şükela:  tümü | bugün
  • 3 kere ameliyatını olduğum, peşimi bırakmayan hastalık.

    cinsi paratiroid kanseri. çok nadir görülüyor.

    üniversite son sınıf öğrencisiydim. bulantı, kusma, baş dönmesi vs gibi şikayetlerden sonra antalya'daki okulumdan mezun olup izmir'e ailemin yanına geldim. önce neyim olduğu uzun süre bulanamadı. beyin tomografileri, kan sayımları vs vs vs. bir gün 9 eylül üniversitesi'ndeki bir nörolog tahlillerimde kalsiyum değerimin çok yüksek olduğunu söyledi. tetkikler yapıldıktan sonra boynumdaki paratiroid bezlerinden birinin anormal davrandığı anlaşıldı. çünkü kemiklerden vücuda çözülen kalsiyum miktarını paratiroid bezlerinden salgılanan parathormon belirliyor. neyse ameliyat dendi. biz daha o zaman kanserin k'sini bilmiyoruz. annem başıma gelen her doktora, gereken neyse yapın, oğlum çok genç, yeni mezun gibi söylemlerde bulunuyor, ben de anneme sanki doktorlar işini bilmiyor, anne lütfen sus gibi şeyler söylüyorum, doktorlara gereksiz telkinlerde bulunduğu için anneme kızıyorum.

    bu paratiroid zıkkımının kanser vakaları çok nadir olduğu için doktor nasıl olsa kanser değildir diye boynumdaki bezi 8 parçaya ayırıp çıkarıyor.

    kanımdaki parathormon ve kalsiyum değerleri düşüyor ve 3-5 gün sonra taburcu oluyorum. eve geldiğimde patoloji raporunda yazan karsinoma ile uyumlu görüldü sözündeki karsinom kelimesini sözlüklerde aratınca kötü huylu tümör olduğunu öğreniyorum ve başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. patolojiyi yapan doktorla konuşuyorum ve paratiroid kanserlerinin çok nadir görüldüğünü, boynumdakinin kanser olup olmadığını söylemenin bile çok zor olduğunu söylüyor ve içini ferah tut diyor. ben de nasıl olsa parathormon ve kalsiyum değerlerim düşük diye içimi rahat tutuyorum.

    yeni mezun olmama rağmen, bir iş bulup çalışmaya başlıyorum. her şey güzel gidiyor. 4-5 ay geçiyor ve her ay yapılan tahlillerde pth ve kalsiyum değerlerim giderek yükseliyor ve 2. bir ameliyat deniyor. ikinci ameliyatı da oluyorum ama ne pth değerimde ne de kalsiyum değerimde bir değişme oluyor.

    2. ameliyattan 4 ay sonra 3. ameliyat için hazırlıklar tamamlanmış bulunuyor. yapılan tetkiklerde kanserin sadece boynumun bir bölgesinde olduğu belirleniyor. ben bu sefer bu pis hastalığı boynumdan söküp çıkaracaklarına inanıyorum ve 3. ameliyatı oluyorum. hem pth hem de kalsiyum değerlerim oldukça düşüyor.

    ameliyattan kısa süre sonra gene bir iş buluyorum ve bu sefer kazancım da iyi. yeni dostlar ediniyorum, çok güzel filmler izliyorum, çok güzel şarkılar dinliyorum. tetkikler devam ediyor ve pth ve kalsiyum giderek artmaya devam ediyor. hikayemde bugüne geldik işte. ailemin ve benim durumumu düşünün.

    paratiroid kanseri çok nadir görüldüğü için diğer kanser türleri gibi bilim insanları tarafından çalışılmıyor. sinekalset diye bir etken madde var. bu maddeyi içeren hapla kalsiyumu bir nebze düşürebiliyorsunuz ama benim şansıma bakın ki sinekalset benim bünyemde kalsiyumu düşürecek etkiyi göstermiyor.

    doktorumla yaptığım son konuşmada kendisi bana ameliyatla bu işten kurtulma şansımın çok nadir olduğunu söyledi. oysa benim bütün umudum, kanser henüz vücudumun tümüne yayılmadan boynumdan tamamen çıkarılıp atılmasına bağlıydı. bu kansere karşı ne bir kemoterapi ne de rapyoterapi var.

    psikolojim çok kötü. bütün bir umutsuzluk ve keder içindeyim. henüz 26 yaşında böyle ağır bir savaş vermek benim için çok zor. ailemin de psikolojisi iyi değil. 25 yıl gözünün içine bakıp büyüttükleri çocuk nadir görülen bir türe yakalanıyor.

    her şeye rağmen işte, hayat devam ediyor.

    belki avrupa'da, amerika'da ya da ne bileyim küba'da bir çaresi vardır da, burayı okuyan biri bana derman olur diye sizinle paylaşmak istedim.

    hepinizi çok seviyorum.

    edit :

    e-mail : needtobecured@gmail.com

    konuyla ilgili başlıklar :

    (bkz: paratiroid kanseri)

    (bkz: alm est'e tedavisi için destek oluyoruz kampanyası)

    ne yazacağımı, ne yapacağımı bilememekle birlikte bana çok büyük bir ailenin en sevilen ve en küçük çocuğu hissini yaşattığınız için hepinize tek tek ve hiç bitmeyecek bir hisle minnettarım.

    o kadar çok iyi dilek ve en ufak yardımım olsa kardır diye yazılan doktor tavsiyesi mesajı aldım ki gerçekten ne yapacağımız hakkında en ufak bir fikrimiz yok. elimden geldiğince durumu özetlemeye ve sık sorulan soruları cevaplama çalışacağım.

    kan kalsiyumu seviyem üst sınırı aşmış olsa da parathormon seviyem henüz normal referans değerleri arasında olduğu için teknik olarak şu an kanser değilim. şu an 50 birim civarında olan bu değer ne zaman 80-100 sınırını aşar onu da bilemiyoruz. belki 1 hafta, belki 1 ay belki 2 ay. kalsiyum 2-3 birim daha artıp hayatımı tehlikeye atana kadar hastaneye yatmama gerek yok. hastaneye yatana kadar geçecek sürede tedavinin nerede ve nasıl gerçekleşeceğine karar vermemiz açısından acilen bir çıkış yolu bulmamız gerek. hastaneye yattıktan sonra benim elim kolum bağlanacağı için seçenekleri hızla daraltmam gerekiyor. sorulara gelirsek :

    hangi hastanede yatıyorsun?

    - bahsettiğim gibi kan kalsiyum değerim 12-13 birim olana kadar (şu an 10.3) hastaneye yatmama gerek yok. takibimi ege üniversitesi yapıyor ve 28 ağustos cuma günü beni takip eden hocamla randevum var.

    maddi olarak bir şeye ihtiyacınız var mı?

    - şimdilik yok görünüyor ama zaten henüz istanbul'dan sadece 1 hocayla görüştük. birkaç hocadan fikir almak ve bu bağlamda pahalı tetkikler yapılması gerekirse maddi desteğe ihtiyacımız olabilir. evi, arabayı satıp yetişemezsek emin olun haber vereceğim.

    türkiye'de kimlerle görüştünüz?

    - durumu sadece 9 eylül ve ege üniversitesi biliyor. sadece fikir almak bakımından istanbul'da meşhur bir endokrin cerrahla görüştük.

    kanzuk'u da seviyor musun?

    - evet, seviyorum.

    tüm gelişmeler= #54373737 (en son kasım 2018)
  • babam. 5 yaşında kaybettim. kendisi de 43 yaşındaydı. ağzından sigara ve alkol düşmezmiş. yıllarca annemle birlikte gurbette almanya'da işçi olarak çalışmışlar. biriktirdiklerini orospu çocuğu dayısına yollamış. burada bir apartman yaptırmak için. o orospu çocuğu dayısı da yolladığı paraların yarısını yemiş. bizim rahmetlinin yolladığı paralarla 2 apartman dikilecekken tek apartman dikilmiş. sonradan rahmetli öğrenince iş işten geçmiş tabii. sonra hasta olmuş, toprak çekmiş. dönmüşler memlekete. zaten bir sene sonra da toprağa kavuşmuş babacığım. kul hakkını bırak yemeyi, yedirmiş aq. kendi hakkı yenmiş.

    dün 33 yaşında bir arkadaşımın kanserden vefat haberini aldım. inanın bırak kul hakkı yemeyi, çocuğun yardımına koşmadığı insan yoktu. yerinde durmazdı. komşusunun bir ihtiyacı varsa koşa koşa giderdi. dün kaybettik. toprağı bol olsun. yazlığında bizi misafir etmişti. yedirip içirmişti. çok güzel bir insandı.

    kedim zeytin. o da kanser oldu. ameliyat ettirdik. tekrar kitle çıktı. metastaz olmaması için dua ediyoruz. çocuk 10 yaşından beri bizimle, yediği tek şey maması, kul hakkı yedi mi bilemem.

    başkası yazsa çok pis küfrederdim de, delikan76 abimiz yazınca eskiden gelen bir saygım olduğu için kendisine susuyorum. duygusal bir zamanında yazdı heralde diyorum. itü mezunu adam sonuçta.

    sonuç olarak kanserin kul hakkıyla falan alakası yok arkadaşlar. saçmalamayın. hepinizi öpüyorum. bol sağlıklı günler diliyorum.
  • etrafinizda kanser cesitleri uzerine konusan, tedavi yontemlerini detaylica bilen, ilaclari butun endikasyonlari ile siralayan ama doktor olmayan birileri görürseniz, onlara bunlari nerden ogrendigini sormayin. sorup de acilarini tekrar hatirlatmayin onlara. anlatiyorlarsa dinleyin, siz de ogrenin.
    kanser boyle birsey iste; götürürken birilerini, geride alimler birakir...
  • birgün oturup benim de uzuuun uzadıya duygularımı dökeceğim başlık. ancak şimdilik sadece şunları yazmak istiyorum. 6,5 sene tam tamına 6,5 sene boyunca bu hastalıkla mücadele etti annem ve onu yılbaşı arifesi 31 aralık 2014 günü kaybettik. kanser benim en değerlimi annemi aldı benden, 2012 senesinde doktorlar 4 ay ömrü kaldı dediğinde babamlar bunu bize söylemedi, çünkü ben üniversiteye hazırlanıyordum, annem de istemezdi benim derbeder bi hale gelip çalışmaktan vazgeçmemi. sonuç olarak babamlar bunu saklamaya ve kemoterapi vermeyelim artık hastaya da yazık dedikleri anneme kemoterapiler aldırmaya devam ederek 3 sene daha yaşamasına öncülük ettiler. ancak buraya kadarmış, ilk önce bağırsağından başlayan ancak kötü huylu ve geç teşhis sonucu dalak ve safrasına yayılan tümörler, ilk ameliyattan sonra büyük ölçüde temizlenmiş olmasına rağmen bu sefer karaciğerde geri geldiler ardından pankreas ve akciğere ve yoğun bakıma alınmadan önceki dönemde de kemiklerine kadar sıçradı. çok acılar çekti annem, günler geceler boyunca süren dayanılmaz ağrılarla mücadele etti, denemediğimiz ağrı kesici kalmadı piyasada ama bu lanet hastalık önlenmeyi geç kamufle bile edilemedi, annemi hiç iyi zamanlarında hatırlayamıyorum, 20 yaşındayım ve 14 yaşımdan beri annemin mücadelesine tanıklık ettim, ama annem hiç bi zaman ben kanserim ben hastayım demedi, ev kadınlığını olabildiğine aksatmadı bize hep yemek yaptı, iyi olmadığı zamanlarda oğlum pilavı da sen yapar mısın dedi, kötü olup hastaneye yattığı son anlarda bile babama gömleğini ütüsüz mü giydin diyicek kadar annelik mesleğine aşık bi kadındı, yoğun bakıma girmeden önceki gün izmirden gelen akrabaları için ablama eve gidip et pişir ama buzluktaki et bayatlamıştır yenisini alın yanına da güzel bi pilav yap diyebilecek kadar düşünceliydi, şehirdışında okuyan benim için artık haber verelim mi dediklerinde, hayır haber vermeyin onun sınav haftası o ders çalışsın diyicek kadar da beni düşünen bi kadındı. ah keşke öyle demeyeydin anne de çağıraydılar beni, son kez seninle konuşabileydim, doya doya öpebileydim seni, cansız bedenini öpmenin verdiği acıyı teselli edebileceğim son bi konuşmamız bile yok seninle. çok özlüyorum seni anne. evde sen gittiğinden beri yokluğunu hissettirmemek için elimden geleni yapıyorum. yemeklerini bilmediğim için teyzemi arıyıp yapıyorum ki seninkine benzesin. evi de süpürüyorum anne, senin istiyceğin gibi davranıyorum. hiç bi şeyine de dokunmadık anne her şey senin gittiğin günkü gibi duruyor hala. sadece sürekli öpebileceğim kimsem yok artık, dizlerine yatabileceğim, oğluşum diye seven birisi yok artık beni. sensiz çok yalnızım anne
  • - iğne biyopside göremedik gerçekten. temmuz ayında çekilen mamografide, dün çekilen ultrasonlarda da çıkmaması ilginç. kitleyi alırken 2-2,5 santimlik merkezin çok dışından sıyırdım, yaklaşık 5 santim çapında bir kitle aldım. onun bile en dış çeperinde kanserli hücre çıkması tabi, biraz tereddüde düşürüyor bizi. önce cerrahi müdahale. memeyi ve koltuk altı lenf bezlerinin tamamını sıyırmak durumundayız. bu kadar kontrollü bir kitlenin bu derece yoğun yayılımlı olması nedeniyle hem kemoterapi hem de şua yapılır diye düşünüyorum. o tabi onkologla yapılacak görüş birliği sonucu karara bağlanacak. hastayı en kısa sürede ameliyata hazırlamalıyız. ama bu da zaman alacak. 3 evre yaşayacak hasta; inkar, isyan, kabullenme. bu evreleri en kısa sürede atlatması için moral takviyesiyle yanında olmamız lazım. ama bu suratla olmaz meral hanım, biraz daha güçlü olmalısınız. şimdi bir dizi görüntüleme daha isteyeceğim sizden. bu kadar yayılımcı bir hücre, karaciğere, kemiğe ya da akciğere atmış olabilir, bakılacak. hayır ameliyattan önce ya da sonra bakılması anlamlı değil seyir açısından. ama bu hafta bakalım hastayı moral olarak ameliyata hazırlarken. bir hafta sonra düğün mü var? haaa oğlu mu? e tabi hasta psikolojisi, düğünün onun açısından önemli olması kaçınılmaz. düğünü yapın o zaman, sonraki pazartesi başlayalım. bu arada moral çok önemli. özellikle size çok büyük görevler düşüyor bu aşamada. metastaz konusunu şimdilik anlatmayabiliriz mesela, "operasyon öncesi rutin tetkikler" diyebiliriz.

    yıllardır oğlunun evlendiğini görebilmek için dua etti annem. oğlu çok güzel bir kız bulduğunda, nişanlandığında, evini döşediğinde, damatlık aldığında, düğün için davetiyelerini hazırladığında "hatuncuğum ağzın kulaklarında bakıyorum" dedim hep yüzüne. gerçekten ağzı kulaklarındaydı. düğüne bir hafta kala olmamalıydı bu. bizim başımıza gelmemeliydi. ama gencecik insanların hayatlarının pisi pisine sönüp gittiğini, pek çok yüreğin çok büyük acılara sarıldığını sıklıkla gördüğümüz şu aptal evrende, gelmiş geçmiş milyarlarca insanın yaşadığı büyük acıların yanında bir toplu iğne başı kadar etmiyor benim acım. biliyorum ama o toplu iğne benim kalbimin tam üzerine battı, biri onu orada sürekli çeviriyor, yaramı sürekli deşiyor, ince ince kanatıyor. o kan tüm vücudumu dolduruyor ve beni sıkıyor, boğuyor. gencecik yakınlarının, çocuklarının, ana babalarının, hayat arkadaşlarının, en yakın dostlarının acılarını gören herkesten özür dilerim ama dünyanın merkezinde, olabilecek en büyük acıyı yüklenmişim gibi geliyor.

    "düğünü yaparız meral, çocuklara engel olmuş olmayayım da. sonra doktora emanet, asıyorsa assın, kesiyorsa kessin" deyip acı acı gülümseyen yüzüne bakamıyorum. anne. ben daha çok küçüğüm.
  • son evresi korkunç bir illet.

    biz bununla 96'da tanıştık, o seneden beri de mücadelemiz sürüyor.

    anneciğimizde metastaz olmayacak şekilde farklı farklı yerlerden defalarca çıktı ortaya: 1996, 2000, 2004, 2009. haberini aldığımızda hep oh iyi iyi metastaz değil diyorduk ve her seferinde de hiç görmemiş gibi iyileşiyordu. anneciğim onunla en yoğun mücadele zamanlarında dahi onu görmezden gelirdi. mecburi olmadıkça-ameliyat vs- hiç yatmazdı yataklara. doktorlar onu morali çöken hastalara örnek gösterirdi moral olsun diye.

    2011 eylül'de gene geldi...

    bu defa ne yazık ki kemikte metastaz idi. canım anneciğim tekrar tekrar onu karşılamaktan yorulmuştu, ama gene de yeneceğine inanıyordu allah'ın izniyle. kan değerlerinde bu aşama için söz konusu olmayan, doktorların inanılmaz dediği bir düzelme gözlemlenmekteydi ki sevincimizi kursağımızda bırakan ve düşüşü başlatan çok üzücü bir olay yaşadık ailecek.

    bu süreci daha fazla anlatmak istemiyorum. tek söyleyeceğim asla ve asla umudumuzu kaybetmedik, ve hiç kaybetmeyeceğiz inşallah.

    aslında bu başlığı açarken sadece bugünlere ait buruk bir anıyı paylaşmak istiyordum.
    on beş-yirmi gün kadar önceydi. bir arkadaşı annemi ziyarete geldi. gündüz morfinden bilmem kaç kat kuvvetli ağrı bantlarının tesir etmediği şiddette ağrısı olmuştu ve ağrı kesici serum versinler diye acile gidilmişti. geldiğinden beri hiç uyanmamıştı ama bir taraftan da ağrı sürüyor gibiydi, ara ara sayıklıyordu. arkadaşı uzun zamandır onu görmemişti, bu halde görmeyi beklemiyordu ve başında sessiz sessiz ağlıyordu. bu arada babam birsürü turşuluk malzeme getirmişti. gündüz onlar acildeyken doldurdum bidonlara, kapattım kapağını. ilk defa turşu yapmıştım, tuz ayarını tutturup tutturamadığımdan emin değildim ve kontrol etmesi için kadını mutfağa çağırdım. baktı-etti, sirke varsa getir sirke de koyalım dedi. ben de sirkeyi getirdim ama illa annem sirkesiz seviyor, bir bidonu sirkeli, diğer iki bidon limon tuzlu olsun diyorum. o ise iki bidonu sirkeli olsunda ısrar ediyor. ben laftan anlamıyorum, takılmış gibiyim, annem sirkeli sevmiyor annem sirkeli sevmiyor annem... arkadaşını öylece yatarken görmekten o da gerilmişti ve sonunda annene bu bir bidon bu kış yeter! diye sanki azarlayıverdi.

    bu hikaye burada bitti. ertesi gün muhtemelen ölmek üzere olduğu haberini alan iki arkadaşı daha geldi, annem hala baygın uyuyordu. onlar da ağladılar.

    biz ağlamıyoruz, bekliyoruz ve yer yer bu hikayelerle gülüyoruz. annem kendine geldiğinde anlattım, güldük. gerçi gülerken biraz ağladık-öyle ağlamak gibi değildi, gülmeye karışmıştı, umut ve heyecan doluydu. merak etme anne büyük bidonu limon tuzlu yaptım, n'olur anne iyileş, yüzümüzü kara çıkarma anne umudumuz hüsran olmasın anne dedim. lütfen mücadeleyi bırakma anne dedim. ölüm nasıl olsa gelecek, ama biz böyle bu kadar umutla beklerken, herkes bize umudumuz yüzünden acıyarak bakarken gelmesin anne dedim. söz söylemedi ama bakışlarında gördüm, tamam dedi.

    bu arada kimi eş dost akraba da ne kadar düşünceliler sağolsunlar. bizi o hiç yakıştırmadığımız, planlamadığımız ölüm geldiğinde şokundan korumanın derdine düşmüşler. üzerine hiç düşünmemiş olmalılar ki ölümün şok mok plan program dinlemeyen, üstelik hiç kimselere de yakışmayan ne denli büyük bir soğuk gerçek olduğunu hiç anlamamışlar. allah gecinden versin o gelirse küçücük çocuklar bile icabına bakmıyor mu?

    bu arada turşular oldu. sirkeli iki bidonu açtık, birincisi bitti ikicisine başladık. annem sevmese de sirkeli daha güzel oluyor.
  • vay be, "kul hakkı yiyenlerde" görülürmüş. 1,5 yaşında beyninde tümör olan bebek amma çok kul hakkı yemiş demek. ya da lösemili çocuklar ne kadar canilermiş. adalet tecil ediyor. melek gibi insan da sigara içerse kesin kanser zaten. genetikle hiçbir ilgisi yok.

    ey gerizekalı, kanser olan insanlara ve sosyal derneklerde ne deniyor biliyor musun?

    "hiçbir şeyi kafaya takmayın. kendinizi üzmeyin. galesiz olun."
  • kabaca bir tarifle; hücrelerin hücre bilincini kaybedip, kontrolsüzce bölünüp, çoğalarak sebep olduğu, hepimizin "evlerden ırak olsun" diyerek lanetledği bir illet, hastalık. ne yazık ki babamı bu hastalık sebebiyle kaybettim. ama burada anlatmak istediğim şey bu değil. daha ilham verici, daha iç açıcı.
    yaklaşık on yıl önce gittiğim bir terzi vardı. evime yakın çarşıda olan, ufak tefek tadilat işlerini yaptırdığım. e gide gele bir ahbaplık oluşuyor haliyle. en son gördüğümde hasta olduğunu, tedavi olması gerektiğini ve dükkanı kapatacağını söyledi. hastalığı göğüs kanseri idi. çok üzülmüştüm. sonra dükkanı kapadı. bu on yıl içinde ara ara gördüm uzaktan. hep uzaktan oldu sahiden de. ya arabadaydım, ya o karşı kaldırımın en ucundaydı, ya da acelem vardı. ama her gördüğümde değişimlerini de takip edebildim. kemoterapi süreci, zayıflama, saçların dökülmesi, kilo alma, sararma, solma, tekrar gelen bir iyilik hali...
    uzun zamandır görmüyordum, hatta geçen gün aklıma geldi, merak ettim, ama ulaşabileceğim bir iletişim bilgisi yok elimde, sadece merak etmekle kaldım.
    sonra...sonra bugün rastladım! inanılmaz sağlıklı ve güzel görünüyordu. çok sevindim ve nasıl olduğunu sordum, ne kadar iyi göründüğünü ekleyerek. iyi olduğunu, hastalığı atlattığını, yendiğini söyledi. çok sevindiğimi söyledim ve sırrını sordum; "yenilmemeye karar verdim ve iyi olacağıma inandım, bu inancım kemoterapi günlerinde acıdan yerlerde kıvranırken bile sarsılmadı.' dedi.
    herkes böyle sarsılmaz inançla dolu olabilir mi, herkes bu kadar metanetli olabilir mi bilemem...
    ama varsa çevrenizde bu dertle boğuşan bir hastanız, belki bu kadının zaferini duymak iyi gelebilir. bir kişiye bile umut verse şu yazım benden mutlusu olamaz. sağlıkla kalın.
  • ölüm falan degildir amina koyayim. burada ki uc bes gerzege bakip moralinizi bozmanin alemi yok. en onemli tedavi moraldir geyigine de girmeyecegim. ama ölüm de degildir. eger ki siz en bastan kabullenirseniz evet ölümdur.

    evet kotudur ama son degildir. bunu yazan kisi, en tehlikeli lenfomalardan birne yakalanmis ve neredeyse tedavisinin sonuna gelmis biri. hemde tedavi surecimin son kisimlarinda okula dondum, hem tedaviyi hem okulu bir arada surduruyorum. neymis? kesinlikle ölüm degilmis kanser.

    gectigimiz 14 ay boyunca inanilmaz kotu zamanlarim oldu tedavi yuzunden, cehennemi gordugum zamanlar oldu. yani bir akrabamin yasadiklarini degil, direkt olarak kendi tecrubelerimden yola cikarak soyluyorum.
    '
    adi sirf kanser diye direk bastan 'ölüm' demek gerzekliktir, bunu binlerce kisinin girdigi yere sekilli bir 'sekilde' yazmak ise gerzekligin daha otesidir.
  • hastalığı koltuk altına kadar yayılmıştı arkadaşımın. ve onu her görüşüm benim için sondu. son evredeydi ve ben onu göremiyordum bile pot kırmayayım diye. bugün tedavisinin başarıyla sonuçlandığını öğrendim. 1 aydır iyiymiş. artık 6 aylık kontrolleri var.
    arkadaşım tanıdığım en pozitif herif. hiçbir zaman kabullenmedi bunu. kemoterapi aldı ama hiç ödün vermedi arkadaşlarından hayatından. içkiyi sigarayı bıraktı o kadar.
    şimdi eskisinden daha hayat dolu. ikinci ve büyük bi şans verildi çünkü.

    hatta daha bi yakışıklı olmuş göt :)