şükela:  tümü | bugün
  • bizim bu macta 3 penaltimiz verilmedi hakem bir bilgisayar programi olsaydi her karari dogru verseydi biz 3 gol fazla atardik tezini curuten teori..

    zira verilen bir penalti sonucu macin geri kalaninin baslangici degiseceginden dolayi diger 2 penaltinin olmayacak olmasi hatta rakibin belki girecegi yeni pozisyonlarini bu yeni sistemde degerlendirmesi sonucu aslinda o penaltinin verilmesiyle sizin zararli cikacaginiz seklinde bir yoruma varilabilir. bu durumda penaltinin verilmemesi sizin lehinizedir.

    burdan hakemler ve macin sonucunu etkilemeleri hakkindaki butun yorumlarin yanlis oldugu yargisina varilabilir.zira hakem macin sonucunu etkilemistir fakat durumun kimin lehine dondugu asla tahmin edilemez.
  • karmasik sistemlerde (genelde lineer olmayan sistemler) yapilan ufak tefek oynamalarin ilerdeki zamanda buyuk degisikliklere yol acabilecegine dair bir teori.
    determinizme karsi degildir, yakin gelecekte olan seylerin tahminin kolay, daha ilerki zamanda olacak seylerin tahminin zor olduguna dair bir teoridir. bilimsel anlamda kaos ile rastgele
    ayni seyler degildirler.
    kaos teorisi icin verilen en yaygin ornek: kelebek etkisi.
    bu ornegin ifade ettigi sey "kelebekler firtiniya yol acar" degil, yol acabilirdir.
    "bundan 20 yil sonra bir firtinaya sebep olursa bunun boyle olmadigini ispatlamak zordur"dur
    yoksa normalde gelin hepimiz beraber bir anda osuralim gene de hindistanin iklimi degismez.
  • netekim rene descartes (1596-1650) da demistir ki su anda evrenin tum parametrelerini olcebilsem bir sonraki saniyeyi hesaplayabilirim. ya da bole bisiy, aklimdan yazdim.
    yani bu ne demek oluyo, eger biz gelecek saniyeyi hesaplayamiyosak bu illa bizim teorideki beceriksizligimizden kaynaklanmiyo. o andaki butun parametreleri olcemememizden de kaynaklaniyo olabilir. bu haliyle kaos teorisine deterministik kaos teorisi denir.
  • böcek nüfusunun yıllara göre dağılımı veren bir denklem varsayalım.
    y=(3.9)*x*(1-x)
    100,000 böcekli nuri familyası ile 101,000 böcekli ahmet familyası yıllara göre aşağıdaki gibi nüfuslara sahip olacaklardır. (tabii ideal bir koşulda geçerli bütün bunlar. yoksa öküzün tekinin bütün böcekleri ezebilme olasılığı halen var gözüküyor.)

    denklemlerde kasılmayı önlemek için milyon cinsinden ele alırsak böcekcikleri:
    nuri familyası / ahmet familyası
    1.sene 0.100 / 0.101
    2.sene 0.351 / 0.354
    3.sene 0.888 / 0.892
    4.sene 0.387 / 0.376
    5.sene 0.925 / 0.915
    6.sene 0.271 / 0.304
    7.sene 0.771 / 0.825
    8.sene 0.690 / 0.562
    9.sene 0.835 / 0.960
    10.sene 0.538 / 0.150
    11.sene 0.969 / 0.497
    12.sene 0.116 / 0.975
    13.sene 0.399 / 0.095
    14.sene 0.935 / 0.336
    yani sonuç olarak başlangıçtaki 1000 böcek farkı 14 sene sonra tamamiyle alakasız bir farka yol açmış. yukarıdaki basit denklemi çok daha fazla değişkenli karmaşık bir denklemle değiştirirsek çok daha alakasız sonuçlar elde ederiz. (bkz: kelebek etkisi) (bkz: feigenbaum sabiti)
  • amerikalı meteoroloji uzmanı ed lorenz'in bilgisayarında anlamsız ve komik veriler belirince, lorenz bunların her zamanki aksaklıklardan kaynaklandığını düşünmüş...düşünmekle kalmak istememiş ve hatayla ilgili ipuçlarını elde etmek için kağıttaki çıktı üzerinde çalışmaya başlamış..bilgisayarın, başlamak için ilk sonuçları eşleştirdiğini, ancak daha sonra haritayı yok ettiğini görmüş...bunun üzerine bilgisayarına vatz dı problım? demiş...hemen akabinde birden köşebentli olan jetonu düşmüşş...efenim daha sonra lorenz bilgisayara aynı girdileri ikinci aşamada yüklememiş, bu küçük farklılık da, sonraki birkaç hafta boyunca, tamamen değişik sonuçlar verip durmuş...
    lorenz böylece, hava durumu gibi küçük olayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini açıklayan kaos teoremini bulmuş olmuş...
    bu hadise focus dergisinin 98 yılının kasım sayısında geciyordu..az evvel sözlükdeki reading modumu mecmualara kaydırayım istedim ve gözüme çarptı yazma ihtiyacı buldum kendimde...ne guzel bir iş yapmışım insanlarla paylaşmışım oyle değilmi alanson bombilibili bomm bomm...
  • az sonra okuyacagınız olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür. gercek kişi, kurum ve olaylarla alakaları yoktur.

    simdi, kolay anlaşılır olabilmesi için 1. tekil şahıs üzerinden gidecegim. misal ben, normal duragan yasantım içerisinde, dıs etkenlerin hesaplanamayan etkileriyle adamın birine asık oluyorum. elimdeki bu soyut gerceklik bi müddet sonra beni tatmin etmiyor, gidiyorum dan dun soyluyorum adama seviyom ben seni diye. simdi herseyin pleasantville tadında yasandıgı ütopik bir paralel evrende noolur? adam gelir ''yapma yaa. e ben de seni seviyom. ne guzel bir tesaduf bu boyle. o zaman zıyan etmeyelım. gel ureyelım, soyumuz yurusun, biz de sonsuza kadar mutlu mesut yasayalım'' der. teori daha sekıllenmeden olay kapanır. zaten boyle bı durumda kımsenın de umurunda olmaz. ama o, öyle degil işte. yasadıgımız dunyada adam gelir ''yavrucuum sen bana danısmadan bı haltlar yemıssın kendı kendıne ve lakın sevme sen benı bundan boyle. zira ben baskasını sevıyom. uzatmayalım.'' der, ceker gıder. kime?? tabii ki sevdigi öteki kıza. benden aldıgı gazla, öküz gidip kıza soyler bu sefer 'seviyom ben seni ehe ehe' diye. bu noktada hesaplanması mumkun olmayan baska etkenler ve ''öteki''nin hayatına da aynı sekılde karsılıksız bır ask yerleştırıp koseye cekılırler. ve kahkahalarla seyrederler olayı. bız salak ınsancıklar boyle boyle 'ben senı sevıyom, sen onu sevıyon, o baskasını sevıyo, baskası da oburunu sevıyo, oburu de....' dıye dıye engellenmesı mumkun olmayan bı duzensizlik içerisinde duragan bi sistem yaratırlar.
    neticeye gelecek olursak, herhangı bırı, sıstemın en kucuk parcasını olusturan kendı duragan cızgılerınde (ki ben buna kısaca hayat diyecegım) mutlu olabildi mi? hayır. peki aradan bi cesur insan evladı cıkıp, ulan kendım mutlu olamıyorum bari su zavallıyı sevindireyim mantıgıyla hareket etti mi? hayır. ettirebilse teori biter zaten. peki aklı basında biri madem boyle bı sıstem var. dur ben sunu bı sona erdıreyım kımseye gıdıp sevıyom senı demıyım. apışıp kalsın bunca moron dıyebılıyo mu? o da hayır. zıra bastan berı sozunu ettıgımız hesaplanamayan etkenler kı bunların basında seks gelıyo, boyle bı radıkal adıma izin vermez.
    eee nooldu şimdi? herkes mutsuz, herkes kendı mutsuzlugunu baskalarından cıkarmaya calışıyor. cıkaramayanlar da, hayata tutunamıyor.*

    kaos teorisi budur!
  • temel bilimlerdeki determinizmin kılına dokunmayan teori. çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi indeterministik bir yapısı yoktur. ölçüm sorununu ön plana çıkarmıştır sadece. adında da bir maymunluk olduğu doğrudur. deterministik kaos teorisi derler o yüzden bir çok insan buna.
  • kitabını okuyup hiç birşey anlamadığım teori... aslında kitabı da bitiremedim ama millete bitirdim diyorum...
  • kanimca $ans olayi da, aslinda kaos teorisi icerisinde verilen binbir ornekte de oldugu gibi, hesaplanamayan birtakim fenomenlerin sonucunda olusan birseydir.

    kaos teorisi'nin insanlar tarafindan anlasilmamasindan dolayi da (yine imho), bu olaya kisaca "$ans" adi takilmis, "doga ustu bir olay" olarak adlandirilmistir.

    bir zar atisini ornek alalim. zar atildiginda, zarlarin 6 6 gelmesi icin, belli bir yuzeye, belli bir aciylan, zarin belli bir kismi ile carpmis olmasi, ruzgarin belli sekilde esmesi, havadaki nemin belli bir seviyede olmasi, ve benzeri daha bircok etken aktif rol oynamaktadir.

    ancak "olasilik" hesaplamalarinin, kaos teorisi ile ne kadar ic ice oldugu da tartisilir bir durumdur. bana gore olasilik diye birsey olmadigi gibi, kaos teorisinin sonuclarini hesaplayabilecek en yakin olcu birimi yine olasilik hesaplamalaridir. bir zarin 10 defa atildiginda kac defa 6 gelecegi, hicbir sekilde bir olasilik degildir, cunku zarin oyle gelmesi, degisik dogal etkenlerin bir sonucudur. ancak, o dogal etkenlerin hepsinin farkli sekillerde bir araya gelmesi sonucunda ortaya cikacak rakam, olasilik hesaplamalari ile olculebilir (imho yine).
  • ana sınıfındasın. boyama günü. en arka sırada oturuyorsun. öğretmenin sınıftaki boya kalemlerinden herkese sırayla birer tane veriyor. o gün sana mavi renk boya kalemi geliyor. sen de deniz resmi çiziyorsun. öğretmen çizdiğin denizi çok beğeniyor ve bütün ders denizlerden, göllerden vs. bahsediyor. sen de aslında denizi ne kadar çok sevdiğine kanaat getiriyorsun.

    .
    .
    .
    20 yıl sonra
    .
    .
    .

    osman phelps olmuşsun. balıklama, köpekleme, kurbağalama, madalyalar, çil çil cumhuriyetler, para, itibar, her şey var. su üstünde fındık kırıyorsun.

    .
    .
    .
    tekrar 20 yıl öncesine, sınıfa dönüyoruz.
    .
    .
    .

    sana o gün mavi renk boya kalemi geldi. çünkü sınıfta ilk sırada oturan arkadaşın abidin senin bugün kullandığın mavi kalemi dün kullanmıştı. ilk sırada oturduğu için de ders bitiminde mavi kalemi kutuya koyan ilk çocuk olmalıydı. ama öğretmen tam boya kalemlerini sırayla geri toplamak üzereyken abidin çöp kutusuna çöp atmaya gitti ve sırayı kaçırdı. döndüğünde öğretmen bütün kalemleri toplamıştı ve abidin de mavi kalemi kutuya en son koyan öğrenci oldu. dolayısıyla ertesi gün sana abidin'in en son koyduğu mavi kalem geldi.

    abidin çöp atmaya gitmeseydi sana pembe kalem gelecekti. sen de kalp çizecektin. öğretmen çizdiğin kalbi çok beğenip bütün ders aşktan, sevgiden bahsedecekti. 20 yıl sonra ise posta gazetesi'nde insanlara aşk tavsiyeleri veren bir muharrem coşkundeniz olacaktın. yani muharrem coşkundenizlikle osman phelpslik arasındaki ince çizgi abidin'in çöpü ne zaman atacağına veya sıradaki başka birinin her an yapabileceği bir işgüzarlığa bağlı.

    beyin fonksiyonlarımın saat itibariyle düzensizleşmesinden kaynaklı, analojide sıkıntı olabilir. sabah tekrar bakarım.