şükela:  tümü | bugün
  • sanatın herhangibir dalında seckinlerin belirledikleri sınırları belirlenmis estetik değerler.
  • ezanlarda da gerçekleşir. birbirine çok yakın camilerde ezanlar birer dize farkla okunur.
    özellikle sultanahmet'teki camilerin müezzinleri, güzel ezan okuyanlar arasında seçildiği için orada denk gelinen böylesi bir durum kulağa çok hoş gelir.
  • ''kural model'' anlamına gelen grekçe bir kelimedir. m.ö.ıı. yüzyılda iskenderiye okulu gramercileri tarafından bütün edebiyat türleri için model sayılabilicek yazarların listesine denirdi.
  • (bkz: pachelbel)
  • grekçe olanı kural ve model anlamına gelen kelime.
  • kanon: (eski yunanca) müzikte, bir çeşit çokseslilik kurali ile yapılmış parçalara "kanon" denilir. iki sesli bir kanon, en az iki kişi tarafında, ard arda başlanarak okunur. önce başlayan, 2 numaralı yere gelince, ikinci kişi 1 numaralı yerden başlar. böylece, iki kişi, aynı parçayı, ard arda başlayarak aynı zamanda okumuş olur. buna, "kanon yapmak" denir. (her parça kanon olmaz.)
  • barok dönem müzikte, çok sesleme tekniklerinden biri olan kontrpuan tekniğiyle yazılmış, bir formdur.
    kanon formunda ölçü kalıpları vardır.iki veya ikinin geometrik katlarından oluşan bu ölçü kalıpları, her partide aynı sırayla yeralır.dördüncü parti birinci kalıbı çalarken, üçüncü partinin ikinci kalıbı, ikinci partinin üçüncü kalıbı, birinci partinin ise dördüncü kalıbı çalar ve beşinci kalıba geçer...
    biri kalıbı bitirip, kalıbın devamı diğer kalıba geçtiğinde sırasıyla ikinci sonra üçüncü başlar.bu müzik formunda kanon kalıbı 2 ölçüyse, her 2 ölçü, bir öncekine uyumlu olmalıdır.eğer sözkonusu olan kanon 4 sesliyse her 2 ölçü, bir önceki 3 adet iki ölçüye uyumlu olmalıdır.
    en ünlü kanon yazısı, pachelbelin kanondadır.
    bu aynı zamanda iyi bir basso ostinato örneğidir.
  • mesela adele'in set fire to the rain şarkısını 3'er saniye arayla iki ayrı tab'da açtığımda ortaya çıkan güzel bi şey. başka şarkılarla da deniyorum, enteresan oluyo. insana kendini sıfırdan müzik yapıyomuş gibi hissettiriyo -ki bunu en son küçükken orgla samanyolu coverı yaptığımda hissetmiştim.
  • "akademik bölümler dahilinde, çömezlere ya da kendi bildiğini okuyanlara doğrultulması âdet olan mukaddes bir silah. söz konusu silahtan ateşlenen mermiler, ilgili cemiyet ve/ya kamplara giriş için elzem olan yara izlerini hâsıl edebilir."
    akademik yaşam için anahtar kelimeler.
  • besim dellaloğlu'nun bugün gazete duvar'da yayımlanan yazısından sonra son dönemde meşhur olan bu kavram üzerine biraz düşünme gereği hissettim.

    “geçmişe ait olan ama şimdi de değerini kaybetmeyen yapıtları” işaret etmek için kullanılan bir kelime olarak klasiğin yerine bugünlerde kanonun geçtiğini belirten dellaloğlu kanonun, “klasik külliyatın bütününü tekil olarak ifade etme fırsatı” verdiğinden ve “çağdaş olan yapıtları da ekleme imkânı” sunduğundan söz ediyor. yani kanon bir anlamda klasik demek. kanon kavramının daha çok ingilizcede yaygın olduğu bilgisini de sunuyor. bize tozunu yuttuğumuz sıralardan bugüne değin “klasik” üzerinden anlatıldı.

    bizde paralel ilerleyen bir kanon olduğunu söylüyor dellaloğlu. bu paralellik ise -her zamanki gibi- sağ ve sol olarak ayrışıyor. nâzım hikmet bir grubun klasiğiyken necip fazıl başka bir grubun klasiği haline geliyor. ağzıyla kuş tutsa da semih gümüş'ün listesinde sezai karakoç'a rastlayamayacağımız gerçeğini kabul ettik artık. aynı gerçek sağdaki uç isim yusuf kaplan'ın oluşturduğu okuma listesinde asla adı anılmayacak sabahattin ali ya da yaşar kemal için de geçerli.

    bu tür ayrımların diğer edebiyatlarda olmadığı bilgisini de yazı aracılığıyla vermiş olalım. fakat bizim için ahmet hamdi ve sabahattin ali örneğinin ortak kanon olma noktasında ilerlediği tespitinde de bulunuyor. bu görüşe katılmamak elde değil. fakat bu denli dar bir listemizin olması elbette üzücü bir durum. hep öteki mahalleye hakaretlerle ilerliyor. tek bir kitabını okumadığı bir yazarın -meşhur- dünya görüşü üzerinden olumsuzlayanlardan geçilmeyen mahallelerde yaşıyoruz.

    ekşi sözlük'teki yazar başlıklarına bakmanız bunun için kafi. ismet özel başlığı özellikle “savunanlar, sevenler, nefret edenler”le dolu. “iyi şair berbat insan, pis sağcı, kötü şair.” aynı durum sağ cenah için de geçerli. bazı isimlerden örnek vermek abes karşılanıyor. “yadırganmanız, yargılanmanız, şu dururken ondan bahsedilir mi?” eleştirilerine maruz kalmanız işten bile değil. ben yine de bilhassa edip cansever, turgut uyar, cemal süreya, ahmet haşim, yahya kemal gibi şairlerin -paralelsiz- kanon içinde yer aldıklarını düşünüyorum. yine oğuz atay'ın da kanonda çok rahatça yer alabilecek bir isim olduğunu belirtmek lazım. tabii kime göre değil mi?

    orhan kocak'ın tanpınar için söylediği bir anekdot geliyor aklıma. vaktiyle huzur'u kapağı görünmesin diye kaplayarak gizli gizli okuduklarından söz ediyordu kocak. şimdilerde öyle mi?

    umarım parelellerden kurtulur ve edebi anlamda rüştünü ispat etmiş klasiklerimizi hep beraber kabul ettiğimiz bir toplum oluruz. çok zor ama imkansız değil.

hesabın var mı? giriş yap