yapabilirsiniz. college’a gidecekseniz de kesinlikle co-op(staj)’lu bir bölüm seçmenizi tavsiye ederim. ilerde iş ararken çok işinize yarayacak bu co-op deneyimi. ha oldu da yanlış okul seçtiniz veya gittiğiniz okulu beğenmediniz. korkmayın, yukarda da dediğim gibi, okulunuzu kolayca değiştirebilirsiniz. hatta şöyle söyleyeyim aynısı benim de başıma geldi. o dönemde beraber çalıştığım hırbo ‘yurtdışı eğitim danışmanım’ “okulu değiştirirsen vizen yanar” tarzı beni korkutmaya çalıştı. komisyonu gitçek ya hırbonun, bizi yiyor. değiştirdim okulu, hiç de bir sıkıntı olmadı vize konusunda. o yüzden çok da endişelenmeyin, en kötü değiştirirsiniz okulunuzu. dediğim gibi dlı numarası oldukça gittiğiniz okulun ve devlet okulu oldukça hiçbir sıkıntı yok. ha, son olarak da eğer ontario eyaletine gelmeyi düşünüyorsanız centennial college’dan kesinlikle uzak durmanızı, york university’i ise mümkünse tercih etmemenizi öneririm. centennial, giden tanıdıklarımdan çok kötü yorumlar duyduğum, eğitimi göçmen ticaretine çevirmiş bir kurum. york’un ise yönetimi dillere destan, nerdeyse her sene grev ve iş bırakmanın olduğu ve bu durumun da 4 senelik eğitim hayatınızı en az 1 kez kesintiye uğratmasının neredeyse garanti olduğu bir okul.

    -ii.) gerekli bütçe, masraflar ve kişisel finans: bu konu kanada entry’sini yazdığımdan beri açık ara en çok soru aldığım alan.

    “kanada’da x sene okul bana ne kadara patlar?” sorusu doğal olarak birçok insanın kafasını en yoğun şekilde meşgul eden mesele. bu tabi ki çok göreceli, bin tane desişken’e bağlı ve kişiden kişiye çok değişecek bir mevzu. ama gelin şöyle kaba bir bütçe çıkaralım ve nelere dikkat edilmesi lazım bakalım.

    öncelikle, evet kanada da okulları da pahalı. evet, kesinlikle bir abd kadar pahalı değil okullar. evet, kalburüstü avrupa ülkeleri kadar pahalı değil yaşam, özellikle euro/tl ve cad/tl kur oranlarını kıyaslayınca. ama unutmamamız gereken asıl nokta şu: buraya okumaya gelirken alım gücü, malesef, yerlerde sürünen türk paranızı kanada dolarına çevirerek geleceksiniz. en azından ilk başta, iş buluncaya veya dil kursu süresince, masaraflarınızı bu hazır paradan karşılayacaksınız. bu yüzden de kanada, en azından deneyiminizin ilk başlarında, çok pahalı olacak.

    gelelim asıl hesaplama kısmına.

    bana göre ilk aşamada sahip olmanız gereken bütçe için ideal senaryo şudur: dil kursu(varsa) parası+ilk yıl okul parası+3-9(dil kursuna gidip gitmediğinize göre) kira parası+3-9 ay diğer masraflar ve karnınızı doyurmanız için gerekli para.
    hemen rakama dökelim:

    >dil kursu(opsiyonel) ücreti: 5000 cad(özel dil kursunda4 aylık üniversite hazırlık kursu)
    >ilk yıl okul ücreti:15000 cad(1 yıllık college için)
    >6 ay barınma ücreti(kira): 4200 cad (toronto’da 6 aylık ortalama oda kirası)
    >6 aylık diğer masraflar: 4000 cad (çok fazla dışardan yemediğinizi, haftada 1 bir bira içmeye çıktığınızı baz alarak hesapladım)
    gördüğünüz gibi 28000 cad gibi bir toplam ücret çıkıyor. uçak parası, vize parası vb. de siz kleyin üstünde. bu benim kanada’da okuma yoluna çıkmadan minimum cebinizde hazır bulunması gerektiğini düşündüğüm para. bu para sizin harcamalarınız, ne kadar çabuk iş bulduğunuz, ne tarz okula gittiğiniz, nerde yaşadığınız vb. gibi dolu faktöre göre artabilir de azalabilir de. şahsen bundan çok aşağıda bir miktara sahipseniz, burs vs. olmadıkça, bu işe kalkışmanızı önermem. yabancı bir ülkeye geliyorsunuz binlerce kilometre ötede, ne olacağı belli olmaz. bundan fazla risk alamaya değmez bence. bu paranın üstüne çıktığınız her miktar olası beklenmeyen harcamalar filan için elinizi kolaylaştırır.

    gelelim bu 28000 cad’lık senaryo neleri farz ediyor:

    > yukarda hesaplamanın kendisinde parantez içinde gördüğünüz her şartı
    >dil kursuna gidiyorsanız dil kursunu kalmadan, 4 ay gibi bir sürede(ortalama bi ingilizceniz varsa bu sere yeter de artar da) bitirdiğinizi
    > 6.ay’dan sonra iş bulup çalıştığınızız, ki bu eğer dil kursuna gidiyorsanız üniversitenin 2.ay’ına, gitmiyorsanız da 2. semester başına denk geliyor. ki, çok zor değil bu gayet de iş bulabilirsiniz bu zaman zarfında.
    >ekstra, beklenmeyen ve yüksek miktarda bir masrafınızın olmadığını. allah korusun bir sağlık sıkıntısı, doğal afet, hırsızlık vb. olmuyor yani.
    > ciddi tutumlu olduğunuzu. dışarda yemek ve eğlenmek için haftalık 50 dolarınız var. bunla ne yapabilirsiniz mesela? iki ogün dışardan yerseniz ve hafta bir cumartesi pub’da iki bira yuvarlarsınız. geri kalan kişisel masraf bütçesi tamamen mutfak masrafı ve diğer kişisel bakım ihtiyaçlar ve 3 ayda bir ortalama bir giyim vs. alışverişi. ben bu tarz yaşarım diyorsanız belirlediğim 4000 cad cıvarları ilk 6 ay için size yetecektir.

    olay budur. ama yine de, dediğim gibi, bu tamamen bir ortalama ve sizin senaryonuza göre muhmetelen çok değişebilecek bir ücret. bu hesaplamayı yapmamın tek sebesi size 3 aşağı 5 yukarı bir fikir verebilmek bütçe konusunda ve kendi seçimlerinize göre benzer bir hesaplamayı yapabilmeniz için naçizane bir formülasyon oluşturabilmek. o yüzden okulunuzu, gideceğiniz şehri vs. belirledikten sonra benzer bir hesaplama yapmanızı kesinlikle öneririm.

    bu alt başlığı kapamadan önce son olarak yine çok sorulan bir konuya değineyim:

    -öğrenciyken iş bulmak: her ne kadar senaryoda geldikten bir süre sonra iş bulamadığınızı varsaysam da(hayat bu herşey olur bulamayabilirsiniz), kanada’da öğrenci olarak iş bulmak cidden kolay bir mesele. hatta, öğrenci işi dediğimiz olay adeta ayrı bir iş kolu olmuş durumda, toplumda yerleşik bir mesele. o yüzden, bütçe hesapları yaparken uzun süre iş bulamamayı farzetmek çok da mantıklı değil. tabi, yukardaki senaryoda da hesaba kattığım gibi, ilk başta iş bulamamış gibi farzedip, temkinli tarafta yer alıp belli miktarda hazır bir parayla gelmek en güvenlısı ama ilerki yıllarınız için çalışacağınızı hesaba katmak planınız için en ideali olur diye düşünüyorum.

    gelelim öğrenci işlerinin ne tarz işler olduğuna ve nasıl bulunabileceğine.

    öncelikle en klasiklerinden başlayalım. evet, tahmin edebileceğiniz üzere, kanada’da da en yaygın öğrenci işleri kasiyerlik, satış danışmanlığı, fastfood; coffeeshop gibi zincir restoranlardaki giriş seviyesi işler vb. bu tarz işler her zaman her zaman kolayca bulanabilir durumdadır ve öğrenci için yeterli miktarda bir gelir sağlarlar. tabi, çalışma şartları genelde zor olan işler bunlar ama sonuçta öğrenciyken geçici olarak yaptığınız için çok da zor olmayacaktır. bunları kariyer.net benzeri kanada’nın iş bulma sitelerinden bulabilirsiniz:

    indeed
    monster
    workopolis
    kijiji

    bu tarz işler ve diğer öğrenci işlerini bulmanın en güzel yollarından biri de okulunuzun kampüsündeki iş ilanı panoları ve broşürlerdir. bunları kesinlikle takip etmenizi öneririm. bu yöntemle bulunan işlerin internetten bulduğunuz işlere göre avantajı genellikle ya okulunuzda ya da okulunuza yakın bir bölgede olmasıdır. bu şekilde yol parasından da yırtabilirsiniz(kanada’da çok büyük oranda yol paranız işvereniniz tarafından karşılanmaz).

    diyelim bu klasik öğrenci işleri size göre değil. başka iş yok mu, aç mı kalacaksanız? kesinlikle hayır. malumunuz, gig economy dalgasına birçok yeni meslek türedi. bunlardan bazıları da öğrencilerin sıklıkla icra ettiği meslekler. bunların en yaygınları uber yapmak veya ubereats, foodora, doordash, skipthedishes gibi firmalarda yemek kuryeliği yapmak. tabi bu işleri yapmak için bir taşıta ihtiyacınız var. korkmayın ama, kanada’da araba fiyatları cidden uygun. ikinci el uygun bir taşıt alıp bu işleri de yapabilirsiniz. hatta, yemek kuryeliğini bisiklet veya yürüyerek de yapabilirsiniz. kışın çok zor olabilir ama yazın gayet rahatça taşıta ihtiyacanız olmadan paranızı kazanabilirsiniz bu yolla. hatta bence en güzeli yazın yürüyerek yemek kuryeliği yapıp para biriktirip araba almak. sonra da arabayla devam edersiniz aynı ise, ya da direkt ubere geçersiniz. bir taşla iki kuş, hem arabanız olur(araba kesinlikle lazım unutmayın) hem de para kazanırsınız.

    “senin tavsiyen nedir?” derseniz de, dediğim gibi belli bir miktarda cebinizde hazır parayla gelin. bu miktarı da yukardaki formülasyonla ya da kendi hesaplamınızla bulabilirsiniz. evet öğrenciyken iş bulmak aşırı kolay, hatta iş bulabileceğinizi %90 garanti bile edebilirim ama hayat bu nolacağı belli olmaz. yurtdışına geliyorsunuz, “ya bu ayın kirasını ali’den borç alayım” ya da “akşama annemlerde yerim yemeği” gibi kaçış yolları olmuyor paranız bitince. para konularında her zaman bir serengetidir yurtdışı, hele öğrenciyken ikiyle çarpın bu durumu. o yüzden temkinli olun, aşırı büyük riskler almayın bütçe konusunda.

    -iii.) kanada’da okumaya uygun ideal öğrenci ya da “kimler bu işe kalkışmalı?”: tabi ki de şaka yapıyorum başlıkta. kimin uygun olup olmadığına karar verecek insan ne benim ne de başkası. parası, imkanları, isteği, vizesi olan herkes gelir kanada’ya paşalar gibi de alır eğitimini. bu başlıktaki şaka yollu soruyu da ne danışman ne x ne ben, en iyi siz cevaplarsınız.

    ama 8 yıldır birçok değişik ülkeden gelen sayısız yabancı öğrenci gördüm kanada’da. birçoğuyla iletişimim oldu, arkadaşlarım oldu. dertlerini dinledim, dertlerimi anlattım bu adamlara. bu yüzden, naçizane, bir iki gözlem yapma fırsatım oldu kendimce. yine naçizane, kanada’ya ve üniversite sistemine iyi adapte olabilen veya zorluk yaşayan öğrenci tipleri hakkında üç aşağı beş yukarı bir fikrim var.

    öncelikle şunu söyleyeyim: bu yazıyı okuyanların en az %80 gibi büyük bir çoğunluğu gayet kolayca adapte olup paşalar gibi üniversitesini okuyabilir kanada’da. cidden zor bir mesele değil bu çünkü. paranız, isteğiniz, birazcık iş ahlakınız ve disiplininiz, kendinizi sürekli geliştirme arzunuz, kendi işinizi kendi görebilmeniz vb. basit hayatta kalma yetenkleriniz varsa bu işi kolayca yaparsınız. ama tabi bu iş öyle youtuber’ların ve danışmanların anlattığı gibi alice harikalar diyarında da değil. öyle toz pembe bir kanada ve okulları yok tabi. bu yukarda saydığım yetenekler ve bütçeye sahip olup da zorlanabilirsiniz kanada’da. ki bu da hiç utanılası, göçünülası bir durum değil: bir eksiklik değil. her insan yurtdışında yaşayabilecek diye bir şart yok.

    gelelim bu zorlanan ve hatta başarız olup geri dönen insanların ortak özelliklerine. öncelikle şunu belirteyim, burda kesinlikle bir aşağılama amacı yok. aşağıda yazacağım özelliklere sahipseniz eksiksiniz tarzı bir laf kesinlikle etmiyorum. bu özelliklere sahip hayatınızda çok başarılı, donanımlı bir insan da olabilirsiniz pek ala. bunlar sadece yurtdışı ile ilgili, başka bir tespit amacı yok.

    dediğim gibi, bu sadece benim kişisel gözlemim. bağlayıcılığı yoktan hallice. daha da ötesi bu bir genelleme, o yüzden aşağıdaki satırları okuyup kanada’ya gelmekten filan vazgeçmeyin. sadece bir fikriniz olsun diye listeliyorum bu özellikleri:

    - lükslerinden ve keyiflerinden vazgeçememek.

    -‘idare etmek’ diye tabi edebileceğimiz olayda pratiği olmamak.

    - kendi işini kendi görememek(yemek, temizlik vb. gibi ev döndürme işleri) ve bu işleri öğrenmeye hevesi olmamak.

    - su an yaşanılan yeri, hayatı ve sosyal çevreyi(arkadaşlar vb.) çok sevmek. ya da genel olarak homesickness diyebiliriz. bu işin kötü tarafı, ne kadar homesick’lige yatkınlığınız olduğunu yurtdışında yaşamadan bilemiyorsunuz. o yüzden bunu sadece yurtdışında yaşama deneyiminiz varsa değerlendirin derim, yurtdışı tatilleri aynı deneyimi sağlamıyor.

    - çok yerel olmak. bunu tam nasıl açıklarım bilmiyorum. şöyle bir örnek veriyim: kanada’da adam gidiyor tonlarca yol tepip salçasını bile türk marketinden alıyor, iki katı fiyatına hem de. size yemin ederim kanada marketindeki salçanın tadı da birebir aynı, hiçbir farkı yok türkiye’deki salçadan. diyeceksiniz ki “alsın adam sıkıntısı ne bunun?” ama öyle değil site. salçasına, kahvesine, bilmemnesine kadar yerel sevdalıysanız(ki bunda hiçbir sıkıntı yok) yabancı ülkeye alışmanız cidden zor. kendinize eziyet edersiniz. ha bu sadece yemek mevzusu da değil, mesela bu özelliğe sahip arkadaşlar o kadar yerel özlüyor ki kanada’daki kaldırımlarla türk kaldırımlarını karşılaştırıp türk kaldırımına özlemini beliritiyor. evet bu örneği birebir yaşadım. bu adam türkiyeye gidip gelmekten 2 senelik okulunu 6 senede bitirdi.

    - değişime karşı olmak. bu da yerel olmanın kuzeni bir konu. hayatınızda en ufak bir değişim bile sizi huzursuz ediyorsa kanada işi sizi zorlayacaktır. bir de şunu tavsiye edeyim, değişimin boyutunu kesinlikle avrupa ile kıyaslamayın. kuzey amerika cidden ayrı bir dünya. avrupa’da da yaşamış biri olarak türkiye-avrupa arasındaki farkı en az 2’yle çarpın derim.

    -full beyaz beklemek. tabire gel haha?? şaka bir yana, birçok insan kanada’ya gelirken avrupa gibi beyaz, klasik batılı yerlilerin oluşturduğu bir topluluk bekliyor. bunu bulamayınca da ciddi hayal kırıklığına uğruyor. eğer böyle bir beklentiniz varsa yol yakınken uyarayım, kanada bu durumdan en uzak ülkelerden biri. kanada göçmen ülkesi, hatta dik alası. hele büyük şehirlerde %50’lere varan bir göçmen oranı var. okullara hiç girmiyorum bile. eğer dağın başında bir üniversiteye gitmiyorsunuz size birçok sınıfınızın en az yarısının yabancı öğrenci olacağının garantisini verebilirim. “nereli bu göçmenler?” derseniz de genel olarak hindistan, çin, kore, diğer güney asya ülkeleri, arap ülkeleri, afrika, rusya, yunanistan diyebiliriz sıralama olarak.

    -kanada’yı cennet sanmak. evet burası gayet güzel, yaşanılası bir ülke. evet, kanada okullarının eğitimi de gayet iyi ve belli bir standartta diyebiliriz gönül rahatlığıyla. ama buraya sorunsuz, tozpembe demek için bu işten bir maddi veya manevi çıkarınızın olması lazım. yani danışman veya youtuber olmanız lazım:). kanada’nın ne gibi sorunları var hakkında fikir sahibi olmak için yukarda utanmadan binlerce kez reklamını yaptığım kanada entry’me göz atabilirsiniz:)

    “senin tavsiyen nedir?” derseniz de bu konuda, dünyanın en kısa tavsiyesini verebilirim gönül rahatlığıyla: kendinizi iyi tanıyın, beklentilerinizi iyi bilin.

    sonunda geldik yazımızın, pardon kitabımızın:), sonuna.

    işin özü, kanada’da üniversite okuma işi hem artıları hem de eksileri olan, idealliğinin kişiden kişiye çok değişeceği bir mesele. unutmayın, evet kanada üniversiteleri gayet iyi; evet kanada’nın birçok şehri sorunlarına rağmen dünyanın en yaşanılası yerleri ama bu herkes için geçerli değil. siz siz olun, bu yazı da dahil olmak üzere, iyi sorgulayın kanada hakkında duyduklarınızı. size her tavsiye verenin, her akıl verenin çok da masum olmadığını ve çıkarları olabileceğini aklınızın bir köşesinde bulundurun her zaman araştırmanız sırasında. bu sorgulayıcı ve bilinçli yaklaşımla yaptığınız araştırmanız sonunda da kendi istekleriniz, beklentilerinizle karslıastırıp kendi kararınızı kendiniz verin. ne benim, ne arkadaşınızın, ne youtuber’in, ne de danışmanın sizin yerinize karar vermesine izin vermeyin. tavsiye alın çevrenizden, karar değil.

    valla dediğim gibi kitap yazdık:) umarım vaktinizin ve pestili çıkan gözlerinizinin karşılığını verebilmişimdir. umarım, en ufak da olsa, bir yararım dokunabilmiştir karar verme sürecinizde. bilmiyorum değinmediğim bir şey kaldı mı ama bu yazı sonrasında hala aklınıza takılan bir soru olursa mesaj yoluyla ulaşmaktan sakin çekinmeyin. ne kadar eften püften, ne kadar ayrıntı olursa olsun sorun. elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım.

    umarım her şey gönlünüzce olur.

    not: university of x ve olcay tamamen hayal ürünüdür, gerçek kişi ve kurumlarla uzaktan yakından bir bağlantısı yoktur. davalik olmayalım sonra:)
  • nasıl yapılır bilenler yeşillendirsinnn yeağğ ukalalığında değil, college/university farketmez kanada'da okuyanların gerçekten tecrübesine ihtiyacım var birkaç soru soracağım.