şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ödev ahlakı)
  • insanlarda ortak bir nitelik bulunduğu düşüncesine dayanır. bu nitelik, yasaya uyması gereken iradedir. ama iyi bir iradeyi, yasanın yalın ortaya konuşu belirleyebilir ancak. yasanın yargısının böylesine biçimci bir anlayışla ele alınması, kantçı ahlakın, deneyimin öğrettiklerine dayandırılmaması sonucunu doğurur:

    “ahlakı örneklerden çıkarsamak ona yapılabilecek en kötü hizmettir. çünkü bana önerilen her örneğin, özgün yani model olmaya layık olduğunun bilinmesi için, daha önceden ahlaklılık ilkelerine göre yargılanması gerekir ve bu örnek ilk ağızda hiçbir zaman ahlaklılık kavramını sunamaz bize”*.

    demek ki ahlaki deneyimlerin ya da çıkar gözetmenin tüm etkinliklerinin dışında, ancak a priori’nin, ancak aklın ilkelerinin üzerinde temellendirilebilir. bundan ötürü iradenin özerk olması ve evrensel iradeye saygıdan dolayı ve bu saygı içinde ahlaksal olarak eylemde bulunması gerekir. bir evrensel yasa olabilecek kurala göre eylemde bulunmak gerekir yalnızca; yani iradenin kendini, kendi kuralıyla bir evrensel yasa kurucusu olarak görebildiği kurala göre.*

    edit: kantçı ahlakı biçimci ve sert bulduysanız (bkz: hegelci ahlak)
  • immanuel kant tarafından geliştirilen ahlak felsefesi. bir diğer adı da eleştirel ahlak felsefesidir. kant'a göre bir davranış ya da tutumu ahlaklı yapan şey, o davranışı yapmaya iten ilkedir (maksim) ve bu ilkeler evrensel olmalıdır. örneğin, boğulmak üzere olan bir insanı sırf haline acıdığınız için kurtarmanız ahlaklı bir davranış değildir, çünkü acımak subjektif bir histir. ancak o insanı "insan hayatı değerlidir ve bu nedenle her şart altında korunmalıdır" gibi evrensel bir ilkeden yola çıkarak kurtarırsanız o zaman bu davranış ahlaklıdır.
  • tek mümkün ahlakın, önceden konulmuş kanunlara itaat olduğunu iddia eder.
  • ateistlerin genel olarak "siz müslümanlar huriler için biz gerçek ahlak sahibi insanlar ise "gerçek iyiler" olduğumuz için karşılık beklemeden iyilik yaparız" düşüncesinin temeli olan felsefe.
  • kant’ın ahlak anlayışı bağlamında önemli bir ikilemin ortaya konması, konunun ne kadar tartışmalı olduğunun ve derinlemesine bir akıl yürütme gerektirdiğinin de bir kanıtı olarak görülebilir. burada tartışacağımız ikilem ya da örnek olay, daha önce göttingen üniversitesi teoloji profesörü johann daniel michaelis (1717-1791) tarafından dile getirildiği anlaşılan(1), ancak kant(2) ile popülerlik kazanan “yardımseverlik amacıyla yalan söyleme hakkı” üzerinedir. kant'a göre; bazı felsefeciler doğru söylemeyi bir erdem olarak görmelerine karşın, istisnai durumlarda “yalan söyleme hakkının” olduğunu savundular. onlara göre, bu istisnalara katil zanlısına, evinize sığınan arkadaşınızı ele vermek de dahildir. çünkü, doğru sadece ve sadece, “doğruya hakkı olan” kişilere söylenebilir. eğer bir kişi başkalarına zarar vermeyi hedefliyorsa, doğruya hakkı yoktur.

    kant’ın ahlak anlayışı bağlamında konuyu tartışmadan önce, kısaca kant’ın “doğruya hakkı olmak” düşüncesi üzerine eleştirisini ortaya koymakta yarar vardır. kant’a göre, böyle bir tavır, doğru söyleme hakkını kişinin kendi iradesine bağımlı kılar ki, bu durum “doğruluk hakkını” en baştan öznelleştirir. oysa kant’ın ahlak anlayışının temelinde nesnellik arayışı vardır.

    böyle bir giriş, kant’ın ahlak anlayışındaki biçimselliği ortaya koymamızı kolaylaştırır. biçimsellikten anlaşılması gereken her türlü deneyimden önce geliştir. bir başka ifadeyle, deneyimlerimize göre değişen bir ahlaktan ziyade, her koşulda aynı davranmayı gerektiren kodlar içerir ahlak. kant’ın, arkadaşınızın evinde olduğunu onu arayan katil zanlısına söyleyip söylememe sorununa çözümsel yaklaşımı da biçimsellik üzerine kuruludur. asıl amaç bütün ifadelerinde aklın yönlendirdiği yasalara hiçbir istisna kabul etmeksizin bağlı olmaktır. kant’a göre, doğru söylemek aklın bir yasası ise, bir ödev ise, bazı durumlarda yalan söylemek insanlığa ve ödeve karşı yapılmış bir “yanlıştır”. bu durumda, kant’a göre, katil zanlısına, doğruyu, yalnızca doğruyu söylemek etiktir.

    peki ya arkadaşınıza tavrınız? doğruyu söylemekle ona da etik davranmış oluyor musunuz? sıradan bir akıl yürütme, doğru sözün arkadaşınıza zarar vereceğinden söylenmemesi gerektiğini söyler. böyle bir akıl yürütme, doğru söylemek eylemi ile arkadaşınızın zarar görmesi arasında koşulsuz bir doğru orantı kurar. oysa kant açısından bu iki yönlü ahlaki hata içerir. ilk hata, “zarar”, “acı” gibi “yararcı” kavramlar üzerine ahlakın inşa edilmesidir. buradaki temel sorun, olumsal (durumsal, contingent) bir insan değerini diğerlerinin üzerine çıkarmaktır ki burada yapılan zarar görmemenin (mutluluğun) ön plana çıkarılmasıdır. o zaman, yapmamız gereken bütün iş, bu değere nasıl ulaşılacağı yolunda araçsal bir tavır takınmaktır ki o zaman felsefi etik, yarı bilimsel tekniklerin en etkili değer maksimizasyonunu hedeflemesinden başka bir şey olmayacaktır. bu durumda, son (örneğin mutluluk), aracı meşrulaştıracaktır. kant’a göre, böyle bir anlayış, insanoğlunun asaleti ile uyumlu olmayacaktır. insanoğlu kant’a göre “diğer doğal yaratıklarda kendi özgürlüğü dolayısıyla, yani fiziki nedenlerden ziyade akıldan kaynaklı eylem kapasitesi ile ayrılır. ahlakiliği, görgül (empirik) değerler ile, sadece bazı olumsal olgularla temellendirmeye çalışmak, insanlığın bu temel özelliğini karaltmaktır. zira insan temelde özgür ve ussal bir yaratıktır. bu nedenle, sadece aklın belirlediği bazı sonlar, insanlığın asaletine saygı gösterecek ahlaki bir kural için temel değeri sağlayabilir.”(3) nitekim, herhangi bir hayvan da bir çeşit yararcı düşünce ile hareket edebilir (örneğin acıdan kaçabilir). oysa bir zarardan söz ediyorsak, ortada bir zarar var ise, bu “hakikatin temel kaynağının bozulması”ndan başka bir şey değildir. buna neden olan da, doğru söylemek değil, yalan söylemektir.

    doğruyu söylemek ile arkadaşınızın acı çekmesi arasında kurulan doğru orantının ikinci hatası kant’a göre, rastlantısal bir durumun sanki mutlak bir gerçekleşme olarak sunulmasıdır. doğruyu söylemek ile oluşacağı öne sürülen zarar sadece bir varsayımdır ve olması da zorunlu değildir. örneğin, katil zanlısına yalan söylediğinizi varsayalım. bu durumda arkadaşınızın kurtuluşu mutlak bir gerçekleşme midir? kant’a göre böyle bir şey söz konusu değildir. katil zanlısı sizin yalan söylediğinizi düşünüp evin etrafını gözetleyebilir. bu sırada sizin evinizde olduğunu zannettiğiniz arkadaşınız da arka kapıdan veya pencereden bahçeye kaçmış olabilir. bu durumda, katil zanlısı arkadaşınızı yakalayacak ve ona zarar verecektir. bu bir olasılıktır ve yalan söylemenin mutlaka bir kurtuluş olamayacağını imler. hatta, bu durumda, söylediğiniz yalan sebebiyle arkadaşınız zarar gördüğü için siz de sorumlu olursunuz. aynı şekilde, bu sefer doğruyu söylediğinizi düşünelim. bu durumda, evinizi gözetlemeye devam eden katil zanlısını komşularınız da fark edip polise yakalattırabilir ve arkadaşınızın zarar görmesi engellenebilir. bu da bir olasılıktır. bu da bir rastlantısallıktır ve görüldüğü gibi bir zarar ile sonuçlanmak zorunluluğu olmadığını gösterir. burada önemli olan kant’ın bize inanılır hikayeler anlatması ya da anlatmaması değildir. önemli olan, ahlak anlayışının evrensel temeller üzerine kurulması gerekliliğidir. bu nedenledir ki, varsayımsal kişisel zararlardan ziyade, kant’ın ahlak anlayışı genel olarak her koşulda yalan söylemenin insanlığa karşı bir zarar verdiği üzerinden hareket eder.

    sonuç olarak, kant’a göre, insanlar kendi değerlerini, doğadaki diğer yaratıklardan kendisini temelden ayıran özellik olan özgürlükten alır. zira, ahlak sadece ve sadece özgür olanlar için söz konusu olabilir ya da anlam kazanır. akla dayalı hareket, akılla temellendirilmiş eylem ancak ahlaki olabilir. örneğin taşın kafanıza düşmesi ahlaki bir eylem değildir zira özgür irade taşta söz konusu değildir. bununla birlikte, eğer söz veriyorsanız, bunu tutmak zorundasınızdır. ama bunu tutma nedeniniz, size mutluluk vermesi veya başka bir neden değildir. sadece tutmak “zorunda” olduğunuz için bu sözü tutmalısınız. bunu hisse dayalı bir nedene veya bir sona bağlamadan yapmalısınız.(4) bu nedenle kant hipotetik olmayan kategorik imperatif kavramını kullanır kendi ahlak anlayışında. eğer bir eylem, başka bir araç dolayımıyla iyi olarak değerlendiriliyorsa, o zaman hipotetiktir. yani “şu şeyi, başka bir şeyi istediğim için yapmalıyım” dediğiniz her eylem, hipotetik imperatif sınıfına girer. bu ahlaki değildir. ahlaki olan kategorik imperatiftir, yani hiçbir dolayım olmaksızın “kendinde iyi”yi temsil edecek davranışta bulunmaktır. yani “başka hiçbir şeyi istemeseydim bile, şu ya da bu biçimde hareket etmeliyim” diyebiliyorsanız ancak eyleminiz ahlakidir.

    hasan engin şener
    (1) ımmanuel kant (1981) “supplement: on a supposed right to lie because of philanthropic concerns,” iç. grounding for the metaphysics of morals, 3rd edition, hackett publishing company: usa, s. 63, 5. dipnot.
    (2)anılan kaynak, s.63-67.
    (3)jeffrie g. murphy (1970) kant: the philosophy of right, macmillan: london, s. 39.
    (4)a.k., s. 51.

    kaynak: http://elvandursunoglu.blogcu.com/…soylemek/1323754