*

şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 1876 anayasasi . yakla$ik 500 yildan beri monarsi ile yonetilen osmanli'nin ilk anayasasi . kurucu iktidari monar$idir ancak bu ay'yi monark pek tabii ki kendi istegiyle halkina bir ihsan olsun diye yapmami$tir . toplumdan gelen baskilarin bayagi buyuk rolu olmu$tur . tasari, uyeleri padi$ah tarafindan atanan cemiyet-i masusa tarafindan hazirlanmi$tir . buradan hazirlanan taslak heyet-i vekiliye'ye oradan da padi$aha giderek son $eklini aldigindan bu ay, ferman bir ay'dir .

    kanuni esasi, kendi bunyesi icinde degi$iklik yapilabilecegini ongormu$tur ancak ay degi$iklik teklifi, her iki mecliste (ayan ve mebusan) 2/3 cogunlukla kabul edilmelidir . ayrica bu degi$ikliler padi$ah tarafindan onaylandigi takdirde yururluge girebilmektedir . yine ayriyetten, padi$ah ay'nin degi$tirilmesini istemedigi hukumlerini daha ba$tan onleyebiliyordu . zira ayan meclisi'ni kendisi sectigi icin onlari etkileme olanagina sahipti . bu nedenle 1876 ay'si kati bir ay'dir . ancak normalde kati ay'ler, iktidarin sinirlandirilmasi, temel hak ve ozgurluklerin korunmasi amacini guder . ama buradaki katiligin esas nedeni padi$ahi korumaktir .

    (bkz: sened i ittifak)
    (bkz: teskilat i esasiye)
    (bkz: anayasa)
    (bkz: hukuk)
  • daha çok osmanlı’nın uluslararası politik kaygılarının egemen olduğu, ruslara karşı ingiltere ve fransa’nın desteğini almak amacıyla kabul edilmiş anayasa.
  • 23 aralık 1876'da kabul edilen ilk anayasadır. üyeleri halkın seçtiği meclis-i mebusan ve padişahın atadığı meclis-i ayan ismiyle iki gruptan oluşturuldu. iki meclisin bir araya gelmesiyle de meclis-i umumi oluştu.
    padişaha, dış ülkelerle antlaşma ve barış yapma, savaş ilan etme, meclisi açma ve kapama yetkisi verildi. kanun önünde bütün osmanlı halkının eşit olduğu kabul edildi. herkese eğitim, yayın, ortaklık yapma ve şahsi mesken hürriyeti verildi. müsadere ve angarya yasaklandı. fakat meclisin 270 milletvekilinin 123'ünün azınlık olması sonucu ülke bütünlüğünü zedeleyici bazı tekliflerin sunulması ve rus savaşının mağlubiyetle sonuçlanması üzerine ikinci abdulhamit tarafından meclis 14 şubat 1878'de resmen kapatılmıştır.
  • kanun-i esasi,bir ferman anayasadır yani padişah tarafından atanmış bir komisyon tarafından hazırlanmış,meclis-i vükela tarafından incelenip padişah tarafından kabul ve ilan olunmuştur.sınırlandırılmış,şekle bağlanmış bir monarşinin ürünü olan 1876 anayasa'sı,padişahın tek taraflı iradesiyle ortaya konulduğu için "ferman anayasa"özelliğini taşır.padişahı sorumsuz olarak sistemin en üstüne yerleştirmiştir.artık padişahın yazılı olmaya kuralları anayasallaştırılmış,yeni yetkileri hukuk kurallarına dönüştürülmüştür.

    yürütme organı şöyle düzenlenmiştir:sorumsuz bir devlet başkanı olan padişah ve bugünkü adıyla "bakanlar kurulu" olan heyet-i vükela olarak iki başlıdır.padişah,hilafet ve saltanat da kendisinde kalmak üzere yürütmenin başıdır.hem kutsaldır hem de sorumsuzdur fakat sadece bazı yetkileri sınırlandırılmıştır.yürütmenin aslında ta kendisi olan padişahın görev yetkileri şunlardır:"heyet-i vükelaya başkanlık eden sadrazamı,şeyhülislamı ve vekilleri atamak ve görevden almak,silahlı kuvvetlere başkanlık etmek,cezaları affetmek ya da hafifletmek,şeriat hükümlerini ve yasaları yürütmek,devlet dairelerinin işleyişleriyle ilgili nizannameleri düzenlemek,meclis-i umumi'nin toplanmasına,tatiline,gerektiğinde meclis-i mebusan'ın feshine karar vermek(yeni seçime gidilmesi koşuluyla).heyet-i vükela ise sadrazamın başkanlığında devlet ile ilgili olan önemli konuların görüşüldüğü bir kuruldur.padişah tarafından atanır ve azledilir.meclise karşı sorumlu olması ve güvenoyu imkanı bulunmadığından,padişaha karşı çıkabilme olanağı yoktur.önemli konuları görüşmeden önce mutlaka padişahın iznini almak zorundadır.önemli kararların yürütülmesi için de yine padişahın onayına gerek vardır.

    yasama organı:yasama organı olan meclis-i umumi,heyet-i ayan ve heyet-i mebusan'dan oluşur.meclisi-i umumi'nin iki heyeti her yılın kasım ayının başında açılır ve mart başında kapanır.heyetlerden biri toplanık değilse öbürü de toplanamaz(md.43).padişah,meclis-i umumi'yi vaktinden önce açabileceği gibi,toplantıların süresini kısaltabilir ya da uzatabilir(md.44).heyet-i vükela,her konuyla ilgili yasa önerisi çıkarabildiği halde,meclis sadece kendi alanını ilgilendiren bir konuda yasa önerisinde bulunabilir.meclis-i mebusan,her elli bin erkek nüfusa bir temsilci düşmek üzere 4 yıl için seçilir.2 dereceli seçim sistemi öngörülmüştür.halk,önce 2.seçmenleri seçer,sonra onlar esas seçilecek olanları seçerler.istanbul ve çevresinde de 2.dereceli seçim yapılmıştır fakat burada 1.seçmen olabilmek koşulu:"emlake mutasarrıf" olmaktır.heyet-i ayan ise padişah tarafından görevleri ömür boyu olmak üzere seçilirler.şart ise, heyet-i mebusan'ın 1/3'ünü aşmamaktır.padişah,meclis başkanlarının da seçiminde söz sahibidir.heyet-i mebusan'ın başkanı ve iki yardımcısını da kendisi seçer ve atar(md.77)

    yasanın yapılışı:yeni yasada değişiklik ya yasa önerisi padişaha iletilir ve izni alınır(md 53).izni alınınca,istem konusu şura-yı devlet'e gönderilir(md.53).bunun hazırlayacağı lahiya meclis-i mebusan'da görüşülür ve heyet-ayan'a gider.heyet-i ayan, bu tasarının şeriat ve anayasa kurallarına,padişahın yetkilerine uygun olup olmadığına karar verdikten sonra bu hazırlanan lahiya padişahın önüne geldikten sonra ancak onay alınırsa "kanun"haline dönüşür.padişahın mutlak veto yetkisi vardır.beğenmezse geri çevirir.

    oluşumunu padişah iradesine borçlu olmaya tek heyet meclis-i mebusan'dır.böylece padişah,artık siyasal sistemin mutlak ve biricik egemeni olmaktan çıkmaktadır çünkü millet,temsil yoluyla devreye girmiştir.öte yandan padişahın bakanlar kurulunun teklifinin meclisin önünde 2 kez reddedilmesi halinde ya bakanlar kurulunu azletmesi ya da meclisi feshetmesi gerçeği,bu temsil mekanızmasının sağlam bir temele oturtulmadığını göstermektedir;zira kanun-i esasi,monarşiyi tam manasıyla sınırlayamamış,yarı meşruti bir sistem öngörmüştür.sadece monarşi kendini sınırlayarak mutlak olmaktan çıkıp ılımlı, anayasalı ve parlamentolu hale gelmekte ama henüz gerçekten meşruti,anayasal ve parlamenter bir niteliğe kavuşmuş olmamaktadır.
  • çalışmaları sırasında geçen diyalog:

    mithat paşa: senin aklın avrupa kanunlarına ermez, sus!
    cevdet paşa: birkaç kelimelik frenkçenle sen mi bilirsin, senin bildiğin kadarlık fransızcayı kunduracılar bile bilir!
    sonrasında birbirlerine girmişler. ne kadar gerçek, bilmiyorum.

    "osmanlı devletinin umudunu bağlayacağı, ikisi de ellisini aşmış bu iki büyük paşanın sakallarına bakmadan çocuklar gibi kavga edişi gerçekten hazin bir manzaraydı."
    yorum, niyazi berkes'in.
  • neredeyse "'82 anayasasi"ndan daha demokratik bir anayasadir. ingilizce metnine http://www.anayasa.gen.tr/1876constitution.htm adresinden ulasilabilir.
  • kanun-ı esasi özellikle birinci kuşak haklar olarak anılan temel hak ve özgürlükleri tanıyan bir anayasadır. ancak bu noktada, anayasanın 113.maddesi, tanınan hak ve özgürlüklerin sadece kağıt üzerinde kalmasına neden olmuştur. bu maddeye göre insanların sürgüne yollanması, basit bir polis soruşturmasıyla mümkündü. nitekim bu madde, anayasanın yapımında büyük çabası olan mithat paşa'ya uygulanmış, mithat paşa'nın sürgün edilmesine yol açmıştır. yani kanun-ı esasi tanıdığı hak ve özgürlükleri anlamsızlaştırmıştır.

    genel olarak bakıldığında kanun-ı esasi, bir anayasadan beklenen devletin otoritesini halk lehine sınırlandırma misyonunu gerçekleştirmemiştir. kanun-ı esasi daha çok padişah'ın yetkilerini sayarak, bu yetkilere anayasal düzeyde meşruluk kazandırma eğilimindedir.
  • düzgün transkripsiyonla orjinal metin şu şekildedir:

    --- spoiler ---

    memâlik-i devlet-i osmaniye

    madde 1. — devlet-i osmaniye, memâlik ve kıtaat-ı hâzırayı ve eyalât-ı mümtâzeyi muhtevi ve yek-vücud olmakla, hiçbir zamanda hiçbir sebeble tefrik kabûl etmez.

    madde 2. — devlet-i osmaniye’nin pây-ı tahtı istanbul şehridir ve şehr-i mezkûrun, sair bilâd-ı osmaniye’den ayrı olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.

    madde 3. — saltanat-ı seniye-i osmaniye hilâfet-i kübrâ-yı islâmiye’yi hâiz olarak sülâle-i âl-i osman’dan usûl-i kadîmesi vechile ekber evlâda aittir.

    madde 4. — zât-ı hazret-i pâdişâhî, hasbel-hilâfe dîn-i islâm’ın hâmisi ve bil-cümle tebaa-i osmaniye’nin hükümdar ve pâdişâhıdır.

    madde 5. — zât-ı hazret-i pâdişâhî’nin nefs-i hümâyûnu, mukaddes ve gayr-i mes’ûldür.

    madde 6. — sülâle-i âl-i osman’ın hukuk-ı hürriye ve emval ve emlâk-i zâtiye ve madâmel-hayat tahsisât-ı mâliyeleri, tekâfül-i umûmî tahtındadır.

    madde 7. — vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişân itâsı ve eyalât-ı mümtâzenin şerait-i imtiyaziyelerine tevfikan icrâ-yı tevcihâtı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düvel-i ecnebiyye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvve-i berriyye ve bahriyyenin kumandası ve harekât-ı askeriyye ve ahkâm-ı şer’iyye ve kanûniyenin icrâsı ve devâir-i idârenin muamelâtına müteallik nizâmnâmelerin tanzîmi ve mücazaât-ı kanûniyenin tahfifi veya affı ve meclis-i umûmî’nin akd ve tatili ve lede-l-iktiza hey’et-i meb’ûsân’ın âzâsı yeniden intihâb olunmak şartile feshi, hukuk-ı mukaddese-i pâdişâhî cümlesindendir.

    tebaa-i devlet-i osmaniye’nin hukuk-i umûmîyesi

    madde 8. — devlet-i osmaniye tâbiiyyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ-istisna osmanlı tâbir olunur ve osmanlı sıfatı kanûnen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.

    madde 9. — osmanlıların kâffesi, hürriyet-i şahsiyelerine mâlik ve aharın hukuk-ı hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.

    madde 10. — hürriyet-i şahsiye her türlü taarruzdan masûndur. hiç kimse kanûnun tâyin ettiği sebeb ve sûretten maada bir bahane ile mücazaât olunamaz.

    madde 11. — devlet-i osmaniye’nin dîni, dîn-i islâm’dır. bu esası vikâye ile beraber, asayiş-i halkı ve âdâb-ı umûmîyeyi ihlâl etmemek şartile memâlik-i osmaniye’de marûf olan bil-cümle edyânın serbesti-i icrâsı ve cemaat-ı muhtelifeye verilmiş olan imtiyazât-ı mezhebiyenin kemâkân cereyanı, devlet’in taht-ı himayetindedir.

    madde 12. — matbuat kanûn dairesinde serbesttir.

    madde 13. — tebaa-i osmaniye nizâm ve kanûn dairesinde ticaret ve san’at ve felâhat için her nev’i şirketler teşkiline mezûndur.

    madde 14. — tebaa-i osmaniye’den bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umûma müteallik olan kavânîn ve nizâmâta muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi meclis-i umûmî’ye dahi müddeî sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurînin ef’âlinden iştikâya salâhiyetleri vardır.

    madde 15. — emr-i tedris serbesttir. muayyen olan kanûna tebaiyet şartile her osmanlı umûmî ve husûsî tedrise mezûndur.

    madde 16. — bil-cümle mektepler devlet’in taht-ı nezaretindedir. tebaa-i osmaniye’nin terbiyesi bir siyak-ı ittihâd ve intizâm üzere olmak için iktiza eden esbâba teşebbüs olunacak ve milel-i muhtelifenin umûr-ı itikadiyelerine müteallik olan usûl-i talimiyeye halel getirilmeyecektir.

    madde 17. — osmanlıların kâffesi huzur-ı kanûnda ve ahval-i dîniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vazaifinde mütesâvidir.

    madde 18. — tebaa-i osmaniye’nin hidemât-ı devlette istihdam olunmak için devlet’in lisan-ı resmîsi olan türkçe’yi bilmeleri şarttır.

    madde 19. — devlet memuriyetinde umûm tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabûl olunurlar.

    madde 20. — tekâlif-i mukarrere nizâmât-ı mahsûsasına tevfikan kâffe-i tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetince tarh ve tevzi olunur.

    madde 21. — herkes usûlen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. menafi-i umûmîye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanûnu mûcibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.

    madde 22. — memalik-i osmaniye’de herkesin mesken ve menzili taarruzdan masûndur. kanûnun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.

    madde 23. — yapılacak usûl-i muhakeme kanûnu hükmünce hiç kimse kanûnen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.

    madde 24. — müsadere ve angarya ve cerîme memnûdur. fakat muharebe esnasında usûlen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.

    madde 25. — bir kanûna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumât nâmı ile ve nâm-ı aharla hiç kimseden bir akçe alınamaz.

    madde 26. — işkence ve sair her nev’i eziyet kat’iyyen ve külliyyen memnûdur.

    vükelâ-yi devlet

    madde 27. — mesned-i sadâret ve meşihât-ı islâmiye taraf-ı pâdişâhî’den emniyet buyurulan zâtlara ihale buyurulduğu missillû sair vükelânın memuriyetleri dahi bâ-irade-i şâhâne icrâ olunur.

    madde 28. — meclis-i vükelâ sadr-ı a’zam’ın riyaseti tahtında olarak akdolunup dahilî ve haricî umûr-ı mühimmenin merciidir. müzakerâtından mühtac-ı istîzan olanların kararları irade-i seniye ile icrâ olunur.

    madde 29. — vükelâdan herbiri dairesine ait olan umûrdan, icrâsı mezûniyeti tahtında bulunanları usûlüne tevfikan icrâ ve icrâsı mezûniyeti tahtında olmayanları sadr-ı a’zam’a arzeder. sadr-ı a’zam dahi o makûle mevâddan müzakereye muhtaç olmayanların muktezasını icrâ veyahut taraf-ı hazret-i pâdişâhî’den istîzan ederek ve muhtac-ı müzakere bulunanları meclis-i vükelâ’nın müzakeresine arzeyleyerek müteallik buyurulacak irade-i seniye mûcibince iktizasını ifa eyler. bu mesalihin envağ ve derecâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.

    madde 30. — vükelâ-yı devlet memuriyetlerine müteallik ahval ve icrââttan mes’ûldür.

    madde 31. — meb’ûsân âzâsından biri veyahut birkaçı hey’et-i meb’ûsân’ın dâhil-i dâire-i vazifesi olan ahvaldan dolayı vükelâ-yı devlet’ten bir zât hakkında mes’ûliyeti mûcip şikâyet beyan ettiği halde evvelâ hey’et-i meb’ûsân’ın nizâm-ı dahilîsi mûcibince bu misillû mevâddın hey’et’e havalesi lâzım gelip gelmeyeceğini müzakereye memur olan şubede tetkik olunmak üzere şikâyeti müş’ir hey’et-i meb’ûsân reîsi’ne verilecek takrir, reîs tarafından nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafından tahkikat-ı lâzime icrâ ve iştikâ olunan zât tarafından izahât-ı kâfiye istihsal olunduktan sonra şikâyetin şayan-ı müzakere olduğuna dair ekseriyetle terkip olunacak kararnâme hey’et-i meb’ûsân’da kırâat olunarak ve lede-l-iktiza şikâyet olunan zât da’vetle bizzat veya bi-l-vasıta vereceği izahât istima’ kılınarak âzâ-yı mevcûdedin sülüsân-ı ekseriyeti mutlakasile kabûl olunur ise muhakeme talebini müş’ir mazbatası makam-ı sadâret’e takdim ile lede-l-arz müteallik olacak irade-i seniye üzerine keyfiyet dîvân-ı âlî’ye havale olunur.

    madde 32. — vükelâ’dan itham olunanların usûl-i muhakemeleri, kanûn-ı mahsûs ile tâyin edilecektir.

    madde 33. — memuriyetlerinden hariç ve sırf zâtlarına ait her nev’i deâvîde vükelânın sair efrad-ı osmaniye’den aslâ farkı yoktur. bu misillû husûsâtın muhakemesi ait olduğu mehâkim-i umûmîyede icrâ olunur.

    madde 34. — dîvân-ı âlî’nin dâire-i itham’ı tarafından müttehem olduğuna karar verilen vükelâ tebriye-i zimmet edinceye kadar vekâletten sâkıt olur.

    madde 35. — vükelâ ile hey’et-i meb’ûsân arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabûlünde vükelâ tarafından israr olunup da meb’ûsân cânibinden ekseriyet-i ârâ ile tafsilen esbâb-ı mûcibe beyanile kat’iyyen ve mükerreren reddedildiği halde vükelâ’nın tebdîli veyahut müceddeden müddet-i kanûniyesinde intihâb olunmak üzere hey’et-i meb’ûsân’ın feshi münhasıran yed-i iktidar-ı hazret-i pâdişâhî’dedir.

    madde 36. — meclis-i umûmî mün’akid olmadığı zamanlarda devlet’i bir muhataradan veyahut emniyet-i umûmîyeyi halelden vikâye için bir zaruret-i mübreme zuhur ettiği ve bu bâbda vaz’ına lüzûm görülecek kanûnun müzakeresi için meclis’in celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde kanûn-ı esâsî ahkâmına mugayir olmamak üzere hey’et-i vükelâ tarafından verilen kararlar, hey’et-i meb’ûsân’ın içtimaile verilecek karara kadar bâ-irade-i seniye, muvakkaten kanûn hüküm ve kuvvetindedir.

    madde 37. — vükelâdan her biri her ne zaman murad eder ise, hey’et’lerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesa-yı memurînden birini tarafından vekâleten bulundurmak ve irad-ı nutukta âzâya takaddüm etmek hakkını hâizdir.

    madde 38. — istîzah-ı madde için vükelâdan birinin huzuruna meclis-i meb’ûsân’da ekseriyetle karar verilerek da’vet olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesa-yı memurînden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek veyahut lüzum görür ise mes’ûliyetini üzerine alarak cevabını tehir etmek salâhiyetini hâiz olacaktır.

    memurîn

    madde 39. — bil-cümle memurîn nizâmen tâyin olunacak şerait üzere ehil ve müstahak oldukları memuriyetlere intihâb olunacaktır ve bu vechile intihâb olunan memurlar kanûnen mûcib-i azil hareketi tahakkuk etmedikçe veya kendisi istifa eylemedikçe veyahut devlet’çe bir sebeb-i zarûrî görülmedikçe azl ve tebdîl olunamaz ve hüsn-i hareket ve istikamet eshabından olanlar ve devlet’çe bir sebeb-i zarûrîye mebni infisal edenler nizâm-ı mahsûsunda tâyin olunacağı vechile terakkiyata ve tekaüt ve mazuliyet maaşlarına nâil olacaklardır.

    madde 40. — her memuriyetin vezayifi nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacağından her memur kendi vazifesi dairesinde mes’ûldür.

    madde 41. — memurun âmirine hürmet ve riayeti lâzimeden ise de itaati kanûnun tâyin ettiği daireye mahsûstur. hilâf-ı kanûn olan umûrda âmire itaat mes’ûliyetten kurtulmağa medâr olamaz.

    meclis-i umûmî

    madde 42. — meclis-i umûmî hey’et-i â’yân ve hey’et-i meb’ûsân nâmlarile başka başka iki hey’eti muhtevidir.

    madde 43. — meclis-i umûmî’nin iki hey’eti beher sene teşrin-i sânî iptidâsında tecemmu eder ve bâ-irade-i seniye açılır ve mart iptidâsında yine bâ-irade-i seniye kapanır ve bu hey’etlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanda mün’akid olamaz.

    madde 44. — zât-ı hazret-i pâdişâhî, devlet’çe görülecek lüzum üzerine meclis-i umûmî’yi vaktinden evvel dahi açar ve müddet-i muayyene-i içtimaını da tenkis veya temdit eder.

    madde 45. — meclis-i umûmî’nin yevm-i küşadında zât-ı hazret-i pâdişâhî veyahut taraflarından bi-l-vekâle sadr-ı a’zam hazır olduğu ve vükelâ-yı devlet’le iki hey’etin âzâ-yı mevcûdesi birlikte bulundukları halde resmî küşad icrâ olunup sene-i câriye zarfında devlet’in ahval-i dahiliye ve münasebât-ı hariciyesine ve sene-i âtiyyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsâta dair bir nutk-ı hümâyûn kırâat olunur.

    madde 46. — meclis-i umûmî âzâlığına intihâb veya nasbolunan zevât meclis’in yevm-i küşadında sadr-ı a’zam huzurunda ve o gün hazır bulunmayan olur ise mensup olduğu hey’et müçtemi olduğu halde reîsleri huzurunda zât-ı hazret-i pâdişâhî’ye ve vatanına sadakat ve kanûn-ı esâsî ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyleyeceğine tahlif edilür.

    madde 47. — meclis-i umûmî âzâsı rey ve mütalâa beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna va’d-u vaîd ve talimat kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek meclis’in müzakerâtı esnasında beyan ettiği mütalâalardan dolayı bir vechile itham olunamaz; meğer ki meclis’in nizâmnâme-i dahilî’si hilâfında hareket etmiş ola. bu takdirde nizâmnâme-i mezkûr hükmünce muamele görür.

    madde 48. — meclis-i umûmî âzâsından birinin hıyanet ve kanûn-ı esâsî’yi nakz ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensub olduğu hey’et âzâ-yı mevcûdesinin sülüsân-ı ekseriyet-i mutlakasile karar verilir veyahut kanûnen hapis ve nefyi mûcib bir ceza ile mahkûm olur ise âzâlık sıfatı zâil olur ve bu ef’âlin muhakemesile mücazaâtı ait olduğu mahkeme tarafından rü’yet ve hükmolunur.

    madde 49. — meclis-i umûmî âzâsından herbiri reyini bizzat itâ eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabûlüne dair rey vermekten içtinaba hakkı vardır.

    madde 50. — bir kimse zikrolunan iki hey’et’in ikisine birden âzâ olamaz.

    madde 51. — meclis-i umûmî hey’etlerinden ikisinde dahi mürettep olan âzânın nısfından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffe-i müzakerât sülüsân-ı ekseriyetile meşrut olmayan husûsâtta hazır bulunan âzânın ekseriyet-i mutlakasile karargîr olur ve tesavi-i ârâ vukuunda reîs’in reyi iki addedilir.

    madde 52. — bir kimse şahsına müteallik da’vâsından dolayı meclis-i umûmî’nin iki hey’etinden birine arzuhal verdiği halde eğer evvelâ ait olduğu memurîn-i devlete veyahut o memurların tâbi bulundukları mercie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali reddolunur.

    madde 53. — müceddeden kanûn tanzîmi veya kavânîn-i mevcûdeden birinin ta’dîli teklifi hey’et-i vükelâ’ya ait olduğu gibi, hey’et-i â’yân ve hey’et-i meb’ûsân’ın dahi kendi vazife-i muayyeneleri dairesinde bulunan mevâd için kanûn tanzîmini veyahut kavânîn-i mevcûdeden birinin ta’dîlini istidaya salâhiyetleri olmağla evvelce makam-ı sadâret vasıtası ile taraf-ı şâhâne’den istîzan olunarak irade-i seniye müteallik buyurulur ise ait olduğu dairelerden verilecek izahât ve tafsilât üzerine lâyıhalarının tanzîmi şûrâ-yı devlet’e havale olunur.

    madde 54. — şûrâ-yı devlet’te bi-l-müzakere tanzîm olunacak kavânîn lâyıhaları hey’et-i meb’ûsân’da ba’dehû hey’et-i â’yân’da tetkik ve kabûl olunduktan sonra icrâ-yı ahkâmına irade-i seniye-i hazret-i pâdişâhî müteallik buyurulur ise düstûr-ül-amel olur ve işbu hey’etlerin birinde kat’iyyen reddolunan kanûn lâyıhası o senenin müddet-i içtimaiyesinde tekrar mevki-i müzakereye konulamaz.

    madde 55. — bir kanûn lâyıhası evvelâ hey’et-i meb’ûsân’da ba’dehû hey’et-i â’yân’da bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyet-i ârâ ile karar verilmedikçe ve ba’de-l-karar hey’et-i mecmuası için dahi be-tekrar ekseriyetle karar hâsıl olmadıkça kabûl olunmuş olmaz.

    madde 56. — bu hey’etler vükelâ’dan veya onların göndereceği vekillerden veya kendi âzâlarından olmayan veyahut resmen da’vet olunmuş memurînden bulunmayan hiç kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafından vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olduğu halde aslâ kabûl edemez ve ifadelerini istima’ eyleyemez.

    madde 57. — hey’et’lerin müzakerâtı lisan-ı türkî üzere cereyan eder ve müzakere olunacak lâyıhaların sûretleri tab’ ile yevm-i müzakereden evvel âzâya tevzi olunur.

    madde 58. — hey’et’lerde verilecek reyler ya tâyin-i esamî veyahut işarât-ı mahsûsa veyahut rey-i hafî ile olur. rey-i hafî usûlünün icrâsı âzâ-yı mevcûdenin ekseriyet-i ârâsı ile karar verilmeğe mütevakkıftır.

    madde 59. — her hey’et’in inzibât-ı dahilîsini münhasıran kendi reîsi icrâ eder.

    hey’et-i â’yân

    madde 60. — hey’et-i â’yân’ın reîsi ve âzâsı nihayet mikdarı hey’et-i meb’ûsân âzâsının sülüsî mikdarını tecavüz etmemek üzere doğrudan doğruya taraf-ı hazret-i pâdişâhî’den nasbolunur.

    madde 61. — hey’et-i â’yân’a âzâ tâyin olunabilmek için âsâr ve ef’âli umûmun vüsûk ve itimadına şayan ve umûr-ı devlet’te hidemât-ı memdûhesi mesbûk ve mütearif zevâttan olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.

    madde 62. — hey’et-i â’yân âzâlığı kayd-ı hayat iledir. bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşîrliği ve kadı-askerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulînden ve berrî ve bahrî ferikândan ve sıfat-ı lâzimeyi cami’ sair zevâttan münasipleri tâyin olunur. kendü taleplerile devlet’çe sair memuriyete tâyin olunanlar âzâlık memuriyetinden sâkıt olur.

    madde 63. — hey’et-i â’yân’ın âzâlık maaşı şehriye on bin kuruştur. başka bir nâm ile hazine’den muvazzaf olan âzânın maaş ve tâyini eğer on bin kuruştan dûn ise ol mikdara iblâğ olunur ve eğer on bin kuruş veya ziyade ise ibka olunur.

    madde 64. — hey’et-i â’yân hey’et-i meb’ûsân’dan verilen kavânîn ve muvazene lâyıhalarını tetkik ile eğer bunlarda esasen umûr-ı dinîyeye ve zât-ı hazret-i pâdişâhî’nin hukuk-ı seniyesine ve hürriyete ve kanûn-ı esâsî ahkâmına ve devlet’in tamamiyet-i mülkiyesine ve memleketin emniyet-i dahiliyesine ve vatanın esbâb-ı müdafaa ve muhafazasına ve âdâb-ı umûmîyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasının ilâvesile ya kat’iyyen red veyahut ta’dîl ve tashih olunmak üzere hey’et-i meb’ûsân’a iade eder ve kabûl ettiği lâyıhaları tasdik ile makam-ı sadâret’e arzeyler ve hey’et’e takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâve-i mütalâa ile beraber makam-ı sadâret’e takdim eder.

    hey’et-i meb’ûsân

    madde 65. — hey’et-i meb’ûsân’ın mikdar-ı âzâsı tebaa-i osmaniye’den her elli bin nüfus-ı zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur.

    madde 66. — emr-i intihâb rey-i hafî kaidesi üzerine müessestir. sûret-i icrâsı kanûn-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.

    madde 67. — hey’et-i meb’ûsân âzâlığı ile hükûmet memuriyeti bir zât uhdesinde içtima’ edemez. fakat vükelâ’dan intihâb olunanların âzâlığı mücazdır ve sair memurînden biri meb’ûsluğa intihâb olunur ise kabûl edip etmemek yed-i ihtiyarındadır. fakat kabûl ettiği halde memuriyetinden infisal eder.

    madde 68. — hey’et-i meb’ûsân için âzâlığa intihâbı câiz olmayanlar şunlardır: evvelâ, tebaa-i devlet-i âliye’den olmayan; sâniyen, nizâm-ı mahsûsu mûcibince muvakkaten hizmet-i ecnebiye imtiyazını hâiz olan; salisen, türkçe bilmeyen; râbian, otuz yaşını ikmal etmeyen; hâmisen, hîn-i intihâbda bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan; sâdisen, iflâs ile mahkûm olup da iade-i itibar etmemiş olan; sâbian, sû-i ahvâl ile müştehir olan; sâminen, mahcûriyetine hüküm lâhik olup da fekk-i hacir edilmeyen; tâsian, hukuk-ı medeniyeden sâkıt olmuş olan; âşiren, tâbiiyet-i ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. bunlar meb’ûs olamaz. dört seneden sonra icrâ olunacak iltihaplarda meb’ûs olmak için türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır.

    madde 69. — meb’ûsân intihâb-ı umûmîsi dört senede bir kerre icrâ olunur ve her meb’ûsun müddet-i memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihâb olunmak câizdir.

    madde 70. — meb’ûsların intihâb-ı umûmîsine hey’et’in mebde-i içtimaı olan teşrin-i sânîden lâ-akall dört mah mukaddem başlanılır.

    madde 71. — hey’et-i meb’ûsân âzâsının her biri kendini intihâb eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umûm osmanlı’ların vekili hükmündedir.

    madde 72. — müntehibler intihâb edecekleri meb’ûsları mensup oldukları dâire-i vilâyet ahalisinden intihâb etmeğe mecbûrdur.

    madde 73. — bâ-irade-i seniye hey’et-i meb’ûsân feshile dağıldığı halde nihayet altı ayda müçtemi olmak üzere umûm meb’ûsânın müceddeden intihâbına başlanılacaktır.

    madde 74. — hey’et-i meb’ûsân âzâsından biri vefat eder veya esbâb-ı hacriye-i meşrûadan birine dûçar olur veya bir uzun müddette meclis’e devam etmez veyahut istifa eder veya mahkûmiyet veya kabûl-i memuriyet cihetile âzâlıktan sâkıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetişmek üzere usûlü vechile diğeri tâyin olunur.

    madde 75. — münhal olan meb’ûsluk makamlarına intihâb olunacak âzânın memuriyeti gelecek intihâb-ı umûmî zamanına kadardır.

    madde 76. — meb’ûslardan her birine beher sene içtimaı için hazine’den yirmi bin kuruş verilecek ve şehriye beş bin kuruş maaş itibarile memurin-i mülkiye nizâmına tevfikan azimet ve avdet harcırahı itâ kılınacaktır.

    madde 77. — hey’et-i meb’ûsân riyaseti’ne hey’et tarafından ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefer ki cem’an dokuz zât intihâb olunarak huzur-ı şâhâne’ye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reîs vekâletlerine bâ-irade-i seniye tercih ve memuriyetleri icrâ kılınır.

    madde 78. — hey’et-i meb’ûsân’ın müzakerâtı alenîdir. fakat bir madde-i mühimmeden dolayı müzakerâtı hafî tutulmak vükelâ cânibinden veyahut hey’et-i meb’ûsân’ın âzâsından onbeş zât tarafından teklif olundukta, hey’etin içtima’ ettiği mahal âzânın maadasından tahliye edilerek teklifin red veya kabûlü için ekseriyet-i ârâya müracaat edilür.

    madde 79. — hey’et-i meb’ûsân’ın müddet-i içtimaiyesinde âzâdan hiç biri hey’et tarafından ithama sebeb-i kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha veya cinayet icrâ eder iken veya icrâyı müteakip tutulmadıkça, tevkif ve muhakeme olunamaz.

    madde 80. — hey’et-i meb’ûsân kendisine havale olunacak kavânîn lâyıhalarını müzakere ile bunlardan umûr-ı mâliyeye ve kanûn-ı esâsî’ye taallûk eder maddeleri red veya kabûl veyahut ta’dîl eder ve mesarif-i umûmiye muvazene kanûnunda gösterildiği vechile hey’et-i meb’ûsân’da tafsilâtile tetkik olunduktan sonra mikdarına vükelâ ile birlikte karar verilür ve buna karşılık olacak vâridâtın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sûret-i tevzi ve tedariki kezalik vükelâ ile birlikte tâyin edilir.

    mehâkim

    madde 81. — kanûn-ı mahsûsuna tevfikan taraf-ı devlet’ten nasbolunan ve yedlerine berât-ı şerif verilen hâkimler lâ-yen-azldir. fakat istifaları kabûl olunur. hâkimlerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdîl-i memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üzerine azil olunmaları dahi kanûn-ı mahsûsu hükmüne tâbidir ve hâkimlerin ve mehâkim memurlarının matlûb olan evsafını işbu kanûn irae eder.

    madde 82. — mahkemelerde her nev’i muhakeme alenen cereyan eder ve ilâmâtın neşrine mezûniyet vardır. ancak kanûnda musarrah esbâba mebni mahkeme muhakemeyi hafî tutabilir.

    madde 83. — herkes huzur-ı mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum gördüğü vesait-i meşruayı istimal edebilir.

    madde 84. — bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvânın her ne vesile ile olursa olsun rü’yetinden imtina edemez ve bir kerre rü’yetine veyahut rü’yeti için iktiza eden tahkikat-ı evveliyeye başlandıktan sonra tatil veya tâviki dahi câiz olamaz; meğer ki müddeî dâvâdan keff-i yed etmiş ola. şu kadar ki cezaya müteallik deâvîde hükûmet’e ait olan hukuk nizâmı vechile yine icrâ olunur.

    madde 85. — her dâvâ ait olduğu mahkemede rü’yet olunur. eşhas ile hükûmet beynindeki dâvâlar dahi mehâkim-i umûmîyeye aittir.

    madde 86. — mahkemeler her türlü müdehelâttan âzâdedir.

    madde 87. — deâvî-i şer’iyye mehâkim-i şer’iyyede ve deâvî-i nizâmiyye mehâkim-i nizâmiyyede rü’yet olunur.

    madde 88. — mahkemelerin sunûf ve vezaif ve salâhiyetinin derecât ve taksimâtı ve hükkâmın tavzifi kavânîne müstenittir.

    madde 89. — her ne nâm ile olur ise olsun, bazı mevâdd-ı mahsûsayı rü’yet ve hükmetmek için mehâkim-i muayene haricinde fevk-al-âde bir mahkeme veyahut hüküm vermek salâhiyetini hâiz komisyon teşkili kat’iyyen câiz değildir. fakat kanûnen muayyen olduğu vechile tâyin-i mevla ve tahkim câizdir.

    madde 90. — hiçbir hâkim hâkimlik sıfatiyle devlet’in maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cem’edemez.

    madde 91. — umûr-ı cezaiyede hukuk-ı âmmeyi vikâyeye memur müddeîumûmîler bulunacak ve bunların vezaif ve derecâtı kanûn ile tâyin kılınacaktır.

    dîvân-i âlî

    madde 92. — dîvân-ı âlî otuz âzâdan mürekkeptir. bunların onu hey’et-i â’yân ve onu şûrâ-yı devlet ve onu mahkeme-i temyiz ve istinaf rüesa ve âzâsından kur’a ile tefrik ve tâyin olunarak hey’et-i â’yân dairesinde lüzum göründükçe bâ-irade-i seniye akdolunur. vazifesi vükelâ ile mahkeme-i temyiz rüesa ve âzâsının ve zât ve hukuk-ı şâhâne aleyhinde harekete ve devlet’i bir hal-i muhataraya ilkâya tasaddi eyleyenlerin muhakemesidir.

    madde 93. — dîvân-ı âlî ikiye münkasem olup biri dâire-i ithamiye ve biri divân-ı hüküm’dür. dâire-i ithamiye dokuz âzâdan ibaret olup bunun üçü hey’et-i â’yân ve üçü divân-ı temyiz ve istinaf ve üçü şûrâ-yı devlet âzâsından dîvân-ı âlî’ye alınacak âzâ içinden kur’a ile intihâb olunur.

    madde 94. — bu daire şikâyet olunan zevâtın müttehem olup olmadığına sülüsân-ı ekseriyetile karar verir ve dâire-i ithamiye’de bulunanlar divân-ı hüküm’de bulunamaz.

    madde 95. — divân-ı hüküm, yedisi hey’et-i â’yân ve yedisi divân-ı temyiz ve istinaf ve yedisi şûrâ-yı devlet rüesa ve âzâsından olmak üzere dîvân-ı âlî âzâsının yirmibir neferinden mürekkep olarak dâire-i ithamiyye tarafından muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş dâvâlar hakkında âzâ-yı mürettebenin sülüsân-ı ekseriyetile kat’iyyen ve kavânîn-i mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabil-i istinaf ve temyiz değildir.

    umûr-i mâliye

    madde 96. — tekâlif-i devletin hiçbiri bir kanûn ile tâyin olunmadıkça vaz’ ve tevzi ve istihsal olunamaz.

    madde 97. — devlet’in bütçesi vâridât ve mesarifât-ı takribiyesini mübeyyin kanûndur. tekâlif-i devletin vaz’ ve tevzi ve tahsil emrinde müstenit olacağı kanûn budur.

    madde 98. — bütçe yani muvazene-i umûmîye kanûnu meclis-i umûmî’de madde be madde tetkik ve kabûl olunur. vâridât ve mesarifât-ı muhammeninin müfredâtını câmi’ olmak üzere ana merbut olan cedveller nizâmen tâyin olunan numûnesine tevfikan aksam ve fusûl ve mevâdd-ı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl fasıl icrâ edilir.

    madde 99. — muvazene-i umûmîye kanûnu müteallik olduğu senenin duhûlünde mevki-i icrâya konulabilmek için lâyıhası hey’et-i meb’ûsân’a meclis-i umûmî’nin küşadı akabinde itâ olunur.

    madde 100. — bir kanûn-ı mahsûs ile muayyen olmadıkça emvâl-i devletten muvazene haricinde sarfiyat câiz olamaz.

    madde 101. — meclis-i umûmî’nin mün’akid bulunmadığı esnada esbâb-ı mücbire-yi fevk-al-âdeden dolayı muvazene haricinde masraf ihtiyarına lüzum-ı kavi tahakkuk eder ise mes’ûliyeti hey’et-i vükelâ’ya ait olmak ve meclis-i umûmî’nin küşadı akabinde ona dair kanûn lâyıhası meclis-i umûmî’ye verilmek üzere o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin taraf-ı hazret-i pâdişâhî’ye arz ve istîzân ile sâdır olacak irade-i seniye üzerine tedarik ve sarfı câiz olur.

    madde 102. — muvazene kanûnunun hükmü bir seneye mahsûstur. o senenin haricinde hükmü câri olamaz ancak bazı ahval-i fevk-al-âdeden dolayı meclis-i meb’ûsân muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesholunduğu halde hükmü bir seneyi tecavüz etmemek üzere bir kararnâme ile vükelâ-yı devlet bâ-irade-i seniye sene-i sâbıka muvazenesinin cereyan-ı ahkâmını meclis-i meb’ûsân’ın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.

    madde 103. — muhasebe-i kat’iyye kanûnu müteallik olduğu senenin vâridâtından istihsal olunan mebaliğ ile yine o senenin mesarifâtına vukûbulan sarfiyatın mikdar-ı hakikîsini mübeyyin olarak bunun şekil ve taksimâtı dahi muvazene-i umûmîye kanûnuna tamamile mutabık olacaktır.

    madde 104. — muhasebe-i kat’iyye kanûnunun lâyıhası müteallik olduğu senenin hitamından itibaren nihayet dört sene sonra meclis-i umûmî’ye itâ olunur.

    madde 105. — emval-i devlet’in kabz ve sarfına memur olanların muhasebelerini rü’yet ve devairden tanzîm olunan sâl muhasebelerini tetkik ederek hulâsa-i tetkikat ve netice-i mütalâatını her sene bir takrir-i mahsûs ile hey’et-i meb’ûsân’a arzeylemek üzere bir divân-ı muhasebât teşkil olunacaktır. bu divân her üç ayda bir kerre ahval-i mâliyeyi riyaset-i vükelâ vasıtasile bâ-takrir taraf-ı hazret-i pâdişâhî’ye dahi arzeder.

    madde 106. — divân-ı muhasebât’ın âzâsı oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri hey’et-i meb’ûsân’dan ekseriyetle azlinin lüzumu tasdik olunmadıkça memuriyetinde kayd-ı hayat ile kalmak üzere bâ-irade-i seniye nasbolunacaktır.

    madde 107. — divân-ı muhasebât âzâsının evsaf ve vezayifinin tafsilâtı ve sûret-i istifa ve tebdîl ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyet-i teşkili bir nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır.

    vilâyât

    madde 108. — vilâyâtın usûl-i idâresi, tevsi-i mezûniyet ve tefrik-i vezayif kaidesi üzerine müesses olup derecâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.

    madde 109. — vilâyet ve livâ’ ve kazâ merkezlerinde olan idâre meclislerile senede bir defa merkezî vilâyette içtima eden meclis-i umûmî âzâsının sûret-i intihâbı bir kanûn-ı mahsûs ile tevsi olunacaktır.

    madde 110. — vilâyât mecâlis-i umûmîyesinin vezayifi yapılacak kanûn-ı mahsûsunda beyan olunacağı vechile turuk u maâbir tanzîmi ve itibar sandıklarının teşkili ve sanayi ve ticaret ve felâhatın teshili gibi umûr-ı nafiaya müteallik mevâd hakkında ve umûma ait maârif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerâta şâmil olmakla beraber, tekâlif ve mürettebât-ı mirîyenin sûret-i tevzi ve istihsalinde ve muamelât-ı sairede kavânîn ve nizâmât-ı mevzua ahkâmına muhalif gördükleri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliğ ile tashih ve ıslahı zımnında arz-ı iştikâ etmek salâhiyetini dahi muhtevi olacaktır.

    madde 111. — müsakkafât ve müstagallât ve nukûd-ı mevkufe hâsılâtının şurût-ı vakfiyesi ve teamül-i kadîmi vechile meşrûtunlehine ve hayrât ve müberrâta sarfolunmak üzere vasiyet edilen emvalin vasiyetnâmelerde muharrer olduğu üzere mûsâlehine sarfına ve emval-i eytamın nizâmnâme-i mahsûsu vechile sûret-i idâresine nezaret etmek üzere her kazâda her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzîm edilecek nizâmât-ı mahsûsası vechile her milletin müntehâb efradından mürekkep olacaktır. ve mecâlis-i mezkûre mahalleri hükûmetlerini ve vilâyât mecâlis-i umûmîyesini kendilerine merci bilecektir.

    madde 112. — umûr-ı belediye der-saâdet ve taşralarda bil-intihâb teşkil olunacak devair-i belediye meclislerile idâre olunacak ve bu dairelerin sûret-i teşkili ve vezaifi ve âzâsının sûret-i intihâbı kanûn-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.

    mevâdd-i şettâ

    madde 113. — mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid âsâr ve emarât görüldüğü halde hükûmet-i seniyenin o mahalle mahsûs olmak üzere muvakkaten (idâre-i örfiye) ilânına hakkı vardır. (idâre-i örfiye) kavânîn ve nizâmât-ı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idâre-i örfiye) tahtında bulunan mahallin sûret-i idâresi nizâm-ı mahsûs ile tâyin olunacaktır. hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idâre-i zâbıtanın tahkikat-ı mevsukası üzerine sabit olanları memâlik-i mahrusâ-i şâhâneden ihraç ve teb’îd etmek münhasıran zât-ı hazret-i pâdişâhî’nin yed-i iktidarındadır.

    madde 114. — osmanlı efradının kâffesince tahsil-i maârifin birinci mertebesi mecbûrî olacak ve bunun derecât ve teferrüâtı nizâm-ı mahsûs ile tâyin kılınacaktır.

    madde 115. — kanûn-ı esâsî’nin bir maddesi bile hiçbir sebeb ve bahane ile tatil veya icrâdan iskat edilemez.

    madde 116. — kanûn-ı esâsî’nin mevâdd-ı mündericesinden bazılarının icab-ı hale ve vakte göre tağyir ve ta’dîline lüzum-ı sahih ve kat’î göründüğü halde zikr-i âti şerait ile ta’dîli câiz olabilir. şöyle ki, ya hey’et-i vükelâ veya hey’et-i â’yân veya hey’et-i meb’ûsân tarafından işbu ta’dîle dair bir teklif vukûbulduğu halde evvelâ meclis-i meb’ûsân’da âzâ-yı mürettebenin sülüsân-ı ekseriyetile kabûl olunur ve kabûl meclis-i â’yân’ın kezalik sülüsân-ı ekeriyetile tasdik edildikten sonra irade-i seniye dahi o merkezde sudûr eder ise ta’dîlât-ı meşrûha düstûr-ül-amel olur ve kanûn-ı esâsî’nin ta’dîli teklif olunan bir maddesi ber-vech-i meşrûh müzakerât-ı lâzimesinin icrâsile irade-i seniyesinin sudûruna kadar hüküm ve kuvvetini gaip etmeksizin mer’iyy-ül-icrâ tutulur.

    madde 117. — bir madde-i kanûniyenin tefsiri lâzım geldikte umûr-ı adliyeye müteallik ise tâyin-i mânâsı mahkeme-i temyiz’e ve idâre-i mülkiyeye dair ise şûrâ-yı devlet’e ve işbu kanûn-ı esâsî’den ise hey’et-i â’yân’a aittir.

    madde 118. — elyevm düstûr-ül-amel bulunan nizâmât ve teamül ve âdat ileride vaz’olunacak kavânîn ve nizâmât ile ta’dîl veya ilga olunmadıkça mer’iyy-ül-icrâ olacaktır.

    madde 119. — meclis-i umûmî’ye dair olan fi 10 şevval sene 93 tarihli talimat-ı muvakkate’nin cereyan-ı ahkâmı yalınız birinci defa içtima edecek meclis-i umûmî’nin müddet-i in’ikadiyesi hitâmına kadar olup ondan sonra hükmü câri değildir.

    fi 7 zilhicce, sene 1293.

    --- spoiler ---