şükela:  tümü | bugün
  • abd'nin merkez bankasını fonlayıp, tl değerini yüksek göstermesi. bu süre içinde başımıza diktiği hükümeti de bu yolla şirin gösterip devamını sağlamasıdır.

    günü geldiğinde abd emanete koyduğu parayı geri çekip tl balonu söndürmesiyle foyası meydana çıkar. işte bu tür dümenlerin döndüğü sistem kapitalist sistemdir. parayı koyan kuralları da koyar.
  • eveeeet, kapitalizme başka bir açıdan bakacağım bugün ancak ilk önce tanımını yapmak istiyorum. kapitalizm nedir?

    üretim araçlarının büyük bir bölümünün kişisel aktörlere ait olduğu ve bu kişilerce işletildiği, aktivitelerin büyük bir kısmının kar amacı güttüğü, dengenin serbestçe belirlendiği ekonomi sistemidir. bu kişilerce yönetilen devletlerin politikaları sonucu emperyalizm doğmuştur.

    sanayi devrimi ile dönemin güçlü ülkeleri hammadde, işçi ve pazar arayışına girmiş, sömürgecilik ve kölelik yaygınlaşmıştır. bu yüksek hakimiyet ve zenginlik isteği, iki dünya savaşı görmemize ve bir sürü insanın hayatlarını kaybetmesinde ana etken olmuştu. ve bunun henüz sona ermiş olduğunu söylemek çok güç.

    günümüzde afrika’da büyük bir kıtlık olduğunun hepimiz farkındayız. buna karşı bir şeyler yapılıyor mu? biraz, ama yeterli değil. faaliyetleri dolayısıyla sömürgeci olarak nitelendirdiğim birkaç ülke afrika’da maden toplama amaçlı çalışmalarını yürütüyor. bu çıkarılan madenlerin çok küçük bir miktarı bile bu kıtlığı çözülebilir ama bu durum için bir çaba yok.

    kapitalizmin, doğurduğu sonuçlarla var olan nesli devam ettirmekte bir miktar başarılı olduğunu dile getirebiliriz ancak bizimle ilgili en büyük şeyi zedelediğinin farkında değiliz aslında: insan olmak. robin sharma’nın dediği gibi, “insanlık öyle ilerledi ki, artık görülmüyor.”. bizler bir başkalarını ezerek yükseldiğimiz, duygusuz, vicdansız ve empatiden yoksun bir biçimde insanlığımızı sürdürmek istiyor muyuz gerçekten?
  • insanın içindeki en temel ve hayvani güdülerden biri olan diğer insanları ezme ve onlara üstünlük kurma güdüsüne oynayan sistem.

    bu güdülenme, çoğu insan için asla bitmediğinden, sistemin yakıtı da sonsuzdur diyebiliriz basitçe. sen 10 paraya ev aldığında ahmet veya mehmet 15 paraya daha büyük ve ihtişamlı bir ev aldığında senin beyninin karanlık dehlizlerindeki hayvani ve evrilmemiş yan, beni enterese etmez, elimdekiyle mutluyum diye düşünmez. ben de daha iyisine, daha büyüğüne, daha güzeline ulaşmalıyım diye güdülenir.

    bu doğrultuda köpek gibi çalışarak hayatından vereceklerini, katlanacağın ve yutmak zorunda kalacağın patron kaprislerini, kendini kısıtlayarak çekeceğin sıkıntıları düşünmez. önemli olan sadece diğerini geçmek, üstünlük kurmaktır. bu bir ev, araba, giysi, aksesuar vb bilimum şey olabilir, kapitalizmin oyuncakları bitmez, bu oyuncakların üretiminde çalışan aynı kafayla güdülenmiş insan kaynağı da. sen varını yoğunu harcarken kasa hep kazanır.
  • büyük sermaye tedirgin: nasıl? niçin? - korkut boratav

    yazıda geçen diğer yazıların bağlantıları:
    responsible capitalism requires new standards
    the year capitalism went cuddly
    ayrıca (bkz: #99595265).

    paydaş kapitalizmi (stakeholder theory) fikri ilk duyuşta kulağa güzel geliyor olsa da; the circle filmindeki gibi kâr odağından toplum mühendisliği odağına kaymış şirketokrasi, bugün de yaptığı gibi, kendi menfaâtleri doğrultusunda dikte ettiği liberal dünya değerlerini, yeni dünya düzenini (emin olun; bu dünyanın sınırları sistemi tasarlayanların hayal gücüyle sınırlı olacaktır ve bunu olumlu mânâda söylemiyorum.) bütün insanlığa dayatarak onların yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanabilme şartını da bu değerlerin kabulüne endeksleme cüretini gösterip, bir de bunu toplumun iyiliği için diye lanse ederek bir çevre baskısı kılıfıyla sunupta, kontrol edilmek istemeyenleri de şeytanlaştırma ve bütün katmanlarıyla toplumun dışına itme yoluna başvururlarsa, şu anki başkaldırı gücüne sahip durumumuzu bile mumla arayacağımızı söylemek yanlış olmaz. ve bize yukarıdan aşağı doğru “lütfedilen” çözümlerin, bizim şu anki görece özgür yaşantımızı iyileştirmek bir yana daha da kötüleştireceğine inanmak için iyi sebeplerimiz var.

    fabian* sosyalizmi (temsilcisi ingiliz işçi partisidir. ve şu “blair'cı çizgi”nin (blatcherism) ne olduğunu john gray, kara ayin kitabında (s. 118'den itibaren) güzel özetliyor.) ile neoliberal kapitalizm arasında yalnızca matthew effect ile şekillenmiş -somehow- meritokrasi farkı vardır. şimdi bu orta ve orta-üst sınıfları da aradan çıkarıp kontrolü tamamen kendi ellerine almak istiyorlar. kontrolün bütün bireylere eşit bir şekilde dağıtılacağı âdil bir düzeni müjdeleyecekler, bireylerin bütün yaşamsal fonksiyonlarını kontrol ederlerken. bu aralar equilibrium filmi aklımdan çıkmıyor. *

    not: yine de her şeyi bilemem, ben ne kâinim ne de bu konularda yetkin. ben yalnızca yolumu bulmaya çalışan bir insanım. ama neyi istemediğimi ve bozuk temelden sağlam bir bina çıkmayacağını az çok biliyorum.

    edit:
    stakeholder capitalism in davos
    “büyük şirketler, toplumun mütevellileri (trustees of society) ve günümüzün sosyal ve çevresel sorunlarını çözmede ana güç olmalıdırlar.”
    (bkz: larry fink/@pseudologia fantastica)

    davos manifesto 2020

    “bir teklif gerçek olamayacak kadar iyiyse, muhtemelen gerçek değildir.”
    charles bukowski
  • bir yazı/paylaşım görmüştüm, "65 yaşından sonra rahat yaşamak için 65 yıl çalıştıran sistem" gibi bir şeydi.

    malum tarih; avcı toplayıcıydık, yerleştik, ürettik, değiş tokuş yaptık, iş bölümü yapıp daha büyük-daha güçlü işler başardık. bir de bu başarıları ve teknikleri sonraki nesillere aktarmanın yolunu bulup (yazı vs) kartopu gibi büyüyen bir bilgi ve üretimin sarmalının içine düştük. bu kartopu ile ilişkimiz her zaman "insanların" faydasına gibi görüldü, hala da öyle görülüyor. fakat sanırım o kadar uzun süre önce bir noktada durup fayda-zarar değerlendirmesi yapmayı bıraktık ki artık böyle bir sorgulamanın yapılabileceğini bile düşünemez olduk. kabul ettik, bizim için, bizim-insanlığın iyiliği için bu kartopu büyüyerek yuvarlanmaya devam etmeli. x=x+1 sürmeli.

    sınırlı kaynakların bitmesi tehlikelerine karşı en uçuk formülleri yine bu kartopunu büyütmek için değerlendirmenin yollarını arıyoruz. hatta kendimiz için yarattığımız bu kartopunun bizden uzakta olan diğer insanları ve etrafımızdaki diğer canlıları yutmasına göz yumuyoruz. ölüm gibi, olduğunu biliyoruz ama görmezden geliyoruz, kendimizi kandırıyoruz.

    yaşam süresi verdi bize bu kartopu. 30-40 yıl yerine 70 80 yıl yaşar olduk, hatta hedef çok daha fazlası, 120-150 belki 200 her neyse... doğadaki acıların büyük bir kısmından soyutlanmamızı sağladı, yakınlarımızın en ufak bir aksaklıkta ölmesini, sürünmesini; bir annenin zayıf doğan çocuğunu geride bırakmasını engelledi. en ufak çıkar çatışmalarında ölümcül dövüşlerden uzaklaştık. doğa olaylarına karşı neredeyse dokunulmaz olduk. yetiştireceğimiz meyvenin olgun halini beklerken onu yemenin hayalinden, elde etme olasılığımız imkansıza yakın boyutlarda hayallerle gönül eğler olduk. zaman sattı, hayal sattı, aşina olduğumuz "kendi" acılarımızı azalttı * bu kartopu bizim.

    tüm doğanın yaşadığı acılar ve mutluluklarla dolu yaşamı ve bizim için 30-40 yıl süreyi verip, kendimize özel şekilde, diğer tüm doğal yaşamları sömürerek, nadir rastlanan mutluluk ve anlamsız işler peşinde, kendimizden uzak, fizikselden öte psikolojik acılar içinde 80-90 yılları aldık. "65 yaşından sonra rahat yaşamak için 65 yıl çalıştıran sistem"den de beteri yani.

    gerçekten bu ticarete gerek var mıydı? ya da ne kadarına gerek vardı? ölmemeyi bu kadar çok mu istiyoruz? gerçekten bir televizyona ihtiyacımız var mıydı? bu kadar "bilgiye" kartopunun değil, gerçekten "bizim" ihtiyacımız var mıydı? ne yapacağız bu kadar bilgiyle? örneğin ben neden bir deprem izolatörünün çalışma prensibini biliyorum? problemi yaratmasaydık*, böyle bir bilgi ne işe yarardı? ve bu bilgiyi edinmem için geçen süreyi, soğuktan korunmak için odun kırmakla harcasaydım mesela nasıl olurdu?

    "acısı da mutluluğu da saf, doğal kalsaydı hayat nasıl olurdu?" bu halinden beter olur muydu?
    neden sormaktan bile korku-tulu-yoruz? ve bunun farkında dahi değilşiz? dinler, devletler, kültürler, adet-gelenek-görenekler... x=x+1

    bu x=x+1 sonsuz kapitalizm döngüsünü kartopu değil de biz yönetmeye kalkıştığımız günler gelir mi acaba?
  • bana göre insanlığın en aşağılık sistemlerinden biridir ama günümüz dünyasında da hakim olan sistemdir.
    özellikle bilgi çağı ile büyük bir değişim içine girmiştir. burdaki tartışmaların biraz eski bakış açısı içinde devam ettiğini görüyorum.
    eğer bu sistem içinde hayatta kalıp daha fazla refaha kavuşmak istiyorsak daha farklı bir ufuktan kendisini incelememiz daha iyi olacaktır.

    kapital dendiğinde çoğumuzun aklına para gelmekte. doğru kapitalizmde halen para oldukça önemli ama eskisi kadar değil. artık daha önemli olanı information(bilgi, yetenek, eğitim vs...) ve networking(çevre).

    hepsinden önemlisi networking. telefon rehberinizi açtığınızda maddi, siyasi veya geniş çevresi olan kaç insana ulaştığınız para ve informasyondan daha önemli konuma geldi.
    çünkü çevre olursa iş yapabilme imkanınız artar, kaynaklara ulaşım sansınız artar, informasyonunuz, yeteneğiniz olmasa dahi ona ulaşıp satın alma veya kiralama şansınız artar.

    sadece yetenek ve bilgi sahip olup birşey üretseniz dahi çevre olmadan onu satıp pazarlayamazsınız, girişiminizi finanse etmeniz zorlaşır vs vs...

    hep bill gates örnek verilir. bill gatesi warren buffetla tanıştıran gates annesi idi. sizi böyle bir adamla tanıştıracak anneniz babanız var mı?
    geleceginizi kestirmek aslında olası. eğer çevrenizin ekonomik, siyasi ve diğer çevrelere sizi taşıyacak gücü varsa kapitalist sistemde iyi yerlere geleceksiniz. yoksa muhtemelen en iyi ihtimalle çalışkan bir işçi olup yuvarlanıp gideceksiniz....

    zaten son araştırmalar da benzer istatistikler ortaya koyuyor.
  • ne kadar acı mağara insanları günümüz insanlarından özgürdü.avı avlar emeğinin %100 karşılığını alır,karısının çocuklarının karnını doyururdu.

    şimdi ise yüz avlık çalışıyoruz 99 u patrona gidiyor.
  • hakkında yapılan veriye dayalı sistematik ve bilimsel eleştrilere akp'li bakan mantığıyla cevap verilen olaydır.
    geçmişe gitmek.
    2000 den önce kaç telefon vardı şimdi kaç çep telefonu var. başarı akpnin.
    2000 den önce fiber yoktu şimdi var başarı akpnin başarısı...
    2000 den once 5g yoktu şimdi geliyor yine başarı akpnin....

    bu kafayla hepsi çözülür. 14.yy da anadolu yasasan yahu biz neden serfsiz bu topraklarda çalışıyoruz desen olur mu bundan önce kölelik vardı bak şimdi evin var diye savulunur. köle olsan olur mu bundan önce vahşi hayvanlarla savaşıp ölüyorduk şimdi en azından kırbaç var....

    bu nasıl bir kafadır. bu nasıl bir mantıktır. :)
  • insan vicdanının bile şirketler tarafından yönlendirildiği iktisadi sistem.
    mesela kapitalist hollywood yapımı filmlerinden rambo izleyip amerikan işgalini haklı görebiliyorsan vicdanın aslında senin elinde değil.
  • meşhur "insan doğası" tartışmaları arasında hakkında garip savunular yapılan ekonomik sistemdir.

    "insan doğası" tartışmaları hem bilimsel hem de felsefi açıdan zaten sorunlu bir tartışma. çünkü çeşitli "özcü" savunuları da beraberinde getiriyor. buna rağmen -eğer- insan doğası tabirinde ısrar edeceksek, insanlığın tarihine bakmak gerekiyor. en son birkaç yıl önce fas'ta bulunan homo sapiens kalıntıları itibariyle insanoğlunun kökleri 300 bin yıl önceye tarihlendirildi. daha önce uzun bir süre 200 bin yıllık bir geçmişten bahsediliyordu.

    kapitalizm ise henüz birkaç asırlık bir ekonomik sistem. insanlık tarihi ise 300 bin yıl önceye uzanıyor. kapitalist dönem, insanlık tarihine kıyasla sadece göz açıp kapayınca kadar geçen bir süreç olarak kalıyor. ve siz bu son birkaç asırlık süreci "insan doğasına en uygun ekonomik sistem" olarak satmaya kalkıyorsunuz! üstelik kapitalist sistemle birlikte ortaya çıkan gözle görülür vahşeti, insanın ve doğanın sömürüsüne dayanan bu barbarlığı ideolojik olarak "liberalizm" adıyla sunuyorsunuz.