şükela:  tümü | bugün soru sor
  • insan vucudunun tiki populasyonu.. bu hucreler butun gun yiyip icip sicip uremekten ba$ka bir i$e yaramazlar..
  • mutasyona uğramı$ genetik $ifresine terörist saldırılar gerçekle$tirilmi$ hücre...
  • kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. bu yapışma adhezyon noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. bu olaya kontak inhibisyon denir. bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.
  • "ölümü reddeden hücre" diye duydum.doğru mu yanlış mı bilemem...
  • (bkz: kök hücre)
  • programlı hücre ölümüne uğramayan hücredir.böylece anormal işlevsiz ve hatta normal dokunun işlevini bozan bir hücre haline gelir.bu da bulunduğu organın sıçması anlamına gelir.bir yerde kalırsa yine bi tedavi edelim bişey yapalım dersin ama yerinde de durmaz oraya buraya zıplar durur.
  • emperyalizmin fikir babası olarak bilinir.
  • bütün işi fitne fesat olan, genelde can yakan birey olarak incelendiğinde hak verilen hücredir. misal ben bir hücreyim; bütün hayatımı herhangi bir dokuda aynı insanlarla geçirmektense, gezip dolaşmak sinir sistemine görmek, nörotransmitterler şunlar bunlar yollayan beyin de kimmiş görmek isterdim.
    hiyerarşiyi reddeder, kısacası anarşisttir.
  • apoptozis yeteneğini yitirmiş hücrelerdir. kontrolsüz çoğalmalarından dolayı kültür ortamında çalışılması da son derece meşakkatlidir. normal hücreler kültür ortamındaki büyüme faktörlerinin miktarına bağlı olarak belirli bir yoğunluğa ulaştıklarında g0 fazında büyümelerini durdururken kanser hücreleri yoğunluğa bağlı inhibisyondan sorumlu bu sinyallerden etkilenmezler. bu sebeple şuursuzca çoğalarak kültür çalışanını sonsuz bir ilgi ve alaka göstermeye mecbur ederler.
  • her doktor öğrenciliği sırasında otto warburg'un buluşunu öğrenir.
    1930'lu yıllarda warburg kanserin en temel biyokimyasal
    sebebini,
    yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
    bu, o kadar önemli bir buluştur ki,
    otto warburg'a nobel ödülü kazandırmıştır.
    otto warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır.
    bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun,
    oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
    warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
    birincisi,
    kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
    normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar;
    kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
    hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan
    kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
    bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de,
    kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

    kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
    yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

    vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
    kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
    besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
    tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa...
    proteinlerden şeker.
    bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.
    kaşeksia vücudun proteinlerden
    (evet, doğru duydunuz,karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden)
    "glükoneogenez" (yeniden glükoz yapımı)
    işlemiyle, şeker elde etmesidir.

    bu şeker kanseri besler.
    vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
    şimdi,
    kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken,
    onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
    yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?
    bugün,
    kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur
    (işe de yaramaktadırlar).
    çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
    bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.

    terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez.
    çünkü şeker kanseri beslemektedir.
    peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez?
    kim bilir?
    belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
    belki otto warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
    belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
    aslında 1978'e kadar abd'nin resmi kuruluşlarından biri,
    beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!
    kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise,
    dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar.
    bunlardan biri 'laetrile'dir.
    kaşeksialı hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran
    hidrazin sülfat
    bunlardan bir diğeridir.
    bugün,
    minnesota üniversitesi kemoterapi alanında bir
    "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır.

    akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
    ilaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
    kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır.
    çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
    kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
    kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
    kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
    pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
    bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
    kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

    şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
    şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız,
    başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
    tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu,
    yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
    örneğin,
    amerikan gıda ve ilaç dairesi (fda),
    sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine
    "sağlığa zararlıdır.
    hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır."
    ibaresinin konmasını şart koştu.
    aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da
    yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
    (editörün notu: ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).

    kaynak: international wellness directory.

    son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
    ingiltere'de 1815'de 5 kg cıvarında olan kişi başına
    yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg 'ın üzerine çıkmıştır. 1
    970-2000 yılları arasında abd vatandaşları önceki yıllara oranla
    yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
    türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir.
    çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
    bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
    aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

    1. un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
    2. hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
    3. katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin.taş devri diyetini uygulayın.
    4. bol taze sebze ve meyve yiyin.
    5. yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın.
    bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
    6. kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
    7. özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
    8. pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. kutu sütü tüketmeyin.
    mümkünse manda sütü kullanın.süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
    9. günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
    10. günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
    11. yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
    12. stresten uzak durun.
    13. iyi uyuyun.
    14. çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
    15. d vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da d vitamini takviyesi alın.
    16. yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
    17. aşırı alkol kullanmayın.
    18. işlenmiş soya ürünü yemeyin.
    19. yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin.turbo fırınlar da kullanılabilir.
    20. hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
    21. daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
    22. teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

    kaynak:
    prof. dr. ahmet aydin
    iü cerrahpaşa tıp fak.
    çocuk sağlığı ve hastalıkları
    metabolizma ve beslenme bilim dalı başkanı