şükela:  tümü | bugün
  • "...emperyalizm, lenin'in deyimiyle bir 'aşama'dır da. bir dizi 'olumsuz' sonuçlarına rağmen, tüm dünyayı bir ekonomik bütünlük haline getirme gibi tarihi bir 'olumlu'luğu da vardı. onun 'olumsuz'luğu, tarihi 'olumlu'luğunu, kendi hareketi içinde 'enternasyonalizm'in objektif temeli haline getiren sosyalist siyasal mücadele içinde yok edilir ancak.

    emperyalizm bir üretim biçiminin, kapitalizmin üst aşamasıdır. bunun içindir ki, bir üretim biçimi olarak kavranması ve duyulan tepkinin buna göre biçimlenmesi gerekir. kapitalizme karşı olmadan emperyalizme karşı olmak anlaşılır şey değildir. bu en azından marksistler için ayırdedici kuraldır.

    görülüyor ki, geri bıraktırılmış ülkelerde geniş yığınların 'anti-emperyalizm'i ancak etkili bir işçi sınıfı hareketinin, onun partisinin önderliği sıkı sıkıya tutması halinde olumlu bir raya oturtulabilir. kore, vietnam ve çin devrimlerinde bu sağlanabilmiştir. ama sorun bununla bitmez. sosyalizme geçiş sürecinin bir dizi zigzagları arasında aynı sınıfsal değerler, ölçüler ve en önemlisi marksist yaklaşım sürdürülemezse kaymanın nereye varacağı, nerede duracağı belli olmaz. şu veya bu nedenle, şu veya bu sürecin sonunda tanımladığımız kendiliğinden 'anti-emperyalizm'e kapılan, ona tabi olan bir hareket, bu anlayışın toplumsal ufkuna, bu sınırlı ufka baş eğer.

    böylece içinde marksist terminolojinin kavramlarının tamamen değişik bir anlamla kullanıldığı bir anlayışın çemberi kurulur. bu anlayış yalnızca bu özel diliyle değil, teslim olduğu koşulların basit, alışılmış mantığını benimsemesiyle de kendini gösterir."

    [ö. laçiner, birikim, aralık 1975, sayı 10]
  • bir adet ulusalcı yaklaşımı, aslında çok büyük bir analiz hatası, belki de tarihten bihaberlik?
    onlara göre her kötülüğün sebebi emperyalizmdir, (ah, bir de ve dış mihraklar!) ancak kapitalizm sözü genelde sarfedilmez, kapitalizme ciddi bir eleştiri getirilmez. onlar da dillerine doladıkları emperyalizm lafı sayesinde kendilerini solcu zannederler. tam da bu yüzden, kendilerini tanımlarken "ulusal sol" derler, çünkü "sosyalist" kelimesi de tıpkı "kapitalizm" gibi dil yakar!
  • tarihte ornegine bolca rastlanmistir. ozellikle ulusal/bolgesel bir burjuvazi (genellikle eski bir devlet veya imparatorluk artigi bir askeri/sivil burokrasi ile beraber) bir ulus-devlet kurmaya calisiyorsa bu tavri benimser. kemalist devrimin belirleyici ozelliklerinden biri de budur bir yerde.
  • yerli kapitalistin iç sömürüsünü veya uluslararası/yabancı ekonomik güçlerin onlar aracılığı ile ülkede at koşturmasını, askeri işgalle desteklenmiş bir emperyalizme tercih etmektir. tercih ve taktik meselesi diye takdim de edilebilir, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek de olabilir, bilemedim şimdi...
  • (bkz: milli demokratik devrim)
    (bkz: sosyalist devrim)

    (edit: verdiğim linklere baktım da, biraz manasız olmuş yeterli bilgi verilmediği için. mdd 60ların ikinci yarısından itibaren şu tezi savunuyordu: sosyalist devrime geçiş yapabilmek için öncelikle ülkenin burjuva devrimini tamamlaması gerekmekteydi. bunun için ülke emperyalizmin kıskacından kurtarılmalıydı. bunun sağlanması içinse bir ulusal cephe kurulmalı, sadece işçi sınıfına yaslanmamalı, burjuvazinin komprador olmayanı, yani yabancı tekellerle işbirliği içinde olmayanıyla da bir araya gelinmeliydi. bu anti-emperyalist cephe kurulduktan ve emperyalizme bağımlı türkiye bağımsızlığına kavuştuktan sonra sosyalist bir devrim için gerekli şartlar oluşacaktı. sosyalist devrimciler ise türkiye işçi partisi ve mehmet ali aybar çevresinde konuşlanmıştı. buna göre bir devrim olacaksa ancak bir işçi partisinin önderliğinde olabilirdi, çünkü türkiye'de burjuvazi gelişimini tamamlamış ve çoktandır yabancı sermayeyle işbirliği halindeydi. şu halde türkiye'de devrim ulusal, ayrıcalıklı ayrıcalıksız tüm sınıfların bir cephede birleştiği, volksgemeinschaftvari bir cephenin değil, işçi sınıfının, ezilmişlerin devrimi olmalıydı. doğan avcıoğlu ve çevresi tip'i devrimin yolunu tıkamakla, hareketi bölmekle suçluyordu. önce -yanlış hatırlamıyorsam 1970deki- 15 ve 16 hazirandaki toplu grevler ve beraberinde gelen olaylar, sonra da 71deki darbe denemesinin çuvallaması doğan avcıoğlu'nu ve ulusal cephesini geri teptirdi. ömer laçiner'in '75 tarihli yazısı bu ideolojik kamplaşmalara binaen yazılmış görünüyor.)
  • eğer kapitalizm'le sorunu yoksa kişinin, olabilir tabii, neden olmasın. lâkin kendisinin marksist olduğunu iddia ediyorsa bir kişi ve "önce emperyalist mücadeleyle dış mihrakları defedelim, ardından kapitalizmi hallederiz" diyorsa -ki evet, diyenler var bunu: (bkz: ulusalcılık)- , lâfı çok da uzatmaya gerek yoktur: halt etmiştir*
  • bunun, aşamalı devrim modellerine ve bu doğrultuda geniş/ulusal/millici cephe politikalarına sarılan komünist hareketlere de atfedebileceğimiz bir özellik olduğunu söyleyebiliriz. arap komünizminin geride bıraktığımız yüzyılın ortasındaki dönem boyunca bütünüyle sscb güdümünde şekillenen manevra sahasında, bu anti-emperyalist/'bağımsızlıkçı' cepheler komünist hareketleri içinde eritmeyi başarmışlardır. buna ek olarak, bağlamından koparılmış bir anti-emperyalizm, kemalizm ve üçüncü dünyacı söylem ile göbek bağını kesememiş olan türkiye komünist hareketinin de, tarihi boyunca yapmış olduğu çeşitli salınımların kimi noktalarında uğradığı bir limandır.
  • efendim, gayet de olabilir birseydir bu, oncelikle bunu soyleyeyim. boyle dusunen kisi ve kurumlari kendi radikal arkaik solcu deger yargilariyla yorumlayip; kotu niyetli, sermayenin kopegi, seref yoksunu (bakin serefsiz demiyorum*) diyerek carmiha germeden evvel kapitalizmin, yani serbest piyasa ekonomisinin savunulamayacak hicbir yonu olmayacak kadar serrefsiz bir iktisadi duzen olduguna olan bagnazca inanci az gevsetmek lazim. burada simdilik duralim.

    emperyalizm, leninist algilamaya gore, kapitalizmin nihai asamasi olarak gorulur. bu emperyalizmin tanimlarindan biridir. fakat emperyalizmi tanimlamak sadece marksistlerin tekelinde olmadigi gibi, emperyalizmi, askeri mudahale yoluyla guc kullanarak bir ulke topragini isgal etme politikasi olarak savunan dunya kadar sosyal bilimci vardir. bendeniz de, nacizane bu sosyal bilimcilere istirak etmekteyim. (direkt seref yoksunu olduk* iyi mi?)

    tarihten ornek verelim. osmanli imparatorlugu mesela. iceride serbest piyasanin hukum surdugu bir iktisadi duzen mi var? hayir. nereden biliyoruz peki? yahu osmanli'da 19. yuzyila kadar ne ozel mulkiyet haklari, ne piyasa, ne de kapital var. yer gok hanedana ait. bir kere, ticari mutesebbisligin pis is olarak goruldugu bir memlekette hangi kapitalizmden sozedeceksin? e peki, askeri mudahalecilik, fetih politikasi var mi, var. ordulari saga sola salip muhtelif ulkelerin topraklarini isgal ediyor musun? buna da evet. osmanli'nin son zamanlarina kadar memlekette fethedilen ulkeyi 'somurecek' bir sermaye kurulusu, allahsiz kapitalisti var mi peki? yok. oyleyse, osmanli emperyalisttir, fekat kapitalist degildir. bu, bir.

    bir baska carpici ornek, 17. yuzyil hollanda'si. burada da kapitalist olup, emperyalist olmamak gibi bir durum mevzu bahis. malumunuz hollanda, ingiltere oncesi dunya uluslararasi ticaretinin en buyuk gucu idi. bu gucunu de, ispanya ya da portekiz gibi askeri mudahalecilik, emperyalizm gibi politikalar guden deniz asiri kesif ulkelerinin aksine, kesfettigi ulkelerle siyasi ya da askeri degil sadece ekonomik iliskiler kurmasindan almistir. dunyanin ilk cokuluslu sirketi olan, east india company, japonya ile ticaret yapmistir (somuruu) fekat hollanda askeri birlikleri gidelim japonya'ya asker cikaralim, cekikgozun gozune verelim topu, tufegi, agir sanayi hamlesini dememistir. oyleyse, su sonuca varmak cok kolay, hollanda, kapitalist bir ulkedir, ancak emperyalist filan degildir. alakasi yoktur. bu da, iki.

    son ornek, sscb, kabak gibi kolektivist bir huviyet tasiyan iktisadi ve siyasi bir duzenin hukum surdugu bir memleketti, yani kapitalizmle alakasi yoktu, hatta dusmaniydi malumunuz. peki orta ve dogu avrupada isgalden isgale kosan, kafkasya'ya asker cikaran sovyetler degil de dedem miydi? aa pardon. dogru ya, sovyetler isgal ettikleri ulkelere ihrac ettikleri anti-demokratik, anti-ozgurlukcu kati kolektivist rejim dahilinde esitlik, ozgurluk, kardeslik, duzen, nizam, mutluluk ve huzur goturuyor, ilhak ettikleri ulkelerde bir sevgi seli olup akiyordu degil mi? tuh... bak burada yanilmisiz. halbuki arkaik solcu kardeslerimizin coskulu sovyet hayranliklarini anlamaliydik zamaninda. rejim iyiydi de yonetenler kotuydu, di mi? hatta almanya kaybedince biz de kaybetmistik bir aralar... bu da uc olsun, hadi.

    netice-i kelam, 12 eylul oncesinin devrimci solunun ortaya koydugu fikirler, mutlak ve tartisilmasi bile teklif edilemeyecek dogrular degildir. madalyonun bir de obur yuzu vardir. obur tarafi, bastan omurgasiz, serefsiz, satilmis ilan edip; omer laciner'in 1975 senesinde, simdiki gibi ozgurlukculukle, demokratlikla, sivil toplumculukla alakasinin dahi olmadigi yillarda, lenin'den alintiladigi sozleri kur'an-i kerim ayetleri gibi kelamullah bellemek acik acik soyluyorum bagnazliktan baska birsey degildir.

    oyleyken, boyle.
  • iran gibi ülkeleri bu tesbite örnek gösterebilir miyiz, küçük bir düzeltme ile gayet tabi olabilir; kapitalizme karşı olmadan batı emperyalizmine karşı olmak. bu arada, tesbitimizin bilimsel dürüstlüğünü korumak için; batı emperyalizmine karşı olup, doğu emperyalizmini -yada daha uygun tabi ile kendi emperyalizmini- desteklemek kısmını da eklememiz gerekiyor. bir emperyalizmden diğerine, hangisini tercih ediyorsanız, insanoğlu arasındaki ilişkiler hep güç üzerinden dönüyor; yazık.
  • "11 eylül'de pentagon ve dünya ticaret merkezi'nin vurulmasının ardından abd'nin afganistan'a saldırısından bir yıl sonra, 2002'de yayınlanan makalesinde, john bellamy foster şöyle yazıyordu: '20. yüzyıl boyunca emperyalizm kavramı, kapitalist dünyanın yönetici çevrelerinde, kabul edilebilir politik söylem alanının dışında düşünüldü. emperyalizme referans her zaman yazarın politik yelpazenin sol tarafında olduğunun bir göstergesiydi. bugün birdenbire bu kural değişmiştir. birleşik devletler entelektüelleri ve politik eliti, 'emperyalist' veya 'neo-emperyalist' misyonları açık bir şekilde sıcaklıkla kucaklamaktadır.' 1970'lerde, üstelik vietnam savaşı sürerken 'kibar akademisyenlerin bilim-dışı bulduğu' emperyalizm kavramının şimdi düzen söylemi içinde tamamen kullanılabilir bir terim olması için gereken şey, foster'a göre, onun ekonomik hiyerarşi ve sömürü konseptinden kurtulması, kapitalizm ile ilişkisinin kesilmesidir."

    [b. erdost, anti-emperyalizm neyi örter?, devrim yolunda kurtuluş / eylül 2007, sayı 2]