aynı isimde "kanzuk" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
  • hukuka, vicdana ve etiğe aykırı davranan medya patronu. bu aykırılıklar bugünün türkiye’sine uygun olabilir ancak dinamizmini şu anki avamlığından sıyırırsak, 16 sene öncesinin türkiye’sine aykırı zihinlerle, fikirsel protestolar ve teatilerle sağlamış ve büyümüş olan bu platforma zarar vermektedir, vermeye devam edecektir.

    size kendisiyle ilgili kısa bir anımdan bahsedeyim, sonra da çok özetle yaptığı hukuksuzluğu özetleyeyim ve bunun neden tazminat davalarıyla başlayabilecek bir ekşi sözlük iflasına yol açabileceğine çok kısaca değineyim.

    sene 2007. gününü hatırlamıyorum. o zaman boxer dergisinde yazarlık yapıyorum. işteyken babam aradı ve hemen eve gelmemi söyledi. eve polisler gelmiş ve beni soruyorlarmış. aralıklı tırsmalar eşliğinde eve gittim. bilmiyorum da niye gelmişler, ne diye evi basıyorlar. eve vardım, baktım iki tane polis, bir tanesi kötü polisi oynuyor herhalde. aralarında bölüşmüşler, ben iyiyi oynarım, sen kötüyü oynarsın diye. kötüyü oynayan bana “ekşi sözlük’le ne alakan var lan senin?” dedi. “yazıyorum orda” dedim. “sen orada yazılanları niye çaldın o zaman?” dedi. ulan anlamıyorum, neyini çalayım ekşi sözlük’ün, bilezik mi amk bu? “evdeki tüm bilgisayarları alacağız. sana haber verdiğimizde gayrettepe’ye gel ifade ver” dedi. bilgisayarlar incelenecekmiş, suç unsuru bulunursa ayvayı yemişim, falan filan. pc’yi, laptop’ı aldılar gittiler, bir de arabaya kadar bana taşıttılar.

    sonra evde yaşanan çocuk terörist mi oldu eğilimli panik havasını es geçiyorum. tanıdıkları filan aradık, bilgisayarın incelenmesinin hemen o gün yapılmasını sağladık ve ertesi gün gayrettepe’ye gittim. bir tane amir var, onunla konuşuyorum. onun bana özetlediği kadarıyla konu şu. o dönemler yönlendir diye bir internet sitesi vardı. eksisozluk.com.tr.tc adresi, yönlendir üzerinden sozluk.sourtimes.org’a yönlendirilmiş. yönlendiren bilgisayarın ip’si de bizim evdeki bilgisayarınmış. diyorum ben yapmadım, bilmiyorum, hakikaten de bilmiyorum.

    düşünüyorum, kim yapmış olabilir diye, kardeşim mi, eve gelip giden komşu çocuğu mu? yok yani, bilemiyorum. amir de hem ifademi alıyor hem de dosyayı hemen kapamak için bana zarf atıyor. “bak, zaten bilgisayardan suç unsuru çıkmadı. hiçbir içerik kopyalanmamış. yaptıysam yaptım de, zaten sonucunda bir şey çıkmaz, suç unsuru yok çünkü” diyor. “ya amirim vallahi bilmiyorum, düşünüyorum çıkamıyorum işin içinden” diyorum. sonra ifadeyi öfleye pöfleye benim dediğim şekilde aldı ve bilgisayarları kucağıma sıkıştırıp gönderdi. sonraki günlerde ben işi kurcaladım ama kimin yaptığını nerden bulayım?

    ondan sonra şikayetçinin başak purut olduğunu gördüm ve ekşi sözlük avukatı olan nam-ı diğer kanzuk’a ulaştım. olayı anlattım, benimle alakası olmadığını, bilgisayarda da zaten suç unsuru sayılacak içeriklerin hiçbirine rastlanmadığını ve davanın takipsizlikle sonuçlanacağını söyledim ve şikayeti geri çekmesini rica ettim. kendisinin bana kelimesi kelimesine olmayabilir ama özetle söylediği şu oldu: “dava masraflarını ve artı şu kadarı öde, şikayeti geri çekelim.”

    kanzuk, işte bu. para vermedim, dava iki seneye yakın süre sonra takipsizlikle sonuçlandı. yani para hırsı, burada da kendisine daha fazla para kaybettirdi.

    gelelim sözleşmeye. çok basit ve hızlı geçeceğim.

    ekşi sözlük, kullanıcı sözleşmesindeki “ekşi sözlük, kayıtlı kullanıcılarının içeriklerine yer sağlayıcılık hizmeti veren bir internet sitesi olup” ifadesiyle kendini sadece bir yer sağlayıcı olarak tanımlamaktadır. yani bu bağlamda bir blog’dan farkı yoktur.

    yine aynı kullanıcı sözleşmesinde “oluşturduğunuz içerik tüm sorumluluğu size ait olmak üzere ve hiçbir ön denetime tabi olmadan yayına girdiğinden, oluşturduğunuz içeriğin hukuka aykırı olmadığından lütfen emin olun” ibaresiyle hukuki sorumluluğu içerik oluşturucusuna bırakarak, yayıncılık, dolayısıyla sorumluluk ilkesini üzerinden atarak sadece ve sadece bir yer sağlayıcı olduğunu tekraren kesinleştirmektedir.

    kullanıcı sözleşmesinde geçen şu ibare “ekşi sözlük’te oluşturduğunuz/yayınladığınız içeriklerin telif hakları size aittir. bu nedenle ekşi sözlük’te yayınlandığınız içeriğinizi (entrylerinizi) ticari maksatla dahi dilediğiniz şekilde derleyip, kullanabilirsiniz. ancak ekşi sözlük'te yayında olan içeriklerinizi internet üzerinde başka bir sitede daha yayınlamanız halinde ekşi sözlük’e aktif link vermeniz gerekmektedir. ekşi, sourtimes, ekşi şeyler ve ekşi sözlük markalarının kullanımı ise ekşi teknoloji’nin yazılı iznine tabidir.
    telif hakları size ait olmakla birlikte, ekşi sözlük’te yayınladığınız tüm içerik için ekşi teknoloji’ye çoğaltma, kopyalama, işleme ve basılı ortam, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya internet ve sair dijital iletim şekilleri de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlar ve sair her türlü araçla yayınlama hakları dahil olmak ancak bunlarla kısıtlı kalmamak kaydıyla tüm mali haklarını hiçbir coğrafi sınırlama olmaksızın, süresiz ve bedelsiz kullanma hakkı(lisans) vermektesiniz” fikir ve sanat eserleri kanunu’nun 49’uncu maddesine aykırıdır. 49’uncu maddeye göre bir eserin devren iktisabı için eser sahibi veya maliklerinin yazılı muvafakatının alınmasını şart koşar. yani sen kafana göre benim senin de söylediğin üzere sahibi olduğum içeriği, benim muvafakatımı yazılı olarak almadan sana ait olsa da başka bir mecranda yayınlayamazsın. yani şöyle düşün: kanal d’de yayınlanan akasya durağı’nı, cnntürk’te de yayınlamak istiyorsun, ikisi de senin kanalın ama cnntürk’te yayınlamak için türker inanoğlu’nun muvafakatını almak zorundasın. ayrıca yine fsek 52. maddeye göre eserlerin toptan devri diye bir durum söz konusu değildir, bu devir için yazılı muvafakat şarttır ve devre dahil olan tüm konular tek tek belirtilmelidir. yazarın yazdığı her şeyin devrini talep etmek ya da bunu belirtmek sözleşmenin aldatıcı, tek tarafa zarar verici olmasıdır ki, aynı şekilde haber vermeden karşı tarafın aleyhine olacak şekilde sözleşmede düzenlemeler yapmak da, aleyhte olan kişiyi bağlamaz, bağlamadığı da işçi-işveren davalarına kadar, birçok telif hakları ihlali davasında zarar gören kişinin lehine sonuçlanan davalarla da emsallidir. yargıtay kararları mali veya manevi haklara ilişkin yetki ve izinlerin tek tek verilmesi gerektiği üzerinde birleşir. yani sözleşmede bahsedilen tüm mecralarda yayınlama hakkı, bu konuda yazardan tek tek yetki ve izin alınmadığı için hükümsüzdür ve kanuna aykırıdır.

    üstelik tüm bunların üzerine tüy diker gibi, esas konu, ruhsat ve lisans meselesidir ki, ekşi sözlük sözleşmesi tüm yazılanların bedelsiz ve süresiz olarak lisanslandığını söylemektedir. halbuki fsek’e göre ruhsat ve lisans sadece belirlenmiş haklar doğrultusunda alınabilir. yani süresiz lisans, süresiz ruhsat mevzuata aykırıdır, sözleşmeyi hükümsüz ve art niyetli kılmaktadır. art niyetli sözleşme manevi tazminat hakkını da doğurmaktadır. diyelim ki 80’inci maddeye göre komşu haklardan faydalanıp bunu yayınlıyorum diyorsun ve mantığa göre başka bir icracı, benim eserimi yorumlayacak ve sen hukuki olarak buradan sıyrılacasın. bunu yazıda nasıl sağlayacaksın? yani yazımın cover’ını yapıp bunu nasıl yayınlayacaksın?

    işin en komik tarafı da ekşi’nin kendini derleme eser olarak tanımlamasıdır. derleme eser fsek 1. madde’ye göre tam olarak şudur: “özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı olan eser”. ama aynı maddede eser, gayet net olarak açıklanmıştır. yani sen derleme esersen, özgün eser üzerindeki haklar, yani benim haklarım saklıdır. sen servis sağlayıcıysan, nasıl derleme eser oluyorsun? yok sen bu kanun tanımaz sözleşmenle, kafana göre koyduğun maddelerle eseri sahiplenmiş, artık sahibiysen, nasıl servis sağlayıcısın? sen derleme eser misin, eser sahibi misin, servis sağlayıcı mısın? nesin sen ya? daha ne olduğunu bile anlatamamışsın sözleşmende, nerede ne senin lehine olacaksa o oluyorsun. hukuki açıdan sorumluluk almak istemediğinde servis sağlayıcı, telif açısından sorumluluk almak istemediğinde derleme eser, içerikleri kullanıp para cukkalamak istediğinde eser sahibi. bu kadar art niyet taşıyan bir sözleşme olabilir mi ya? bu nasıl bir ahlaksızlıktır, nasıl bir paragözlüktür? hepsini geçtim, 1999’daki ruhun bir parçası olan ssg nasıl böyle bir kirlenmişliğe, adaletsizliğe ve kanun tanımazlığa çanak tutar da ekşi şeyler’i över.

    ekşi şeyler ne allah aşkına abi? bir de yazmış ssg, kanzuk’un yıllardır aklında vardı, gerçekleştirmesine çok sevindim diye. ne yılları ya? onedio’yu görmüş, bunda da iyi para var demiş, gitmiş aynısını yapmış, bir de hazır içeriği gasp ederek içini dolduruyor.

    her neyse, sözleşmede ayrıca şu var:
    “oluşturduğunuz içerikler ekşi sözlük’te yayında olduğu müddetçe ekşi teknoloji bu içerikleri başta ekşi şeyler'de olmak üzere, uygun gördüğü bütün ortamlarda kendi kullanımında olan markalar altında ve/veya diğer internet sitelerinde ticari amaçla kullanma hakkına sahip olacaktır. bunu engellemek için kullanılmasını istemediğiniz içeriği silmeniz veya hesabınızı kapamanız yeterlidir ancak bu eylemler sadece ileriye dönük olup, size daha önce yapılmış çalışmalardan entrylerinizin çıkarılması, telif ücreti talep etme ve benzeri bir hak vermeyecektir. daha önce yapılmış çalışmaların yeniden basımı veya yayını da bu nedenle her zaman mümkündür. “

    böyle bir şey az önce de söylediğimiz üzere mümkün değildir, fsek’e aykırıdır, hukuksuzdur. oluşturduğum içerikler için, yayınlamak istediğin her platform için benden muvafakat almak zorundasın. ayrıca süresiz ruhsat ya da lisans diye bir konu olmadığı için, silmiş olduğum, sahibi olarak artık kaldırmak istediğim içeriği ne yazık ki sen ticari olarak değerlendiremezsin. kendin diyorsun zaten yayında olduğu müddetçe diye, sonra süresiz yayınlayabilirim diyorsun. bu nasıl tezat ya? bu adam nasıl hukukçu anlamıyorum. tam yeni türkiye modeli inşaatçı mantığında hazırlanmış bir sözleşme.

    “ekşi teknoloji, entrylerinizin internet dışındaki ortamlarda ticari amaçla kullanılması halinde, ilgili çalışmadan kar elde edilmesi şartıyla, kendi takdir edeceği miktarda telif ödemesinde bulunacağını taahhüt eder.”

    oldu paşam. fsek madde 45’e aykırı bu da. uzun uzun yazmayayım, açın okuyun.

    şu şekilde özetleyelim:

    1) ekşi sözlük yazarlarının yazıları bir eserdir. (eser deyince götünüz kalkmasın hemen, çoğunluk halen saçma sapan şeyler yazıyor.)
    2) eserlerin sahibi yazarlardır.
    3) ekşi sözlük kullanım sözleşmesi, art niyetli ve eser sahibine zarar verecek şekilde hazırlanmış ve haber vermeden değiştirilmiştir. bu yüzden eser sahibini bağlamaz. yargıtay bu konuda emsal kararlar vermiştir.
    4) eserlerin, servis sağlayıcıya ait başka mecralarda yayınlanması için fsek’e göre yazılı muvafakat alınması gerekmektedir. aksi takdirde telif hakları ihlal edilmektedir.
    5) sözleşmede, ekşi, kendini lehine gördüğü yerlere göre farklı konumlandırmaktadır. kendini farklı konumlandırması bu sözleşmeyi çelişkili ve güvensiz kılmaktadır. yeni bir sözleşme ve her mecra için muvafakat alınması şarttır.

    bu bilgiler ışığında isterseniz gidin iyi bir avukatla dava açın. son dönemde avukatlarla çok uğraştığımız için, çok iyilerini biliyorum. size ben önereyim. telif hakları ihlali konusunda kazanılacak bir dava emsal oluşturacak ve ekşi sözlük’ün sonunu getirebilecektir. ben bunu istemiyorum, burası içinde olmaktan keyif aldığım bir oluşum. umarım kanzuk, para hırsının önüne başarılı olma hırsını getirir de bu oluşumun çökmesini engellemiş olur. ne sanıyorsunuz ki zaten, bugün ekşi var, yarın mekşi olur, olmadı mı sanki bugüne kadar, ilelebet devam mı edecek? bunun devam etmesi de senin elinde.

    ben böyle bir davayla uğraşırsam da sadece emsal oluşturması için ve 8 liralık manevi tazminat davası için uğraşırım. niye 8 lira derseniz, bir kuzu şiş dürüm alıp kendisine temyizden de aleyhine döndüğünde yollamak için. kargo parası benden.

    ekleme:

    bir örnekleme geldi aklıma. onu da eklemek istiyorum.

    sözlük sözleşmeye göre şu etik ve hukuk dışı davranışı sergiliyor:

    yazılan bir yazıdan dolayı hukuki bir problem mi doğdu? "kardeşim ben facebook gibiyim. beni bağlamaz. git yazara sor hesabını" diyor. -servis sağlayıcısı

    yazılan bir yazı bir gelir mi getirecek? "kardeşim ben onedio gibiyim. yazılan içeriğin sahibi benim. bundan geliri ben elde ederim" diyor -derleme eser

    yazılan bir yazı başka platformda başka bir amaçla da mı gelire dönüşecek? "kardeşim ben can yayınları gibiyim. bu eser bana devredilmiş. istediğim yerde yayınlarım, satarım" diyor -yayıncı

    ne yazık ki, kanuna göre tek bir şey olabilirsin. birinden birini seçmek ve sözleşmeni buna göre düzenlemek zorundasın.

    konuyla alakalı ekleme 2: (bkz: #59049037)
  • -selam adın ne?
    +kanzuk.
    -aaa çok güzel bir isim. anlamı ne?
    +yeryüzüne düşen ilk dürüm tanesi.
  • bu sözlüğün temelini oluşturan yazarların taleplerini, safsatalarla dolu mantıksal dayanağı olmayan bir yazı yazarak geçiştirmeye çalışan, geçiştirebileceğini sanan kişi.

    ''ekşi sözlük 90'larda kalan değil, 90'lardan gelen bir site. görünüm ve fonksiyonlar açısından eskiyi muhafaza etmek gibi bir düşüncemiz hiç olmadı. ''

    o saçma açıklamasından çıkartılabilecek tek doğru cümle ise üstte yazıyor.

    neden doğru? çünkü kendisinin de söylediği gibi ortada ''fonksiyonlar açısından eskiyi muhafaza etmek'' gibi bir düşünce yok. zira birileri sözlüğün var olan fonksiyonlarını da zaman içinde çürüterek kaybetti.

    eski dandik site olarak nitelendirdiğiniz sözlük, yazarlara hiçbir ayrı eklenti indirmeye gerek kalmadan yüzlerce farklı tema alternatifi sunuyordu. übermensch web dizaynırlara hazırlattığınız yeni sözlük ise, gece görüş modu ve migraine patient bafileyicisi ile beraber hepi topu 2 tane alternatif sunabiliyor.
    edit: (allah için 2 tane daha renk koyup, adına tema dediler)

    mesela eskiden bu sözlüğün ekşistats adında çalışan bir modülü vardı, hatırlar mısınız? sahi o nerede kanzuk? en son 2014 aralık'ta ''eksi sozluk'un 1000 baslik listeleme siniri nedeniyle gun sayiminda sorun var, bu duzelmeden diger moduller calisamiyor.'' şeklinde bir güncelleme geçilmiş, o tarihten sonra da kaderine bırakılmış. bundan 5 yıl önce, sözlükle ilgili detaylı istatistiklere bakabiliyorken, 2016'nın aşırı modern sözlüğünde bakmak mümkün değil.

    ah bir de başucu eserleri vardı değil mi kanzuk? peki onu nereye sakladınız? entry numaraları nereye gitti? hani kuşlar, ağaçlar? dürü...? şaka la şaka, sakin ol, o son yazdığım yerinde duruyor.

    tüm bu laf kalabalığının ardında, ortaya çıkan asıl gerçek şu ki siz sözlüğe yıllardır fonksiyonel manada elle tutulur hiçbir şey katmadınız. işin sadece makyaj kısmıyla ilgilendiniz. paylaş butonu yerine twitter kuşu koy, en üste yeşil şerit çek, logoyu değiştir, onun rengi kırmızı mı mavi olsun, entry aralarını aç belki orada da küçük bir reklam alanı vardır, bla bla bla...

    edit: ayrıca ''beyaz fon rengi tercihi neden tepki alıyor, anlamadım. reddit, twitter, facebook gibi sözlük kullanıcılarının en fazla zaman geçirdiği platformların tamamı beyaz fonlu.'' demişsin ya

    twitter, facebook ve 3 farklı ekşi sözlük versiyonlarından aldığım numuneler ile beyazlık farkına dair kendi bilgisayarımda bir test yaptım, sonuç budur http://i.hizliresim.com/xkoj6d.png

    bildiğim kadarıyla retina düşmanı güncel sözlük beyazı (rgb 255, 255, 255) paletteki en beyaz renk oluyor, hex code olarak karşılığı #ffffff

    ekleme: @obturator nicki yazar arkadaşımızın renk konusunda soyledikleri:
    "rgb 255/255/255 değeri tüm lcd hücrelerinin ışığını sona dayamaktan başka bir şey değil. bu beyaz değil aksine hiçliktir. fotoğrafta patlak alanların değeri rgb 255/255/255 olur. yani sıfır detay. buna beyaz denmez. doğal beyaz için en fazla 249/249/249 değerini vermek gerekir. 255 değerini matbaaya göndersen sana boş kağıt verir. mürekkep dahi kullanmaz çünkü dediğim gibi karşılığı hiçliktir. tamamen bence yanlış ve bilinçsiz bir uygulama olmuş bu beyazı tercih etmek"

    sonuç: analoji kurmak için söylediğin twitter ve facebook bile senin kadar beyaz değil. mantıksal olarak bir önceki sözlük için gelen şikayetler ''göz yoruyor'' ise, yeni tasarımda rengi biraz koyulaştırırsın, ''nasılsa alıştı mallar'' deyip daha da açmazsın.

    peki sen neden bu kadar beyazsın beşinci boyut kanzuk, anlatsana biraz :))

    not: ticari itibarı zedelediysem affola...
  • eleştirilere verdiği cevap yazısında "kendi hukuki değerlendirmem ne ise, her zaman sadece onu uyguluyorum" diyen avukat.

    eleştiriler zaten hukuki değerlendirmenizin yanlışlığı ve bu hukuki değerlendirmeye yol açan ilişkiniz üzerine sayın kanzuk.

    bir de anladığım kadarıyla son zamanlarda yükselen "bilişim hukuku" konusunda çalışan genç hukukçulardansınız. oysa konuyu öyle o kadar içerden bilmediğinizi ve haksız yorumlar yaptığınızı söyleyen (burada) sizden büyük hukukçular var. tabii bilişimi de bilişim hukukunu da sizden daha iyi bilecek sözlükçüler de var. (her iki grubun eleştirilerini de gözardı ettiniz, ediyorsunuz.)

    bunları, sadece (her konuda fikri olan ortalama) bir sözlük yazarı olarak değil, sizden en az yirmi yıl önce hukuk eğitimi almış bir hukuk abiniz, bugün üye sayısı 10 bini aşmış türkiye bilişim derneği'nin neredeyse üçte biri ölmüş ilk iki bin üyesinden biri olan kıdemliniz, türkiye yayıncılar birliği dijital yayıncılık komisyonunun üst yöneticisi bir büyüğünüz olarak yazıyorum. o yüzden bir cümle etmeye hakkım olduğunu düşünüyorum.

    sizin ve ssg'nin yapacağı tek şey var: "webrazzi meselesinde yanlışlık yaptık, bu durumu ortaya çıkaran bir yazarı da (onu bu olaydan bir hafta öncesine kadar atsaydınız, belki de tepki bu kadar olmazdı) atarak ikinci hatamızı yaptık. herkesten özür dileriz" demeniz. bu zor mu? (hiç mi dava kaybetmediniz? niye gurur meselesi!)

    bilkentli'yi de geri alabilirsiniz. nasılsa kendini yeniden attıracak o kötü girişleri gene yazabilir.

    (bir ara anektod: sscb ekonomisi hakkında başarılı bir doktora tezi olan yalçın küçük'ü türkiye işçi partisi'nden neden attılar biliyor musunuz? anti-sovyetik olduğu gerekçesiyle. yalçın küçük'ü hiç sevmeyen murat belge bile o yıllarda bir yazısında, "onu partiden atmak için yüzlerce gerekçe bulunur, atma gerekçesi olamayacak tek suçlamayla attılar" mealinde yazmıştı. bilkentli'nin atılması da öyle oldu. onca cinsiyetçi söyleminden değil de, webrazzi hakikatleri yüzünden attınız. bu bir de neye benziyor biliyor musunuz? kenan evren'in, kanuna [dikkat sizin gibi hukuka demiyorum] uydurup yaşını büyütüp astığı erdal eren'in akıbetine benziyor. -bu son sözlerim ssg ve kanzuk'a ortak... lütfen hukuka uygunluk demeyin bir daha... kanuna uygunsuzluk, kanuna mugayir, kanunen suç teşkil edebilecek vb... her şeyi söyleyin ama lütfen bir daha hukuka uymayan demeyin.

    hukuk başka, kanun başka.

    (bir süre yazmamayı planlıyordum, bana kilitli dilimi çözdürdünüz. tekrar dilimi geçici olarak bağlıyorum sevgili sözlükçüler.)
  • sözlük formatını bilmeyen, sözlükten zerre anlamayan eşini, onbinlerce yazar olmayı hak eden çaylak sırada bekler iken 1 günde çaylak bile olmadan yazar yaparak diktatörlüğünü resmen onaylamış sözlük sahibi. bunun iktidardakilerin yaptıkları ya da atıyorum azerbaycan cumhurbaşkanının eşini cumhurbaşkanı yardımcısı olarak ataması ile arasında ne fark var sormak istiyorum

    diktatörlük: hak etmeyeni hak etmediği yere getirebilme gücü. halk dilinde kartal imamhatipcilik.

    sözlüğün ve sözlük kültürünün gerçekten sona erdiği tarih olarak bugün kayıtlara geçsin lütfen.

    edit: bir de 1 günlük yazar olan sevgili eşi beğenmedi diye 12 yıllık yazar uçurulmuş. zamanında sözlüğü bırakıp twittera geçen iyi ve kaliteli içerik üreten yazarlara sinir olmuştum çekip gittikleri için, şimdi anlıyorum ne kadar haklı olduklarını... yazdıklarının zerre değeri olmadığını ve bir gün sırf yönetimle aralarında çıkar ya da ailesel ilişkisi olduğu için oralara gelebilmiş birilerinin şımarık kaprisiyle buradan gönderilebileceklerini elbette öngörememişlerdir ama en azından sözlüğün nasıl bir çöplüğe evrileceğini bizden önce fark ettikleri kesin.

    edit 2: uçurulan yazarı bir de "yolun açık olsun paşam" diye dalga geçerek sevgili eşi göndertmiş. cidden pes.

    sanırım artık bu sözlükte ciddi olarak yazdığım son entry budur. şuraya içerik üreteni siksinler bundan sonra.
  • iyi bir avukat mıdır bilemem ama dün geceki fazıl say konseri sırasında kötü bir dinleyici olduğunu gördüm. fazıl say chopin piyano sonatı no. 2 çalarken başladı mesajlaşmaya, facebook vb yerlerde yazmaya, sonuna kadar bırakmadı. görüş alanımın tam içinde ve cep telefonu ile oynayan tek kişi olduğundan gözümün önünden gitmedi parmakları ile sevişen telefonu. davetiyeli koltuklardan birinde değildi, zorla getirilmiş gibi bir hali de yoktu ama nedense konseri dinlemek yerine telefonla oynamayı tercih etti sürekli. yazık, güzel bir konseri kaçırdı bence.

    ara olduğunda gerçek bir sözlükçü gibi yarısında çıkıp gitmesini bekledim ama o biraz daha kıdemli olduğunu ispatlarcasına bisi beklemeden gitti. oysa yanındaki hanımla romantik bir şekilde dinleyebileceği "kumru" baladını çaldı fazıl say.

    şimdi bunu okuyunca "kültürel itibarımı sarstın" diye entryi sildirmese bari...
  • bir nevi işvereni olan webrazzi'ye sansür yöntemi ile kıyak geçmeye çalışırken çıkan olaylardan sonra "ben naptım yahu" diye oturup düşünmek yerine, neler neler düşünmüş, maşallah.

    öncelikle şu resime bakınız;

    http://imgur.com/hzg5xbg

    görüleceği üzere, kanzuk tarafından hangi entry'ler silinmiş, hangi itibarlar korunmuş, açık şekilde yazıyor.

    ve şimdiki durum;

    http://imgur.com/xdz4sff

    yani kısaca, eskiden kanzuk yazan yerleri "ekşisözlük" şeklinde yuvarlak bir terime çevirerek, bu olaydan sıyrılamayacak olsa bile gelecekte yaşanabilecek bu tip olaylarda isminin yine geçmesini engellemeyi planlamış, geleceğe yatırım yapmış. aferin ona, pek zeki maşallah.
  • taşak geçmeyi bırakalım, işin en garip olan tarafı şudur.

    türkiye'nin en büyük, dünyanın da sayılı internet girişimlerinden birinin sahibisiniz. türkiye'de internetten çıkıp genel kültüre katkı yapmış bir mecrasınız. markalar tek günlük reklam için binlerce lirayı ayaklarınıza döküyor.

    lan böyle bir mecrayken siz nasıl da internet dünyasının birinci kuralını uygualamadan yarak kürek hareketlere girişirsiniz. böyle bir tasarım değişiminden önce minimum bir sene a/b testi yapıp kullanıcılardan geri bildirim almanız gerek bunu size biz mi öğreteceğiz? user experience diye bir şey var, hiç duydunuz mu?

    örnek isterseniz eğer; hepsiburada.com yeni tasarımını 1,5 yıla yakın bir süre test ettikten sonra devreye aldı. test sırasında geri bildirim formlarından hedef kitle ile bire bir in-depth görüşmelere kadar envai çeşit test uyguladı.

    sizin en büyük varlığınız lan bu site ve tasarımı öyle ''bence güzel oldu kanks, gece basalım geçelim'' diyerek nasıl değiştirirsiniz, valla aklım almıyor.

    oğlum eskiden internet dünyasının kralı digg'di. sonra tek bir hata yaptılar ve kullanıcıların hepsi reddit'e kaydı. şu anda digg'in esamesi okunmuyor. bu bence size örnek olsun.

    ha bir de diğer saçmalık, tek bir resmi açıklama yok. lan olum deli misiniz siz, çıkıp bir resmi açıklama yapsanıza. tasarım ekibinizin başındaki adam mesela anlatsa ya neyi neden ne düşünerek yapmış biz de bir aydınlanalım?

    bak örneğin, facebook reactions projesinin başındaki adam yıllardır süren test aşamasından sonra devreye alınan yeni ''like'' butonu projesini nasıl anlatmış bak al wiframe'lerinden prototiplerine kadar: https://medium.com/…likable-5c403de72a3f#.42y8bs7ii

    kanzuk, bence çıkıp bir açıklama yapın fazla vakit kaybetmeden.
  • kendisini savunan kişi an itibariyle chainard.

    haliyle, kenarda bu başlık için birkaç yıldır bekleyen entrylerimi sildim. düştüğü nokta bu. chainard savunuyor adamı, ahah.
  • sayın başak purut!! nam-ı diğer kanzuk.

    şu sözlükte görüp görebileceğiniz en rahat, en gamsız, en umursamaz adamlardan biriyim.

    tema değişikliğiniz zerre umrumda değil. arka fona benim fotoğrafımı bile koysanız, ben yine gece modunda kullanırım.

    kayıt olurken üyelik sözleşmenizi okumadım. kimseye sormadan değiştirilmiş, ben yine okumadım.

    ''mesajınız var yeşili'' için romantik cümleler kuracak yaşı da çoktan geçtim.
    götüm gibi olmuş, orası ayrı..

    ancak tek birşeyi anlamıyorum!!

    beni siktir edin. henüz 100 entry bile giremedim. düşünsenize!! dakikada 2 entry silme kuralına bile isyan edemiyorum, zaten hepsi yarım saatte bitiyor.
    belki de sizin girdiğiniz entry kadar, entry okumuşluğum bile yoktur.
    o yüzden beni siktir edin ve lütfen siz cevaplayın.

    bu sözlüğe neden giriyorsunuz?

    :) :) hayır onu sormuyorum. tabii ki siz para kazanmak için giriyorsunuz, bunu zaten fazlasıyla gözümüze soktunuz. yapamadığınız sözlük patronluğu kimliğinizi bir kenara bırakıp, sözlük yazarı olarak cevaplayın lütfen.

    bu sözlüğe neden giriyorsunuz?

    yazmak için, paylaşmak için, okumak için..

    peki okumak için girdiğiniz bu sitede, okumaya devam etmek için ekstradan tuşlara basmak zorunda kalmak ne kadar mantıklı?

    beni boşvermeye devam edin. siz cevaplayın.

    sözlükteki en sevdiğiniz yazarlar kimler?

    guru?
    limon kimyon zorro?
    immanuel tolstoyevski?

    favori yazarlarınızdan buldum, kusura bakmayın. favorilere eklediğiniz bütün entry'lere okumak için tıkladım. sevdiğiniz yazarların hepsi uzun yazıyor. devamını okumak için birkez daha!! tıklamak zorunda kaldım. bundan para mı kazanıyorsunuz?

    şimdi dilerseniz patron kimliğinizle cevaplayabilirsiniz.
    (bakın size seçme şansı verdim, benden daha özgürsünüz.)

    ''devamını okumayacak'' adamın o başlıkta işi ne?

    uzun yazıları okuyamayan adamın bu sözlükte işi ne?

    -twitter mı burası?

    sizden tek birşey rica ediyorum ve inanın bu o kadar da zor birşey değil.

    sayfa başı entry sayısı gibi düşünün. gece görüşü modu gibi düşünün. her zamanki görünüme dön gibi düşünün.

    ben devamını okumak için buradayım. bari bunu bize bırakın.

    lütfen!!