şükela:  tümü | bugün
  • abdülmecid efendi köşkü’nde 15.istanbul bienali süresince (28 eylül-12 kasım 2017) ‘’kapı çalana açılır.’’ adında ömer koç koleksiyonundan çağdaş eserler sergileniyor. küratörleri melih fereli ve karoly aliotti.

    başlık açılmamasına şaşırdım. yazılmayacak bir iş kesinlikle değil ama bu bana mı düşer bilemedim. benim bir kupa kahvem ve bitmesini beklemem gereken bir çamaşır makinası, sonrasında hazırlanması gereken bir bavul var.neyse ben başlayayım.

    sergiyi gezenler ne yazmış diye nette bakındım. bloglara fln girdim. hepsi bayılmış ama niye bayıldıklarını yazan bulamadım. benim şu akımdan girmiş, bu akımdan çıkmış, birleşip mutlu mesut şu akımı doğurmuşlar diyecek kadar sanat bilgim olmadığı için gayet ‘’bence’’ kıvamında baştan sona yorumlayayım. bunu yaparken katalogdaki eser açıklamasından bölümler yazayım da fazla ‘’bence’’ de olmasın. birde ben eserle şarkı birleştirmeyi, duyarak bakmayı severim. birleştirdiğim şarkılarda aklımda kalanları da yazacağım.

    ‘kapı çalana açılır’’ adı matta 7:8’den galiba. güzel bir isim olmuş.

    kataloğun ön sözünde ‘’yapıtlardan yola çıkarak kurulabilecek bağlantılar aracılığıyla izleyicileri değişmekte olan zaman izleğini takip etmeye çağıran sergi a.h.tanpınar’ın şu sözlerini hatırlatıyor;’’ .’’dün bugündür aslında, değişen tek şey zamandır.’’ yazıyor.

    madem tanpınar demiş yumuşak karnıma dokunmuş, üstadın sevdiğim bir lafıyla sergiyi genellemem gerekirse, biz ‘’şifa kabul etmez gayrimemnunları’’ şaşırtacak türden eserler var.

    1-daphne wrigt:

    kuğu
    köşke girdiğinizde ilk gördüğünüz eser. katalogtaki eser yazısında’’ güzeli ve çirkini aynı anda taşıyan dondurulmuş bir anı taşır. renkten tamamen arındırılmış olduğu için ürpertici bir hava yaratmakla birlikte açık kanatlarında güzelliğin ve görkemin tüm mitsel niteliklerini taşıyan bu kuğu, kaçış ve mahkumiyetin kesişim noktasında kalmış gibidir.’’

    --ben de bir etki yaratmadı. norton gölündeki kireçleşmiş kuşların fotoları daha bir yaşanmışlık hissettiriyor bana.

    aygır

    ‘’sırt üstü devrilmiş aygır’ı sanki dermanını yitirmiş,ayağa kalkacak hali kalmamış gibidir.sanat tarihinde güçlü,cesur ve gösterişli bir hayvan olarak çağrıştırdığı anlamların aksine,bu heykel kaçınılmaz bir ölümün eşiğindedir.aygır’ın devasa cüssesi heykeli ceset ve ölüm gibi çağrışımlara demirlerken, yukarı dikilmiş ve boşlukta çırpınan bacakları hem zarif bir devinim hem de ızdırap hissi uyandırır.’’

    --mükemmel bir eser ve kırmızı renkli halı üzerinde sergilenmesi tam bir bütünlük sağlamış. bana göre yücelttiğimiz düşünce yada insanların, zaman içinde kendi değişmemiz yada onların değişmesinin trajik sonunu anlatıyor.

    şarkısı: wardruna - algir tognatale

    2-elmgreen & dragset:güncel olaylar

    ‘’iki kişinin yer aldığı bu iki parçalı yapıtta, birini kapıya vururken, diğerini aynı kapının arkasında, savunmacı ve hassas bir pozisyonda içine büzülmüş otururken görüyoruz. sanatçılar birinin mahremine girmenin hem huzursuz edici hem de davetkar boyutlarını yansıtırken ne misafirin ne de ev sahibinin kendi evindeymiş gibi hissedemeyeceğini düşündürüyor.’’

    --katılıyorum. çok korunaklı tutmadıysanız hayat içinde kendinizi, her ikisi de olduğunuz zamanlar uçuşabilir aklınızda.

    3-paul carey: bayan doubtfire
    ‘’bayan doubtfire adını tatsız bir boşanmanın ardından, müşfik bir babanın sırf çocuklarıyla daha çok zaman geçirmek için yaşlı bir dadı kılığına büründüğü filmden alıyor.’’

    --mükemmel gerçeklikte bir eser ve erkek olduğunu gözlüğündeki penis şekliyle taçlandırmasa anlamazsınız. birde elindeki pembe renkli kitabın içindeki resmi gördüğümde insanın çok bilinmeyenli denklemi gibi.. ilk deri tatlı bir yaşlı kadın, derisini soy, çocukları için müşfik bir baba; derisini daha derin soy, karanlık ve erotik şeylerin ilgilisi

    4-patricia piccinini:

    --bu kadına bayılıyorum. insanın kirlenmemiş, etkiye maruz kalmamış ham hallerini anlatıyor bana. zaten en çok onun için ve ron mueck için gittim sergiye.

    ---yeri gelmişken bir tanpınar daha:‘’galiba bizi benzerlerimizin karşısında her gün birkaç defa çıldırmaktan bu hayret kurtarır’’

    gözlemci
    ‘’afacan bir çocuğun üst üste sırlanmış sandalyelerin tepesinden aşağıyı gizlice dikizlemesini sahneler.’’

    beklenen
    şüpheci thomas
    ‘’bizi kendisinin yaratmış olduğu tuhaf ve inanılmaz bir dünyaya götürüyor. bir şekilde doğal görünmeyen ya da genetik olarak değiştirilmiş mutantlar yaratarak, izleyicileri normalliğin sınırlarını yeniden değerlendirmeye zorluyor. bu olağandışı varlıklar ilk bakışta iğrenç ya da çirkin gibi görünseler de, yanlarındaki insan figürlerine şevkatli yaklaşımları ve yakınlıkları, izleyicide içten bir sevgi uyandırabiliyor. özellikle biyoteknolojideki hızlı ilerlemelerin öngörülemez sonuçları ve bunların insanlık durumu üzerindeki etkileriyle yüzleşmek zorunda olduğumuz böyle bir dönemde, sanatçı bu varlıkları bugün ve gelecek hakkında anlattıkları ibretlik hikayelerle, bizi dünyayla ve birbirimizle ilişkimiz üzerine yeniden düşünmeye davet eden mitsel varlıklar olarak görüyor.’’

    --bildiğin torpil yaptım üşenmeyip tüm içeriği yazdım.sevgi nelere kadir* senden olmayana başta şüphe duyabilir, tedirginlik hissedebilirsin ama bu sevip, güvenemeyeceğin anlamına gelmiyor.

    5-yaşam şaşmazer:

    kurt çocuk
    ‘’kurt çocuk, yerleşik toplumsal kodlarca dayatılan çocukluk idealini tersyüz eder.’’

    --benim anladığım,senden ‘’seni sevenler, senin iyiliğin için’’ kurt gibi olmanı isterler ama sen naifsin ve olmak istediğinde kurt değil. olurmuş gibi yaptın, belki de oldun ama biliyorsun ki sen o değilsin. uyandırdığı düşünceyi sevdim ama eseri sevmedim.

    otoportre

    ‘’kazınmış kafası ve sanki bir kavgadan daha yeni çıkmışçasına kan oturmuş gözleriyle, yaşam şaşmazer’ in kendini eril bir kadın figürü olarak yansıttığı otoportre’ si, bir benlik duygusu oluşturmanın zorluklarını ve bir kimlik inşa etmenin kırılganlığını ortaya koyar. şaşmazer, meydan okuyan bir tavırla, kendisinin adeta zıt bir yansıması olan hayli dişil bir erkek figürünün önünde durmaktadır.’’

    --çok güzel yapmış. insanın kendi içinde kendiyle yaptığı hiç bitmeyen kavgası.peki savaşlarından başarı ile çıkan iyi bir gladyatörsen,özgürlüğüne ne zaman kavuşursun?kavuştuğun özgürlük nedir?huzur mu?

    6-franz xaver seegen:

    erkek nü modeli
    ‘’belirsizlik içeren duruşu ve bedeninin oldukça belirgin ayrıntılarıyla, klasik anrikitenin güzellik standartlarını yansıtan bu ideal erkek modeli, sanatçının viyana akademisi’ ndeyken aslında çalışma amaçlı olarak ürettiği erkek nü model başlıklı yapıtından alınmadır.’’

    --sıkıcı bir heykel.ama bu iki heykeli (yaşam şaşmazer: otoportre)karşılıklı koymuşlar ve ikisine bir baktığımda echo-narcissus’un hikayesini hatırlattı bana.

    7-ron mueck:

    hırka altında adam
    ‘’adamın dile getirilemez bir şeyden gizleniyormuş hissi veren duruşu, hassasiyet ve yalnızlığın bir karışımı olarak görülebilir. başına geçirdiği hırkanın altına kısmen saklanabilmiş olan bu adam, sanki dış dünyadan çekiniyor gibidir.’’

    --bu adama da bayılıyorum. hırkanın altına bakana kadar depresif bir nöbet geçiren bir adam sanmışken, hırkanın altında suratına ve git der gibi işaret parmaklarını görünce diyojene benzettim bu adamı. hırkası fıçı olmuş. depresyon yok, istediği hayat bu.

    8-harland miller,

    beklediğim kişi benim
    ‘’miller’in seçtiği başlık,izleyicilerin zaten orada olanla yüzleşebilme olanağı üzerine düşünmesine vesile olabilir.’’

    --çok süper bir başlık. kısaca hayatının sorumluluğunu al demiş.

    9-burhan kum:

    gösteri
    ‘’burhan kum,bir sanat yapıtının etkisini kırmanın en hızlı yolunun, görünürlüğünün üzerini örtmek, onu görünmez kılmak olduğunu öne sürüyor. kum’a göre, sadece o anki yönetimin çıkarlarıyla uyumlu, kabul edilebilir olarak tanımlanmış yapıtları görmemize izin veriliyor.’’

    --çok doğru. sanatı geçtim sıradan insanların bile iş ve gündelik hayatında konuşmaları yada yaptıkları bile yüksek dozda otokontrole maruz şuan.

    ‘’bu yüzden sanatçı kendi yapıtlarında, gözlerden uzak tutulduktan sonra yeniden sergilenen, gizli kaldıktan sonra yeniden açığa çıkarılan sanat eserlerini araştırıyor. gösteri’de sanatçı, kadın organını bütünüyle gözler önüne seren ve psikanalist jacques lacan’ın satın aldıktan sonra ölümüne kadar saklayıp gözlerden uzak tuttuğu gustave courbet’nin l’origine du monde(1886) başlıklı yapıtına gönderme yapıyor. musee d’orday’ de yeniden sergilenmesiyle birlikte, bu resmin mahremiyeti bir kez daha kamusallaştırılmış oldu. burhan kum, l’origine du monde’a, gerekirse kolayca açılabilecek olmakla birlikte, hiç ışık geçirmeyen kalın ve koyu lacivert kadife perdeler arkasında gizlenme şansı veriyor. böylece hakikat perdenin arkasında kalıyor, dünyanın kökeni kamusal olan ve özel olan arasındaki o dar alanda varlığını sürdürüyor.’’

    --merak edip bahsettiği bahsedilip esere baktım. resmin sergilendiği çerçeve ile çok benziyor ama bu sergideki çerçevede 4 kenarın ortalarındaki şekilleri vajinaya benzettim. benim bakış açımda sanat, her sansürden sızma yolunu buluyor.*

    10-francesco albano:

    *aziz sebastian

    ‘’bu heykelde,yaşamını yeni bir din olan hristiyanlığın kelamını yaymaya adamış olan ilk hristiyan şehitlerinden aziz sebastiyan’ı görüyoruz. aziz sebastiyan, rönesans ressamları tarafından defalarca vücudu oklarla delik deşik edilmiş yakışıklı bir genç olarak tasvir edilmiştir. buna karşılık albano, erken hristiyanlık döneminin bu azizini ele alırken onun tutkulu adanmışlığının farklı bir boyutunu gözler önüne seriyor.’’

    --adanmışlık bana hiç şüphesiz bir eminlik ve ona göre yaşamak manasına geliyor. bu yüzden adanmış kişiyi konusuna göre bazen şanslı, bazen korkutucu, bazen kısıtlanmış ve bazen de saçma buluyorum.

    --dini inancı için bedel ödeyen bir eser görünce aklıma şimdilerde okuduğum bir kitap ve oradaki aynular geldi. orda aynular diye inananlardan bahsediyor. ’’bir kişi saygısızlık yada dikkatsizlik ederek bir tanrıyı kızdırmışsa pişmanlıklarını ifade etmek adına bir tören düzenlemelidir. bununla birlikte, eğer bir kişi bir tanrıya gereken saygıyı göstermiş ve gerekli bütün ritüelleri yerine getirmiş, ama yine de şansı kötü gitmişse, aynular ateş tanrısı fuçi’ den o tanrıyı özür dilemeye ve zararı telafi etmeye mecbur etmesini isteyebilir.’’ tanrının aziz sebastian’ dan özür dileme şekli cennet mi?
    alfa yayınlarının dinler kitabı.

    şarkısı:mozart –lacrimosa

    *günlerden bir gün

    ‘’salıncak koltuğunda kayıp giden bir beden, sanki varlık ve yokluk arasında salınıp dururken, bedensel varoluşumuzun sınırlarını ve tenimizde hissettiğimiz psikolojik şiddeti düşündürür.’’

    --duvarları çini ile kaplı odada olması çok yerinde olmuş.şarkı anlatıyor.

    şarkısı:kalenderi / dehri gezsen

    11-ryota kikuchi:

    *doğan

    ‘’fotoğrafta gördüğümüz, sokak lambasının tepesinde arkasını yaslayıp uzanmış olan adam, fotoğrafla kayda geçireceği performansta doğrudan yer almayı tercih etmiş olan sanatçının kendisinden başkası değildir.’’

    bence çok eğlenceli bir an.

    şarkısı-bobby mcferrin-don’t worry be happy

    12-the connor brothers,

    *acılarımı boğmaya çalıştım.

    --kahlo’ nun meşhur sözünden ucuz bir romanın kapağını değiştirerek üzerine yazmışlar.sıkıcı.

    13-steven klein:

    *havuz başındaki iki oğlan

    ‘’izleyicilerin nedeni hakkında bir şey bilmesine izin verilmese de , aralarında tartışmaya başlamış olan iki genç arasında belli bir gerilimin varlığı açıkça hissedilmektedir. klein pek çok yapıtında özneleri sanki dışarı hiçbir şey sızdırmayan kisvelerin altına gizleyerek, sahnenin bir parçası olmayan izleyiciye bir tür dışlanmışlık duygusu yükler’’

    --hakkikaten dışlanmışlık hissi yaşadım. bir eser anca o kadar yukarı asılırdı. müfettiş gadget olamadığımdan, yükselmek için şapkamdan pervane, ayaklarımdan yaylar çıkaramadığımdan göremedim.

    14-jon rafman-
    *yutan yutuldu

    ‘’jon rafman’ın yapıtları ,sanatçının kendi deyişiyle ‘’karşıt duyguların, hem vahşi, dehşet verici bir yutma hem de erotik bir şeyin’’ bir temsili olarak, birbirini sürekli yiyip yutan çeşitli hayvan imgelerinden oluşuyor. bir şeyi onu tüketecek kadar sevme halinin basit bir metoforu olan yutan yutuldu, bir yandan da insanın ana rahmi gibi güvenli bir yere geri dönme isteğini vurguluyor. bu bakımdan yapıt, rafman'ın sınırsız tatmin peşinde koşan günümüz toplumunun belirgin bir özelliği olarak bitimsiz tüketime duyduğu ilginin de bir göstergesi.’’

    --valla ben yutan yutuldu’ nun diğer hayvan versiyonlarına da merak edip baktım. onlarda da, bunda da erotik bir şey göremedim.dikkatinizi çekerim yukarıda, çerçevedeki oymaları vajinaya benzettiğimi söyleyen biri olarak bunu diyorum.*

    --ana fikirlere katılmakla beraber ayrıca yan fikir olarak kibirde görüyorum. ayının cüssesine güvenip ona bir şey olmayacağını sanarken yem olmasını, gergedanında kendini çok büyük sanıp ayıyı avlayabileceği ama yiyip hazmedemeyeceğini.

    15-alexandro metallo gilbert:otoportre

    --sıkıcı.zaten yazmaktanta sıkıldım.başladığımı bitireyim diye birazdan tükeneceğim.yazdıkça kendimi sanatın ilber ortay’lısı felan sanmaya başladım galiba. neyse iç yakarışlarımı da paylaştığıma göre devam. başarabilirsin charlotte!

    17-taner ceylan:otoportre

    -- taner ceylan’ın zaten yeteneğine diyecek hiçbir şey yok. ama ben kan içindeki otoportresine bayılıyorum. boksörlerinede. galiba kan seviyorum.*

    18-leonce raphael aagbodjelou-isimsiz (porto-novolu kızlar serisinden)

    şarkısı: emel mathlouthi - naci en palestina

    19-leyla gediz:
    * diğer teki 1 & 2

    ‘’aceleyle çıkarılıp öylece fırlatılmış gibi duran bu devasa çoraplar,köşkün havasına bir tür zamansal süreklilik katar.yerden toplanmayı bekleyen bu kocaman çoraplar,sanki görmezden gelindikçe daha da büyüyen ciddileşen sorunları hatırlatmak için oradadırlar.bu bakımdan, diğer teki 1&2 gündelik olan ile mahreme,kusurlar ve alışkanlıklara derin bir ilgi duyan leyla gediz’in bütün yapıtlarıyla uyum içindedir.’’

    --ben sorun değil sevgi gördüm.

    şarkısı:carlos gardel-por una cabeza

    20-anıl saldıran
    *isimsiz 1&2

    ‘meşhur bir hristiyan efsanesine göre,edessa kralı abgar hz.isa’dan gelip kendisini yakalandığı hastalıktan kurtarmasını ister.isa gelemeyeceği için yerine müridi thaddeus’u gönderir. thaddeus,krala isa’nın yüzünü bastırıp üzerine izini çıkardığı bir mendil getirmiştir.kral abgar mendili kendi yüzüne sürdüğünde mucizevi bir şekilde iyileşir.anıl saldıran da kendi yapıtında, bu efsanede gördüğümüz gibi bir iz bırakmanın öneminin köklerine iniyor.ayaklarını bir şekilde çizmek yerine,çıkarttığımız izleri resmetmeyi tercih ediyor.yüzeyin düzlüğü,bir bedenin olanca ağırlığını hissedebilmemizi sağlıyor.’’

    --iz bırakma isteği,ölümsüzlük isteği,bunları arzuluyorsan kabullenmen gereken yükler…vs konusu çok kapsamlı bir konu.

    21-gimhongsok
    * aşk

    ‘’robert ındiana’nın aynı başlıklı tanınmış heykeline bir meydan okuma hamlesiyle,ındiana’nın yapıtlarındaki heceleri çelik,akıcı figürlere dönüştürerek tek bir form içinde eritir.gimhongsok’un aşk’ı, indiana’nın bu sözlüğün ifade ettiği olumlu ve değerli anlamını vurgulayan ikonik suretini bozar.sanatçı,hecelere erimiş formlar vererek bu evrensel temanın karmaşıklığına işaret etmek ister.gimhongsok’un muhtemelen zamanla havası boşalarak sönmüş gibi duran heykeli, sözcüğün sözlük anlamını görmezden gelir.bu bakımdan aşk,hem 1960’lardaki iyimser kültürünün bir hatırlatıcısı hem de eski zamanlardan bir umudun kalıntısı olarak yorumlanabilir.’’

    --aşk ilginç bir şey.insanlık tarihinde kral hadrianus gibi sevgilisi ölünce onu tanrı ilan edende var,insanların çoğu,aşk diye bir kelimenin olduğunu bilmeselerdi, onlar için hiçbir şey fark etmezdi. diyen francois de la rochefoucauld’da var ve ikiside haklı.
    --sergide eseri ,bahçede merdivenlerin yukarısına koymuşlar. galiba ferhat gibi dağları del demiyoruz ama bari bi çabala aşka ulaşmak için iki merdiven çık demek istemiş olabilirler.*

    şarkısı:nu / man o to

    22-semiha berksoy-
    *horozlu otoportre
    ‘’berksoy, kendini parlak kan kırmızısına boyadığı bir horozla resmeder. horozun nasıl konumlandırıldığına bakınca, sanatçının doğurma eylemine, yaşam ve ölümün aynı zamanda yakalandığı bir ana işaret ettiğini düşünebiliriz.’’

    --valla bu yazılanı düşünen düşünsün..semiha berksoy’u ne kadar seviyorsam, bir o kadar resimlerini sevmiyorum. yaşlanınca onun kadar keyifli olup, yaşamım boyunca onun kadar başarılı olsam ne ala. feyz alınacak bir kadın. ama resimlerinden bildiğin nefret ediyorum.

    gelelim gergedanlara

    aşağıda bahsedeceklerim özel bir zevk. yani gergedan seviyorsanız, özel bir düşkünlüğünüz varsa keyif alırsınız. evet var diyorsanız dünya üzerinde kaç tanesiniz merak ettim*o kadar özel bir alan yani.. hatta sanatçıların gergedan yapmasına bile şaşırdım. acaba sipariş üzerine mi yapıyorlar yada ben bi yapayım kimse almazsa ömer koç kesin alır mı diye düşünüyorlar. fesatlığımı da yaptığıma göre gergedanlarla alakalı eserleride yazıp işime gücüme bakayım.

    23-ekin saçlıoğlu:
    * najin&fatu

    ‘’dünya üzerinde kalan son üç orta afrika beyaz gergedanından ikisidir. türlerini devam ettirmek için çoğalması artık imkansız olan bu iki gergedanı ekin saçlıoğlu, karakalem klasik portrelere hapseder.’’

    23-ismi bilinmeyen sanatçı, gergedan

    ‘’köşkün giriş merdivenlerine yerleştirilmiş olan minik gergedan, üzerindeki metal rozetler ve deri kemeriyle bir muhafızı andırıyor. yüzündeki dalgacı ifade, tıknaz görünümü ve pek ağırlığı olmayan varlığıyla koruyucu bir gergedandan ziyade bekçi köpeğine benziyor.’’

    --dümdüz bir gergedan yüzü işte. yüzünde dalgacı ifade gören katalog yazarı fazla alıngan galiba.

    24-carsten höller-gergedan
    ‘’carsten höller sanatsal pratiğinde çoğunlukla, kendi deyişiyle ‘’hafiften bir kafa karışıklığı ya da en geniş anlamıyla halüsinasyonlar yaratmaya’’ çalışır. gergedan sanatçının bu niyetine uygun düşen bir örnektir. hem uyuyan hem de uyanık olan bu tuhaf yaratık, tüm o sıcacık, kucağa alınası, oyuncağımsı görümüne rağmen, belli bir tedirginlik duygusu uyandırır.’’

    neyse efendim buraya kadar okuduysanız size bir bonus. eğer giderseniz merkezdeki kuzguncuk balıkçısında bir balık çorbası için. enfesti.

    edit:

    22/10/2017 tarihinde sergiye bir grup saldırıda bulunmuş. burada değildim. burda değilken türkiye haberleri detoksuna girerim:) neyse saldırıyı yapan kişiler ‘’laiklik bu mu? “bu memleket sizin yüzünüzden bu hale geldi” ve “burada bunlar sergilenemez”diyerek abdülmecid efendi’nin namaz kıldığı sözde minberde çıplak heykel olamaz diye saldırıda bulunmuşlar.

    bak kardeşim öfke güzeldir.bende öfkeyi severim.insanın ot gibi yaşamadığına,hisleri olduğuna delalet görürüm ama lüzumunda ve derecesinde. soba içindeki heykele değilde; mesela ensar vakfına sormalıydın tecavüzcüyü nasıl alim diye çocukların başına yıllarca koydunuz diye, yada süleymancılara hesap sormalıydın yurtlarında yanan 11 gariban çocuk,1 eğitmenin yanarak can vermesini.. vs. senden olanın yaptığı hataları görmezden gelmek yerine eleştirebilseydin, eleştirebilinseydi işte o zaman memleket bu hale gelmezdi. işte o zaman tepkin bana samimi gelirdi.

    hakkını yemeyeyim çok doğru bir soru sormuşsun. laiklik bu mudur? bende sürekli soruyorum gidişata bakınca laiklik bu mu diye? ama zaten laikliğin olmadığını, devlet işlerinin sunni islam üzerinden yürüdüğünü sende biliyorsundur ve bundan hoşnutsundur. biz sanat akımlarına göre yönetilmediğimiz için sergi basıp doğru soruyu, yanlış yerde harcamışsın:) neyse derdinin bu olmadığını,bu soruyla vermek istediğin mesajı aldık. laiklik islama karşı.. ne yeni bir replik, algı, kavram,.. duyunca bakış açımda çığır açıldı,ufkum genişledi. birden beynin %100’ünü kullanmış gibi aydınlandım, sanki bir çağı kapatıp bir çağ açtım, rönesansımı yaşadım resmen...valla bıktım bu bitmek bilmeyen mazlum edebiyatından.

    neyse minber sanılanın soba olduğu ortaya çıktıktan sonra tepki, o odanın abdülmecid’in namaz kıldığı, dua okuduğu oda olması sebebiyle olduğunu iddia edenler var. benim merak ettiğim mesela yeni bir eve taşınacaksınız. önceki ev sahibine namazı nerde kılıyordun?duanı nerede okuyorsun. bileyim de ona göre o odayı yatak odası yapmayayım, günaha girmeyeyim diye sorup, buna göre mi eve yerleşiyorsunuz? ne zaman namaz kılınan oda kutsal oldu? eee o zaman bu yüksek telden öfkenin lüzumu ne?

    isteyen istediğine inansın.ister ağaca,ister tanrıya,ister satürne..benim diğer merak ettiğim şey kutsal saydığımız şeyleri hiç düşündünüz mü? kutsallaştırılan şeyler ve doğruluğu, gelenek-görenekle bağı fln uzun mevzu ama hiç düşündünüz mü? ayrıca saygısızlık çizgisi nerde başlar? kişinin algısı ve karakterine göre değişen bir şey midir? sizin algınıza göre de çevreniz hareket olarak şekillenmek zorunda mıdır? çevrenizdekilerin hareket özgürlüğüne saygınız ne olur bu durumda peki?
  • melih fereli ve károly aliotti küratörlüğünde gerçekleşen sergi. adını şu ayetlerden alır:
    "dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır."
    matta 7:7-8
  • hem ömer koça, hem de 2026'ya kadar bienale sponsor olduğu için koç grubuna destek için bir doktor, bir de mühendis spiritüel konulara olan fütüristik göndermeleri beğenmek, imgelemsel devinimler arasında gidip gelmek için gittik, dolaştık.

    birimizin elinde cevaplar -katalog-, diğerinin dilinde sence burada ne demek istemiş sorusu dolandık durduk. hiç birini tutturamadık, cevaplarını bildiklerimizi de anlamlandıramadık.

    patricia piccinini ve aygır bizim için ayrı anlamlara sahip olsa da, görece türkiyenin iyi okullarında okumaya çalışmış, kitap okuyan, film izleyen, müze gezen iki insanın nasıl bu kadar sanattan uzak kalabildiğini anlayamadık. bazen aramızda oynadığımız karşı masadakiler ne konuşuyor oyununda bile daha başarılıyız.

    o kadar münazara boşa o ilkokullarda, sanat kesinlikle sanat için. bunu anlayan bir iki grup var, birbirleri için yapıp, yorumlayıp eğleşiyorlar. biz halk da öküzün trene baktığı gibi işte. her şeyi cetvelle çizdirdi bizim manyak babalar ondan mı gelişmedi bu hayal gücü, ondan mı kazanamadık o derinliği bilmem. biraz sanat tarihi okumaya karar verdim. başını kaçırdık herhalde. yoksa sanat. yoksa fallik obje. yoksa regresif içtepiler tabi ki.
  • bu son sergi gununde gitmeyi aklindan gecirip de arada kalanlara gitmelerini tavsiye edecegim cagdas sanatlar sergisidir.

    her bir eserigezerken uzun uzun baktim, dunyalarina girmeye calistim kendimce cok da guzel anlamlar cikardim ama ustteki yazar arkadasin da dedigi gibi katalogla karsilastirinca cok uzak dustugumu anladim. lakin bir nesne uzerinden farkli dusunce boyutlarina gecmeyi ve uzunca bir suredir yapmayi unuttugum anlamaya calisma eylemini gerceklestirmeme firsat verdigi icin sanatciyla farkli kapilara ciksam da cok mutlu ayrildim koskten. kosk demisken sanat sergisi ile hic alakaniz yoksa bile sadece kosku gormeye bile gidebilirsiniz. kendi basina donemin mimari ozelliklerini yansitan ve gunumuze korunarak gelmis olan nadide bir eser.

    beni en cok etkileyen 14 ve 15 numarali eserler olan birinci katin hemen girisindeki otoportre ve erkek nu model oldu. ben ilk bakista adem ile havvanin tasvir edildigi izlenimine varsamda sonrasinda cok farkli yerlere gittim. yuzu kan ve morluk icinde olan otoportrede annelerimiz kusagi siddet goren, buyuk problemler ceken kadinlari goruruken tam karsisindaki nu erkek modelde o gordugu siddet dogrultusunda refleks olarak tam aksi karakterde buyuttukleri feminen erkek evlatlarini gordum. belki de katalogda da “birbirlerinin onunde dururken sanki zamana karsi sessiz bir dayanisma icindedir ya da belki de anlatilamaz bir seyi paylasmaktadir” ifadeleriyle kuratorler de bu ana ogul iliskisini yansitmislardir kim bilir.

    binaenaleyh omer koc ve bu eserleri ortaya cikaran sanatcilar arasindaki sicak bagi hissettikce sunu anladim ki; sanat, sadece belirli bir kesimin iletisimine yarayan nadide bir dil iken bizim gibi sesini sadece uzaklardan isitebilen kimseler icin ilgi cekici bir sehir efsanesi.
  • incilde geçen bilgece bir söz.