şükela:  tümü | bugün
  • kanatlarını kfc de bırakmış bir tavuk da bu statütedir.
  • kanadini kediye kaptirmis kuslardir, yasamalari sans degil tersine isgencedir.
    acik, cok acik..
  • (bkz: hamsi kuşu)
  • olmayan - dır.
    kuş uçar;
    kanadı da uçma nesnesi sanmaları içinden yok - tur.
    uçmayan kuşun kanadı ne işe yarar derseniz...
    vardır bir hikmeti..
    hikmet, denge olmasın sakın!
  • --- spoiler ---

    minicik bir alıntı
    --- spoiler ---
    nerede başladı bütün bunlar? tarihte başlangıçlar olmuyor; zira olan her şey, daha sonra olanların nedeni veya öncüsü haline geliyor. bu nedenler ve öncüller zinciri,paleolitik çağlara, bir aşiretin ilk kabil’inin bir başkasının habil’ini öldürmesine kadar geriye doğru uzanıyor. bütün savaşlar, kardeşin kardeşi öldürdüğü savaşlar ve dolayısıyla rüzgarının dairesel bir rotası; her halkın, her ulusun ayaklarının altındaki patika boyunca öne ve arkaya doğru esip duran, sonsuz bir suçlamalar zinciri var; öyle ki, belli bir zamanda kurban konumunda olan halklar, bir kuşak sonra kurban olan halklar oluyorlar. özgürlüklerine yeni kavuşan uluslar da, anında sabık baskıcılarının kullandığı araçlara başvuruyorlar. milliyetçilik, ütopyacılık ve dinde mutlakçılıktan oluşan bulaşıcı üçlü, bir potada eriyerek, bir ırkın ahlak madenini aşındıran bir asit geliyor ve o ırk başkası tarafından yapılıyor olsa rezilce bulacağı işleri, utanmadan, hatta ihtiharla icra ediyor.
    1821 ile 1913 yılları arasında sürmüş menfur bir sürgün var ki, bizler bunu unutmayı tercih etmiş ve bundan hiçbir ders almamışız. 1821 yılında, 26 mart ile paskalya pazarı arasında özgürlük adına yunanlı hristiyanlar 15bin yunanlı müslümanı işkenceyle öldürüp mallarını yağmalayıp evlerini yakıyorlar. yunanlı kahraman kollot kontronis, hiçbir vicdan azabı duymaksızın övünmüş; çünkü cesetler o kadar çokmuş ki atının nalları atina’nın şehir kapısıyla stadel arasında yere asla değmemiş. pelopones de çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce müslüman etrafı çevrilerek kılıçtan geçirilmiş. binlerce mabed ve camii yerle bir edilmiş; öyle ki bugün yunanistanda ya bir ya iki camii kalmış durumda.
    1820 yıllar boyunca sırbıstan ve rusyaya karşı yapılan savaşın bir neticesi olarak yirmi bin müslüman sırbıstandan sürülüyor.1875 yılında ortodoks bosnalı sırp hıristiyanlar genelde müslümanların özelde de osmanlı yetkililerin katledilmesi için kampanya başlatıyorlar.
    1870 yılında bulgar hıristiyanları, bilinmeyen bir miktar türk kökenli topraksız köylüyü katlediyorlar.
    1877 de rusya, osmanlılara yönelik aşağılayıcı bazı ayrıcalıklar koyma girişiminde bulunuyor ve kabul görmeyince savaş ilan ediyor. kafkasya da müslümanlara karşı kullanılmak üzere icat ettikleri taktikleri kullanan kazaklar bulgar ihtilalcilere ve topraksız köylülere, müslümanlara ait bütün mülke el koymaları için yardım ediyorlar. bu kazaklar kimse kaçamasın diye köyün etrafını sarar, köylüleri silahsız bırakıp ve katletmek üzere bulgarların üstüne yollarlarmış. bazen köyler top ateşiyle silinirmiş yeryüzünden. bazen köylüler köle olarak satılırlarmış. avrupalı diplomatlar, bu tefrikanın bu bölümü kadınlar için mümkün olduğunca geç ölecekleri yeni işkence yöntemleri icat edilmesine yol açan sistemli tutum dolayısıyla dikkat çekici olduğunu kaydetmiş bulunuyorlar.
    bu imha kampanyasının bir neticesi olarak, tek bir dine mensup olmakla birlikte çeşitli etnik kökenden gelen, açıklıktan ölme raddesindeki çok büyük bir müslüman mülteci yollara dökülüp, şakiler, gerillaler ve yüzlerce hiç durmaksızın bir o yana bir bu yana sürülüyorlar. edirneden tefuz yüzünden günde yüz tanesi ölüyor istanbul’un camii olan büyük kilisesi aya sofya’ya dört bin ümitsiz ruh tıkışıp hergün 30 tanesi, yalnızca yeni gelenlere yer açmak üzere ölüyor. bu müslümanların yanı sıra ve arasında tarihin hemen hiç dikkate almadığı yahudiler de acı çekiyor ve ölüyorlar; ziraa özgürlükçü kahramanların o günlerdeki ortak çığlı: ” yahudiler ve türkler dışarı!”
    karadağlılar, müslüman nufüsün tamamını ya öldürüyor ya da sürüyorlar.
    1879 da bosna hersek müslümanlarının üçte bir ya göçmüş ve ya öldürülmüş.
    bab-ı ali britanya büyük elçisi sir henry layart, rus politikalarının bölgeyi müslümanlardan temizleyip yerine slavları geçirmek olduğunu yazıyor.
    1912’de bulgaristan, sırbistan, karadağ ve yunanistan, hep birlikte daha çok osmanlı toprağı ele geçirmek ve zoraki göçün oranını artırmak niyetiyle, osmanlı devleti’ne savaş ilan ediyorlar. yukarıda anlatılan taktiklere, bir de, müslümanları kahvehanelere ve ahırlara sürüp ahırdan da ateşe verme tekniği ekleniyor. önceden de olduğu gibi, sivil erkekler çabucak öldürülüyorsa da kadınlara ölene kadar, mümkün olduğunca ağır ağır işkence yapılıyor. yakalanan osmanlı askerleri özel bir zulme maruz kalıyorlar. edirne’de yenilmiş askerler bir adaya dolduruluyorlar ve ölmeye terk ediliyor. tarih kitapları, mahcup bir tavırla, uygulanan dehşetin ayrıntılarının açıklanamayacak ölçüde iğrenç olduğunu ifade ediyorlar.
    ana taktik, komitacı adı verilen, kimilerince gerilla, eşkiya, haydut veya özgürlükçü kahramanlar diye de tanımlanabilecek, nefret ve yağma isteğiyle(bunun bir başka adı vatanperverlik oluyor) dolu, başıbozuk ani baskın birliklerinin köylere saldırması ve köylüleri yollara dökmesi. karadağlılar arnavutluk’u harabeye çeviriyor. trakyalı türk mülteciler, yunanlılar tarafından doğuya doğru sürülüyor ve sonra güneye ilerleyen bulgarlar tarafından geri döndürülüyor ve bir kere daha doğuya sürülüyorlar. yaşadıkları sefaleti ve umutsuzluğu tasavvur etmek dahi imkansız. bulgar ordusu ardında 12 kilometre boyunca harabeye dönmüş köyler bırakıyor. kazandıkları zaferden sonra bulgarlar, yunanlılar ve sırplar, makedonya üstünde ayrı ayrı hak iddiasında bulunuyorlar ve yunanlılar ile sırplar, bulgaristan’la savaşa giriyorlar, kısa bir süre sonra romanya da partiye katılıyor. osmanlılar, hristiyan özgürlükçüler arasındaki didişmeden yararlanarak edirne ile doğu trakya’yı geri alıyorlar.
    balkan savaşları sırasında kaç tane sivil müslümanın, kaç tane sivil yahudinin ve kaç sivil türkün öldüğünü bilmek mümkün değil, kaç askerin öldüğünü de; ne var ki osmanlıların yaklaşık yarım milyon mülteci kabul etmek zorunda kaldıkları biliniyor. sürekli çatışma ve asla sonu gelmeyen mülteci akın ekonomiyi sakatlıyor. harap olan bir başka şey de, osmanlı imparatorluğu’nun en önemli başarısı, herkes için din özgürlüğüğ garanti eden millet sistemi ölüyor. birtakım sapmalara rağmen, hemen hemen bütün tarihi boyunca imparatorluk farklı mezhepleri korumuş; onlara, kendi meselelerini idare etme ve kendi yasalarını izleme izni vermiş bulunuyor ki yunan ortodoks kilisesi’nin, yunan dilini ve kültürünü, bizanslıların dinini de peşinde sürükleyerek, osmanlı devleti’nin bir kolu halinde, kılına bile dokunulmadan varlığını sürdürmesi gibi, padişahların, bizans idari sistemini devralıp değiştirmeden bırakmalarının da gerekçesi bu oluyor. ne var ki artık, köy hitlerininden oluşma bir yığın, cehennemin dinci ve milliyetçi nefret çorbasını kotarmış, balkanlar, daha kötüye doğru, tamiri mümkün olmayan bir biçimde değişmiş bulunuyor.